İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Ahlâken İyi

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
15-05-2009 00:49
#1
Ahlâken İyi
Kültür Ahlâkı

Yetkinlik ahlâkı görüldüğü gibi bireyi, daha doğrusu onun tinsel yanının gelişmesini hedef alıyor; oysa Kültür Ahlâkı toplumdan yola çıkar. Ona göre, insanlığın yaşamı yetkinlik ve tamamlanmasını kültürde bulur. Öyleyse hedef, kültürün geliştirilmesidir.

Ahlaki davranışın ölçütü de, kültürün ilerlemesini sağlamaktır; en yüksek ödev budur. Bir davranış, kültürün ilerlemesine yaradığı ölçüde ahlâki değer taşır. Böylece, bu ahlâk anlayışının merkezinde bireyin gelişiminin değil, insanlığın gelişiminin bulunduğu anlaşılmaktadır.

Etik Evolusyonizm de denilen Kültür Ahlâkına karşı hemen deyimlenmelidir ki, kültür ve ahlâk kavramları birbirinden çok ayrı şeylerdir. Bunların birleştirilmesi, ahlâki bilincimize aykırı düşmektedir. Bir davranışın ahlâki sayılmasının ölçüsü, onun genel kültür yaşamı ile olan ilişkisi değildir. Eğer böyle olsaydı, kültürel gelişim ile ahlâki gelişimin her zaman birlikte gitmesi gerekirdi; kültürde bir ilerleme, aynı zamanda ve aynı ölçüde ahlâkta bir ilerlemeyi sağlamalıydı. Oysa dünyanın durumu hiç de böyle görünmüyor.

Kültür alanında insanlık hızla ilerlemektedir; fakat ahlâk alanında aynı ölçüde bir yükselmenin gerçekleştiği söylenemez.

Bundan başka, ahlâki yaşamın bireysel yaşamla ilgili bulunduğu özellikle belirtilmelidir.

İnsanın kendi içindeki kötülüklerle savaşmasının, kin ve nefretini yenmesinin, saygısızca düşüncelerini altetmesinin insan kültürü ile doğrudan hiçbir ilgisi yoktur. Böylece insanî yaşam da, ancak kişiliğin yetkinleşmesi ile en yüksek noktasına ulaşabilir. Kültür yapıtları kişilerce benimsendiği ve onların kişiliklerinin gelişmesine yaradığı ölçüde bir anlama sahiptir. Kişisel bir aklı aydınlatmayan bir bilimin, hiçbir hayranı olmayan bir sanatın, kısacası kişisel hiçbir varlığı geliştirmeyen bir kültürün ne anlamı olabilir? (Michael Wittmann)

Formal ahlâk

Bu ahlâk anlayışını ortaya atan kant’tır. Kant'ın ahlâk anlayışı formalist bir niteliktedir, çünkü O, ahlâk görüşünde mantık ve bilgi teorisindeki görüşlerine dayanır.

Nitekim Kant, bilme olayında madde ve form olmak üzere iki etkeni birbirinden ayırır.

Duyumla elde edilen maddelerin -ki bunlara duyum verileri denir- karşısında duyarlığın ve düşüncenin deneyden önce gelen ve deneyden kazanılmayan (apriori) formları bulunur. Bilgilerimizin içeriği, ancak bu formlar (bu kalıplar) aracılığı ile rastlantı olmaktan çıkıp zorunluluk ve genel geçerlik kazanır. Bu nedenle, bilgilerimizin hakikatı deyimleyebilmesi, bu a priori formların doğru bir biçimde uygulanmasına bağlıdır; bir başka deyişle hakikat, düşüncenin objesi ile uygunluğundan değil, doğrudan doğruya kendi yasalarına uygunluğundan ibarettir.

Şimdi böyle bir bilgi kuramına uygun olan Kant’ın ahlâk anlayışına göre, ahlâkın geçerliği dahi bilginin geçerliğinde olduğu gibi insandaki bir apriori ye dayanır. Bilgi kuramında olduğu gibi, ahlâk alanında da form, belirleyici ve kararlayıcıdır. Bir eylemin ahlâki değerini, iradenin nesnel bir değere uygunluğu değil, bizzat kendi kendisi ile uyuşması temellendirir. İrademiz yasal bir karakter taşıyorsa, onda genel bir yasa deyimleniyorsa, davranışımız ahlâken iyidir. Böylece Kant’ın bilgi teorisinde, doğa bizi kendi ilkelerine zorlamayıp biz ona kendi ilkelerimizi uygulamakla nasıl insan doğanın kölesi olmaktan çıkıp efendisi oluyorsa, aynen ahlâk alanında da insan kendi norm ve yasalarını bizzat kendi koymakla otonom bir kişi olarak kabul edilmektedir. Çünkü ahlâk, sırf biçimsel bir işleve sahiptir; o yalnızca, yaşamdaki karışıklıkları bir birlik ve uyum içersine getirmekle görevlidir.

Bu yüzden bir davranışın ahlâken iyi olması, onun meydana getireceği sonuç ve etki için değil, bizzat kendisi için gerçekleştirilmesine bağlıdır. Böyle bir davranış da ancak, içerikten soyutlandığında olanaklıdır. İnsan belli amaçlar izlerse, onda dürtüler ve eğilimler de harekete geçeceğinden, eylem bizzat kendisi için değil, belli birtakım sonuç ve etkileri için gerçekleştirilmiş olur. Oysa ahlâki olan, içerikten soyutlanmış, sırf biçimsel bir yasa niteliğindedir. Bir davranış, sadece yasaya olan saf bir saygıdan ötürü gerçekleştirildiğinde ahlâken iyidir.

Teorik alanda olduğu gibi pratik alanda da, salt akla dayanmakla bütün akıllı varlıklar için geçerli birtakım ilke ve yasalar vardır. Bunlar, nesnel olmalarından ötürü buyruk niteliğindedir; ancak, bazı koşullar altında geçerli olanları hipotetik (şarta bağlı) olduğu halde (örneğin başkalarınca beğenilmek istersen, görgü kurallarına uygun davranman gerekir) her durum ve koşul altında geçerli olanları kesin bir buyruğu deyimler. Bütün ahlâk yasaları, kesin birer buyruktur. Bunlar en yüksek ve en genel bir yasaya indirgenebilir. Kant, yalınç bir biçimde buna kategorik emperatif (kesin buyruk) der. Bu yasanın diğer özel yasalarla ortak olan yanı, onlar gibi genel geçerliğe sahip olmasıdır; bu yüzden, sadece yasaya uygunluğu deyimleyebilir.

Buna göre kategorik emperatif yalnızca, << yasal olarak davran! >> biçiminde seslenebilir. Bir davranışta bulunurken, her zaman şu sorulmak gerekir: Davranışım genel bir yasa niteliğine sokulacak olsaydı, tüm insanlık böyle davrandığında ne olurdu? Sözgelimi, yalan söyleyecek ya da birini öldürecek olduğumuzda, herkesin yalan söylemesini ya da adam öldürmesini isteyip istemeyeceğimiz sorulmalıdır. Eğer ortaya çıkacak durum bakımından bu davranışlar genel yasa kabul edilemeyecek ise, onlar ahlâka aykırıdır.

Görüldüğü üzere bu ahlâk, bir ödev ahlâkıdır. Ahlâkın niteliğini belirleyen değerler değil, aklın buyruğunu yerine getirmekten ibaret olan ödev; içerik değil, sırf biçimsel bir << olması gereken >> dir. (Kuno Fischer)

Böyle bir ahlâk anlayışına eleştiri olarak şunlar söylenebilir:

Bir kez, ahlâki olanın belirlenmesinde sırf biçimsel bir ölçüt yeterli olamaz. Kant’ın ahlâk görüşüne göre, ödevin içeriği ancak o davranışın çelişkisiz genel bir yasa niteliğine getirilip getirilemeyeceği noktasından ileriye gitmemektedir. Örneğin, verildiği kanıtlanamayacak bir emaneti herkesin inkâr edebileceğini niçin istemeyeceğim sorusuna Kant’ın cevabı şu olacaktır: Hemen anlayacağız ki, böyle bir yasa bizzat kendini ortadan kaldıracaktı; çünkü artık hiçbir emanet verme olayı gerçekleşmeyecekti.

Oysa amaç, sadece düşüncesizce yapılan emanet sözleşmelerini engellemek olabilir.

Böyle olunca da, koyacağımız yasanın çelişik olmadığı ortaya çıkar. Buna karşılık, kanıtı olmayan emanetlerin dahi geri verilmesini insanlar arasında güven ve sadakatin egemen olması düşüncesine bağlarsak, materyal bir değerlendirme yapmış, güven ve sadakat değerlerinin geçerliğini önceden kabul etmiş oluruz. Demek oluyor ki, emaneti inkâr etmeyi genel bir yasa olarak niçin istemeyeceğimin cevabını, değerler ve değerlendirmeler verebilir. Yoksa sırf biçimsel açıdan bakıldığında, sonuçlarının cesurca kabulü ile hemen her istek genel bir ilke niteliğine getirilebilir. Kuşkusuz, genelde hırsız kendi eyleminin içeriği ile çelişkiye düşer; çünkü somut olarak çiğnediği mülkiyet düzeninin korunmasından asla vazgeçmek istemez. Fakat bizzat kendisi için dahi mülkiyet düzenini reddeden bir kimse, kendi isteminin genel bir ilkeye yükseltilmesiyle hiçbir zaman çelişkiye düşmüş olmaz. Yine bunun gibi, evliliği köhneleşmiş kabul eden bir kimsenin kendi evliliğini bozduğunda, bunu genel bir ilke olarak kabul etmesiyle çelişkiye düşmüş olduğu söylenemez.

Görülüyor ki, gerçekte neyi isteyip neyi istemeyeceğim, materyal değerlerle ilgilidir. Bu bakımdan, biçimsel ölçütün maddi değerlendirmelerle tamamlanması gerekir.

Bundan başka, belirtilmelidir ki, Kant’ın ahlâkı bir Rigorizmdir (yasalara kesin bağlılık); çünkü o, ahlâki çabadan her türlü mutluluk amacını, ödev bilincinden her türlü eğilimi uzak tutmaya çalışır. Oysa mutluluk duygusu değere sahip olmanın, bir değeri gerçekleştirmenin, kendiliğinden meydana gelen bir yan görünümüdür; mutluluk ile değer arasında reddedilemez bir ilişki vardır. Böyle olunca, ahlâki eylemin mutluluk çabasından kesinlikle soyutlanması gerekmez. Bir ödevin yerine getirilmesi, bir eğilimden ötürü de olabilir. Öyle ki, sevgi ve coşku ile yapılan bir iyilik, içteki kötü eğilimlere karşı bir çatışma sonucu yapılana oranla, ahlâki zihniyetin daha yüksek bir derecesini deyimler.

Bununla birlikte, ahlâkın salt bağlayıcı (yükümlü kılıcı) gücünü belirtmiş olması, Kant’ın en önemli başarısı olarak kabul edilmektedir. İşte bu önemli ve dahiyâne buluş (kendi deyimi ile kategorik emperatif) dur ki, onun ahlâk alanındaki diğer bütün özellikleri görmesini engellemiştir. (Hans Welzel)

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı