İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Beni Gerçekleştir

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
15-05-2009 00:59
#1
Beni Gerçekleştir
‘Söylediklerinizin hiç birine inanmıyorum ama konuşma hakkınızı ölünceye kadar savunacağım.’ (Voltaire)

İnsan varlığının en temel yanı, özgürlüktür; kişisel bir inanca sahip olmak kendine özgü bir yaşam biçimi oluşturmak ve böylece de diğer kimselerden değişik olabilmek serbestîsi.

Gerçi hukuk, bir düzen kurmak ve karışıklığı ortadan kaldırmakla, toplum içinde yaşayan bireyler için sınırlı fakat sürekli bir özgürlük sağlamaktadır. Ancak, bireyin ve dolayısıyla da toplumun gelişmesi daha başka özgürlüklerin tanınmasını, bunların güvence altına alınmasını gerektirir.

İşte bunların başında düşünce özgürlüğü, düşünceleri serbestçe açıklayabilme özgürlüğü gelir. Düşünce ile ulaşılabilecek olan hakikat en yüksek değerlerden biridir ve böyle olmakla da insanın karşısına bir << olması gereken >> olarak çıkar; insana << beni ara! >>, << beni gerçekleştir! >> diye seslenir. Diğer yandan insan, bu << olması gereken >>e uymak, onun istemini yerine getirebilmek yeteneğine sahiptir; çünkü o, düşünen bir varlıktır, bir özne (süje) dir.

Hakikat ise, ancak serbest araştırma ve tartışma ile elde edilebilir. Hakikat yolunda sahip olunan bir düşüncenin ya da bilginin doğru olup olmadığını gösterecek biricik yol, onun her zaman için tartışmaya açık bulundurulmasıdır. Tartışılmamış ve tartışmaya kapalı tutulan bir düşüncenin doğruluğu ciddi olarak kuşku taşır; böylece de bilimsel bir bilgi niteliğini kazanamaz. Bilimsel bilgi, ancak tartışmayı gerektiren bir kuşku ile elde edilebilir.

Çünkü bir sistem içersinde yer alan bilimsel bilgi her zaman her yerde doğruluk savı ile ortaya atılır. Bunun için de o, ciddi kanıtlara dayanmak zorundadır; bu yolla, her zaman doğruluğu açısından denetlenebilir ve kanıtlanabilir; kimsenin tekelinde değildir ve özellikle bir yetkeye (otoriteye) dayalı olarak başkalarına zorla kabul ettirilemez.

‘… Bilim kendini düzelten bir girişimdir. Varsayımların bilim tarafından kabul edilmesi için ciddi kanıt sınavından geçmesi gereklidir… Bilime gücünü veren, özgür araştırma ve ne denli garip gelirse gelsin, ortaya atılan bir varsayımın değeri üzerinde araştırma yapılması gerektiği düşüncesinin yerleşmesidir. Alışılmış fikirlere benzemediği için insanı tedirgin eden yeni fikirlerin boğulması, din ve siyaset çevrelerinde görülebilir.’ (Carl Sagan)

Üstelik varlığın bilinmesi, sadece doğrudan algılanabilen somut olayların bilinmesinden ibaret değildir. Somut olanın bilinmesinden tüm bir gerçeklik anlayışına varılmak gerekir ki, bu da temelinde ****fizik türden bir bilginin zorunluluğunu deyimler. Çünkü varlığın bütünü artık bilimin yöntemleriyle kavranabilecek bir şey değildir; bilimin, varlığı bütünüyle kavramamızı olanaklı kılacağını sanmak (Siyantifizm, Bilimcilik) büyük bir yanılgıdır.

‘Çağdaş fizik, bütün bu problemleri ele aldı ve çözdü. Ama bu çözümlere varmaya çalışırken, yeni ve daha derin problemler yaratıldı. Bugünkü bilgimiz, 18. Yüzyıl fizikçilerinin bilgisinden daha geniş ve derindir, ama şüphelerimiz ve güçlüklerimiz de öyledir.’ (Einstein)

‘Pozitivizmin fiziğe sağladığı temel sağlam bir zemine oturuyor, ama bu zemin çok dar… Onun için bu temeli genişletmek gerekiyor ki bu da bilimi rastlantılardan elverdiğince uzak tutmak yoluyla olur. Başka bir deyişle, biçimsel mantık yoluyla değil, ****fiziğe doğru sağduyunun gösterdiği yoldan atılan bir adımla başlayabiliriz bu genişlemeye, fiziksel dünyayı oluşturan öğelerin bizim gözlem-yaşantılarımız olmadığı varsayımından yola çıkarız ve deriz ki bu yaşantı-gözlemler, bunların ardında ve bunlardan bağımsız olan, kısacası nesnel dünya dediğimiz dünyanın gönderdiği bilgilerdir.’ (Max Planck)

Gerçi bilim büyük bir şeydir, fakat aynı zamanda sınırlı bir şeydir. Blaise Pascal, bunu şöyle dile getirir:

‘Mekân olarak evren, dört bir yanımı çevreleyip beni bir atom zerreciği gibi yutuyor; ama ben zihinsel düşüncemle dünyayı kavrıyorum.’ (Carl Sagan)

Fakat yine de, akıl çok büyük değildir, sonlu ve noksan (yetkin olmayan) bir güçtür. Her şey onun alanına girmez; pek çok şey onun avuçlarından kaçar. Nitekim Sagan’ın tasarladığı bir olay, bunu açıkça göstermektedir:

‘Diyelim ki, herkesin yamyassı olduğu garip bir ülkede yaşıyoruz. Bazılarımız üçgen, bazılarımız kare biçiminde olsun. Bazıları da daha karmaşık biçimli olsunlar. Yamyassı binalarımızdan girip çıkıyor, yamyassı bürolara ve eğlence yerlerine gidip geliyoruz. Adına yassı yer diyeceğimiz bu ülkede herkesin genişliği ve uzunluğu var ama yüksekliği yok. Sağ-sol, ileri-geri kavramlarını biliyoruz, fakat yukarı-aşağı kavramlarını bilmiyoruz. Yalnızca matematikçiler biliyorlar. Matematikçiler bize << Dinleyin, bakın…

Gerçekten çok kolay… Sağ-solu düşünün tamam. İleri-geriyi düşünün. O da tamam. Şimdi de başka bir boyut düşünün. Şöyle ki, var olan çizgilerimizden dik açı oluşturacak biçimde birer çizgi çıkın >> diyorlar. Biz de, << Siz ne anlatmak istiyorsunuz? >> yanıtını veriyoruz. << Yalnızca iki boyut biliyoruz. Üçüncüyü göstersene… Hadisene…

Hani neredeymiş? Bunun üzerine, matematikçiler, anlatamamanın verdiği üzüntüyle çabalarından vaz geçiyorlar.’

Dahası var! Değerler, akılla hiç kavranamazlar. Oysa yaşamı yaşanabilir kılan, onlardır. Akıl somut, bireysel eşya ve olayların karşısında, onların taşıdığı ve yansıttığı değerler karşısında tam bir duygusuzluk meydana getirir.

‘Büyükler sayılara bayılırlar. Tutalım, onlara yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız.
Asıl sorulacak şeyleri sormazlar; sesi nasılmış? Hangi oyunları severmiş? Kelebek biriktirir miymiş? Sormazlar bile. << Kaç yaşında? >> derler, << Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor? >> Bu türlü bilgilerle onu tanıdıklarını sanırlar. Deseniz ki, << Kırmızı kiremitli güzel bir ev gördüm. Pencerelerde saksılar, çatısında kumrular vardı…>> Bir türlü gözlerinin önüne getiremezler bu evi. Ama << yüz bin liralık bir ev gördüm >> deyin, bakın nasıl, << Aman ne güzel ev! >> diye haykıracaklardır. (Saint-Exupery)

Bunun için ancak duygu ve akıl olmak üzere bütün organlarıyla varlığa açılan insan, ona ilişkin bir şeyler kavrayıp algılayabilir, onun değişik yanlarını görebilir.

Hakikatin araştırılıp bulunmasında böylece felsefeye de görev düşünce, geniş bir tartışma ortamının sağlanması, geniş bir özgürlük tanınması daha da gerekli görünüyor. ****fizik bilgi, dünyayı en içten bir arada tutan şeyin bilgisidir; bir başka deyişle, eşyanın özünün, kendiliğinden şey’in bilgisidir. Bunun bilgisi ise, yine daha önce belirtildiği üzere, çok güç ve karmaşık yöntemlerle olur. Soyut düşünceyi gerektiren ****fizik, bu yüzden herkesin yapabileceği bir iş değildir. Bilginlerin dahi, hemen hepsinin bunun için ihtiyaç duyulan iç koşullara sahip bulunduğu söylenemez; bu yolda büyük ve üstün bir soyutlama gücüne sahip olmak gerekir. İşte bu yüzden de varlık bilgisinin her üstün güç ve yetenek sahibine açık bırakılması, yetke ve tekelcilikten uzak tutulması yerinde ve doğru bir iş olur. Çünkü teoride yeni ufukları kimlerin açacağını ve teknikte yeni buluşları kimlerin gerçekleştireceğini önceden bilmeye olanak yoktur. Oysa gerek bireyin ve gerekse toplumun gelişip açılmasında hakikat değerinin (bilim ve felsefenin) büyük etkisi vardır. Bu bakımdan düşünce özgürlüğü insan ve toplum yaşamında vaz geçilmez bir ilke olarak görünmektedir.

‘… Gerçeğin araştırılması ve bilimsel aydınlanma konularının her yönetimce kutsal sayılması gerektiğine, bilimsel araştırmalar yolu ile gerçeği tam bir içtenlikle bulmaya çalışanlara saygı göstermenin bir bütün olarak toplumun en yüksek çıkarlarına yardım etmek olacağına inanıyorum.’ (Einstein)

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı