İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

'Ben'i 'Ben'

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
14-05-2009 23:41
#1
'Ben'i 'Ben'
Kâmil (yetkin) sözcüğü sözlüklerdeki anlamı ile tamamlanmış, tam, bütün ya da noksansız, olgun anlamına gelir; tamamlanmış anlamında bir sürecin, bir oluşumun sonucu bu deyimle dile getirilir. Nitekim yaşlanmış kimseler için kâmil ya da yetkin sözcüğünün kullanıldığı herkesçe bilinir.

Kâmil ya da yetkin sözcüğü ile anlatılmak istenen daha çok insana özgü bir durum ve özelliktir. Asıl önemlisi, insanın bedenen değil, mânen (tinsel olarak) gelişmişliğinin kâmil ya da yetkin nitelemesine lâyık görülmesidir.

Bu anlamda, bir kimse için kullanılan yetkin deyimi onun mutluluğunu
gösterir; gerçekte “yetkinlik”, “kemâle erme” tam anlamı ile mutlu olmak demektir.

“Kemâl”, “olgunluk” bütünü ile ruhun doyuma ulaşması, diğer bir deyimle mutlu olmasıdır.

İnsan, kendisini diğer bütün varlıklardan ayıran ve psikolojik varlığını da
aşan tinsel (akıl ve anlamla ilgili) dediğimiz bir yana, derin bir ruh ve duyguya sahiptir.

O, bu yanı iledir ki, kendisinin doğadan, doğadaki her bir bireyden ayrı ve farklı olduğunun bilincine varır. Buna psikolojide, hayvanın sahip olduğu bilinçten nitelikçe çok değişik olduğunu belirtmek üzere “ ben bilinci “denir.

Yalnızca insanda bulunan bu bilince “ahlâki bilinç “ demek çok daha doğru ve yerinde olur. Çünkü dünyadaki ödevimizi, işlevimizi, var oluş nedenimizi, niçin dünyaya geldiğimizi bize açıkça bildiren bu bilincimizdir.

Gerçekten bu bilincimizle içimizdeki yücelik, ahlâk, hakikat ve estetik gibi yüksek değerleri kavrar, onlardaki “beni gerçekleştir!” diye seslenen buyruğa uyarak yaşamımıza anlam kazandırır, anlamlı bir yaşam sürdürürüz.

İşte bizleri manen zorlayan, yükümlü kılan bu yüksek değerleri yaşamımız boyu gerçekleştirmekle ancak, din, ahlâk, bilim ve sanatı meydana getirir, gücümüz oranında ödevimizi yapmış, kendimizi tamamlamış, yetkinleşmiş olmanın kıvancını duyarız, mutlu oluruz.

Böylece mutluluk, psikolojik olmakla gelip geçici ve asıl önemlisi iyiliğe mi, kötülüğe mi ***üreceği belli olmayan, doğal zorunluluk içinde sırf rastlantıya bağlı bir keyif durumu olmaktan çıkar, gerçek bir zevk ve neş’e durumu sağlar, yaşama bir bakış, bir anlayış getirir. Böylece de o, bir düşünürün dediği gibi, erdemin bir sonucu değil, erdemin kendisi olur.

Anlaşılıyor ki yetkin insan ya da kâmil insan dediğimiz kimse, var oluş nedenini kavrayıp, ödevini yerine getirmiş, böylece anlamlı bir birey olmakla kişilik kazanmış, erdem sahibi bir kimsedir.

Yalnız şu var ki, gerçekleştirmekle bize kişilik kazandıran içimizdeki yüksek değerlerin hepsi aynı güçle, aynı zorunlulukla bizi bağlamaz; örneğin herkes bilim yapmak, sanatla uğraşmak zorunda değildir. Ama ahlâki değerler için bu söylenemez; herkes her durumda onları kendi benliğinde gerçekleştirmek zorundadır.

Çünkü iç dünyamızı düzene sokan, onu kaos olmaktan kurtarıp bir kozmosa çeviren onlardır. Bu ahlâki değerlerin zirvesinde de sevgi değeri bulunur. Böylece sevgi bizi ve evreni var edici güç olarak karşımıza çıkar. O, bu özelliği ile bize onur kazandırır. Ben bilincine ahlâki bilinç dememizin nedeni de ondaki “ben“i “ben“ yapan, “ben”i “ben” eden bu var edici güçtür.

Gerçekte değer bilinci de diyebileceğimiz ahlâki bilincimiz din, ahlâk, bilim ve sanat gibi kültür oluşuklarına kaynaklık eden diğer değerler de önceden sevgi değerinin varlığını zorunlu kılar. Bir değere, bir konuya kendini adamadan, o konuya baş koymadan hiç bir kültür meydana getirilemez.

Nedir ki manevi gücümüzün, erkimizin asla yetmeyeceği ve bu yüzden yalnızca Tanrıya özgü bir nitelik olan yüce ve yücelik değerlerinin dışında hakikat ve estetik gibi değerleri gerçekleştirmede de zayıflığımızın, geri kalmamızın bir nedeni vardır. Bu tamamen psikolojik bir nedendir.

Psikolojide değer bilincinin sınırlı oluşundan söz edilir. Bu trajik olaya göre insan bir değere kendini kaptırdı mı diğer değerlere hayır diyebiliyor. İşte bu yüzden psikolojide vital insan, ekonomik insan, estetik insan, etik insan gibi insan tipleri ortaya çıkmaktadır.

Oysa aslında “homo üniversalis” denen bütün değerlere açık insan bir ide ve ideal olarak düşünülmektedir; ama böyle bir insanı bulmak hemen hemen olanaksız görülmekte o sadece bir ideal olarak kalmaktadır. Böyle bir insan için bir ölçüde ancak GOETHE ve Leonardo DAVİNCİ örnek olarak gösterilmektedir.

Fakat temel olan, bize onur kazandırmakla koşulsuz ve salt olan SEVGİ ve SAYGI değeri gereği, tüm farklı değer tiplerine bize ne denli ters olursa olsun HOŞ GÖRÜ ile yaklaşmak, hele yıkıcı bir güç olan NEFRET duygusundan uzak durmak manevi sorumluluğumuzun başında gelmektedir. Bu, BARIŞ yolunda ADALET’i de aşan bir tutumdur.

Sonuç olarak, bir insan olabilmek, değerler dünyasında gezinip onları somut yaşamında gerçekleştirmeyi gerektirdiğine, ancak böylece yetkin bir insan olunabileceğine göre, FROMM’la birlikte,

“Öyleyse doğum, sözcüğün gündelik anlamıyla, daha geniş kapsamlı doğma eyleminin yalnızca başlangıcıdır. Bireyin yaşamı, baştan sona kendisini yeniden doğurma sürecinden başka bir şey değildir; gerçekten de tam olarak, öldüğümüz zaman doğmamız gerekir; oysa birçok bireyin acıklı alın yazısı doğmadan önce ölmektir” diyebiliriz.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı