İPUCU

Donanım Bilgisayar Donanımı İle İlgili Yardımlaşma Bölümümüz ...

Seçenekler

Manyetik ve Optik Ortamlar Nedir Nasıl Çalışır?

RedHour - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2012
Nereden:
Sivas
Yaş:
20
Mesajlar:
4.307
Konular:
407
Teşekkür (Etti):
430
Teşekkür (Aldı):
2019
Ticaret:
(0) %
31-08-2013 13:41
#1
Manyetik ve Optik Ortamlar Nedir Nasıl Çalışır?
LP (Long Play)
Manyetik ve optik ortamlardan bahsetmeden önce, daha eski bir teknolojiden, plak teknolojisinden bahsetmek gerekir. Türkçede "plak" dediğimiz, yurtdışında "vinyl" denen malzemenin 33 ve 45'lik olarak iki türü vardır. 40-50 yıl önce 72'likler de vardı. 33'lük olsun, 45'lik olsun bu rakamlar dakikadaki dönme hızını belirtir ve RPM olarak isimlendirilir (round per minute). Normal albümler 33'lüktür. 45'liklere göre daha yavaş döner. 45'likler günümüzde halen daha üretilmektedir. Sadece yeni çıkmış bir parçanın diskoteklerde çalınması ve pikaplar (turntable) aracılığı ile ritm oturtulmak sureti ile miks edilip, kesintisiz bir müzik hedeflendiğinde 33'lük boyutundaki malzemeye 45'lik hızda dönen kayıt yazılır. Başka bir deyişle, DJ'ler için hazırlanmış 33'lük boyundaki plaktaki parçalar daha iyi ses verdiğinden çoğunlukla 45 devir çalınacak şekildedir. Böylece diskolardaki ve radyolardaki DJ'ler, iki veya daha çok pikabı bir miksere bağlayarak, iki plaktaki ritmi birbirine parçaları biraz yavaşlatıp hızlandırarak tuttururlar ve bir parçadan diğerine geçerler. Buna da "mix" denir. CD playerlerin çoğunda CD'nin dönüş hızına müdahale yoktur. Bir CD-Player'i açıp, dönen CD'yi elinizle biraz yavaşlatırsanız, parçanın çalınması otomatik olarak duracaktır. CD-Playeri üreten firma, CD'nin dönüş hızındaki düşme belli bir limitin altına düşünce, çalma olayını sona erdirecek şekilde cihazı tasarlamıştır. CD'nin dönüş hızına müdahaleye izin veren CD playerler de üretilirler, belli markalar (DENON, GEMINI, NUMARK, VESTAX, TASCAM) tarafından imal edilirler. İlk çıktıklarında pahalıydılar, şimdi daha ucuza bulunabiliyorlar. Profesyonel amaçlıdırlar. Birden fazla CD player kullanarak iki parçayı, ritmi tutturarak mikslemek ancak sırf bu iş için özel yapılmış cihazlarda mümkündür. Ancak günümüzde DJ'ler aynı anda hem pikapları hem de CD playerleri miks işi için kullanmaktadırlar. Ancak, daha iyi ses verdiğinden ve kullanması daha esnek olduğundan, daha havalı da olduklarından DJ'ler sıklıkla plak kullanırlar. Ayrıca, kulüplerde çalınacak olan yeni parçalar önce hep plağa basılır. Hatta, kulüplerde çalınan uzun parçaların çoğu CD'ye basılmaz bile. Kulüplerde çok sık çalınan başarılı parçalar, daha sonra CD'lere basılır. Bu yüzden DJ'ler pikap kullanmayı sürdürürler. Kendi parçalarını başka plak şirketlerine plağa bastırmak daha pahalıya geldiğinden birçok DJ kendi firmasını kurar ve böylece kendi parçalarını plağa basıp, mikslerini kendi plaklarından kulüplerde çalar. Kendi parçalarını CD'ye basan DJ'ler bunları çoğunlukla arşiv amaçlı kullanır. Günümüzde CD'ye rağbet daha fazla olduğundan artık sadece DJ'ler ve radyolar için az miktarda üretilmektedir. Günümüzde DJ'lerin bazıları ham wave ya da sıkıştırılmış formattaki mp3'leri kullanarak partilerde parçaları mikslerler. Bu iş için üretilmiş özel bilgisayar programını kullanan DJ'ler otomatik BPM algılaması olan program yardımıyla parçalarını çoğu zaman öndinlemesiz, monitörden görerek mikslerler. Plağa kayıt olayı ancak temiz, "clean room" denen özel yerlerde, fabrikalarda yapılır. Önce özel alaşımlı bir ****l plağa, özel bir iğne ile audio kayıt yapılır. Bu kayıt esnasında genelllikle kaynak olarak makaralı bant kullanılır. Günümüzde DAT'tan ya da CD'den plağa kayıt yapılmakta ise de, mastering olayları için son aşamada yine makaralı aletler kullanılmaktadır. Her ne şekilde olursa olsun, elde edilen master plak erkektir. Bunun dişisi yapılır ve daha sonra bu dişiden presleme yöntemi ile seri üretime geçirilir. Plakların basımı sırasında hammadde olarak vinyl kullanılır. Fabrikada plağın her iki yüzü de aynı anda bir kerede basılır. Daha sonra etiket yapıştırılır.
MC (Music Cassette)
Plak çağından sonra MC (kaset) çağı başlamıştır. Küçük olması, cebe sığması, defalarca kayıt edilebilmesi gibi özellikleri ile plağın pabucunu dama atmıştır. 2 değişik şekilde sınıflandırılırlar.

1. Kayıt zamanı
2. Kayıt ortamı türü

1. Kayıt zamanı: Promosyon olarak 10 ve 20 dakikalık, piyasada satışa sunulmuş olarak 46, 55, 60, 75, 90, 100, 110 ve 120 dakikalık olarak üretilirler. 46'lik kasetin bir yüzü 23, diğer yüzü 23 dakika olmak üzere toplam 46 dakika olarak tasarlanmıştır. 46'lığın seçilmesinin sebebi, eskiden plaklarda yer alan albümlerin bir yüzünün yaklaşık 17-20 dakikayı aşmaması yüzündendir. Böylece plağın bir yüzü 46'lık bir kasetin bir yüzüne, plağın B yüzü de kasetin diğer yüzüne, yani B yüzüne kayıt edilebilirdi. Ama, 90'lık bir kasetin sadece bir yüzüne bir plak albümünün her iki yüzü de kayıt edilebilir. Böylece 90'lık bir kasete 2 albüm sığardı. Günümüzde albümler artık CD'lerde çıktığından artık bir albümün süresi 70 bazen 80 dakika olabilmektedir. Bilhassa bazı karışık CD albümleri 80 dakika civarındadır.

100'lük ve 120'lik kasetler de üretilir. Bunların şeritleri çok ince olduğundan çok kaliteli çalıcılarda çalınmalı veya kayıt edilmelidirler. Herhangi bir çalıcıda/kayıt aletinde sarabilme ihtimalleri oldukça fazladır.

Türkçede yanlış olarak "teyp" dediğimiz çalıcılar, saniyede 4.76 cm. hızında kaset şeridini okurlar. Buradan bir kaset imali için gereken şerit uzunluğu hesaplanabilir. Teyp İngilizce "tape" yazılır ve makaralı cihazların makaralarına sarılan şeritlere verilen isimdir. "Cassette tape" dediğimiz zaman da, bildiğimiz teyp kasetini kastetmiş oluyoruz. Ama biz, yanlış olarak "kaset çalıcısı, kasetçalar" ya da "teyp çalıcısı, teypçalar" yerine bu kasetleri çalan cihaza teyp diyoruz.

2. Kayıt ortamı türü: 4 değişik formatta üretilirler. Normal, Chrome, Ferrocrom ve ****l.

Normal tip kasetler "TAPE I" (120µs EQ, Low Bias) sınıfına girer. Genel amaçlı, röportaj kasetleri vs. bu tiptendir. Kayıt kalitesi düşüktür fakat defalarca çalmaya müsaittirler. Yani, uzun ömürlüdürler.

Kromlu ve ferrokromlu olarak üretilen kasetler "TAPE II" (CrO2, 70µs EQ, High Bias) sınıfına girer ve hem amatör hem de profesyonel amaçlı kayıt için kullanılırlar. TAPE I tipine göre daha az ömürlüdürler fakat, kayıt kalitesi TAPE I'e göre daha yüksektir. Normal kasetlere göre daha pahalıdırlar. Daha hassas kayıt yapmaya izin verir. Şeridin üzerindeki manyetik partikül sayısı daha yoğundur. Bu yüzden defalarca kayıt etmek, defalarca üst üste dinlemeye karşı toleransları azdır (dayanıklılığı partikül sayısı veya partikül ebadı değil kullanılan ince plastik şerit sağlar). Kayıt kalitesi yüksek olduğundan defalarca çalmak yerine arşivlemek için kullanılmalıdırlar. Kasetlerin üzerinde hangi tür olduğu ile ilgili bazen bilgi bulmak zor olabilir. Bunun için kasetin sırtına bakabilirsiniz. Soldaki resimde normal, krom ve ****l kasetin sırtındaki delikler gösterilmiştir. Resme tıklayarak daha büyük görebilirsiniz.

****l kasetler (TYPE IV, 70µs EQ, High Bias) ise tamamen profesyonel amaçlı üretilen daha pahalı kasetlerdir. Bunlara kayıt ancak "****l" seçeneği olan kayıt cihazlarında mümkündür. Bu kasetlerde normal ve krom kasetlerden farklı olarak üst kısmında iki delik daha bulunur.
Profesyonel kayıt aletlerine konan bu tip kasetler, cihazın içindeki bir tırnak yardımıyla otomatik olarak algılanır ve dijital ekranında "chrome" veya "****l" şeklinde kasetin tipini belirten bir bilgi gelir. ****l kasetlere kayıt ederken VU metredeki "0" (sıfır) desibel barajı geçilebilir. Normal ve krom kasetlere kayıt ederken, maksimum performansı almak için buna çok dikkat etmek gerekir. VU metredeki sıfır'ın üzerine çıkıp + (artı) değerlere çıkıldıkça ****l tip kasetkayıt kalitesi bozulur, kasetin ömrü azalır ve defalarca kayıt edilebilme performansı düşer. Yine bazı durumlarda, profesyonel amaçlar için eck recorder'deki "0" VU seviyesinin üzerine çıkılması gerekebilir. Normal ve krom kasetlerde bu olay kaydın ve sesin bozulmasına, distorsiyonuna ve deformasyonuna yol açacağından ****l kasetler tercih edilir. VU seviyesi sıfırın üzerindeki +1, +3 hatta +5 ve üzeri değerlerine kadar çıkabilir ve bu kayıtta bir kalite kaybına yol açmaz. ****l kasetlere kayıt yaparken öngörülen BIAS ayarı diğer kasetlere yapılandan farklı yapılır. ****l kasetlerin bir dezavantajı vardır. O da, çalıcı aletin (yani yanlış olarak teybin) okuma kafasının manyetize olmasını çabuklaştırır. ****l kasetler, normal ve krom kasetlere nazaran teybin kafasını daha kısa sürede manyetize ederler ve bu olay sonucunda "distorsiyon" denen dinleme ve kayıt hataları ve parazitleri meydana gelmeye başlar. Bunu gidermek için "demagnetiser" denen demanyetize kitleri kullanılarak çalıcı kafanın manyetiklenmesi ya da mıknatıslaşması elimine edilerek daha nötr hale sokularak yüksek kayıt ve dinleme performansına ulaşılır. Profesyonel amaçlı ses laboratuvarlarında büyük kayıt cihazlarının kayıt kafaları düzenli olarak bu tip demanyetize kitleri ile demanyetize edilir. Hemen soldaki fotoğrafta 800x600 ekran çözünürlüğünde birebir ölçekte ****l tip bir kaseti görmektesiniz. A yüzünde kasetin markası olduğu için (reklam yapmamak için) kaset şu an B yüzünün başında. Kasetin kendisi de bazı durumlarda fotoğraftaki gibi özel bir ****l alaşımından yapılır. Yani tüm ****L kasetlerin dışı buradaki gibi ****l kaplama olmayabilir. Hatta bazen ****l kaset dendiğinde dışı bu tür ****l kaplamalı kaset olarak algılanır. Oysa ****L tür bir kasetin dış kaplamasının ille de ****l olması şart değildir ve piyasada pekçok plastik ambalajlı ve kaplamalı ama içi ****L tür kaset vardır. Ayrıca, dış etkilerden en az etkilenecek özel bir alaşımdır bu. Dış kabı manyetize olmaz. Fakat bu maliyeti artırdığı için ****l tip kasetler çoğu zaman krom ve normal kasetler gibi sert plastikten de yapılır.


Kaset hakkında son bir şey daha var. Normal, krom veya ****l olsun, hangi tip kaset almışsanız, kaseti soktuğunuz cihazınız eğer kaseti otomatik olarak "TAPE I" veya "TAPE II" şeklinde seçebiliyorsa sorun yok demektir. Kayıt etme esnasında bir sorun çıkmayacaktır. Normal kaseti "Normal" olarak, krom kaseti "Chrome" olarak ve ****l kaseti de "****l" olarak kayıt etmelisiniz. Örneğin, krom kaseti normal olarak kayıt ederseniz performans düşecektir. Krom kaseti normal olarak kayıt ederseniz, tiz seslerde bir artış olacak, fakat bu kaliteye olumsuz bir etki olacaktır. Ancak, kayıt bittikten sonra istediğiniz kaseti istediğiniz şekilde dinleyebilirsiniz. Krom veya ****l kaseti normal olarak dinlerseniz tiz seslerde bir artış duyacaksınız. Tabii ki en doğrusu, kasetin tipi ne ise onu seçmek. Otomatik dedektörlü dijital deckler de bu sorun bertaraf edilmiştir. Kısaca, kasetin tipinin seçimi ancak kayıt esnasında çok iyi performans almak istendiğinde önemlidir. Eğer tiz seslerde artış hoşunuza gidiyorsa krom kasede krom seçeneği ile kaydedip normal seçeneğe getirerek dinleyebilirsiniz. Walkman'larda bu iyi iş görür. Otomatik kaset türünü seçen Walkman'leri bu iş için kandırmak gerekir. Krom kaseti normal olarak algılattırmak için kayıt tırnağının yanındaki boşluk bir seloteyp ile kapatılır.

Özetle, Normal kaseti Normal, Krom kaseti Krom, ****l kaseti ****l seçeneğiyle kayıt edin. Kayıttan sonra istediğiniz ayarla dinleyin.



CD (Compact Disc)

CD teknolojisi, plak ve kasetlerdeki "playing" olayı sırasında meydana gelen sürtünmeleri ve arka plan sesleri yok etmek için tasarlanmışlardır. Plak ve kaset gibi çift taraflı olarak kullanılmazlar. 12 inch'lik standart bir CD yaklaşık 80 dakikalık (700 MB) dijital bilgiyi barındırabilir. Yeni çıkan yüksek yoğunluklu boş CD'lere bugün 90 dakikalık kayıt yapılabilmektedir (790-800 MB'lık CD'ler).
CD'de yer alan dijital bilgi, plaktaki gibi spiral olarak yazılmıştır. Bu şekilde yerden kazanılır. Fakat, bilgiler plaktaki gibi dıştan içe değil, içten dışa doğru yazılır ve okunur. Kapasite olarak bakarsak, 700 MB'lık bir CD, 1010 adet 1.440 KB'lık Double Density floppy diskete eşdeğerdir.

CD'ye kayıt ve seri kopyalama ancak dünyadaki özel yerlerde, "super clean room" denen tozsuz, özel ortamlarda yapılır ve kayıt esnasındaki olaya "burning" denir. Laserle yakma, yani kayıt işi sona erdikten sonra eldeki CD'ye "master" denir. Artık bu masterden binlerce kopya yapılarak evlerimizdeki gümüş yüzeyli CD'ler imal edilebilir. Yalnız bu mastering olayını evlerimizdeki CD-R kullanılarak yaptığımız CD-ROM kayıtları ile karıştırmamalısınız. Evde kendinizin kayıt ettiğiniz CD bir master değildir. Kayıt yüzeyi sırsızdır ve kolayca çizilerek bozulabilir. Halbuki sırlı CD'lerin çizilerek bozulmaları daha zordur. Siz de milyon dolar ödemeyi göze alabilecek kadar zengin iseniz, o zaman evinizde özel bir odada master yapabilirsiniz. Bunun için de özel bir izin almanız gerekmektedir yoksa korsanlarla aynı işi yapıyor olursunuz. Bu izni de şahsa özel kimseye vermezler.
Yukarıda anlatıldığı gibi, çok özel bir şekilde üretilen bu tek CD'ye "master" denir. Evlerimizdeki gümüş yüzeyli CD'ler bu bir tek masterden yapılmıştır. Master CD'lerin yapımı çok pahalıya mal olduğu halde (2000 dolar gibi), evlerimizdeki CD'lerin maliyeti 1 doların biraz altındadır. Peki o zaman neden yıllardır 15 dolar civarında bir fiyat veriyoruz audio CD'lere öyleyse. Telif hakları, taşıma, reklam, basım gibi masraflar CD albümün fiyatını ancak bu kadar artırmaktadır.

CD'deki kayıt sadece bir tek yüzündedir. Dijital bilgi, CD'nin üzerindeki yazıların bulunduğu yüzeyin hemen altındadır. Alttaki şeffaf kısım sadece CD playerin incecik laser kaynağından çıkan ışını geçirmeye yarar.
Işın şeffaf tabakadan geçer ve yukarıdaki yansıtıcı tabakadan yansıtılır. Alttaki saydam kaplama müziğin yazılı olduğu kısmın hemen altında bulunan dijital bilgiyi korumak amacıyla yapılmıştır. Alttaki bu saydam kaplamanın çizilmesi CD playerin okumasına çok fazla engel olmaz. Bu yüzden CD player'ler plaklar ve kasetler gibi kısa ömürlü değillerdir. İlk üretildiği günkü çalınma kalitesiyle bir milyonuncu çalınma kalitesi arasında her hangi bir ses kalitesi farkı yoktur çünkü bilgi laser ışını ile dijital olarak yorumlanır. CD playerin yaptığı mekanik bir okuma değil, 1'ler ve 0'lardan oluşmuş dijital bilgiyi CD'nin yüzeyinden alıp, playerin içindeki mikroişlemciye göndermekten ibarettir. Soldaki resimde CD'lerin imalinde kullanılan hem ekonomik, hem de sıcağa karşı dayanıklı polikarbon maddesini görüyorsunuz. Daha büyük görmek için resme tıklayın.

CD'nin alttaki parlak yüzeyine yakından bakıldığında, mikron mertebesinde, milimetrenin binde biri boyutunda çukurlar görülür. Bu çukurlar plaktaki gibi en dıştan en içe doğru okunmaz. Tam tersine, en içten en dışa doğru okunur. Yani, CD'mizdeki ilk parça en içte yer alır. Sonuncu parça ise en dışta yer alır. Kayıt edilen albüm eğer 78 dakikadan kısa ise CD'nin geri kalan kısmı boş bırakılır veya Avrupa'da yapılan bir uygulama gibi iki albüm bir tek CD'ye yazılır. Eski plaklar en fazla 35-36 dakika sürdüğünden, bir sanatçının 2 albümü bir tek CD'ye sığabilmektedir. Tek CD fiyatına 2 CD alıyormuşsunuz gibi ekonomik olarak güzel bir olay.

Mikron mertebesindeki çukurlar, fabrikadaki "burning" aşamasında oluşmuş "master" diskin üzerindeki izlerin aynısıdır. Bu çukurlar çok zayıf ve ince bir laser Daha büyük görmek için tıklayınışını tarafından okunur. CD'nin parlak alt kısmından yansıyan laser ışını bir dedektor tarafından algılanarak CD player içindeki mikroişlemciye gönderilir.
Burada değişime uğrayan bilgi, "0"lar ve "1"lere çevrilir. "0"lar ve "1"lerin de müziğe çevrilmesi sağlanınca ortaya çıkan zayıf audio ses, playerin içindeki bir küçük anfi (mikroamplificator) tarafından yükseltilir. Standartlara göre belli bir seviyeye çıkartılan ses, filtreden geçirilerek CD playerin "play out" veya "line out" hattından dışarıya çıkarak tekrar ana anfimize, oradan kabinlere, oradan da kulağımıza gelir. Plak ve kasetteki gibi bir sürtünme olmadığından, CD'lerde müziği dinlerken arka planda "sssss" sesi duyulmaz. Dijital bilgi, stüdyodaki kaydın bire bir aynısı olduğundan son derece kaliteli bir ses elde edilmiş olur. CD playerin bağlı olduğu ses düzeni ne kadar iyi ise, alınan sonuç ta o kadar mükemmel olur.

Nedir bu AAD, ADD ve DDD?
CD kayıt standartları değişmediği halde, CD'ye kayıt kaynakları değişebildiğinden, evlerimizdeki CD'lerin kalitesi de farklı farklı olur. 1980'li yıllardan önceki plağa veya manyetik şeride yazılmış albümler eğer CD'ye yazılacak ise "remastering" denen aşamadan geçerek AAD şeklinde kayıt edilirler. Plaktaki veya manyetik şeritteki müzik analog olarak okunarak, CD'ye dijital olarak yazılır. Her ne kadar arada filtreler kullanılsa da orijinal plaktaki çıtırtılar veya manyetik şeritteki "ssss" sesi CD'ye de, orijinalinkindeki kadar çok yüksek seviyede olmasa da aynen geçecektir.

CD'ler kayıt kalitesi bakımından üç tipte imal edilirler. AAD, ADD ve DDD. Bu yüzden bir CD'yi alırken kayıt standartını da öğrenmeniz için CD'yi evirip çevirip bir yerine yazılmış olan küçücük bilgiyi okumanız gerekebilir. Bazı CD'lerde bu bilgi hiç bulunmayabilir. 1990 ve sonrasında üretilmiş bir CD ise DDD olarak kabul edebiliriz. DDD, diğerlerine göre daha çok tercih edilir. DDD standartında, stüdyodaki çalınan müzik DAT gibi bir dijital kayıt cihazına dijital olarak direkt kayıt edilir. Bu yöntemde, DAT'tan CD'ye aktarılan müzik, kalitesinden kaybetmeyeceğinden elde edilen sonuç en mükemmel olacaktır. Multitrack dijital recorder'ler işte burada çok iyi iş görürler.

ADD standartında ise, bildiğimiz tape recorderleri ile manyetik şeride yazılmış müzik, DAT'a dijital olarak kayıt edilir. Kayıt esnasında filtreler kullanılır. DDD kadar kaliteli olmasa da son derece temiz bir kayıt elde edilir. Daha sonra üretim için DAT'taki bilgi CD'ye yazılır.

AAD teknolojisinde ise, yine manyetik şeritteki müzik DAT'a dijital olarak kayıt edilir. ADD standartından farkı, ADD olayında edit ve remastering işlemleri DAT'a kayıt esnasında yapılır. AAD olayında ise bu kayıt esnasında yapılmaz. DAT'tan CD'ye yazılırken değil, CD'den master CD'ye yazılırken dijital remastering yapılır. Bu yüzden makaralı cihazlarda yıllar önce kayıt edilmiş klasik müzik eserleri sıklıkla AAD tipinde kayıt edilir. O zaman da CD'den sanki normal bir teyp çalıyormuş gibi "sss" sesini duyarsınız. Kaynak olarak bir plak kullanılmış ise, CD'yi dinlerken çıtırtıları aynen duyarsınız. Bu yüzden CD'yi üretenler eğer CD'ye yazmak için albümün manyetik şeride kayıtlı halini bulamazlar ise mecburen hiç kullanılmamış bir plağını kullanırlar. Bu plağı son derece pahalı ve çok özel bir pikaba koyarlar ve oradan DAT'a kayıt ederler. Bu pikabın bir özelliği de vakumlu olmasıdır. Plağın döndürüleceği kapalı alandaki hava emilerek toz giderilir. Dış dünyadaki seslerden yalıtılmış bu ortamda, çok hassas bir iğne (5-45.000 kHz) kullanılarak çalınan plaktaki müzik neredeyse CD kalitesindedir. Bu özel pikaptan gelen bilgi direkt DAT'a yazılır ve uygulanacak yönteme göre (ADD, AAD) daha sonra CD'ye yazılır.

Gerek klasik müzikte, gerek diğer bazı akustik müzik türlerinde CD teknolojisinin sesi yapaylaştırdığını, sesin doğallığını veremediğini söylerler. Bu imkansızdır. Çünkü, stüdyodaki bilgi, herhangi bir manyetik ortama yazılmadan direkt dijital olarak bir CD'ye yazılırsa (DDD recording) ortaya çıkan sonuç orijinalin tıpa tıp aynısı olacaktır.
Söylenen doğallıktan uzaklaşma safsatası, sadece suçsuz CD playerin bağlandığı ses düzeni ile alakalı bir olaydır. Anfisi, kabinleri kalitesiz bir sisteme bağlanmış bir CD player tabii ki doğal ses kalitesini veremeyecektir. Ayrıca, CD'yi dinlerken oldukça abartılı bir equalizer ayarı yaparsak yine doğallıktan uzaklaşmış oluruz. İyi kalite bir CD'yi, iyi kalite bir CD player'dan iyi kalite hoparlöre verdiğimizde sonucun iyi olması için bir de kullanılan kabloların iyi kalite olması gerekir. Odanın akustiği ve hoparlörlerin yerleşimi de bunda etkilidir.

CD'den en iyi şekilde kasete nasıl kayıt yapılır : Bunun ilk şartı kasetin tipine göre kayıt cihazını ayarlamaktır. Normal kasete "Normal" (Tape I), krom kasete de "Chrome" (Tape 2) seçimi yapılır. İkinci olarak CD'deki müziğin en şiddetli olduğu yer aranır ve bulunur. Bu işi artık CD playerlerin çoğu otomatik olarak yapmaktadır. Bunun için "Peak Search" düğmesini kullanın. CD playeriniz CD'deki en gürültülü kısmı bulunca size 5-6 saniye için orayı tekrar tekrar çalacaktır ve sizde bu arada tape recorder'inizdeki "recording level" ile kayıt seviyesini ayarlayabileceksiniz. Bunu yaparken VU (Volume Unit) sinyallerinin "0" desibeli aşmamasına gereken özeni göstermelisiniz. Ancak bir an için, müziğin şiddetine göre ara sıra 0 desibeli aşıyor ise, sizin için kayıt yapacağınız en ideal kayıt seviyesini ayarlamışsınızdır demektir. 0 desibeli aşmamaya özen göstermezseniz, uzun ömürlü olmayan, performansı düşük ve distorsiyonlu bir kayıt elde edersiniz. Son madde olarak kesinlikle DOLBY'li kayıt yapın. DOLBY NR. ON şeklinde kayıt yaparsanız, kayıdınız çok daha mükemmel olur. DOLBY'li kayıt ettiğiniz kaseti DOLBY'siz dinleyebilirsiniz. Bunun bir sakıncası yoktur. DOLBY'li şekilde kayıt edilmiş böyle bir kaseti başka bir kasete normal veya hızlı devirle kopyalarsanız, kopyalayan cihazın DOLBY özelliği olmasa bile, 2. kaset de otomatik olarak DOLBY'li olacaktır.

CD bakımı : CD'lerdeki kayıt izleri tek merkezli olduğundan, CD'yi temizleme işlemi kesinlikle en içten en dışa doğru yapılmalıdır. Bunun tersine izlere paralel yapılan en masum bir silme teşebbüsü bile dijital bilginin bir kısmını okunamaz hale getireceğinden CD bozulacaktır. Tabii ki CD'nin tamamı değil de sadece o kısmını kullanamayacaksınız. Bu gibi masum arızaları gidermek için üretilmiş bazı kitlerden alırsanız, bunların birkaç değişik numarada zımpara, bir yumuşak bez ve özel bir solüsyon içeren sıvıdan ibaret olduğunu görürsünüz. Tırnağınızla hissedebileceğiniz bir çukur var ise bunu en ince özel zımpara kağıdı ile yok edip, solüsyonla da muamele ederseniz CD'nizin sorun çıkarmadığını görürsünüz. Bahsettiğim silme işlemleri CD'nin en alttaki yazısız, parlak kısmı için geçerlidir. Diğer üst kısımdaki, yazıların bulunduğu kısımdaki en küçük bir arıza CD'nizin tamamen okunamaz hale gelmesine yol açabilir. Güneş radyasyonu plak, kaset, DAT, MD ve CD'lerinde baş düşmanıdır. O yüzden direkt güneş ışığı almayan yerlerde muhafaza ediniz. Soldaki şekilde CD ya da DVD'nin temizlenme yönünü görmektesiniz. Gözle görülmeyen spiral kayıt izlerine "dik" şekilde, içten dışa doğru, CD'yi döndüre döndüre silmelisiniz. İçten dışa doğru silmenin mantığı, toz ve pislikleri dışarıya doğru atmaktır. Çizimdeki gibi gözle görülmeyen kayıt izlerine dik şekilde silmenin mantığı da şudur. Eğer CD'yi elinize alıp, biz bezle ovalarken, kolay olduğu için dairesel hareketlerle silme işlemini yaparsanız, silme işleminin yönüyle, CD'deki gözle görülmeyen kayıt izlerinin yönü aynı olacaktır. Bu şekilde CD'deki hasarlı çizikler ya daha da büyür, ya da siz yeni çizikler açarsınız. Aslında bir CD'yi bezle şununla bununla neyle silerseniz silin, gözle görülmeyecek çok küçük hasarları siz elinizle zaten yapmış oluyorsunuz. Yepyeni bir CD'yi jelatininden çıkartıp, kaliteli olduğuna kanaat getirdiğiniz bir bezle sildiğinizde, çıkması zor küçük hasarlarınızı hemen görebilirsiniz. Siz siz olun, CD'lerinizi, DVD'lerinizi silerken iyi bir bez kullanın, silme işlemini de içten dışa yukardaki şekildeki gibi yapın.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı