İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Törebilince Sahipsin

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
14-05-2009 23:00
#1
Törebilince Sahipsin
'Hayvanla insan arasındaki apayrılığı temellendiren, ortaya koyan aklın pratik tarafıdır; çünkü bu, insanlara ve insanlığa has olan bir taraftır; insan ne ise bu sayede odur; insanı insan yapan onun aklıdır; fakat -evvelce de söylediğimiz gibi- bu, insana hazır bir şekilde verilmemiştir; insan kendisi ile hayvan arasındaki apayrılığı ortaya çıkaran bu yanını geliştirmek zorundadır, onda ancak bunun çekirdekleri vardır; bu çekirdekleri aktif bir duruma getirmek ve kendini ahlâki bir varlık yapmak, insanın kendi elindedir, ona karşı ilgisiz kalmak, kendi gayesini, insanlığın gayesini görmemek, onun yanından geçmek demektir.' (Takiyettin Mengüşoğlu)

'Vicdan, pratik bakımdan yargılayan, hareket ve yönümüzü gösteren akıldır...Vicdan, insanın içinde olup biten bir iç mahkeme hakkındaki bilisidir.' Kant - (Takiyettin Mengüşoğlu)

'İnsan, törebilince (vicdana) sahip tek yaratıktır. Törebilinci onu geriye, kendisine çağıran sestir. Bu ses onun kendi kendisi olması için ne yapması gerektiğini bilmesine izin verir.' (Erich Fromm)

Değerler gerçekleşmek ister, varlıkları ancak gerçekleşmekle tamamlanır. Bu, tüm değerler için geçerli olduğu gibi, özellikle ahlâki değerler için söz konusudur. Koşulsuz (kayıtsız, şartsız) bir bağlayıcılık (bir << olması gereken >>), onlara özgüdür. Bu gerçekleşme istemi ile onlar insana yönelir, ondan iradi olarak eylemde bulunmasını, bu uğurda çaba göstermesini bekler. Fakat insan, sadece bilip algıladığı değerleri gerçekleştirebilir. Buna göre, değerlerin kavranmasının, değerlerin gerçekleştirilmesinden önce geldiği açıktır; o, değerlerin tamamlanmasının ilk adımıdır.

Yüksek değerleri kavradığımız organa, geniş anlamda olmak üzere vicdan denilebilir. Bir entellektüel ya da bilimsel vicdandan, bir estetik ve sanat vicdanından söz edebiliriz. Bununla değer bilgisinin belli bir türü ya da değer bilincinin belli bir biçimi kastedilmektedir. Fakat vicdan, dar anlamda sadece ahlâk alanı ile ilgilidir. Bundan, ahlâki değer bilgisi ya da ahlâki değer bilinci organını anlamaktayız. Vicdan dediğimiz şey, herkesin duygu yanında mevcut olan birincil değer bilincidir. Özel deyimi ile << vicdanın sesi >> birincil değer bilincinin temel formudur, insandaki değer duygusunun belirginleştiği biçimdir. Bu seste, duygusal a priori kavramına uygun düşen ve dini açıdan Tanrının insana seslenmesi olarak kabul edilen bir gizem vardır. O, çağrıldığı ya da arandığı zaman değil, kendi düzenine göre, çağrılmadığı zaman konuşur, aranılmayan yerde ortaya çıkar; açıkça anlaşılıyor ki, insanda irade dışı, bağımsız ve kendi kendine işleyen bir güçtür. Gerçekten de vicdan, daha yüksek bir gücün etkisi, başka bir dünyanın, değerlerin ideal dünyasının bir sesidir.

Değerlerin sesi olarak vicdanın sesi, değer gerçekleştirici bir varlık olan insana yönelik bir istem, bir çağrıdır. Böyle olunca da vicdan alanı sırf bir değer alanı olmayıp, ondan daha çok birşey, onunla birlikte ortaya çıkan << olması gereken >> alanıdır. O sadece değer bilinci değil, aynı zamanda bu değer bilincine dayalı olan bir norm ya da << olması gereken >> bilincidir. Vicdan, bir norm yaşantısıdır. O, tüm insan kişiliğinin bir işlevidir ve ahlâki << olması gereken >>in kişiyi yükümlü kılan istemi, bu işlevde bilince çıkar.

Önceki ve sonraki olmak üzere vicdan konusunda bir ayırım yapmaya özen gösterilir. Önceki vicdanla kastedilen, yukarda açıklanmış olan, vicdanın karardan önceki etkinliğidir; sonraki vicdan ise karardan sonraki etkinliği deyimler. Birincisi anımsatmakta, uyarmakta; ikincisi ise onaylama ya da onaylamamada ortaya çıkar. Karar vicdanî kanıya uygun olarak verilmişse, onama ve onaylama; yok eğer ona aykırı ise, ahlâki bir yanılgı varsa, bir onamama ve hoş görmeme gerçekleşir. Önceki durumda iyi ya da öven vicdandan, ikinci durumda ise kötü ya da cezalandıran vicdandan; daha doğrusu birinci durumda vicdan huzurundan, ikincisinde ise, vicdan azabından söz ederiz.

Vicdanda ahlâki değerin istemini algılar ve yaşarız. Ancak bu, değer tarafımızdan bilinince olur. Bana göre, ahlâki değerin kavranması vicdanî yaşantının ön koşuludur. Bu kavramanın nasıl bir bilgi işlemi olduğuna, yukarda değinilmiş ve değer bilgisinin sonuç çıkaran, mantıkî bir bilgi değil, sezgisel bir bilgi olduğu belirtilmişti. Fakat bu sezgi, teorik alandaki sezgiden duygusal karakteri ile ayrılır; onda duygu ağır basar. O, bilme ve duyumsamanın bir karışımıdır. Ondaki bilme ile ilgili etken, nesneye (konuya) yönelmiş olmayı temellendirir ve bununla da konunun (nesnenin) kavranmasını olanaklı kılar; oysa duygusal etken bu kavramanın türünü belirler; onun iç ve içtenliğini, kişiliğin derinliklerinde kök salmış olmasını gösterir.

Değer bilgisinin bu genel niteliği, ahlâki değerlerin kavranmasında da gerçekleşip doğrulanır. Ahlâki değer bilgisi, kuramsal varlık bilgisinden ayrılır. İyi ve kötü, tıpkı hoş ve hoş olmayan, soylu ve soysuz, güzel ve çirkin gibi değer sıfatlarındandır. Bütün bu deyimlerle eylemsel (fiilî) oluşunda, maddi özünde, doğup yok oluşunda incelenebilen varlık özelliğinden farklı olarak bir değer özelliği kastedilmektedir. Eylemsel olarak varolan şeylerden başka, değerler ve değersizlikler de insan bilincine açılabilmektedir. Nedir ki, bilme olayı varlıkların ve niteliklerin karşılaştırılması, birbirleriyle olan benzerlik, farklılık ve bağımlılıklarının saptanmasıyla gerçekleşmez; o daha çok, değerleri özünden yalınç (basit) bir biçimde doğrudan doğruya kavramakla olur. << Bu tablo güzeldir >>, << Bu insan soyludur >> gibi değer yargılarında deyimlenen ilişkiler, ancak bu sezgisel algılama ile kavranır.

Eylemin ahlâki değerinin sonuçta vicdanla ilgili olmasından, insan yaşamında vicdanın ne denli bir öneme sahip olduğu anlaşılmaktadır. İnsan vicdanının dediğine uyarsa, ahlâken iyi davranmış olur; öyle ki, vicdanının söylediği şey, nesnel bakımdan yanlış olsa bile. Bu durumda, aslında ahlâken kötü olan bir şey yanlışlıkla iyi olarak nitelendirilmiş ve bağlayıcı olarak onanmış bulunmaktadır. Bu bakımdan eylem, gerçi nesnel olarak kötüdür, fakat öznel olarak değil. İnsan vicdanının sesini dinlemediğinde öznel olarak kötü davranmış olur. Vicdanının sesi yanılmış olsa bile daha doğrusu, davranış nesnel bakımdan iyi olsa bile. Burada iyi olan birşey kötü olarak nitelendirilmiş ve böylece onanmış bulunmaktadır. Buna göre eylem, gerçi nesnel olarak iyi, fakat öznel olarak kötüdür. Demek oluyor ki, her durumda vicdanî bilgi kararlayıcıdır. Yukarda, << ahlâken iyi >>nin belirlenmesinde onun somut yaşam durumlarında çatışan değerlerden üstün olanının seçilmesinden ibaret olduğu söylemişti; buna göre, şimdiki açıklamalara bakarsak, bunda her zaman vicdanın forumu önündeki değeri ya da kavranmış olan değeri düşünmeliyiz. Daha açık deyimlenecekse, << ahlâken iyi >>nin daha yüksek olarak bilinen değerin yeğlenmesinden ibaret olduğunu söylemek zorundayız. Buna karşılık << ahlâken kötü >> olan da, aşağı olarak algılanıp bilinmiş olan değerin seçilmesidir.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı