İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

önemli edebiyatçılar...

*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
16-02-2009 17:54
#1
Thumbs up
önemli edebiyatçılar...
Yaşar Kemal



Türk romancısıdır (1922). Çağdaş Türk romancıları arasında en ünlü olanlardan biridir. Romanlarından birkaçının yabancı dillere çevrilmesinden sonra başka ülkelerde de tanındı. Doğayı, efsaneleri ve toplumsal gerçekleri birlikte konu edinen eserleriyle kendine özgü bir çığır açmıştır.

Adana'da dünyaya geldi. Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli'dir. Van'ın Ernis köyünden Çukurova'da Göğceli köyüne göç etmiş bir çiftçi ailesinin oğludur. Küçük yaşta babasını ve bir kaza sonucunda bir gözünü kaybetti. Kadirli İlkokulu'nu bitirdikten sonra (1938) bir süre de Adana Ortaokulu'nda okudu, ama geçim güçlükleri yüzünden son sınıfta okulu bırakmak zorunda kaldı. Ondan sonra on yılı aşkın bir süre çetin bir yaşam kavgası verdi. 1951'de Cumhuriyet gazetesinde çalışmağa başladıktan sonra İstanbul'a yerleşti.

Sanatı ve Kişiliği

Yaşar Kemal, romancıların çoğu gibi edebiyata şiirle başlamıştı. Ama 1951'de başlayan hikâyeciliği ve röportajcılığı ona ilk ününü sağladı. 1955'te yayımlanan ilk romanı İnce Memed onun adını büyük kitlelere duyurdu. Varlık roman ödülünü de alan İnce Memed, çağdaş Türk romanının en çok okunan eserlerinden biri sayılmaktadır ve dünya dillerinden birçoğuna çevrilmiştir. Yirmi yıl içinde onu izleyen yeni romanları yazarın ününü daha da artırdı.

Yaşar Kemal bütün romanlarında ağa-köylü, patron-işçi, varlıklı-yoksul arasındaki gizli-açık çatışmaları eşsiz doğa betimlemeleri ve ruhsal yapı çözümlemeleriyle birlikte işler. Yazarın bir başka özelliği eserlerindeki destansı havadır. Halk dilinden, halk şiirinden ve törelerinden bol bol ve ustaca yararlanarak, halkça benimsenmiş efsaneleri bir destan havası içinde işler: Üç Anadolu Efsanesi, Ağrı Dağı Efsanesi, Binboğalar Efsanesi v.b.

Başlıca Eserleri

Ağıtlar (derleme), Sarı Sıcak (hikâye), Teneke (roman), İnce Memed (roman), Orta Direk (roman), Yer Demir Gök Bakır (roman), Üç Anadolu Efsanesi (destansı roman), Ölmez Otu (roman), Ağrı Dağı Efsanesi (destansı roman), Binboğalar Efsanesi (destansı roman), Bu Diyar Baştan Başa (röportaj), Demirciler Çarşısı Cinayeti (roman), Yusufçuk Yusuf (roman).
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
16-02-2009 17:54
#2
Ziya Paşa



Türk şairi ve yazarıdır (1825-1880). Özdeyişler halinde dillerde dolaşan beyitleriyle ünlü bir şairdir. Aynı zamanda Tanzimat edebiyatının önemli üç kişisinden (diğer ikisi Şinasi ile Namık Kemal) biridir. Saraya karşı özgürlükçü eyleme katılması da onu sonraki kuşakların gözünde büyültmüştür.

Ziya Paşa, İstanbul'da dünyaya geldi. Özel olarak öğrenimini ilerletti. 17 yaşında devlet memurluğuna girdi. Başbakanlık'ta kâtipken sadrazam Mustafa Reşit Paşa'nın ilgisini çekti. Paşa onu üçüncü kâtip olarak saraya yerleştirdi. Burada memurken Fransızca öğrendi. Reşit Paşa ölünce bu görevinden uzaklaştırıldı, zaptiye müsteşarlığına atandı. Atina elçiliği, Kıbrıs, Amasya, Canik mutasarrıflığı yaptı.

1867'de yurt dışına kaçarak Yeni Osmanlılar Cemiyeti'ne katıldı. Namık Kemal ile birlikte Londra'da Hürriyet gazetesini çıkardı (1868). Paris, Londra ve Cenevre'de beş yıl kadar kaldıktan sonra sadrazam Âli Paşa'nın ölümü üzerine İstanbul'a döndü (1876). Abdülhamit II onun İstanbul'da kalmasından kuşkulandığı için öteden beri uygulanan bir yola başvurdu ve rütbe vererek taşraya gönderdi. Böylece Ziya Bey, Ziya Paşa oldu ve vezir rütbesiyle Suriye valiliğine gitti. Adana valisiyken öldü.

Sanatı ve Kişiliği

Ziya Paşa biçim bakımından değil, ama konu bakımından yenilikçi bir şairdir. Sözgelimi divan edebiyatında gazel, tercii bent ve terkibi beni gibi biçimler yalnız aşk ve zevk konularını işlerken o biçimlerle toplumsal hayattaki aksaklıkları eleştirdi. Bir ahlâkçı tavrıyla ele aldığı tutarsızlık ve bozukluklar, ona çarpıcı olmakla birlikte sanki bir değişmez yazgıymış gibi görünür, doğa ve Tanrı karşısında duyulan o sonsuz çaresizliği yansıtır. Bu güçlü şiirlerinin yanında yergileri (hiciv) ve edebî açıklamaları zayıf kalır.
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
16-02-2009 17:55
#3
Yunus Emre

Türk şairi ve sofisidir (1238-1320). Anadolu'nun hemen her yöresinde ayrı bir mezarı bulunan Yunus Emre'nin hayatı hakkında kesin ve yeterli bilgi henüz yoktur. Şiirlerini derleyen Divan'ının, ölümünden 70 veya 100 yıl sonra düzenlendiği sanılıyor. Risaletün Nushiye (Öğüt Dergisi) adlı küçük mesnevisinden 1307 yıllarında hayatta olduğu anlaşılıyor.

Edebiyat ve tarih araştırmacısı Fuat Köprülü İlk Mutasawıflar adlı eserinde Yunus Emre'nin Eskişehir'in Sarıköy adlı köyünde doğduğunu, bir küçük çiftçi olduğunu, Taptuk Emre adlı bir şeyhe bağlı bulunduğunu anlatıyor. Köprülü'nün Yunus Emre hakkındaki bulguları, ondan sonraki hiç. bir araştırmacı tarafından ciddî şekilde değiştirilememiştir.

Sofiliği

Bektaşî geleneğine göre Yunus Emre, Hacı Bektaş halifelerinden Taptuk Emre'nin dervişidir. Şiirlerinde ele aldığı kavramlar onun derin bir din ve tasavvuf bilgisine sahip olduğunu, İslâm ilimlerini ve İslâm edebiyatını çok iyi bildiğini gösterir. İnsanın Tanrı ile, başka insanlarla ve özellikle kendisiyle olan ilişkilerini düzenlerken, barış, sevgi, inanç kavramlarını esas alan ve «Hakk»ı «halk»ta sevme yolunu önererek Tanrı sevgisini soyutluktan çıkarıp somutlaştıran Yunus Emre, bütün mutasavvıflar gibi, bu âlemin ve bu âlem içindeki tüm yaratılmışların Tanrı'nın birer tecelli'sı olduğuna, bu yüzden Tanrı'dan ayrılamayacağına, ayrı düşünülemeyeceğine inanır. Şiirlerinde, çeşitli biçimlerde hep bu inancı işler (Yaratılmışı severiz, yaratandan ötürü).

Şiiri

Yunus Emre'nin, şiirlerinde, aruz kalıplarının hece kalıplarına da uyan ölçülerini seçmesi onun bir özelliğidir. Böylece o, eski Türk şiiriyle Müslüman Türk şiir geleneğini birleştirmiştir. Bu özellik, Yunus'un halk toplulukları tarafından anlaşılmasında, sevilmesinde ve benimsenmesinde en büyük etken olmuştur.

Onun başarısı en karmaşık konuları, tasavvuf inancını açık-seçik, yumuşak ve tatlı bir anlatımla şiirleştirmesine ve şiiri yalnız bir biçim olarak değil, ince söyleyişler ve sıcak duygularla donatmasına bağlıdır. Yunus, sanat oyunlarına sapmadan, içinden geldiğince ifade ustasıdır. Dizeleri arasında alışılmış anlam kopmaları yoktur, tam aksine, anlam bağlantıları onun özelliğidir ve bu özelliği onun, şiiri sürekli bir sezgi ve duygu içinde söylemesine yol açar.

Yunus için şiir, umut eden, bu hayattan ve öteki hayattan mutluluk bekleyen, Tanrı'nın öfkesine ve cezalarına değil, sevgisine ve af hazinelerine sığınan insanın sesidir. Yunus, sevgisiz, inançsız, umutsuz insan düşünemediği gibi bunlardan yoksun bir şiir de düşünmemiştir.

Dili

Yunus Emre'nin en büyük özelliği dilindedir. Türkçe'nin güzellik, uyum ve ses sırlarını çok iyi bilen Yunus Emre bu bakımdan Türkçe'nin en büyük mimarı ve kurucusu sayılır. Kullandığı deyimler, şiirinin çatısını kuran kavramlar, konuşulan dile getirdiği derinlik yüzyıllar boyu yaşamış, başka şairleri, daha da önemlisi tüm Anadolu halkını inkâr ***ürmez bir biçimde etkilemiştir. Yunus, «beyaz Türkçe» dediğimiz güzel, arı-duru ve ahenkli Türkçe'nin böylece yapıcısı ve yürütücüsü olmuştur.

Yunus'un Etkisi

Bu özellikleriyle Yunus Emre hem en genel anlamında Türkçe'yi, hem halk şiirini, hem de tekke şiiri ve edebiyatım etkilemiştir. Bu etki özellikle Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Niyazii Mısrî, Gevheri, Emrah, Karacaoğlan ve Yunus adını almış sayısız şair üzerinde açıkça görülür.

Yunus'un, Âşık Veysel'den başlayarak etkisi bugünkü şairlerimizde de görülür. Özellikle şairin arı dili, yol gösterici niteliğiyle onun, çağdaş edebiyatta da öncülüğünü mümkün kılmıştır.

Araştırmalar

Yunus Emre konusunda ilk bilimsel araştırmayı Fuat Köprülü yaptı. Ondan sonra Burhan Toprak, Abdülbaki Gölpınarlı, Cahit Öztelli, Sabahattin Eyüboğlu, Nezihe Araz değişik açılardan, Yunus Emre'yi yorumlayan çalışma ve incelemeler yaptılar. UNESCO, 1972 yılını hümanist şair Yunus Emre yılı ilân etti ve aynı yıl İstanbul'da «Uluslararası Yunus Emre Semineri» yapıldı.

Bugün, her yıl Eskişehir'de Yunus Emre Derneği tarafından şair adına bir toplantı düzenlenir, sergiler, konferanslar ve yeni araştırmalar kamuoyuna sunulur.

9 Mezarlı Şair

Yunus Emre'nin Anadolu'nun çeşitli yerlerinde mezarı vardır. Bu, halkın şairi ne kadar benimsediğini, kendine mal ettiğini ve «o bizdendi» dediğini ifade eder. Yunus'un, Sarıköy'deki (Eskişehir) mezarından ayrı, Bursa'da, Karaman'da, Salihli'nin Emre köyünde, Afyonkarahisar'ın Sandıklı bucağında, Sivas'ta, Konya Aksarayı'nda, Isparta'da Keçiborlu'da, Erzurum'da Dutçu köyünde mezarı vardır.



(Solda) Yunus Emre'nin ölümünün 650. yılında çıkarılan pul (1971). Grafik düzeni Namık Bayık'ın, desen Gündüz Gölönü'nün. N. Emenli koleksiyonu.

(Sağda) İstanbul-Ankara demiryolu boyunda, Sarıköy'de, Yunus Emre'nin anıtmezarı. Çift hat yapımı sırasında mezarın yerini değiştirmek gerekmiş ve bu olay onbinlerce insanın kendiliğinden katıldığı sessiz bir törene yol açmıştı (1948). Halkın bağışlarıyla gerçekleştirilen mezara Yunus Emre'den şu dörtlük yazıldı: «Hakdan gelen şerbeti içtik elhamdülillah Sol kudret denizini; geçtük elhamdülillah Derildük pınar olduk, irküldük ırmağ olduk Akduk denize dolduk taşduk elhamdülillah»
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
16-02-2009 17:55
#4
Voltaire

François Marie Arouet, «Voltaire» denir, Fransız yazarıdır (1694-1778). Parisli zengin bir noterin oğlu olan Voltaire, Rejans devrinin yüksek sosyetesine şiirleri ve yeteneğiyle kendini kabul ettirerek kısa sürede üne kavuştu. Fakat asi yaradılışı ve krallık rejimine karşı oluşu yüzünden önce Bastille'e hapsedildi, sonra da İngiltere'ye sürüldü.

Büyük bir bölümünü Cirey'de, Châtelet markizinin yanında geçirdiği on yıllık bir uzaklaşma döneminden sonra Louis XV'in sarayına döndü, sonra da Potsdam'a, Prusya kralı Friedrich II'nin yanına gitti; sonunda Cenevre yakınlarında Ferney Şatosu'na yerleşti.

Adalet anlayışı, özgürlüğe ve doğruya olan düşkünlüğü, kalem tartışmalarına yatkınlığı Voltaire'i, eski krallık rejiminin yolsuzluk ve ayrıcalıklarına, din adamlarının bağnazlığına, tutuculuğuna ve her alandaki hoşgörüsüzlüğe karşı savaşan düşünürler safına itti. Gitgide daha sert ve sataşıcı olmağa başlayan eserleri parlak zekâsını ve alaycı üslûbunu yansıtır. Voltaire ölünceye kadar önyargılara karşı savaşmış, adlî hataların kurbanı olan suçsuz insanların yeniden topluma kazandırılıp saygınlığa kavuşturulmasını savunmuştur.

Bazı Eserleri

Şiirler: Henriade, Lizbon Felâketi Üstüne Şiir.
Trajediler: Zaire, Sezar'ın Ölümü, Muhammet ya da Bağnazlık, Merope.
Hikâyeler: Zadig, Candide, Micromegas.
Tarih: İnsan Üstüne inceleme, Louis XIV Devri, Töreler Üstüne Deneme.
Felsefe: Felsefe Mektupları, Felsefe Sözlüğü, Hoşgörü Üstüne İnceleme.



Voltaire'i canlandıran maket. Carnavalet Müzesi.
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
16-02-2009 17:56
#5
Jules Verne



Fransız yazarıdır (1828-1905). Gençlik edebiyatının hiç tartışmasız gerçek ustası, kurgubilimin büyük öncüsü Jules Verne, milyonlarca basılan ve 80 ülkede çevrilerek yayımlanan pek çok eser bıraktı (63 roman, 18 hikâye). Sinema ve televizyon da onun yarattığı kahramanları efsaneleştirdi: Phileas Fogg, kaptan Nemo, Michel Strogoff, kuşaklar boyunca gençliğe macera ve bilinmedik yerleri keşfetme zevkini aşılayan daha nice roman kahramanı.

Armatörlük ve dava vekilliği yapan bir ailenin oğlu olan Jules Verne, Nantes'ta doğdu; daha çok küçük yaşlarda denize ve gemilere büyük ilgi duymağa başladı. On bir yaşındayken evden kaçtı ve Hindistan'a giden bir gemiye miço olarak girdi. Neyse ki, ailesi daha ilk limanda onu yakalamayı başardı ve küçük Jules Verne «bundan böyle yalnız rüyasında yolculuk yapacağına» söz verdi.

Hukuk öğrenimi yapmak üzere gönderildiği Paris'te durup dinlenmeden okuyan Jules Verne, Shakespeare'i, Daniel Defoe (Robinson Crusoe'nin yazarı) ve Edgar Poe gibi İngiliz yazarlarını öğrendi; coğrafyacılar, kâşifler ve ünlü yazarlarla tanıştı.

Bilimsel Roman

1863'te yayımcı Hetzel, Jules Verne'in Balonla Beş Hafta, Keşifler Yolculuğu adlı eserini basmayı kabul etti. O tarihten sonra Jules Verne, kısa sürede büyük başarı kazanan bir j dizi eser kaleme aldı ve bütün bu e | serlerinde «bilimin romanı»nı yazmayı kendine amaç edindi.

Bir bilgin olmadığı halde, XIX. yy.ın icatlarına ve keşiflerine karşı dayanılmaz bir ilgi duyuyor, bütün bunları basit ve canlı bir anlatımla okuyucularına tanıtıyordu.

Bu Olağanüstü Yolculuklar dizisi birbirini izlerken, yazar eserlerinde bilimin ve teknik ilerlemenin açtığı yoldan ilerleyen bir dünya çizdi. Sınır tanımayan hayal gücüyle en eski geçmişi, jeolojik zamanların ve Tarihöncesi hayvanların dönemini canlandırabiliyordu.

Yaşadığı çağı ve özellikle gelecek zamanları da büyük bir titizlikle işledi. Romanlarının kahramanları, o çağda bilinmeyen makineleri kullandılar (denizaltı, gezegenlerarası füze, helikopter v.b.).

«Bir insanın hayal edebileceği her şeyi, başka bir gün öbür insanlar pekâlâ gerçekleştirebilir» diyordu. Bütün bu buluşları romanlarında çeşitli tiplerden kişilere mal etti: çılgın bilim adamları, kendini «bir saplantı»ya kaptırmış kâşifler, mühendisler, iyi niyetli insanlar (doktorlar, gazeteciler v.b.). Romanlarında, bu akıl almaz ve inanılmaz buluşlar uğruna bitmez tükenmez büyük mücadeleler verilir. Fakat binlerce heyecanlı olaydan sonra, temiz kalpli ve kendi çıkarlarını düşünmeyen roman kahramanı sayesinde macera her seferinde iyiliğin zaferiyle sonuçlanır.

Jules Verne, bilimsel romanlarına çoğu zaman fantastik bir boyut kazandırmıştır. Bu romanların korku ve sıkıntı veren havası, yazarın zaman zaman esinlendiği Edgar Poe'nun hikâyelerini anımsatır. Ayırt edilmeyecek kadar birbirine benzeyen kişiler, birtakım sahtekârlar araya karışarak olayları içinden çıkılmayacak hale getirir ve merak uyandırır.

Jules Verne, kişilerini yalınlaştırarak uluslara özgü birtakım «karakteristik» çizgilerle tanıtmasına, ırkçılık gibi bazı önyargılara saplanmasına, hattâ eserlerindeki buluşlardan çoğunun bugünün okuyucusu için olağan şeyler sayılmasına rağmen, gene de büyük bir hikayeci olarak değerini korur.

Bir Öncü

Çağının inanılmaz bilimsel buluşlarını dikkatle izleyen Jules Verne, birçok icadı tıpkı bir kâhin gibi önceden haber vermiştir, gezegenlerarası füze, denizaltı ve helikopterden başka, batiskaf, tank, atom bombası, yüksek gerilim hatları, yapay uydu ve televizyon gibi araçları ilk defa onun kahramanları kullandılar.

Bazı Eserleri

Yer'in Merkezine Yolculuk, Ay'a Yolculuk, Kaptan Grant'ın Çocukları, Deniz Altında Yirmi Bin Fersah, Esrarengiz Ada, Seksen Günde Devriâlem, Michel Strogoff, Begüm'ün Beş Yüz Milyonu, Fatih Robur.
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
16-02-2009 17:56
#6
Paul Verlaine



Paul Verlaine, Fransız şairidir (1844-1896). Metz şehrinde doğan ve bir subayın oğlu olan Verlaine, öğrenimini Paris'te yaptı, sonra belediyede memur olarak çalışmağa başladı. Edebiyatçıların toplandığı kahvelere sık sık uğrayan genç Verlaine, yirmi bir yaşındayken şiirlerini ve Baudelaire üstüne bir incelemesini yayımladı. 1866'da, sanatçının huzursuz iç dünyasını ve duygusallığını ortaya koyan Poemes Saturniens adlı kitabı çıktı.

Sıkıntı ve bunalım içindeki şair kendini içkiye vermiş, sık sık çılgınlık nöbetleri geçirmeğe başlamıştı. 1870'te, Verlaine için sevginin ve huzur dolu bir yaşamın en büyük umudu olan, «ışıktan bir varlık» diye nitelediği Mathilde Maute ile evlenmesi, şairin ruhundaki huzursuzluk ve bunalımı biraz yatıştırdı.

Ne var ki, 1871'de Rimbaud ile tanışması, onunla birlikte yaptığı yolculuklar (Verlaine bu yolculuktan Sözsüz Romanslar adlı eserinde anlatır) ve bu dostluğu yıkan acı olaylar (Verlaine, dostuna tabancayla ateş etmiş ve bu yüzden de iki yıl hapis cezasına çarptırılmıştı) sanatçının hayatını yeniden altüst etti. Dinini değiştirdi, kendini düzenli, namuslu ve dindar bir hayat yaşamağa zorladı, fakat bir süre sonra unutulmuşluk, serserilik ve yoksulluk yakasına yapışmakta gecikmedi.

Dünya zevklerine dönük, basit ve tertemiz bir mutluluğun özlemini dile getiren dizelerinde Verlaine, Şiir Sanatı adlı kitabından alınan şu ünlü formüle aynen uyar: «Her şeyden önce müzik».

Bazı Eserleri

Fetes Galantes (Şenlikli Bayramlar), la Bonne Chanson (Mutlu Şarkı), Sagesse (Bilgelik), Jadis et Naguere (Bir Zamanlar ve Geçenlerde), Parallelement, Mes Prisons (Hapiste Geçen Yıllarım).
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
16-02-2009 17:57
#7
Halit Ziya Uşaklıgil



Türk romancısı ve yazarıdır (1866-1945). Halit Ziya Uşaklıgil, ilk gerçek Türk romancısıdır. Tanzimat döneminde Fransız edebiyatının çevirisi ve taklidi olarak başlayan Türk romancılığı, acemilik döneminden onunla kurtuldu.

İstanbul'da dünyaya gelen Uşaklıgil, Türk ve Fransız okullarında öğrenim gördü. Fransızca'dan çeviriler yaparak genç yaşta yazı hayatına atıldı. İki arkadaşıyla birlikte İzmir'de Nevruz adlı bir dergi çıkarmağa başladı (1884). İki yıl sonra, bir arkadaşıyla Hizmet adlı günlük bir gazete kurdu (1886).

İlk hikâye ve romanlarını bu gazetede yayımladı. 1893'te İstanbul'a gelerek Reji Îdaresi'nde kâtip oldu. 1896'da edebiyatı cedide topluluğuna katıldı. Meşrutiyet'ten sonra Dârülfünun'da (üniversite) batı edebiyatı dersleri okuttu, bir ara sarayda mabeyn başkâtipliği yaptı, sonra gene üniversitedeki görevine döndü.

Sanatı ve Eserleri

H. Z. Uşaklıgil'in romanlarındaki gelişme, romantizmden gerçekçiliğe doğru bir çizgi izler. Yazar Fransız edebiyatı yoluyla batı gerçekçiliğini kavramış, konularını gözleme dayanarak ve kişileriyle olaylar arasında psikolojik açıdan tam bir bağıntı gözeterek tarafsız bir tutumla işlemiştir. Ama onun gerçekçiliği toplumsal bir gerçekçilik değildir.

O genellikle kişisel mutluluk, özellikle de aşk konusu üzerinde durmuş, bütün romanlarında bunları işlemiştir. İlk romanlarında evlilikten önceki romantik aşk ve hayal kırıklıklarını, daha sonraki olgun romanlarında yasak aşk, cinsel tutkular ve gerçek yaşamda görülen evlilik sorunlarını ele almış ve gerçekçi bir yöntemle deşmiştir.

Gerçek bir romancı olmasına rağmen yazarın dili ve üslûbu çok süslü ve ağdalıdır. Yazar, halkın anlayamadığı bu dili romanlarının yeni basımı sırasında sadeleştirmek gereğini duymuştur.

Başlıca Eserleri

Roman: Nemide, Ferdi ve Şürekâsı, Mai ve Siyah, Aşkı Memnu, Kırık Hayatlar.
Hikâye: Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Bir Si'ri Hayal, Bir Hikâye-i Sevda, Aşka Dair, Kadın Pençesi.
Anı: Kırk Yıl, Saray ve ötesi, Bir Acı Hikaye, Sanata Dair.

Mai ve Siyah ve Aşkı Memnu

Mai ve Siyah'ın (1879) önemi, edebiyatı cedide akımının sanat anlayışını yansıtan ilk eserlerden biri olmasından gelir. Eser, istibdat döneminde baskı yönetiminin aydın orta sınıf üzerindeki etkilerini konu edinmiştir. Uşaklıgil'in en önemli romanı olan Aşkı Memnu (Yasak Aşk), İstanbullu bir ailenin yasak aşk yüzünden uğradığı felâketleri anlatır.
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
16-02-2009 17:57
#8
Lev Tolstoy

Lev Nikolayeviç, kont Tolstoy, Rus yazarıdır (1828-1910). Zengin bir toprak sahibinin oğlu olan Lev Tolstoy, çocukluğunu Yasnaya Polyana'daki aile topraklarında geçirdi. Kırım'da savaştıktan ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerini dolaştıktan sonra Rusya'ya dönünce, derebeylerin topraklarında çalışan serilere özgürlük tanınması için uğraştı.

1863'te Sonya Bers ile evlendi ve on üç ****** oldu. Yazmak arzusuyla yanıp tutuşan Tolstoy, hiç durmaksızın çalışıyordu: Napolyon I savaşları sırasında Rusya'daki hayatı anlatan Savaş ve Barış adlı eseri büyük başarı kazandı.

Bunalımlı ve sıkıntılı ruhunu, aile hayatının mutluluğu da huzura kavuşturamamıştı. Şiddete, zorbalığa karşı çıkan ve toprak mülkiyetinin kaldırılmasından yana olan Tolstoy, yaşantısıyla düşüncesini bağdaştıramamanın acısını derinden duyuyordu. Ailesinin karşı koymasına rağmen malını mülkünü bırakarak ruh huzurunu manastır hayatında ve el çalışmalarında aramayı tasarladı. 1901'de, Diriliş adlı romanının kilise tarafından suçlanması aydın gençler arasında yazarın ününü daha da arttırdı ve Yasnaya Polyana'daki evi gerçek bir ziyaret yeri haline geldi.

Eserlerinden Birkaçı

Bir Hayatın Dönemleri, Kazaklar, İvan İlyiç'in ölümü, Anna Karenina, itiraf, Kröyçer Sonat.



«Tolstoy», Kratnskoy'un eseri. Kaderin kendisinden hiç bir şey esirgemediği Tolstoy, servet, deha, aşk ve üne sahip olduğa halde, huzursuzluk, ölüm korkusu ve Rus halkının sefaleti karşısında duyduğu isyan duyguları içinde yaşadı. Tretyakov Galerisi, Moskova.
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
16-02-2009 17:57
#9
Hüseyin Rahmi Gürpınar



Gerçekçi Türk romancısıdır (1864-1944). Osmanlı paşalarından Mehmet Sait Paşa'nın oğludur. Annesi küçük yaşta öldüğü için anneannesinin İstanbul'daki konağında eski geleneklere uygun bir hava içinde büyüdü. Mahalle okulunu ve Mahmudiye Rüştiyesi'ni (ortaokul) bitirdi. Özel olarak Fransızca öğrendi.

Öğrenimine bir süre daha devam ettiyse de sağlık nedeniyle okuldan ayrılmak zorunda kaldı. İkinci Meşrutiyet'e kadar çeşitli dairelerde memurluk yaptı. Ondan sonra ömrünün sonuna kadar yazarlıkla geçindi. Bu arada iki dönem de milletvekilliği yaptı (1936-1943). Son otuz yılı Heybeliada'daki köşkünde geçti. Burada tek başına bir bekâr hayatı yaşadı.

Sanatı

Hüseyin Rahmi Gürpınar ilk romanını 1888'de yayımladı ve ölünceye kadar yazdığı eserlerin sayısı 50'yi buldu. Bunun 37'si roman, bir kısmı hikâye, 4'ü tiyatro eseridir. Romancı, gençliğinde gerçekçi akımı benimsemiş ve edindiği ilkeleri bütün eserlerine uygulamıştır.

Hepsi aynı değerde olmayan eserlerinin ortak yönü toplumun bir aynası olmasıdır. Gürpınar, yenilikler, yeni yaşam koşulları ve kuralları yüzünden sarsılan Osmanlı toplum düzenini hem halk tabakaları içinde, hem Osmanlı konaklarında ele alıp işler.

Eserlerinin bir yönü de yoksul çevrelerin kadın yaşamını dile getirmesi, onların çilesini işlemesidir. İffet, Tesadüf, Nimetşinas, Sevda Peşinde v.b. buna örnektir.

Gürpınar'ın eserlerinin bir başka niteliği toplumsal bir yergi taşımasıdır. Bu yüzden bazen şiddetli tepkilerle de karşılaşmıştır. Eski İstanbul yaşamının geleneklerini yansıtan belge değerindeki eserlerinde ince bir mizah da göze çarpar. Roman tekniği yalınkat da olsa gözlemleri kuvvetli, canlandırdığı tipler renkli ve konuşmalar içtenliklidir. Eserlerinde halk deyimleri geniş yer tutar.

Başlıca Eserleri

İllet, Mürebbiye, Tesadüf, Nimetşinas, Kuyruklu Yıldız Altında Bir izdivaç, Hazan Bülbülü, Hakka Sığındık, Billur Kalp, Utanmaz Adam.
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
16-02-2009 17:58
#10
Reşat Nuri Güntekin



Büyük Türk romancısı (1889-1956). İstanbul'da doğdu. Mahalle okulunda, Galatasaray Lisesi'nde ve İzmir Fransız Okulu'nda okudu. Darülfünun (üniversite) Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi (1912). İki yıl Bursa Lisesi'nde, sonra 1931'e kadar İstanbul'da Vefa, İstanbul, Çamlıca, Kabataş, Galatasaray ve Erenköy liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptı.

Bir süre de Millî Eğitim Bakanlığı müfettişliği yaptıktan sonra (1931-1938) Çanakkale milletvekili olarak Meclis'e girdi. Dönemi sona erince yeniden müfettişliğe döndü ve Paris Öğrenci müfettişliğine atandı. 1954 yılında emekli oluncaya kadar bu görevde kaldı. İki yıl sonra hastalanarak tedavi için gittiği Londra'da öldü.

Sanatı

Reşat Nuri 1922 yılında yayımladığı Çalıkuşu romanıyla üne kavuştu. Ama ona gelinceye kadar çoğu takma adlar altında olmak üzere birçok hikâye ve bir-iki roman yazıp yayımlamıştı. Çalıkuşu uzun süre genç kuşağın elinden düşmeyen bir roman oldu. Türkiye'de bundan önceki romanların hemen hepsi batı romantizminin kötü bir kopyası idi. Reşat Nuri gerçekçi bir yol tuttu. Çalıkuşu'nda, bir İstanbul kızının, Anadolu'nun çeşitli köy ve kentlerinde başından geçenleri gerçekçi bir dille anlatıyordu.

Güntekin daha sonra, duygusal yönü ağır basan öteki büyük romanlarını yazdı (Dudaktan Kalbe, Akşam Güneşi). Bunları, toplumsal yönü ağır basan romanlar izledi (Yeşil Gece, Yaprak Dökümü, Miskinler Tekkesi). Anadolu kent ve kasabalarını, oradaki yaşamı, halktan insan tiplerini konu edinmeğe özen gösteriyordu.

Reşat Nuri'nin eserlerinde toplumsal olaylar ve duygusal yönler ağır basar, ama mizah da vardır. Bir ara Mahmut Yesari ile birlikte Kelebek adlı bir mizah dergisi bile çıkarmıştı (1923-1924).

Reşat Nuri Güntekin'in gerçekçiliği ve Anadolu'nun uzak köşelerine kadar uzanması bir rastlantı değildir. O, Cumhuriyet'in bir sanatçısı olarak bunu bilinçli olarak yapıyordu. Yazdığı Anadolu Notları (1936, 1966) bunu açıkça göstermektedir.

Güntekin ve Tiyatro

Reşat Nuri Güntekin, tiyatro alanına da katkısı olan bir yazardır. Onda tiyatro sevgisi, çocukluk yıllarında seyrettiği Karagöz ve ortaoyununun etkisiyle uyanmıştı. Güntekin'in, irili-ufaklı 100'den çok tiyatro eseri vardır. Yazarlığının ilk yıllarında yazdığı Hançer, Eski Rüya, Taş Parçası gibi oyunlar Dârülbedayi'de sahnelenmiştir. Daha sonra Hülleci, Balıkesir Muhasebecisi, Tanrı Dağı Ziyafeti, Bu Gece Başka Gece gibi oyunlarını yazdı ve kimi romanlarını da oyunlaştırdı: Eski Şarkı, Yaprak Dökümü.

Çalıkuşu

Öksüz kalarak teyzesinin yanma sığınan küçük Feride Fransız Okulu'nda okur. Yaramaz olduğu için arkadaşları ona «Çalıkuşu» adını takarlar. Yazları, teyzesinin Erenköy'deki köşkünde geçirir ve bu sırada teyzesinin oğlu Kâmuran'la birbirlerini severler, evlenmeğe karar verirler. Düğün günü, bilinmeyen birisi, evleneceği adamın başka kadınla ilişkisi olduğunu bildiren bir mektup gönderir. Feride düğünü bırakıp kaçar.

Önce Bursa'nın Zeyniler köyünde, sonra Çanakkale'de ve Kuşadası'nda öğretmenlik yapar. Her gittiği yerde güzelliği başına dert açar. Aşık olup kendisini rahatsız edenlerden kurtulmak için durmadan yer değiştirir. Son gittiği yerde, kendisini koruyan iyi kalpli yaşlı bir hekimle, Hayrullah Bey'le evlenir. Ama bu, sözde bir evliliktir, sırf onu korumak için yapılmıştır.

Feride anılarını hep bir günlüğe yazmıştır. Hayrullah Bey eline geçen bu defteri bir zarfa koyarak, öldüğü zaman bunun Kâmuran Bey'e verilmesini vasiyet eder. Hayrullah Bey'in ölümünden sonra Feride İstanbul'a döner ve zarfı Kâmuran'a teslim eder. Bunun üzerine gerçek anlaşılır, iki genç yaptıkları yanlışı anlayarak evlenirler.

Başlıca Eserleri

Çalıkuşu, Dudaktan Kalbe, Gizli El, Akşam Güneşi, Bir Kadın Düşmanı, Yeşil Gece, Acımak, Yaprak Dökümü, Kızılcık Dalları, Gökyüzü, Eski Hastalık, Ateş Gecesi, Değirmen, Miskinler Tekkesi, Kavak Yelleri, Son Sığınak, Kan Davası.
---------------------











Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı