İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Gerçeğin Mayası

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
15-05-2009 00:17
#1
Gerçeğin Mayası
'İnsan ancak yüreği ile baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.' (De Saint-Exupery)

Değerlerin kavranması, bir duygu işlemi ile gerçekleşir. (Emosyonalizm) Tüm değer kavranması, değer duygusuna dayanır. << Her değerlendirme temelde entellektüel bir yaşantıdır, duygu bu yaşantıya ancak bir yan etken olarak katılır, varlık bilgisi gibi değer bilgisi de sadece rasyonel olarak elde edilebilir. >> diyen Entellektüaizm yanılmaktadır.

Değer kavranması eylemi, asla saf bir bilgi işlemi değil, daha çok bir duygu işlemidir.

Değerler niteliklerinden ötürü akılla kavranmaya elverişli değildir. İnsan sadece akla sahip bir varlık olsaydı, onda hiçbir değer bilinci olmayacaktı. Değerler akla kapalıdır; kulak nasıl renk için elverişsiz ise, akıl da değerler için o türlü kördür.

Nedir ki, değer bilgisinin duygusal bir işlemle elde edileceği söylenirken, duygusallığın duyarlıkla karıştırılmamasına dikkat edilmelidir. Duyarlık, etki ve tepki ilişkisi içersinde meydana gelen olaylar niteliğinde amprik (görgül) psikolojinin araştırma alanına giren bir konudur. Nitekim duyusal bir sancı, bir yemeğin, bir kokunun, yumuşak bir şeye dokunmanın yarattığı duyusal haz durumu gerçek acı (elem) ve haz duygusu ile ilgili değildir. Bir kimse acı çekmeye hoşnutlukla katlanabileceği gibi, aynı derecedeki bir sancıya herkesin katlanma gücü çok değişik olabilir. (Max Scheler)

Böylece akılla olmamakla birlikte duyarlıkla da ilgisi bulunmayan değer kavranmasının duygusal niteliğini daha yakından görmek için değerlendirme olayına bakılmalıdır:

Bir değerlendirme olayında ilkin üç işaret ayırdedilebilir. Birincisi ve en genel olanı, onun doğrudan doğruya oluşudur. Değerleri doğrudan doğruya (direkt olarak) kavrarız.

Değerin bilinmesi işlemi dolaylı, gidimli (diskursif, mantıkî sonuç çıkaran, istidlâlı, uslamlama ile ilgli) bir işlem değildir. Bu bilme, konusunu kavramak için asla sonuç çıkarmalardan, herhangi bir düşünce işleminden yararlanmaz; onu, doğrudan doğruya kavrar. Bunun içindir ki, değer bilgisi sezgisel bir bilgi olarak görünür. Bu, değerlendirma olayının ikinci işaret olarak onun duygusal niteliğini görmek fırsatını buluruz. Değerler insanın duygusal yanına ilişkindir. İnsanın bu yanı, bir akıl düzenini aksine, bir gönül düzenini (ordre du coeur) gösterir.

'Kalbin, mantığa sığmayan apayrı bir mantığı vardır.' (Pascal)

Bu yüzdendir ki,

'İyilik ve kötülük, büyüklüğü ile değil, duyarlık derecesiyle bizi etkiler.' (La Rochefoucauld)

Değerlerin ve onlar arasındaki mevki düzeninin bilinmesinin duygusal karakteri için açık bir kanıt, değer körlüğü olayında bulunabilir. Aklı son derece gelişmiş insanlar vardır ki, böyle olmakla birlikte belli değerler için kördürler. Nitekim tek yanlı olarak sadece aklı gelişmiş olup güzellik dünyası ile, sanatla, hiç bir ilişkisi olmayan kimseler düşünülsün.

Daha da önemlisi, çok ince ayarlanmış, hızlı ve hareketli bir zekâya ve yüksek ölçüde kültüre sahip olmakla birlikte ahlâki değerler için tamamen kör olan modern insan tipinin varlığından söz edilir. Eğer değerlendirme entellektüel bir işlem olsaydı, bir başka deyimle, yalnızca aklın bir işlevi olsaydı, bu durumlar anlaşılamaz ve açıklanamazdı. Aslında, yüksek ölçüde gelişmiş akla sahip olan, özellikle bu insanların değerlere açık olmaları gerekirdi. Çünkü bu gibi kimseler için, değerleri kavramak yolunda zihinsel işlemi gerçekleştirmek herkesten kolay olurdu. Bu nedenle, bunun tersine bir görünüme sahip olan değer körlüğü olayı ancak, değerlendirme işleminde duyguya esas rol verildiğinde yeterli bir açıklamaya kavuşabilir.

Diğer yandan özellikle ahlâki değerler alanında kullanılan << iyi kalpli >>, << kötü kalpli >>, << yumuşak kalpli >>, << katı kalpli >>, << gönlünü alma >>, << kalbini kırma >> gibi deyimler değerlerin duygu (gönül) ile kavranabileceği gerçeğinin dildeki yansımaları olarak kabul edilmelidir.

Bu saptamaların önemli bir sonucu, duygunun insan yaşamındaki yeridir:

‘Son zamanlarda duyguya (duygulu olmaya) karşı birtakım itirazların yapıldığını duymuşsunuzdur; fakat size şunu söyleyeyim ki, daha az duygulu olmak şöyle dursun, tam tersine daha fazla duygulu olmak zorundayız. Bir insanı ötekinden, bir hayvanı başka bir hayvandan daha üstün kılan şey, hiç şüphe yok ki birinin daha duygulu ötekinin ise daha duygusuz olmasıyla ilgilidir. Sünger olsaydık, belki de duygulu olmayabilirdik; bir kürek darbesi ile her an ikiye bölünebilecek bir solucan olsaydık, belki de bu derece duygulu olmak bizim için zararlı olabilirdi. Fakat insanî yaratıklar olarak duygu bizler için iyi bir şeydir; iyi olmakla da kalmaz, ancak duygulu olduğumuz sürece insan olmaya hak kazanırız ve hiç şüphe yok ki, şerefimiz insanlığa karşı duyduğumuz büyük sevgi ile orantılıdır.’ (John Ruskin)

Şu var ki, bütün bu açıklamalarla değer bilgisinde aklın hiçbir rolü olmadığı asla iddia edilmemektedir. Değer bilgisi aslında duygu ve düşünce işlevlerinin birlikte iş görmesinden meydana gelir. Bu durum, değerlendirme olayının dördüncü ve son işaretini oluşturur.

‘Ahmak bir adam, iyi kalpli olacak kadar feraset sahibi değildir.’

İnsanoğlu bir kamıştır yalnızca, doğanın en zayıfıdır, ama düşünen bir kamıştır … Bütün yüceliğimiz düşüncededir … Öyleyse iyi düşünmeye çalışalım: işte ahlâkın ilkesi (Pascal)

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı