Tekil Mesaj gösterimi
cansın
cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
Teşekkür (Aldı):
Ticaret:
(0) %
06-11-2009 21:54
#2
Olumsuz Değer Yaşantısı - 2
Karşı koyanı olmadıkça Tanrı'nın bir yanı eksik geliyor bana. (Lukianos) (Prometheus Kafkasyada) - (Albert Camus)

Çağımızın bir filozof ve ahlâkçısının sözlerinde de böyle bir prometik tutuma tanık olmaktayız.

Eğer ben, ahlâki varlık olarak neyin iyi olduğunu ve ne yapmam gerektiğini apaçık biliyorsam dünyanın temel (ilk) nedeni beni hangi konuda aydınlatır. Bir ilk neden (bir yaratıcı) var olup da benim iyi diye kabul ettiğim şeyle uyuşması gerekiyorsa, benim dostum sayılırdı; benim ki ile uyuşmuyorsa, bu dünyanın bir varlığı olan beni ve amaçlarımı parçalasa bile, ona tükürmek isterim.

Bu sövmeye varan sözlerle haddini ortaya koyan iç tutum, çağımızın büyük bir ahlâkçısı (Nicolai Hartmann) tarafından kusursuz bir kuram olarak geliştirilmiştir. Ona göre ‘’ ahlâki olan ‘’ ın niteliğinden zorunlu bir sonuç olarak Ateizm çıkar. Aksi halde dünyayı düzenleyen bir aklın (bir tin’in) ve bununla birlikte bir dünya teleolojisinin (amaca göre belirlenmişliğin) kabulü, etiğin yok olması anlamına gelir.

En tutarlı bir biçimde Panteizm tarafından izlenmiş bu bakış açısı, etik için yıkıcı bir şeydir.

Çünkü bu bakış açısı ile insan, bütün sorumluluk ve yükümlülüklerden kurtulur; böylece de ahlâki değerlerin taşıyıcısı olmaktan çıkar. Onun ahlâki kişiliği ortadan kaldırılır, kişiliği yok edilir, diğer varlıklarla aynı düzeye getirilir. Zira tümüyle belirlenmiş bir dünyada artık ahlâki bir varlık, sorumlu bir varlık asla düşünülemez. Bu durum karşısında

Ya doğanın ve tümüyle varlığın teleolojisinin ya da insanın teleolojisinin seçilmesi zorunludur.

Şimdi, görüldüğü üzere, seçeneğin bir yanında bir teori, öbür yanında ise insanın ahlâki bilincinin (kişilik, özgürlük ve sorumluluk bilincinin) varlığı olgusu, bunu duyumsaması olgusu bulunmaktadır. Hartmann’a, göre, bir hayalperest için kuram daha önemli olabilir, fakat bir düşünür için herhalde olgu (fenomen) ağır basacaktır; o, teleolojik ****fiziği etik olgunun yararına feda edecektir. Böyle olunca da olayları önceden görme ve onları belirlemenin yalnızca insanın işi olduğu sonucuna varılacak, daha açık bir anlatımla insana, önceden görme ve belirleme gibi Tanrısal nitelikler, Tanrısal güç yüklenmiş olacaktır.

Ahlâkı kurtarmaya çalışan bu görüşte Ateizm bir postula olarak kabul edilmiş olduğu söylenmektedir. Buna göre, Hartmann’ın deyimlerinde anlatılmak istenen şudur: Belki teorik anlamda dünyanın temeli (ens a se) (kendiliğinden var olan, ilk neden) gibi bir şey olabilir. Fakat kesindir ki, buna ilişkin hiçbir şey bilmiyoruz. Kaldı ki, bilip bilmemenin dışında burada önemli olan, sorumluluk, özgürlük ve ödev adına, insan varlığının anlamı adına bir Tanrı’nın olamayacağı ve olmaması gerektiğidir. Nitekim Nietzsche de şöyle diyor:

Fakat dostlarım size kalbimi tamamıyla açarak derim ki, eğer Tanrı’lar var olsaydı, bir tanrı olmamaya nasıl katlanabilirdim! Öyleyse hiçbir Tanrı yoktur.

Özetle, Hartmann dünyanın anlam ve değerden uzak olmasında ancak, onda etik değerlerin gerçekleştirilmesinin, ahlâki eylemin, olanaklı olacağını düşünmektedir.

Oysa buna karşı önce şu deyimlenmelidir ki, Tanrısal olanın kabulü ahlâkın otonomisine zarar vermez. Değerler teorisinin saptadığı üzere, hakikatin, iyinin ve güzelin değerleri olduğu gibi Tanrısal olanın değerleri de vardır ve yaşanmaktadır. Asıl önemlisi bunların birbirinden bağımsızlığı, her birinin otonom oluşudur. Bunun içindir ki, Kutsal’ın değeri, pekâlâ etiğin otonomisine zarar vermeden onun daha da güçlenmesine neden olabilir, bu açıdan ahlâki ‘’ olması gereken ‘’ in son bir temelini oluşturabilir. (Johannes Hessen)

Ve dahasını söyleyeceğim, bir insanda Tanrı’ya inanla temiz bir yaşam ve ahlâksal bir yükseklik varsa eğer bir arada, Tanrı’ya inanma değildir o kadar onu iyi yapan, iyi olmadır daha çok, Tanrı’ya şükürler, onu Tanrı’ya inandıran. İyilik, tinsel sezişin en iyi kaynağıdır. (Miguel de Unamuno)

Üstelik Kutsalın reddi ile anlam ve değerini yitirecek, rastlantısal olarak var olmuş ve olacak bir dünyada hiçbir değer ve bu arada ahlâki değer gerçekleştirilmesi söz konusu olamayacaktır. Dünya ancak, anlam ve değerden tamamen uzak değilse değerlerin gerçekleştirilmesine fırsat verir. O, herhangi bir biçimde değerler için alıcı ve onlara yatkın olmasaydı, onda hiçbir zaman, hiçbir değer gerçekleşmeyecekti. (Vecdi Aral)

Bundan başka, ahlâki değerlerle birlikte tüm değer gerçekleştirmesi insanı büyütmek, sonsuzluğa erdirmek, Tanrı katına çıkarmak şöyle dursun, tam tersine onun salt değil, sınırlı ve sonlu bir varlık olduğunu doğrudan doğruya algılamasına olanak sağlamaktadır; o, bir ‘’ ens contingens ‘’ olarak görünmektedir. Çünkü insanın değerlere yönelik istem ve iradesinin süreksizliği ve aczi ile aşılmaz sınırlar çizilmiştir. Gerçi insanın arzusu sonsuza dek uzanır, fakat erki sınırlıdır. Onun isteklerinin sonsuzluğu ile erkinin sonluluğu arasındaki çelişki, onun kendi kendini yaratmadığının, tam tersine yaratılmışlığının (mahlûk oluşunun) silinmez işaretidir. Bu işaret, onu görebilene, insan varlığının her türlü Tanrı’laştırılmasını olanaksız kılar. (Vecdi Aral)

İnsan asla, Tanrı’nın rakibi ve karşıkoyanı olamaz.

Aşkınlık bizi yüceltir ve aynı zamanda, ne kadar az bir şey olduğumuzu göstererek bizi kendimize karşı açık görüşlü kılar. (Heidegger)

Üstelik onun bir karşı koyana, bir rakibe ihtiyacı da yoktur, olamaz. Sonsuz büyüklüğe, sonsuz güce sahip olan için ona bir karşı koyanın varlığından söz etmenin anlamı olamayacağı kesindir.