İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Besinler ve Özellikleri..

*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
27-02-2009 20:22
#1
Arrow
Besinler ve Özellikleri..
Bakliyeler


Bakliyat taneleri, hem protein hem de karbonhidrat veren değerli gıda maddeleridir. Hayvani mahsullerden sonra insana en fazla protein sağlayan gıdalardır. Hayvani proteinin yetersiz olduğu yerlerde protein kaynağını teşkil ederler.

Tanelerdeki proteinlerin bazı aminoasitleri noksandır. Bu sebeple proteinlerin değeri düşüktür. Bakliyeler, bulgur pilavı ile birlikte yenilirse, bulgurda fazla bulunan aminoasitleri bakliyelerin eksik olan cinsindendir ve eksikliği tamamlamış olur. Bu nedenle kuru bakliyat pişirildiğinde ikinci yemek pirinç pilavı değil bulgur pilavı veya makarna olmalıdır.

Bakliyatın proteini 2. sınıf olup et ve yumurtaya nazaran düşük kalitededir. 100 gr. et veya yumurta, günlük protein ihtiyacının yarısını karşıladığı halde 100 gr. bakliyat günlük protein ihtiyacının ancak %30-32'sini karşılar. Soya fasulyesinin proteini, etten fazladır. Orta ve ileri yaşlarda olanlar, günlük protein ihtiyaçlarının yarısını bunlarla karşılayabilirler. Ancak diğer insanlara 1.sınıf proteinlere yardımcı olarak verilebilir.

Bakliyeler, vücutta hayli üre asidi bırakırlar. Bunun birikmeden atılması ve bakliyelerin kolay hazmı için, bakliye ve pilavın yanında çiğ salata, soğan, turşu olmalıdır. İyi vasıfları yanında bakliyat taneleri, insana dokunan maddelere de sahiptir. Bu sebeple fazla yenilemezler. Fazla yenilirse, bazıları kanda alyuvar miktarını azaltır, bazıları guatra sebep olur. Birçoğu da hazım bozukluğuna yolaçar.

Bakliyeler kuru tane olarak günde 50 gr.'dan çok yenmemeli. Bunlardaki az veya çok bulunan zararlı maddeleri azaltmak için ılık suda 2-3 saat, bol soğuk suda akşamdan sabaha bekletilir. Suda fazla bekletilirse birçok faydalı maddesi de suya geçer ve atılır.

Bakliyeler 1 yıldan fazla bayat olmamalı. Bayat bakliyat, bayat et gibidir. Fayda yerine zarar verirler. Tane, diş ile ortasından kırıldığında kesit cam gibi parlak ise bayattır, tozlu mat görülürse tazedir. Bakliyat taneleri küflüde olmamalıdır.

Bakliyeler, mide ve bağırsakta gaz yapar. Bunun sebebi, proteince ve karbonhidratça zengin olmasındandır. Bu gazı azaltmak için bakliye yemeği ağızda çok iyi çiğnenmeli, yemekler salata veya soğanla birlikte yenilmelidir ve bir öğünde fazla yenilmemelidir.

Kuru Fasulye

Protein bakımından zengindir, vücuda bol kalori ve bol protein verir. Günlük bitkisel protein ihtiyacının karşılanmasında çok işe yarar. Sinirleri kuvvetlendirir. Bedenen ve zihnen çalışanlara çok faydalıdır.

Kuru fasulye taneleri, kabuğu ile birlikte pişirilip yenilmelidir. Hazmı sağlayan maddelerin çoğu kabuğunda bulunur. Hazmı zordur. Acı biber, karabiber, kekik eklenerek hazmı kolaylaştırılır.

Kuru Bezelye

Kuru fasulye gibi, günlük bitkisel protein ihtiyacını karşılamada istifade edilecek bakliyelerden birisidir. Yüksek derecede protein ve nişasta içerir. Bu nedenle komple bir gıdadır.

Bedenen ve zihnen çalışanlara çok faydalıdır. Hem enerji verir hem de proteini ile kasların gelişmesini ve tamirini sağlar.
Günlük miktar 1 çay bardağı (50 gr.)'ı geçmemeli. Yanında mutlaka çiğ salata, soğan, turşu bulunmalıdır.

Mercimek

Kan yapıcı ve süt artırıcıdır. En fazla demir içeren gıdalardandır. Ayrıca B vitaminleri ve fosforu ile de çok faydalıdır. Protein miktarı da yüksektir. Bu nedenle bedenen ve zihnen çalışanlara iyi bir enerji kaynağı ve besleyici bir gıdadır.

Hamile kadınlara, bebeğin kanlı-canlı olmasına yarar. Anneyi de besleyerek zayıf düşmesini önler. Emzikli kadınlar da sütün miktarını ve beslenme değerini yükseltir. Su ve süt ilavesiyle yapılan mercimek çorbası bunlar için çok yararlıdır.

Mercimek, sinirleri kuvvetlendirir. Akşam yemeğinde yenen limonlu mercimek çorbası iyi uyku verir, sinirleri teskin eder, geceleri yıpranmış sinirlerin tamirini sağlar. Mercimek, bağırsaklara hafif yumuşaklık verir ve geçici ishal yapar. Hasta ve zayıf kimselerde bol kan yapımını sağlar.

Ağızda iyi çiğnenmeli ve tükürükle karıştırılmalıdır. Yeterli tükürükle karışmazsa gaz yapar. Yemek üzerine sakız çiğneyerek, mideye tükürük gönderilebilir. Karabiber, zencefil ekerek hazmı kolaylaştırılabilir.

Marul, havuç salatası, soğan, turşu, mercimeğin hazmına yarar ve gaz yapmasını önler. Midesi zayıf olanlar, mercimeği çorba şeklinde yemelidir. Mercimek, toprak veya demir kaplarda pişirilmeli. Günde yenilecek miktar 50 gr.'ı geçmemelidir.

Nohut

Vücudu kuvvetlendirir. Anne sütünü arttırır. Bol idrar söktürür, vücuttaki üre asidi ve ürat tuzlarını, fazla yemek tuzunu idrarla dışarı atar. Bol fosfor, B vitaminleri ile beyni ve sinirleri dinlendirir,tamirini ve normal çalışmalarını sağlar. Bedenen ve zihnen çalışanlara çok fayda verir. Mideyi kuvvetlendirir ve iştah açar. Nohut günde en fazla 50 gr. yenmelidir. Salata, soğan, turşu ile birlikte yenmelidir.

Soya

Uzun yaşamak isteyen herkes mutlaka soya tüketmelidir. Soya; çok kuvvetli (etin 2 misli) proteine sahip bir gıdadır. Bol B vitaminleri ve mineralleri vardır. Hem nişastası ve hem de %30'dan fazla yağı ile çok kuvvetli enerji verir.

Adalelerin, sinirlerin, kemiklerin gelişmesini sağlar. Sahip olduğu ve nadir yiyeceklerde bulunan lesitin maddesi ile beynin çalışmasını artırır. Hazmi kolaydır. Çok kuvvetli olduğu için günde 25 gr. yeterlidir. Yemeklerde, çorba ve garnitür olarak yenilir. Salata, soğan, turşu ile yenilmelidir. Guatrı olanlar veya olmaktan korkanlar yememelidir.
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
27-02-2009 20:23
#2
Bal

100 gramı 304 kalori içeren bal, hamileler, soğuk havada dışarıda çalışanlar, sporcular ve emzikli anneler için de eşsiz bir enerji ve besin kaynağı. 100 gram bal, 82,3 gram karbonhidrat, 0.3 gram protein, 5 miligram kalsiyum, 6 miligram fosfor, 0,5 miligram demir, 51 miligram potasyum, 0,04 miligram vitamin B2, 1 miligram vitamin C ve 0.3 miligram niasin içeriyor.

Ancak sahte bal, doğal balda olması gereken özellikleri taşımıyor. Bal denilince anımsanan doğal baldır ve bu bal bozulmaz. Kristalleşme ile şekerlenme karıştırılmamalıdır. Kristalleşen bal rahatlıkla tüketilebilir. Kristalleşen bal, tenekesi ya da kavanozu ile ılık suda bekletilerek doğal görünümüne kavuşturulabilir.
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
27-02-2009 20:24
#3
Çikolata

Çikolata; özellikle kan şekerimiz düştüğünde, yani acıktığımızda, hızla kana karışır ve emilir. Ancak hemen ardından negatif feed-back etki ile ilkinden daha fazla acıktığımızı hissederiz. Özellikle kilo muhafaza problemi olanlarda tercih edilmemelidir. Bunun yerine kana daha yavaş karışan meyveler ya da kurutulmuş kuruyemişler tercih edilmelidir.

İyi bir çikolata kendini, kokusu, rengi, parlaklığı ve kadifemsi dokusu ile belli eder. Ne çok acı, ne de çok tatlıdır. Hatta biraz tuz katılmalıdır; diğer bileşenlerin de lezzetini ortaya çıkarmak için. Kırıldığında kenarı düz olmalı, kırılma sesi duyulmalıdır. Ağıza götürüldüğünde kolayca erimeli ve dil, çikolata üstünde hiç pürüz hissetmemelidir.

Böyle bir çikolata bulup, yediğinizde kanın akışkanlığını arttırır, damarları açar, ****bolizmanın ürettiği zararlı moleküllerle vücudun savaşma gücünü arttırır. Bunlar kalp hastalıklarına ve kansere yol açan moleküllerdir. Çikolata yapımında kullanılan kakao tanelerinin sağlık için yararlı olduğu, yeni araştırmalar ışığında geçerli ve inandırıcı görünmektedir.

California Üniversitesi tarafından düzenlenen bir araştırmada, gönüllü deneklerden iki aşamada kan örnekleri alındı. Kan örneği, ilk aşamada aç karnına alınırken, ikinci aşamada kakao içtikten sonra alındı. Kakao içtikten sonra alınan kan örneklerinde, kanın pıhtılaşmasında ve kalp hastalıklarının oluşumunda önemli rol oynayan trombositlerin etkinliğinin azaldığı görüldü.

Buenos Aires Üniversitesi'nden Dr. Cesar Fraga, çikolatada bulunan flavonoid denilen bileşimin özelliklerini inceledi. Bunun için gönüllülere 80 gram siyah çikolata verildi. 2 ve 6 saat sonra alınan kan örneklerinde anti-oksidan sayısının arttığı gözlendi. Anti-oksidanlar, ****bolizmanın ürettiği ve hücrelere zarar veren serbest radikallerin etkinliklerini önlüyor.

Dr. Fraga, çikolata yiyenlerin damarlarında, serbest radikallerin yol açtığı zararların, çikolata yemeyenlere oranla daha az olduğunu belirtiyor.

California Üniversitesi Kalp Hastalıkları Departmanı'ndan Prof. Tissa Kappagoda'nın hayvanlar üzerinde yürüttüğü bir çalışma da, çikolatanın içinde bulunan flavonoid bileşiminin, damar kaslarını rahatlattığını ortaya koydu; dolayısıyla damarların daha fazla açıldığını tespit etti. Bu sonuç damar sertliği denilen ve kalp hastalıklarına yol açan rahatsızlığın, çikolata ile azalabileceğini göstermesi açısından ilgi çekicidir.

Bütün bu sonuçları değerlendiren Nestle Araştırma Merkezi yetkililerinden Dr. Harold Schmitz, ''Bu klinik bulgular, eski bulgularla birleştirildiği zaman ortaya çok umut verici bir tablo çıkıyor. Bu durumda, çikolatanın kalp hastalıklarını önleyip önlemediğine ilişkin daha ayrıntılı çalışmaların yapılması gerekiyor.''diyerek görüşlerini belirtmektedir.

Araştırmaların belirli bir firma sponsorluğu ile yapılıyor olması daima gözönünde bulundurulmalı ve çikolata konusunda da aşırıya kaçılmamalıdır.
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
27-02-2009 20:24
#4
Elma Kanseri Önlüyor

Bilim adamları, elmada bulunan doğal bir maddenin C vitamininden daha etkili olduğunu belirledi. Güney Koreli bilim adamları, C vitamininin, hidrojen peroxidenin hücreler arasındaki iletişimde yarattığı, kansere yol açan madde etkisini bloke ederek kanser riskini azalttığını gözledi.

Şimdiye kadar C vitamininin kanser riskini azalttığını bilen uzmanlar, C vitaminindeki mekanizmanın kanseri önleyici etkisinin nasıl meydana geldiğini araştırıyordu. Aynı araştırmada, elmada bulunan �quercetin� adlı kimyasal maddenin, C vitamininden daha güçlü bir kanser önleyicisi olduğu belirlendi.

C vitamininin vücutta önemli fonksiyonlar yarattığına işaret eden uzmanlar, bu vitaminin yaraların iyileşmesini sağladığını, amino asit sentezi yaptığını, kolesterol ve kandaki yağlar üzerinde etkili olduğunu kaydediyor. C vitamini, vücutta oksidasyon meydana gelmesini önleyerek, serbest radikallerin hücreler ve dokulara zarar vermesini önlüyor.
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
27-02-2009 20:25
#5
Balık ve Zekâ

Beslenme uzmanları olumsuz hiçbir yanı bulunmayan balık etini hararetle tavsiye ederler. Balıkta bol miktarda protein, vitamin ve mineral tuzlar vardır. Tuzlu suda yaşamasına rağmen balık etinde çok az tuz vardır. Hatta balıkların birçok türünü doktorlar tuzsuz yemek rejimlerinde önerirler.

Yağlı balıklarda bulunan lipitlerin insan sağlığı üzerine hiçbir zararları olmadığı gibi vücudu kalp ve damar hastalıklarına karşı da korurlar. Bol miktarda balık tüketilen ülkelerde yapılan sağlık ve yaşam süresi istatistikleri de bu görüşü destekler.

19. Yüzyılda iki Alman kimya mühendisi, beynin zihinsel aktivitesini yürütebilmesi için gerekli kimyasal elementin 'fosfor' olduğunu ileri sürdüler. Hatta bu düşüncelerini 'fosfor olmadan bir beyin sağlıklı çalışamaz' diyerek çok iddialı bir biçimde sundular.

Bu arada bir başka bilimci de balık etinin fosfor bakımından çok zengin olduğunu ortaya çıkarınca, bu iki fikir birleşti ve balık etinin beyine dolayısıyla zeka gelişimine çok faydalı olduğu gibi genel bir inanış doğdu.

Aslında fosfor insan organizması için gerçekten gereklidir. Gereken miktar et, süt, tahıllar ve sebzelerin yanında balıklardan da sağlanır. Fosfor vücutta kemiklerde ve dişlerde kalsiyumla birleşmiş halde bulunur. Fosforun eksikliği çocuklarda kol ve bacak kemiklerinde biçim bozukluklarına, yetişkinlerde ise kemik yumuşamasına neden olur.

Eczacılıkta kullanılan fosfor ise beyaz fosfordur. Eskiden fosforlu bitki yağı ve fosforlu balık yağı şeklinde insanlara sinir kuvvetlendirici ilaç olarak verilirdi. Zamanla bu tip ilaçların zehirlenmelere yol açtıkları tespit edildi ve kullanımdan kaldırıldılar.

Günümüze kadar yapılan araştırmalarda fosforun, beynimize gerekli diğer kimyasal elemanların yanında fazladan bir faydasının olduğu ve beynin fonksiyonlarım arttırdığı saptanamamıştır.

Sonuç olarak, balıkta ciddi bir oranda fosfor yoktur, olsa bile fosforun fazlası insan zekasını arttırmaz sadece çok ciddi zehirlenmelere yol açar.
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
27-02-2009 20:25
#6
Ahududu

Çileğe benzeyen ahududu adlı meyvelerini yazın ve sonbaharda veren Ahududu bitkisi, Gülgiller'dendir. Asya, Avrupa ve Amerika'nın birçok bölgesinde yetişen ahududunun anayurdu kesin olarak bilinmemekte; ama, bilimsel adındaki "ida" sözcüğü, akla, Ege bölgemizdeki antik Kazdağı yöresini getirmektedir. Bitkinin kütüğü çokyıllık; dikenlerle kaplı olarak l-2 m'ye kadar boylanabilen sürgünleri ikiyıllıktır. Bu sürgünler, ikinci yılının yaz başlarında her koltuk gözünde salkım halinde beyaz renkli çiçeklerini açmaya başlar.

Çiçekler bir yandan olgunlaşıp meyveye dönerken bir yandan da yeni çiçeklerin açması sürer. Ahududunun etli ve sulu üzümcüklerden oluşan toplu meyvesi kırmızı renkli olup üzümcüklerin içinde sert yapılı çekirdekleri yer alır. Ancak beyaz, mor ve siyah renklerde meyve veren, ayrıca sonbahar mevsiminde ikinci kez meyve üreten ahududu türleri de vardır.

Çok hoş tadı ve kokusu olan ahududu meyvesi çabuk bozulur. Bu nedenle tazeyken yenilir. Ama dondurulmaya elverişlidir. Ayrıca ahududu, şurup, meyve suyu, şekerleme, reçel, marmelat, jöle, dondurma ve likörleri de yapılarak tüketilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze ahududunun besin değerleri şöyledir: 57 kalori; 1,2 gr. protein; 13,6 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,5 gr. yağ; 3 gr. lif; 22 mgr. fosfor; 22 mgr. kalsiyum; 0,9 mgr. demir; l mgr. sodyum; 168 mgr. potasyum: 20 mgr. magnezyum; 130 IU A vitamini; 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,09 mgr. B2 vitamini; 0,9 mgr. B3 vitamini; 0,09 mgr. B6 vitamini; 5 mgr. folik asit: 25 mgr. C vitamini ve 4,5 mgr. E vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda saydığımız önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Ahududu doku ve damar büzücüdür. Bu özelliğiyle diyareyi keser, peklik verir.

o Aynı niteliği nedeniyle: Kadınlarda beyaz akıntıyı keser; aybaşı dönemindeki aşırı kanamaları azaltır ve aybaşı durumunu düzene sokar. Doğum yapacak kadınlarda rahim kasılmalarını düzeltmede, doğum sancılarını azaltmada ve doğum olayını kolaylaştırmada etkilidir. Ancak, bu dönemlerde düzenli olarak alınmalıdır.

o Ahududu bedeni güçlendirici bir toniktir.

o Terletici, ateş düşürücü ve serinletici etkileri de vardır.

Bütün bu etkileri sağlamak için ahududu bitkisinin körpe yaprakları toplanıp güneşsiz ve havadar bir yerde kurutulur. Olgun meyveler ile kurutulmuş yapraklar karıştırılır. Bu karışımdan 2 tatlı kaşığı alınıp üzerine kaynamış su dökülerek 10-15 dakika bekletilip bir infüzyon hazırlanır. Bu infüzyondan istendiği kadar içilebilir.

o Ayrıca ahududu, boğaz ve bademcik ağrılarına, ağız ülserleri ve kanayan dişetlerine iyi gelir.

Bu etkilerinden yararlanmak için yukarıda tanımı verilen infüzyonla ağızda derin derin gargara yapılır.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Tohumdan üretmede, zor da olsa çimlenen ahudududan, ortaya değişik ve istenmeyen nitelikler gösteren yeni bitkiler çıkar. Bitkinin gövdesinden alınan çelikler köklenmez. Sürgünleri çokyıllık olmadığından, aşılama yöntemi de ahududuya uygun değildir.

Bu nedenlerle, ya ahududu bitkisinin kökünden çıkan sürgüler sonbaharda köklü olarak sökülüp fidan olarak kullanılır (kışı çok soğuk geçen yerlerde kök sürgünü ilkbaharda alınır) ya da kök çelikleriyle ahududu bitkisinin üretimi yapılır. Ama, bu işlem pek pratik değildir ve profesyonelce bir çabayı gerektirmektedir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ahududu, genelde soğuk ılıman bölgelerin bitkisidir. Sonbaharda yapraklarını döküp dinlenme dönemine girdiğinde 7 santigrat derecenin altında en az 800 saatlik bir soğuklama dönemi geçirmelidir. Bitki -20 ila -25 derecelere kadar dayanabilir. Oysa, kışları çok ılık, yazları pek sıcak ve kurak olan yörelerde ahududu yetiştirilemez. Yukarıda tanımlanan, bitkiye uygun sayıları iklim koşullarında yetiştirilen ahududu bitkilerinin, yeterince güneş alması durumunda iyi ürün vereceği burada belirtilmelidir.

Toprak isteği: Ahududu bitkisi, organik madde içeriği zengin, geçirgen ve derin (en az l m.) hafif ve orta bünyeli, su tutma kapasitesi yüksek olan toprağı sever. Toprak sürekli nemli ve reaksiyonu hafif asit ya da nötr (pH: 6-7) olmalıdır. Fazla kireçli ya da tuzlu topraklar ahududu tarımına uygun değildir.

Yurdumuzda Akdeniz Bölgesi kıyıları ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi dışında hemen her yerde ahududu yetiştirilebilir.

Toprak işleme: Ahududu bitkisinin toprağı çapalanarak, büyük bahçelerde traktörle sürülerek işlenir. Yabani otlar böylece ya da uygun ilaçlar kullanılarak yok edilir.

Sulama: Ahududu bitkisinin toprağı sürekli nemli tutulmalıdır. Yağışların yetersiz olduğu dönemlerde bitkiye düzenli su verilir. Çok hafif bünyeli topraklarda daha da sık sulama yapılır.

Gübreleme: Organik madde bakımından fakir topraklarda, ahududu bitkisine, iyi yanmış çiftlik gübresi verilir. Gerekiyorsa bu gübreye fosforlu ve potasyumlu suni gübre de eklenir. Ahududu fidanları 30-40 cm. genişlik ve derinlikteki çukurlara ekilirken her çukura 5-10 kg. çiftlik gübresi verilir. Daha sonra 2-3 yılda bir bitkiye ek gübre verilmelidir.

Budama: Ahududu, bitkiyi iyi tanıyan kişiler tarafından şekil budaması, ürün budaması ve gençleştirme budaması yöntemleriyle üç amaçlı olarak budanır.

Hasat (Derim): Ahududu bitkisinin hasadı, haziran ayı başı ile ortaları arasındaki dönemde başlar ve olgunlaşan meyvelerin zaman zaman toplanması bir-bir buçuk ay kadar sürer. Olgunlaşan meyveler iki-üç günde bir, elin ilk üç parmağı meyve sapına getirerek meyvenin ileri doğru çekilip avuç içine düşürülmesiyle toplanır. Meyve elin içinde kesinlikle sıkılmamak ve örselenmeden toplama kabına konulmalıdır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: öncelikle ahududunun hastalık ve zararlılarından korunması için önlemler alınmalı, ancak gene de bunlar bitkinin başına geldiğinde uzmanlara danışılıp uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, düzenli ve eksiksiz mücadele yapılmalıdır.
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
27-02-2009 20:26
#7
Antepfıstığı


Her nedense dilimizde hatalı olarak şamfıstığı diye de adlandırılan leziz fıstıklarını sonbaharda veren Antepfıstığı ağacı, Sakızağacıgiller'dendir (ya da Antepfıstığıgiller).

Anayurdu Ortadoğu olan antepfıstığı, Akdeniz havzasında Türkiye, Iran, Irak, Suriye ile tohumlarının sonradan götürüldüğü Hindistan ve hatta Meksika'da yetiştirilmektedir. Ülkemizde antepfıstığının yetiştirildiği yerler, başta Gaziantep olmak üzere Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya, Diyarbakır ile Siirt illerimizdir.

Kısa boylu bir ağaç olan antepfıstığının, beş yaprakçıktan oluşan yeşil yaprakları, salkımlar halinde açan küçük çiçekleri vardır. Bu çiçekler olgunlaştığında, 2-2,5 cm. uzunlukta, dışında kırmızımsı ve yumuşak bir kabuğu, bunun içinde sert kabuğu olan ve bunun içinde de yeşil ya da sarı renkli içi bulunan bir meyve (ya da iç) verir.

Yeşil renklileri "daha lezzetli olan için, üzeri de ince bir kabukla örtülüdür. Fıstığın sert kabuğu, kavrulduğunda ya da üzerine sert bir cisimle vurulduğunda çatlar. Elle zorlanan çatlak kabuk ikiye ayrılır. Uzun süre saklanabilen antepfıstığının içi kuruyemiş (çerez) olarak sevilerek yenildiği gibi şekercilikte, pastacılıkta, helvacılıkta ve tatlıcılıkta (özellikle baklava yapımında) kullanılmaktadır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. antepfıstığı içinin içerdiği besin değerleri şöyle sıralanabilir: 594 kalori; 20,8 gr. protein: 51,6 gr. yağ: 16,4 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 2 gr. lif: 500 mgr. fosfor: 136 mgr. kalsiyum; 7,3 mgr. demir: 1,020 mgr. potasyum: 158 mgr. magnezyum; 66 IU A vitamini; 0,62 mgr. B1 vitamini; 1,45 mgr. B2 vitamini: 0,4 mgr. B6 vitamini; 7 mgr. C vitamini ve 5.2 mgr. E vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayıları çok önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Antepfıstığından yapıları şurup, balgam söktürücüdür, bronşite de iyi gelir: Bunun için fıstık içi bir havanda içine biraz su konularak ezilir. Sonra içine bir miktar daha su ile şeker katılarak kaynatılır. Böylece hazırlanan şuruptan içilir.

o Antepfıstığı, ince bağırsakta glikoz emilimini azaltır ve kan sekerinin yükselmesini önler: Bu bakımdan şeker hastalarına fıstık yemeleri öğütlenir.

o Ayrıca antepfıstığı, yapısındaki doymamış yağ oranının yüksekliğiyle kan şekerinin yükselmesi rizikosunu azaltır.

o Kolesterol içermediği gibi, kandaki kolesterol düzeyini düşürücü etkisi de vardır: Böylece koroner kalp yetmezliği rizikosunu da azaltır.

o Antepfıstığının afrodizyak (cinsel gücü artırıcı) etkileri de vardır: Bunun için fıstık içi bolca yenilir ya da içine fıstık içi katılmış besinler tüketilir.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Antepfıstığı ağacı, kavrulmamış çekirdeklerinin (tohumlarının) ekilmesiyle elde edilen çöğürlerle çoğaltılabilir. Ancak, daha dayanıklı bir tür olan sakız (ya da menengiç) ağacı (Pistacia terebinthus) fidanlarının aşılanması daha iyi sonuç verir. Dikimlerde, her türün kendi toprağını kökünde taşıyan fidanları kullanılır. Yılda ortalama 10 kg. kadar ürün veren ağacın ürün oranı, dikiminden 10 yıl kadar sonra artmaktadır.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Antepfıstığı ağacı, sıcak ve kurak iklimlerin bitkisidir. Yüksek sıcaklıklara, kuraklığa ve donlara karşı dayanıklıdır.

Toprak isteği: Ağaç, zayıf nitelikli topraklara 8 m. kadar aralıkla dikilir. Tabanı su tutan topraklarda bu ağaç kurur. Ne yazıktır ki, son zamanlarda en nitelikli topraklara ekilmekte; ayrıca Güneydoğu Anadolu bölgemizde kurulan barajların bu ağaçların ürününü aksatacağından korkulmaktadır.

Toprak isleme: Antepfıstığı ağaçlarının altı, yılda en az 6 kez çapalanır ve yabani otları temizlenir. Büyük bahçelerde toprak işleme traktörlerle yapılır.

Sulama: Antepfıstığı ağaçları sulanmaya gerek duymazlar.

Gübreleme: Antepfıstığı ağaçlarına, ilkbaharda azotlu, sonbaharda fosfatlı fenni gübre verilir. Bu gübrelerin yerine, iyi yanmış çiftlik gübresi de kullanılabilir.

Budama: Antepfıstığı ağaçlarının kuruyan ve aşağı doğru sarkan dalları kesilip çıkarılır.

Hasat (Derim): Antepfıstığı ağaçlarının meyveleri (fıstıklar) türe özgü olgunluğa erişince hasat edilir. Hasatta gecikilirse fıstıklar yere dökülerek ziyan olur. Hasat işlemi, kısa boylu antepfıstığı ağaçlarına, ayaklı merdivenlere tırmanılıp yaklaşılarak elle toplama şeklinde yapılır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Antepfıstığı ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
27-02-2009 20:26
#8
Armut

Son zamanlarda gelişen soğuk hava depolarının sağladığı olanak sayesinde yılın her zamanında tazeymiş gibi sevilerek yenilen armut meyvesini veren Armut ağacı, Gülgiller'dendir. Anayurdu, Anadolu'muz olan armut ağacının 20 türü ve bilinen 2.000 kadar çeşidi vardır. Bunlardan, ülkemizin hemen hemen her yerinde yetiştirilen armutlar, Pyrus communis bilimsel adıyla anılır.

7-8 m'ye kadar boylanabilen armut ağacının parçasız, yalın biçimli yeşil yapraklarının kenarları çok ince dişlidir. İlkbaharda erken açan beyaz renkli çiçekleri yabani güle benzer. Armut ağaçları, çoğunlukla ikievciklidir. Yani erkek ve dişi çiçek açan ağaçları ayrıdır. Ama, bazı armut türlerinde çiçeklerarası tozlaşma olayı yaşanmadan meyve gelişir ve bu tür meyveler çekirdeksiz olur.

Aslında armut kendine özgü biçimiyle ince kabuklu, yumuşak çekirdekli, eti bol sulu ve lezzetli bir meyvedir. Ancak meyvesinin büyüme koşullarına göre etinde, az ya da çok kum (taş hücresi) topakları bulunur. Yazlık armutlar haziran ayı sonlarında, kışlık armutlar ekim-kasım aylarında hasat edilir. Taze olarak yenildiği gibi reçeli, marmeladı, tatlıları ve meyve suyu yapılarak tüketilen armuttan rakı ve likör de yapılır. Armut ağacının kolay işlenen ve iyi cila tutan kırmızı renkli odunu ince marangozluk işlerinde kullanılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze armutta bulunan besin değerleri şöyle sıralanabilir: 61 kalori; 15.3 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 1.4 gr. lif; 11 mgr. fosfor; 8 mgr. kalsiyum; 0,3 mgr. demir; 2 mgr. sodyum; 130 mgr. potasyum: 7 mgr. magnezyum; 20 IU A vitamini; 0,02 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 0,1 mgr. B3 vitamini; 0,017 mgr. B6 vitamini; 2.3 mcgr. folik asit: 4 mgr. C vitamini ve 0,5 mgr. E vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayıları besin değerlerinin yanı sıra;

o İçerdiği çok miktarda lif ve kum (taş hücresi) topakları nedeniyle peklik çeken kişiler armut yerse rahatlarlar.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Armut ağacı, tohumuyla (çekirdekleriyle) çoğaltılabilir. Topraktan süren çöğürlerine, istenen armut türü aşılanarak derin topraklarda yetişen yüksek boylu armut ağaçları elde edilir. Daha az derin topraklarda bodur armut ağaçları yetiştirmek için anaç olarak ayva fidanları kullanılıp bunlara armut aşısı uygulanır. Ancak bu tür ağaçlar soğuklara dayanıklı değildir ve fazla sulama isterler.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Armut ağaçları, ılıman iklimlerin bitkisidir. Kış mevsiminde soğuklama gereksinimi yaklaşık 1.200 saattir. -20 derecenin altında geçirdiği toplam süre bundan kısa olursa ağacın çiçeklenmesi gecikir, bazı tomurcukları ölür. Kış donlarına dayanıklı olan armut ağacı, ilkbahar donlarından etkilenir. Ağaçlar, mümkünse böyle don tehlikesi olmayan yerlere dikilmelidir.

Toprak isteği: Armut ağaçları, toprak bakımından çok seçici değildir. Gene de derin, geçirgen, sıcak ve organik madde bakımından zengin yerlerde ağaçların gelişmesi iyi, ürün verimi yüksek olur. Ancak, armut ağacının toprağı kireçli olmamalıdır.

Toprak işleme: Topraktaki yabani otları yok etmek, toprağı havalandırmak, nemi toprağa geçirmek ve toprağın ısınmasını sağlamak için yılda iki kez toprak kazılarak işlemesi yapılır. Sonbahar-kış işlemesi aralık ayı sonuna, ilkbahar işlemesi mart başına kadar ve 8-10 cm. derinlikte olmak üzere uygulanır.

Sulama: Armut ağaçlarının en önemli isteklerinden biri de sulamadır. Susuz kalan ağaçların meyve büyümesi yavaşlar, ürün verimi azalır. Armut ağacı çöğüründen yetişenler (20-30 günde bir), ayva çöğüründen yetiştirilenlere göre (10-20 günde bir) daha seyrek sulanırlar.

Gübreleme: Armut ağaçlarına, üç yılda bir yanmış çiftlik gübresi verilir. Ayrıca her yıl azotlu, fosforlu ve potaslı fenni gübreler ağaç altına serpilerek toprak çapalanır.

Meyve seyreltme: Her bir salkımdaki 3-5 meyve sayısı 1-2'ye indirilirse armut yeterli iriliğe erişir. Seyreltme elle ve olabildiğince erken (meyveler küçükken) yapılmalıdır.

Budama: Armut ağaçlarına kış ve yaz budaması olarak iki ayrı zamanda; dikim budaması, şekil budaması, ürün budaması ve gençleştirme budaması biçiminde dört ayrı biçimde budama uygulanır. Bu işleri, armut ağaçlarından ve budama işinden anlayan kişilerin yapması doğru olur.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Armut ağacının yapraklarına dadanan zararlılarla, uzmanlara danışılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele yapılmalıdır.
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
27-02-2009 20:27
#9
Avokado


Bolca yağlı avokado adlı meyvelerini sonbaharda veren Avokado ağacı, Defnegiller'dendir. Anayurdu Orta Amerika olan, ülkemizde Güney Ege ve Akdeniz bölgelerinin kıyı kesimlerinde yetiştirilen, genellikle yayvan, bazen dikine gelişen, hepyeşil (yapraklarını dökmeyen) avokado ağacı, 6-20 m. kadar boylanabilir.

Koyu yeşil renkli, derimsi dokulu; oval, eliptik ya da mızrağımsı biçimli bol sayıda yaprağı olan gösterişli bir tacı vardır. Yeşil, sarımtırak renkli küçük çiçekleri, salkımlar halinde, ağacın çeşitlerine göre sonbahardan yaz başlarına kadar olan dönemde açar. Bu çiçekler 10 ila 18 ay sonra olgunlaşarak koyu yeşil renkli, 200-600 gr. kadar ağırlıkta armut biçimli sert meyvelere dönüşür.

Meyvenin eti, açık sarı-yeşilimsidir. Her meyvede, iri tek çekirdek bulunur. Meyveler, örselenmeden yapılan hasattan sonra oda sıcaklığında ya da soğuk yerde bekletilir ve tam olgunlaşmaları sağlanır. Normal oda sıcaklığında (21 derecede) 6-12 gün, soğuk hava depolarında (4-7 derecede) 30-40 gün bekletilen meyveler olgunlaşıp yumuşar, rengi siyaha yakın mora döner ve tüketilmeye hazır hale gelir. Genellikle meze olarak yenilen salatalar ile bazı yemeklere katılan bu meyvelerin tatlısı ve reçelleri de yapılır. Ayrıca kozmetik ve ilaç endüstrilerinde kullanılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze avokado meyvesinin içerdiği besin değerleri şunlardır: 167 kalori: 2,1 gr. protein; 6,3 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 26,3 gr. yağ: 3 gr. lif: 42 mgr. fosfor; 10 mgr. kalsiyum; 0,6 mgr. demir; 4 mgr. sodyum; 604 mgr. potasyum; 45 mgr. magnezyum; 290 IU A vitamini: 0,11 mgr. B1 vitamini; 0,2 mgr. B2 vitamini; 1,6 mgr. B3 vitamini; 0,42 mgr. B6 vitamini; 56.7 mcgr. folik asit: 14 mgr. C vitamini ve 1,2 mgr. E vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan değerleriyle avokadonun çok önemli bir besin olduğu görülmektedir. Bu yönden ülkemizde alışılmamış bir meyve sayılan avokadonun sıkça yenilmesinin beden için pek yararlı olacağı anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra;

o Lif oranı yüksek olan avokado, peklik (kabızlık) giderici etki taşır; ayrıca kalınbağırsak sorunları ve hemoroit rahatsızlığı çekenler için yararlı olur.

o Yüksek oranda potasyum içerdiğinden, yüksek tansiyonu düşürücü etkiler yapar.

o Avokado ağacının yaprak ve tomurcukları tanen yönünden zengindir: Yılın her zamanında körpe olan yaprak ve tomurcukları alınıp bunların üzerine kaynamış su dökülerek 10-15 dakika bekletilip hazırlanan infüzyon içildiğinde, diyareyi kesmede yararlı olur.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Avokado ağacı, tohumuyla (yani meyvesinin içindeki tek iri çekirdeğiyle) çoğaltılır. Tohumun ekimiyle topraktan çıkan çöğürleri tüplere alınıp geliştirilir. Daha sonra bunlar aşılanarak istenilen nitelikte fidanlar üretilir.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Avokado ağaçları, kışları ılık geçen tropik ve astropik iklimli bölgeleri sever. Kış donlarından, çiçeklenme ve meyve bağlama zamanında düşük sıcaklıktan, ani sıcaklık dalgalanmalarından ve sert rüzgârlardan kötü etkilenir. Düşük sıcaklıklarda etkilenme, türlerine göre -1 ila -6 dereceler arasında değişir. Avokado türleri bu bakımdan limon, portakal gibi narenciye ağaçlarının iklim isteklerine uyar. Yani, güçlü rüzgârlardan nispeten korunmuş, fazla soğuk olmayan yerler avokadoya pek uygundur.

Toprak isteği: Avokado ağacı, hafiften ağıra kadar yapısı değişen birçok toprak tipi üzerinde yetiştirilebilir. Ancak, avokado için en iyi toprak, derin, suyu iyi akıtılmış (süzek), özellikle kumlu-tınlı, alüvyonlu, nötre yakın ya da hafif asit reaksiyonlu (pH 5-7 olan) topraklardır. Taban suyu yüksekliği 1,5-2 m. kadar olmalıdır. Böyle toprakta 60 cm. derinlikte açılan çukurlara ilkbahar başında ve donlar bitince 6 yâ da 7 m. aralıkla fidanları dikilir.

Sulama: Yağmurların yetersiz olduğu mevsimlerde, avokado ağaçlarının sulanması gerekir. Sulama suyu tuzlu ve klorlu olmamalı, saçak kökleri 60-90 santime kadar inen avokadonun yıl boyunca bu köklerinin nemli kalması sağlanmalıdır.

Rüzgârkıran: Avokado ağacının odunu gevrektir. Güçlü rüzgârlarda, hele meyveyle yüklüyse kolayca kırılabilir. Yaz mevsiminde kuru ve sıcak rüzgârlar fazla terlemeye neden olacağından meyve dökülmeleri de ortaya çıkar. Bu sakıncaların giderilmesi için, ağaçları rüzgârdan koruyan rüzgârkıranlar kurulmalıdır. Ülkemizde bu iş için servi (andız) ağaçları kullanılmaktadır.

Gübreleme: Avokado ağaçlarına ilkbaharda azotlu gübre, daha sonra toprak işlemeleri sırasında fosforlu ve potaslı gübreler verilir. Ayrıca bu ağaçların çinko ve demir isteği de ortaya çıkabilir. Ağaçlara çinko haziran -temmuz aylarında, demir ise mayıs-haziran aylarında verilir.

Toprak işleme: Avokado ağaçlarının çevresindeki l m. çapındaki alanda, yabani otlar sık sık temizlenmelidir. Bu otlar, her 1-2 sulamadan sonra çapayla temizlenir. Ancak narenciye ağaçları için yapıldığı gibi, bahçe kesinlikle derin kazılmamalıdır. Toprağa azot kazandırmak için avokadonun çevresinde kışın bakla yetiştirilmesi iyi olur.

Budama: Bahçeye dikilen avokado fidanı, birinci yılı sonunda tepe ucunun 5-7 cm. altından kesilir. Böylece fidanın gövde ve dalları daha iyi gelişir. Dikimin üçüncü yılından başlayarak iyi gelişen fidanlarda, gereksiz obur dalların kesilip çıkarılmasıyla ağacın daha iyi gelişmesi sağlanır. Daha sonra ağacı iyi tanıyan kişiler tarafından gerekli görülen fazla dallar kesilerek ağacın gelişimine uygun budama yapılır. Budama yapılan yerlere 1-2 gün sonra aşı macunu sürülür.

Meyve seyreltme: Avokado ağacının çok sık meyve verdiği mevsimlerde, meyve çapı 2,5 santime erişince daha iyi ürün elde etmek için meyvelerin bir kısmı koparılıp seyreltilmelidir.

Hasat (Derim): Avokado meyvelerinin hasadı, yani meyvelerin ağaçtan toplanma zamanı, normal boyutlarına erişmiş yeşil renkli meyvelerin sapının sarımsı bir görünüş kazanıp da parlaklığının azaldığı dönemdir. Meyveler toplama sırığıyla örselenmeden hasat edilirken saplarının uzun olmasına dikkat edilir. Sapsız toplanan avokadolarda, sap çukurundan başlayan çürümeler görülür. Toplanan meyveler, yukarıda anlatıldığı gibi oda sıcaklığında ya da soğuk hava deposu veya buzdolabında bekletilerek tam yenme olgunluğuna ulaştırılır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Avokado ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.
---------------------










*reventon* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
10/2008
Yaş:
31
Mesajlar:
1.537
Konular:
772
Teşekkür (Etti):
15
Teşekkür (Aldı):
323
Ticaret:
(0) %
27-02-2009 20:28
#10
Ayçiçeği

Çerez olarak yediğimiz çekirdekleri ile çekirdeklerinden çıkarılan sıvı ve katı yağlarını sıklıkla tükettiğimiz Ayçiçeği bitkisi, Bileşikgiller'dendir. Anayurdu bilinmeyen ayçiçeği, dünyada soya ve yerfıstığından sonra üçüncü sırayı alan önemli bir yağ bitkisidir. Türkiye'de tarımı oldukça yeni olup giderek yaygınlaşmaktadır. 1,5-3 m. kadar boylanabilen bu biryıllık otsu bitkinin sert bir sapı; parçasız, üçgen biçimli, tüylü, yeşil renkli, sert ve büyük yaprakları vardır.

Bitkinin çiçekliği, çapı 40 cm'e kadar ulaşabilen bir kömeçtir. Bu kömecin ortasında, sayısı 1,500'e kadar çıkan ve daha sonra çekirdekleri oluşturan tüpsü çiçekler ile kömecin çevresinde de altın renkli dil gibi sarkan dilsi çiçekler yer alır.

Ayçiçekleri gri, beyaz ya da siyah renkli çizgili selüloz kabukla örtülü olup bu kabuğun içinde aynı biçimli kabuğa yapışık olmayan yağlı bir tohum bulunur. İşte ayçiçeğinin bu tohumları, dişler arasında kabuk çıtlatılıp çıkarılarak yenilir. Preslerde sıkılan ayçiçeklerinin yağı çıkarılır, bu yağ, yemeklik olarak ya da sabun ve boya endüstrilerinde kullanılır. Kalan küspe de hayvanlara yem olarak verilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. kabuklu ayçiçeğinin içerdiği besin değerleri şunlardır: 528 kalori; 46,5 gr. yağ (linoleik asit ve doymamış yağlar); 21,4 gr. lif: l ,4 mgr. B1 vitamini ve 39,2 mgr. E vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda görüleceği gibi, yüksek kalorisiyle çok önemli bir enerji kaynağı olmasının yanı sıra ayçiçeği, doğal besinler arasında en fazla E vitamini içerenidir. Böylece;

o E vitamini ve linoleik asit yönünden zengin olan ayçiçeği, kalbe yararlıdır: Son zamanlarda yapılan araştırmalar, vücuttaki E vitamini düzeyinin düşük oluşunun, kalp krizi geçirme rizikosunu artırdığını ortaya koymaktadır. E vitaminini düşük alan kişiler, angına pectoris denilen kalbin koroner damarları yetmezliğinden oluşan kalp krizi geçirme rizikosunu üç kat fazla yaşarlar. Ayrıca linoleik asit, kötü kolesterol düzeyini düşürür. Damarlarda oluşacak kan pıhtılarının damarları tıkamasını da önler.

o Ayçiçeğinde bulunan E vitamini gibi antioksidan maddelerin fazlalığı, vücudun kansere karşı direncini artırmaktadır: Bu etki, kişinin katarakt olma rizikosunu da düşürür.

o Ayrıca ayçiçeği tohumunun, idrarı artırıcı ve göğsü yumuşatıcı etkileri de vardır. Ayçiçeği tohumları, ezilip yara lapası yapılarak çıbanları olgunlaştırmada da kullanılabilir.

İşte bu etkileri sağlamak üzere ayçiçeği sıvı yağlarının yiyeceklerimizde kullanılması ve çekirdeklerinin (tohumlarının) çerez olarak günde 40-60 gramının tüketilmesinin yararı anlaşılmaktadır.

Dikkat: Aşırı ısıtmadan ya da kötü depolamadan ötürü ekşimiş, kokmuş ya da küflenmiş ayçiçeklerini ya da bozulmuş yağını tüketmek, vücutta istenmeyen zararlı maddelerin oluşmasına yol açabilir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Ayçiçeği bitkisi, tohumuyla (yani kavrulmamış ayçekirdekleriyle) çoğaltılır. Tohumlar dolgun, hastalıksız, kırıksız ve çimlenme gücünü yitirmemiş olmalıdır. Bu nitelikleri taşıyan tohumların güvenilir kuruluşlardan sağlanması doğru olur. Ayçiçeği tohumları, hava sıcaklığı 8-10 derece olduğu zamanda ekilmelidir.

Ülkemizde Ege ve Akdeniz bölgelerimizde mart başlarında; Trakya ve Marmara bölgelerimizde martın ikinci yarısında; Doğu Anadolu'nun soğuk yerlerinde daha geç ekim yapılır. Ekim küçük bahçelerde elle, tarlalarda makineyle (mibzerle) yapılmaktadır. Ekimde sıradaki tohum aralıkları 25-35 cm. ve tohumun toprağa ekilme derinliği nemli topraklarda 3-4 cm., en çok 7-8 cm. olur.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ayçiçeği, güneşli ortamı seven bir bitkidir. Işığı sevdiği için bulutlu havalardan çok etkilenir. Çiçeklenme ve tohum bağlama dönemlerinde havanın bir ay süreyle kapalı olması tane verimini %30 düşürmektedir. Tohumlarının çimlenmesi için uygun sıcaklık 8-10 derecelerdir. Hava sıcaklığı 15 dereceye çıkarsa çimlenme hızlanır. Çiçeklenme için en uygun sıcaklıklar 21-24 derecelerdir. Daha düşük sıcaklıklarda tane verimi düşer. Tane bağlama dönemindeki çok yüksek sıcaklıklar da yağ oranını düşürüp ürünün niteliğini bozmaktadır.

Toprak isteği: Ayçiçeği bitkisi, iyi nem tutan humuslu toprakları sever. Çünkü iyi çimlenmesi için toprakta yeterince nem bulunmalıdır. Bitki, asiditesi yüksek olan topraklardan hoşlanmaz. Ayrıca bitkinin ekileceği toprakta, üst üste birkaç yıl ayçiçeği ekimi yapılmamış olmalıdır. Çünkü yüksek boylu bitki, topraktan önemli miktarlarda besin maddesi kaldırır. Ayçiçeği ekimi yapılacak toprakta uygulanacak ekim nöbetinde bakla bitkisi ya da diğer baklagiller yer alabilir. Böylece ayçiçeği bitkisinin tane verimi ve niteliğinin düşmesinin önlenmesi sağlanmış olur.

Sulama: Güçlü bir kök sistemine sahip olduğu için ayçiçeği bitkisi kısa süren kuraklıklardan çok etkilenmez. Çiçeklenmeden 20 gün önce başlayıp çiçeklenmeden 20 gün sonraya kadar süren kuraklıklar tane verimini düşürür. Bu nedenle bitkinin kurak yaz günlerinde azar azar sulanması iyi sonuç verir. Taşırma biçiminde sulanırsa ayçiçeği bitkisinin kökleri topraktan çıkabilir ve bitki yana devrilebilir.

Gübreleme: Yukarıda belirtildiği gibi dev bir otsu bitki olan ayçiçeği, topraktan büyük ölçüde besin maddesi kaldırmaktadır. Bu nedenle gübrelenmesi önem kazanır.

Ayçiçeği ekiminin yapılacağı toprağa azotlu ve fosforlu fenni gübreler verilir. Toprağa potaslı gübre verilip verilmeyeceği, yapılacak toprak analizleriyle belirlenmelidir.

Hasat (Derim): Ayçiçeği bitkisinin hasat zamanı ve hasadın yapılış şekli de önemlidir. Hasatta gecikilirse kuşların tanelere vereceği zarar artar ve tane dökülmeleri ortaya çıkar. Hasat erken yapılırsa tanelerde yağ oram düşük olur. Ağustos-eylül aylarında hasat yapılacak bitkilerde, çiçek tabanının (kömecin) kenarındaki sarı çiçekler dökülmüş, tablanın arkası kahverengine dönüşmüş, bitkinin sapındaki yapraklar kurumuş, tablanın dış kenarını kaplayan koruyucu yapraklar da kahverengileşmiştir ve tabla ortasındaki tohumların (çekirdeklerin) kabuğu sertleşmiştir. İşte bu duruma gelen ayçiçekleri, küçük bahçelerde çiçek tablası bıçakla kesilerek, tarlalarda hububat biçerdöverleri kullanılarak hasat edilirler.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Ayçiçeği bitkisinin köklerine yapışıp bitkinin beslenmesine ortak olarak büyük zarar veren canavarotuyla mücadele eden bir sinek türü, Trakya bölgemizde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu zararlı ota dayanıklı tohum kullanmak da doğru bir yöntemdir. Çünkü bu ota karşı kullanılabilecek bir ilaç mevcut değildir. Ayçiçeği bitkisine dadanacak diğer zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.
---------------------











Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı