İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Legalite

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
15-05-2009 00:04
#1
Legalite
Hak aramak bir erdem midir?

Ortaya böyle bir soru atmanın anlamı anlamı nedir?

Hak, bir hukuk düzeninin kişilere, çıkarlarını korumak üzere tanıdığı bir yetkidir.; bu yetkinin kullanılması da o kişinin serbest iradesine bırakılmıştır.

Görülüyor ki, hak kavramında, hakkını aramakta, hak sahibinin iradesi söz konusudur; iradenin söz konusu olduğu yerde de kesinlikle bir ahlâk ve erdem sorunu ortaya çıkar.

Hukukta iradenin yönelebileceği hedef ise adalet dediğimiz ahlâki değerdir. Gerek yasa koyucunun yasa çıkarırken, gerekse hukuka tabi kimselerin giriştikleri ilişkilerde gözetecek-leri değer ancak adalet olabilir, adalet olmalıdır.

Böyle olunca, hak aramak adalet istemek anlamına gelecektir ki, böyle bir tutumun ahlâkiliği tartışılamaz.

Nitekim haksızlığa uğrayan bir kimsenin hakkını kendi eliyle almaya kalkışması, özel deyimi ile “bizzat ihkakı hak” ahlâka uygun bir tutum olarak nitelendirilemez. Bir hakka saldırmak, yalnızca kişisel belli bir çıkarın inkârıdır. Oysa hukuken güvence altına alınmış bir hakkını kendi eliyle almaya kalkışmak tümüyle hukukun ve dolayısıyla adaletin ret ve inkârı anlamına gelir.

Nedir ki, bu müstesna durumun dışında , yukardaki hak tanımına göre hak istemenin bir çıkara dayanması zorunlu olunca hak arayan için iki seçenek ortaya çıkacaktır: Kişisel çıkar yada o hukuk düzeninin dayalı bulunduğu adalet.

Şimdi bu konudaki tercih adalet ve hukuk yönünde bir ağırlık taşıyorsa, bu tutumun ah-
lâka uygun olduğunda kuşku yoktur.

Bunun içindir ki, büyük hukuk filozofu G. RADBRUCH “Hakkımız ödevi yerine getirme olanağı üzerin bir haktır, ödevimizi yapma hakkıdır ve bundan ötürü hakkımızı korumak da bir ödevdir” diye bir açıklamada bulunur.

Burada “ödev” sözcüğünden ahlâki yükümlülük kavramı anlaşılmalıdır. Nitekim, filozofumuz başka bir yerde, ahlâkla hukuk ilişkisini belirlerken aynen “Hukuk yüklediği ödevlerle değil, sağladığı haklarla ahlâka hizmet eder” demektedir; yine başka bir yerde de “Hukuken buyurulan şeyin ancak ahlâki ödeve yükseltilmesi ile ödev” olacağını açıkça dile getirir.

Aynı konuda olmak üzere büyük hukukçu JEHRING’in “Hukuk Uğrunda Savaş”(Kampf ums Recht) adlı kitabında verdiği bir örnek çıkarla hukuk ve adalet arasındaki karşıtlığı, dolayısıyla da ikincisinin seçimindeki erdemi çarpıcı bir biçimde somutlaştırmaktadır.

Söz konusu örnekte, yapmakta olduğu gezide bir ingilizin, yatak yok bahanesi ile kendisinden yüksek(fahiş) bir ücret isteyen otelciler karşısında geceyi, bir takside daha çok para vererek geçirdiği, böylece hukuk ve adaleti kendi çıkarlarına nasıl üstün tuttuğu coşku ile anlatılır.

Bunun dışında kendi çıkarı tümüyle göz ardı edilmese de, hiç değilse şu söze değer verilmelidir: “Hak her yerde haktır ama, kendi haklarını kullanmada yumuşak, başkalarının hakkına saygıda sert olmalısın”.(GEIBEL).

Şimdi hukuk ve adalete saygı ile toplum sevgisini açığa çıkaran yada ahlâki ödevlerini yerine getirmek üzere özgürlüğün savunulmasını hedefleyen durumların dışında gerçekleşecek hak arama olayında kişisel çıkar ön plânda bulunursa o davranışın, yasa ve hukuka uygunluğu(legaliteyi) yansıtsa bile), ahlâka uygunluk (moralite) açısından bir değer taşıdığı, çıkara dayalı adalet isteminde hak arayanın erdem açısından yüksek bir kişiliği sergilediği söylenemez.

Çünkü, sırf legalitenin gerçekleşmesi ile toplum düzenini güvence altına alan adalet, ahlâki değerler içinde üstün bir yer almaz: o, bir maksimumu(ençoğu) değil, minumum(en az) bir ahlâkı temsil eder.

Çıkarını akılla ölçüp tartan adalet istemine karşılık iyilik ve barış severlik daha üstün bir değerdir. Temelinde sevgiye dayalı bu tür tutumlar cömert ve bağışlayıcı bir gönlün deyimidir.

Üstelik hak arama ve adalet istemi kişinin kötü niyet ve saiklerini gizlemek için dekullanılabilir.

Bunu gören RADBRUCH “Hukuk duygusu belli bir ölçüde ikiyüzlülük yada kendini aldatma tehlikesi ile karşı karşıyadır: Çıkar, kıskançlık ve çekememezlik, sürekli haklılık iddiası, kavgacılık ve güç arzusu, intikam ateşi hukuk duygusu ile örtünür”der. Ve ayrıca “Hukuk duygusu ve vicdan psikolojik bir karşıtlık içinde bulunur; vicdan bağlar, hukuk duygusu ise kendi çıkarını, zincirlerini koparıp ortaya saylar” diyerek adaletin kötü duygulara nasıl maske yapılabileceğini göstermeye çalışır

Adalet ve hak arayanın böyle kötü niyetlerini adalet ve hak istemi altına sokabileceği olgusunu pozitif hukuk sistemleri de öngörüp bu olasılık karşısında “objektif iyi niyet” kavramı ile bu olanağı bertaraf etmeye çalışmışlardır. . .

Nitekim medeni kanunumuzda bir hakkın sırf başkasını zarara sokmak amacı ile kullanılamıyacağı hükmü, açıkça böyle bir düşüncenin ürünüdür

Sonuç olarak anlaşılıyor ki, hukuka uygunluk(legalite) ile ahlâka uygunluk(moralite) başka başka şeylerdir. Aynı düşünürün “Hukuk ahlâkı kolaylaştırmakla onu aynı zamanda zorlaştırır” sözü bu açıdan büyük bir anlam taşımaktadır.

Adalet ve dolayısıyla hukuk, minimum bir değer olmakla kolay bir ahlâkı dile getirir.

Fakat sırf adalet kaygısı ile yerine getirilen bir tutum , üstün ve hakiki bir ahlâkı değil, ancak sıradan bir ahlâkiliği gösterir Üstelik hak ve adalet aramada, yukarda deyimlendiği gibi kötü niyet de gizlenmiş olabilir.

Oysa, yine yukarda bir bağlamda açıklandığı gibi, hukukun ahlâka hizmeti kişilere hak tanımakla, diğer anlatımla, bireylere özgürlük tanımakla gerçekleşir. Ama böyle olunca da birey için ahlâki değerleri gerçekleştirmek zorlaşır: Davranışının kuralını bizzat kendi koymak ve bunun sorumluluğunu taşımak.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı