İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Kimseyi Korkutmadım

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
14-05-2009 23:35
#1
Kimseyi Korkutmadım
Bizi korkutan nedir?

Ünlü şair ve düşünür Albert CAMUS XVII. yüzyılın matematik çağı, XVIII. yüzyılın fizik çağı olduğunu deyimledikten sonra XX. yüzyıl için korku çağı nitelemesini yapmaktadır. Asıl ilginç olanı ise, yaygın ve sosyal bir kimlik kazanmış olan bu korkunun kaynağının AKIL olduğunu söylemesidir.

Aynı düşünür, çağımızda artan bu kaygı ve korkuların ahlâk açısından değerlendirilmesinde de korkmaktan çok korkutmanın bir erdemsizlik olduğunu belirterek eski mısırlılara ilişkin bir söylenceye değinmektedir: “Mısırlıların Ölüm Kitabı’nda doğru bir mısırlının öbür dünyada temize çıkabilmesi için şunu söyleyebilmesi gerekliymiş: kimseyi korkutmadım”

Gerçekten CAMUS’nün korkumuzun nedeni olarak, sahip olduğumuz aklı göstermesi boşuna değildir.

Geçtiğimiz yüzyıldaki bilim ve tekniğin insanı şaşırtan başarıları, yaşamımıza getirdiği olumlu katkıları bütün güven ve umudumuzu bilime ve onun gelişmesine bağlamamıza neden olmuş, artık efsanelerden çoktan kurtulmuş olduğumuzu sanmamıza karşın karşımıza yeni bir efsane, bilimcilik (siyantifizm) denilen bilim efsanesi çıkmıştır.

İşte bu olgudur ki bizi aklın biricik bilgi kaynağı olduğunun kabulüne zorlamış, ENTELLEKTÜALİZM onun gelişmişliğini (akılcılık) aydınlanmış olmanın, aydın bir kişilik kazanmanın kesin bir göstergesi olduğunu iddia etmiştir.

Bu anlayışa göre, bize varlığın bilgisini olanaklı kılan akıl, doğa ile birlikte aynı zamanda insan varlığının niteliğini kavramada ve böylece insan ilişkilerinin düzenlenmesi için gerekli ilkelere varabilmemizde de tek yoldur.

Oysa zamanımızın büyük fizikçisi ve böylece ileri bir bilim temsilcisi Max PLANK, bilimin yaşam için sağladığı pek çok şeye karşın yine de “İçinde yaşadığımız dünya garip bir dünya!.. Nereye baksak ağır bir bunalım hüküm sürüyor” diyebilmektedir.

Çünkü sırf akla, onun yarattığı bilim ve tekniğe dayalı çağımızın yaşam anlayışı maddi varlık ve güce sahip olmak, bedensel ihtiyaçların giderilmesi, bunun sağlayacağı doyum ve psikolojik hazdan ibarettir.

Günümüz düşüncesinin hedefi ve bu düşünceye uyan uygar insanın tek kaygısı, bedeninin kurtulması, onun ihtiyaçlarının giderilmesi olmuştur. Artık,bizi insan olarak yaşatacak olan iç dünyamızın değerleri değil , dış dünyamızın bedensel ve psikolojik ihtiyaçlarımıza cevap veren değerleridir.

Çağımızın tekniği göklere çıkarıp “Bizim Tanrımız makinedir” diyebilecek kadar ileri gitmesinin nedeni budur. Bu yaşam anlayışında temel düşünce beden kültürünün geliştirilmesidir.

İnsanlar üzerinde etkili olmak, bunun için de para , şöhret ve her türlü maddi gücü elde etmek, cinsellik ve spor gibi bedensel (vital) değerlere öncelik vermek, onları kendi varlığında gerçekleştirmek günümüz insanının tek isteğidir. Medyada görünmek, işi şarlatanlığa vardıracak kadar sahte bir bilimin peşinden koşmak, sporda futbolizmden , sanat ve edebiyatta bir seksüalizmden söz edilebilecek ölçülerde keyfinin (bedensel hazzın) tutsağı olmak günümüz insanının göze çarpan istekleri arasındadır.

İşte bu isteklerin altında yatan temel düşüncenin gerçekten beden kültürünün geliştirilmesi olduğu açıkça görülmektedir. Buna göre insan “vakit geçiriyoruz ve bu günü de geçirdik!” diyebilmek için tükettiği ve eğlendiği ölçüde insandır.

Böyle bir yaşamda asıl kültürün ruhu olan, ruhun kültüründen hiçbir esin ve esinti yoktur. O; ölüme terkedilmiş, daha da acı olanı ölüme mahkûm edilmiştir.

Acılara katlanmak, başkalarının dertlerini paylaşmak modern insan için üzerinden atılması gereken sıkıntı verici, anlamsız durum ve tutumlardır. Çünkü yalnızca elle tutulur ve gözle görülür nimetlerin saygınlık gördüğü bu dünyada kusur ve sorumluluk üstlenme, acıma ve pişmanlık duyma gibi ahlâki bilincimizin kaynaklarını oluşturan derin düşünce ve duygulara yer yoktur. İnsan olmak demek sorumluluktan uzak bir yaşam sürmek, “bu dünyanın adamı olmak” ya da “dünyevileşmek” demektir.

Modern dünyada ahlaki düzeyde ve duygusal saflık içinde yaşayanlar, başkalarına yardım için gönüllerini açıp ellerini uzatanlar, ısrarla dürüstlüğün peşine takılanlar ilkel , akılsız ve gülünç , zavallı insanlardır.

Şimdi göstermeye çalıştığımız bu yaşam biçimi ve anlayışının düşünsel gerekçesini ve meşruluğunu sağlama girişiminin felsefedeki adı POZİTİVİZM’DİR. Ona göre, yalnızca elle tutulup gözle görülebilen ve ölçülüp tartılabilen şeylerin bilgisi aklımızın ihtiyacını yeterince giderir ve bize var olmanın kıvancını verebilir. Aklın erişemediği şey, yok demektir. Gönlümüzün bilgi edinmede, yaşama yön vermede herhangi bir işlevi olamaz.

Oysa ünlü şair ve düşünür EXUPERY’nin dediği gibi “İnsan ancak yüreği ile baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez”

Yüksek ide ve değerleri atıp, kalbini boşaltmakladır ki asla vazgeçemediği sonsuzu ve salt olanı (mutlakı) özlemle arayan zamanımız insanı, bu kez sonsuz ve salt olanın yerine yukarda saydığımız maddi güçleri ya da sevilen bir insanın kişiliğini ikame etmektedir. Bu ise çağımızın büyük bir filozofu olan SCHELER’in deyimiyle putperestlik ve fetişizmdir. Daha da kötüsü, insanın kendini Tanrı yerine koyması, sapıkça Tanrılaşmaya kalkışmasıdır. .

Çünkü yine aynı düşünürün görüşüne göre, “ ..tabiatı kendi hakimiyeti altına almak için, insanın kendisini tabiatın dışına attığı aynı anda, onun kendisini bu dünyanın dışında ve ötesinde bulunan bir yere demirlemesi gerekirdi. Artık o , kendisini elbette bu kadar cüretle üstüne çıktığı bu dünyanın basit bir organı, basit bir parçası olarak göremezdi.”

Nedir ki , artık bundan böyle, NİETZCHE’nin , “insan aşılması gereken bir varlıktır” sözüne uyarak doğal güçlerini keyfince, dilediği gibi tüm doğa ve tümüyle insanlık üzerinde kullanmaya yeltenmekle insan, bizzat kendisi ve insanlık için korkulacak, ahlaki kişilikten uzak bir nesne haline gelmiştir.

Nitekim Albert SCHWEİTZER bu gerçeği “Üstün insan, gücünün artmasıyla birlikte, gerçekte zavallı ve acınacak insan haline gelmiştir. Uzun süredir anlamamız gereken bu gerçeği şimdi lütfen kabul edelim. Üstün insan olmakla gerçekte insan dışı bir varlık olduk” sözleriyle dile getirmektedir.

İşte insanı da sadece bir doğa parçası ve akılla donatılmış bir yaratık kabul eden, onun ilişki ve yapıtlarındaki derin duygudan tinsel (manevi) yanının dikkate alınmamasını öngören POZİTİVİZM politik alana yansıyıp orada da güç kazandığında totalitarizm ve otoritarizmi doğurmaktadır. Yönetimi elinde bulundurana kendisinin keyfince istediklerini yalancı bir bilimsel açıklamayla, hiçbir insani ve ahlaki ölçüye başvurmaksızın doğanın, doğal güçlerin bir isteği gibi göstermeye kalkışmasına olanak sağlamaktadır. Tutarlı bir pozitivizmle varılacak bu sonuç ise, anti hümanist ve bu yüzden de korku dolu bir dünya tablosundan başka bir şey değildir ve olamaz.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı