İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Aklın Büyük Önemi

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
15-05-2009 00:12
#1
Aklın Büyük Önemi
'Etrafı ile iyi geçinme, başlıca akıl eseridir.' (Hz. Muhammed)

'Matematik Tanrının, dünyayı yaratmak için kullandığı alfabedir.' (Galileo Galilei)

Dünya barışının sağlam temeller üzerine kurulabileceği umudunu taşımamız, bu yolda çaba harcamamız bundan ileri gelmektedir. Gerçi bir bilgin:

'Zekamız son zamanlarda bize büyük güçler bağışladı. Fakat kendi yokoluşumuzu önleyecek yeteneği bağışlamadı.'

demekte, böylece savaştan kaçınmada sırf aklın yeterli olamayacağına işaret etmek istemektedir. Ancak, insan sevgisi ve barış severlik gibi ahlâki değerlerle birlikte, yine de barışın kurulmasında, bu değerlerin oluşmasında bile rolü olan akla güvenmekten başka yol yoktur. Nitekim aynı bilgin:

'Neyse ki, aramızda bu yönde ciddi çaba harcayanlar var.' diye eklemektedir.

'İki büyük askeri birliğin birbirlerini bir saniye içinde yok edebileceklerini gördükleri gün, umuyorum ki, uygar milletler, savaştan vazgeçecekler ve silahlarını bırakacaklardır.' (Alfred Nobel)

Gerçekten, bugünkü silahların sahip oldukları güçle çok kısa bir zamanda insanlığı tümüyle yok edebilceğini anladığımızda korkuyla uyanmamak olanaksız.

'İkinci Dünya Savaşında tüm kentlere atılan bombaların tutarı iki milyon tondu. Başka bir deyişle, iki megaton, XX. Yüzyılın sonlarına doğruysa bir tek termonükleer bombanın salı verdiği enerji tutarı iki milyon ton bombanınkine eşit, yani tüm ikinci dünya savaşı bombalarının tahrip edici gücü bir tek bombanın içinde! Şu anda onbinlerce nükleer silah depolanmış durumda. 1930 larda Sovyetler Birliğiyle ABD'nin stratejik ve bombardıman güçleri, kendilerine yeryüzünde 15.000 hedef seçmiş olacaklar. Demek oluyor ki, yer küremizde geleceği garantili hiç bir bölge yok. Birer ölüm dehası örneği olan ve patlamak için bir düğmeye basılmasını bekleyen bu silahlardaki enerji 10.000 megatonu aşıyor. Bu tahrip gücü İkinci Dünya Savaşındaki gibi 6 yıllık bir savaş döneminde dağıtılmış olmuyor. Yeryüzündeki her aileye İkinci Dünya Savaşının semt tahrip eden bir bombası düşüyor. Ya da şöyle diyelim: kasvetli bir günün yalnızca öğleden sonrasında her saniye içinde bir İkinci Dünya Savaşı dehşeti yaşayacak.' (Sagan)

'Düzenin ve barışın kurulup korunmasında aklın istemi, aynı zamanda adaletin de istemidir. Çünkü düzenlemek, ilişkilerin eşitlenmesi demektir. Eşitlik ise, adaletin değer yanını oluşturan hukuk duygusunun dışında, önce matematik bir kavramdır, aklın bir gereğidir. Bunun içindir ki, dış dünyadan gelen etkilerin altında değil de, akla göre, aklın yönetiminde yaşamak bir erdemdir.' (Spinoza)

İnsanların bir arada barış içinde yaşamaları aklın gereği olduğu gibi, üstelik bu barışı sağlayacak bizzat hukuk düzeninin de kurulması ancak akla dayalı olarak gerçekleşebilir. Bir hukuk düzeninin, normlardan oluşan bir yapının oluşması demek, adalet değerinin somutlaşması, onun içerik kazanması demektir. Adalet, soyut ve genel nitelikte bir değerdir. Bundan anayasa normlarının, anayasadan yasaların ve bu yasalardan da hukuki karara (sözgelimi hakimin bir davada vereceği karara) kadar diğer (tüzük, yönetmelik gibi) normların çıkarılması ancak mantıki bir işlemle olanaklıdır. Klug

Bu bakımdan Adalet, aynı zamanda rasyonel bir erdem, eylemde ortaya çıkan akıldır denir. Perelman

Düzen ve barışın oluşumunda aklın önemini gören bazı düşünürler, hukukun yapıcı öğesi olarak sadece aklı görmek yoluna sapmışlardır. Geniş anlamda Rasyonalizm (Akılcı Görüş) denilen bir akımı temsil eden bu düşünürlere göre, akıl tüm varlıkları kurup düzenleyen biricik ve kararlayıcı bir ilkedir. İnsana varlığın niteliğinin bilgisini olanaklı kılan da yalnızca akıldır. Bu yüzden, rasyonel bilgi gücü (akıl) dışında sezgi ve duyumlar yoluyla bir bilgi olanağı kabul edilemez.

Kısacası, Rasyonalizmin temelinde aklın sonsuz gücüne olan tam bir güven duygusu yatmaktadır; bu yüzdendir ki o, hukukun tek ve salt kurucu öğesi olarak aklı kabul eder. Ona göre yürürlükteki hukuk düzeni, tüm ayrıntılarına değin akla yakın en yüksek bir düşünceden (hukuk idesinden) çıkar. Hukuki ilkeler geçerlik ve yürürlüklerini, toplumun yapısından ve tarihsel durumdaki gerçek (reel) ilişkilerin özelliklerinden bağımsız olarak, yalnızca akla uygunluklarında bulurlar. Toplumda var olan akla aykırı güçler, insanın kötü eğilimleri, sırf olumsuz ve yıkıcı bir role sahiptir. Bununla birlikte insan, varlığını güvence altına almak için toplum içinde yaşamak zorundadır ve bundan ötürü toplumsal barışı sağlayan akıl ve ondan çıkan hukuk düzeni, bu kötü eğilimleri sınırlandıran ve toplumu geliştiren bir araç olarak geçerlidir ve gereklidir.

Akılcı görüş, bu açıklamalarıyla tek yanlı ve abartılmış bir görüştür. Gerçi akıl olmadan, akıl işe karışmadan eşya ve olaylara ilişkin bilgi edinmek olanaksızdır.

‘Doğayı yorumlamak için, O’nun sessiz harflerine aklın sesli harflerini eklemek gerekir.’ (J.G. Hamann)

Fakat bilgi edinmede sezginin ve duygunun rolü, asla savsaklanamaz. Bilgi sırf aklın ürünü değildir. Bunun gibi hukukun varlık nedeni olarak da sırf aklı kabul edilemez. Hukukun somutlaşmasında aklın payı büyüktür; birçok hukuk kuralları akılla anlaşılabilir bir düzenlemeyi içerirler. Nitekim ergin ya da sezgin (mümeyyiz) olmayanların velayet ya da vesayete tabi tutulmaları, bir malın bir kimseden güç kullanılarak alınmaması, devletin önemli ödevlerini yerine getirebilmesi için vergi toplaması ve ülkenin korunması yolunda askerlik hizmetini getirmesi gibi düzenlemeleri içeren kurallar bunlardan bazılarıdır.

Ancak, hukukun oluşmasında akıl yürütmenin ayrıca bir değerlendirici düşünce ile tamamlanması gerekir. Hukuki düşüncede matematikteki açıklık ve kesinlik görülemez.

Matematikte doğru olan tek bir çözümün bulunmasına karşılık, genel ve soyut olan hukuk kavramları somut durumlarda birden çok çözüm olanaklarını her zaman içerir; böylece de insana, onun değerlendirmelerine geniş bir alan bırakır. Sözgelimi kalıtsal nedenlerden ötürü kısırlaştırmanın kabul edilip edilemeyeceği, serbest ekonominin mi yoksa merkezi planlamanın mı yeğ tutulacağı, bireye devlet ve sosyal güçler karşısında dokunulmaz bir alanın tanınıp tanınmayacağı, özel mülkiyetin ve ölüm cezasının kaldırılıp kaldırılmayacağı gerçi geniş tartışmalarla cevaplandırılmaya yakın bir açıklığa kavuşturulabilirse de, sırf akıl ve mantık yoluyla çözümlenemeyecek sorunlardandır; bunlar kesin bir karar için aklı aşan bir değerlendirmeye ihtiyaç duyururlar.

Aklın değerlendirici düşünceyle tamamlanması gereğinden başka, üstelik hukukun oluşumunda etken olarak real (gerçek) ilişkilerin rolünü hiçe saymak bağışlanması güç bir yanılgıdır. Hukukun meydana gelmesinde biyolojik, ekonomik ve politik veriler gibi real ilişkileri içeren toplumsal gerçekliğin, belirtileceği üzere payı büyüktür.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı