İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Bireysel Yaşamın Anlamı

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
15-05-2009 20:55
#1
Bireysel Yaşamın Anlamı
İnsan varlığının anlamı, insanın kendini insan olmak yoluna adamasında yatar. Bu insan olma da, insanın kendi niteliğini gerçekleştirmesinden, kendi kişiliğini yetkinleştirmesi ve tamamlamasından ibarettir.

Yüzeysel bir gözlem bile göstermektedir ki, tüm canlı varlıklar kendi içlerinde bir gelişme ve yetkinleşme, bir tamamlanma dürtüsüne sahiptir. Tohumda ve embriyonda bu dürtü açıkça görülmektedir. Onlar, biyolojik bakımdan doğal bir dürtü ve ihtiyaca uyarak büyümekte ve gelişmektedir. Bu, insanın bedensel yanı için de geçerlidir. Ancak, bilindiği üzere insan, kendisini doğal yaşamdan ayıran ve onun üzerine çıkaran özgür, tinsel bir yana sahiptir.

'İnsan manâ ile madde, fikir ile tabiat, ide ile realite, edebiyat ile mekân-zaman âlemi, finalite ve kozalite arasında aktif, aktüel ve prodüktif bir varlıktır, bir şahsiyettir.' (O. Münir Çağıl)

Ve her yaşam gibi, bu yüksek tinsel yaşam da açılmak ve gelişmek ister. İnsan yaşamının ve yaşam kavgasının gerçek anlamı insan idesini (yetkin insan modelini) gerçekleştirmektir. Nitekim insanın kendi iç dünyasına dalan bir bakış, kendi iç dünyasının algılanması, bu dürtü ve amacı açıkça ortaya koyar. Yaşamımızda durgunlukla içimize daldığımız öyle anlar vardır ki, bu anlarda kendimizi gerçekliğin kalbine daha yakın bulur, onun anlamını her günkü gürültülü yaşamımızda olduğundan daha duru bir biçimde görmek fırsatını elde ederiz. Böylelikle yaratılışımızın derinliklerinden << İnsan olmaya çalış! >> diyen bir ses duyarız.

Bu sesin gösterdiği yol, biricik mutluluk yoludur. Bu sese kulaklarını tıkayıp niteliğinin (insan olmasının) iç doğrultusundan uzaklaştığı zaman insan, en derin bir biçimde mutsuzluğa düşmektedir.

'Kim size << Siz kendinizsiniz >> sözünden daha övücü bir söz söyleyebilir.' (W. Shakespeare)

Düşünce ve anlam dolu insan (gerçek insan) için asıl mutsuzluk, işte budur: İdeale sadık kalmamış olmanın yarattığı sancılı bilinç; gerçek aydın olmaya karşı suç işlemiş olmanın bilinci.

Gerçekten her insanın önünde ne olması gerektiğini gösteren bir tablo bulunur. O, bunu gerçekleştirmedikçe, kendi kendisi ile barışık değildir. (Johannes Hessen)

'Her şey güçleşir, can sıkar, bırakıp da bir kimse kendi yaratılışını, kendine uymayanı işlerse..' (Sophokles), Walther Kranz

Fakat insan yaşamının ve çabasının yönünü belirleyen bu insan olmak nedir, neden ibarettir?

Çok daha önce de deyimlendiği gibi, doğa varlıklarının içersinde insan, bambaşka özelliklere sahiptir; onun kendine özgü bir yaratılışı vardır. Doğada önce, cansız varlıkları görürüz. Bunlar, yalnızca fizik ve kimyasal güçleri oluştururlar. Bundan hemen sonra, bitkisel yaşam gelir. Burada fizik ve kimyaya ilişkin elemanter maddeler bir amaç bağıntısı içersine konulmuşlardır ve bitkisel organizmanın gelişim ve yetkinliğine hizmet ederler. Doğadaki üçüncü görünüm, hayvansal yaşamdır. Hayvanda organik yaşam artık bizzat amaç değil, hayvansal (duyusal) yaşamın gelişmesinden ibaret olan daha yüksek amacın altında bulunan bir şeydir. İnsanda ise, doğanın birtakım maddi ve psikolojik güçler olarak ortaya koyduğu her şey, yeniden daha geniş bir hizmet ilişkisine girer. Bu kez maddi ve psikolojik güçler, tinsel yaşamı geliştirmeye hizmet ederler.

Buna göre, insan varlığının gerçekleşmesi ve yetkinleşmesi, bedensel yaşam hor görülmemekle birlikte, onun tinsel yaşamının gelişip açılmasına bağlıdır demek gerekmektedir.

İnsan varlığının gelişmesi birtakım içeriksiz << olması gereken >>, salt buyruk ve ödevlere uymakla değil, değerleri bu dünyada gerçekleştirmekle sağlanır. Salt << olması gereken >> ve buyruklar, insan üzerinde çekici bir etkiden çok, korkutucu bir etki yapmaya elverişlidir. Bu, << olması gereken >> in özellikle olumsuz bir biçimde deyimlenmesinde, örneğin << öldürme! >>, << çalma! >> gibi sadece yasaklardan söz edilmesinde açıklıkla görülür. Bu yüzden:

Oysa insan, daha çok genç insan sahip olduğu güçleri kullanmak ister ve bunun için de onun olumlu ideallere ihtiyacı vardır. O, ne yapmayacağını bilmekten çok, neyi yapabileceğini, neyi yapması gerektiğini bilmek ister. Yasaklar, buyruklar ve salt ödevler enerji dolu genç insana etkinlikten yoksun, bunalım dolu bir yaşam önermektedir ki, o buna asla katlanamaz. (Michael Wittmann)

-Günaydın, dedi Küçük Prens
-Günaydın, dedi satıcı
Susuzluk giderici haplar satan bir adamdı bu. Haftada bir hap içtiniz mi, artık, içecek bir şey aramıyordunuz.
-Bunları neden satıyorsun? diye sordu Küçük Prens
-Zamanın boş yere harcanmasını önlemek için. Uzmanların hesabına göre, bu haplar alınınca haftada elli üç dakika kazanılıyor.
-Peki bu elli üç dakikada ne yapacağız?
-Canın ne isterse
-Keyfimce harcayarak elli üç dakikam olsaydı ağır ağır bir çeşmeye doğru yürürdüm, dedi Küçük Prens

'İş hayatı denilen şeyin iş değil, hayat olduğunu geç kalmadan öğrenin.' (B.C. Forbes)

İşte, modern değer teorisi bir çok değerleri aydınlığa çıkarıp olumlu bir biçimde seslenerek, insana yaşamını dolduracak ve tatlı kılacak sonsuz idealler sunmakta, doğanın verdiği anlamsız, ruhsuz enerjiden anlamlı, güzel bir dünyanın yaratılmasını olanaklı kılmaktadır.

Öldürmemek ahlâken doğru ve iyi bir şeydir;

'Çocukları dövmem, balık avlamam, bir ceylanı ya da tavşanı vurmam.Ama iyi bir nişancıyımdır, on ikiden vurmayı severim.' (Wilheim Reich)

Ancak, yaşama yaşam katmak, bu yolda katkıda bulunmak, severek yaşatmak çok daha yüksek ve anlamlı bir şeydir. Bir ******n yarım yarım konuşmasını, gülümsemesini ya da bakışını içten duyarak izlemek zevk vericidir. Fakat onun oluşum ve gelişiminin yasalarını bilmek, ruh ve duygularının uyanışını algılamak daha hoş bir şeydir. Bir ****** sevgi, anlayış ve özenle yetiştirip eğitmek ise zevklerin en büyüğüdür.

Bunun içindir ki, bütün mutluluk reçeteleri, insana anlamlı eylemlerde bulunmayı, hattâ bu yolda riski bile göze almayı önermektedir. Gerçekten günlük yaşamın yıpratıcı, çökertici koşullarından sıyrılıp kurtulabilmek, anlamlı işler yapmaya özellikle, canlılığını koruyan derin köklü ağaç gibi, derin kaynaklara ve ideallere sahip olmaya bağlıdır.

Nitekim güç işlerde bile yüksek kişilikler, kendilerini yücelten davranış ve çabalarını, asla yükümlülüğün sıkıcı ve ağır baskısını duymaksızın, mutluluk verici bir coşkunluk içersinde yürütmüşlerdir.

Üstelik anlamlı yaşam (mutlu yaşam) genç kalmanın, uzun yaşamanın sırrı olarak da nitelendirilmektedir.

'Yeryüzünde doksan yaşını geçmiş öyle insanlar vardır ki, yüzlerinde genç insanların masumiyet ve safiyetleri görülür. Fakat henüz orta yaşlı öyle insanlar da vardır ki, yüzleri kırışıklıklar içindedir. Birincisi güneşli ve neşeli, ikincisi hoşnutsuzluk içinde yaşayan bir mizacın muhassalasıdır. İyi ve güzel şeyler düşünen insan doksan yaşına da gelse yüzündeki güneşli ifade hiç bir zaman solmaz. Sevilen bir insan olmak için her şeyden evvel güneşli bir yüze sahip olmak gerekmektedir.' (Kemal Sönmez)

'Yaşlılık ve bunaklık, yaşın ilerlemesinden kaynaklanmaz. Sevilmemekten ve kendini yararsız görmekten kaynaklanır. Yararlı olduğunuz sürece hiç bir zaman yaşlanmazsınız! Bu konuda başkalarına bağımlı olmayın. Kendiniz gerçekleştirin bunu.

Sürekli canlı ve etkin olun. Kendinize yapacak şeyler bulun! Anlamlı şeyler.' (Leo Buscaglia)

'Gençlik, hayatın belli bir dönemi değildir. Gençlik, bir irade şekli, bir hayat özelliği, cesaretin korkaklığa, macera hevesinin rehavete boyun eğdirmesidir. Hiç kimse belli yılları doldurmakla ihtiyarlamaz. İnsanlar ideallerini kaybedince ihtiyarlar. Seneler ancak cildi buruşturur, ama heyecanını yitirmek ruhu buruşturur.' (John Lewis)

Değerlerin böylece insana mutluluk vermesinin nedeni, onlara uymanın özgürlük ve kişilik kazandırmasıdır.

'İnsan bir bütündür. Kişiliğini oluşturan öğeler arasında iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-hatalı ikilemi vardır.' (Özcan Köknel)

Çünkü değerler ve onlardan çıkan istemler, insanın bizzat kendisinin tinsel yanında bulunur. Onlara uymakla, somut durumlarda onlara uygun kararlar almakla aslında kendimize uymuş, kendi yasamızı kendimiz koymuş oluruz. İnsan kendini red ve inkâr etmeksizin, değerleri onamazlık edemez. İnsanın yaşamda ne yapması gerektiği sorusuna, biyolojik ve psikolojik yoldan cevap vermeye çalışanlar bile, onun tinsel bir yanı olduğunu kabullenmek zorundadırlar. İnsana sadece biyolojik ya da psikolojik ihtiyaçlarını gidermesini önerenler (Hedonizm), niçin bunun bir yasa bir << olması gereken >> kimliğine getirilmesini açıklayamazlar. Biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlar, zorunlu doğa yasası gereği, kendiliğinden giderilirler; bunların ayrıca bir norm niteliğine sokulması yersizdir. Acıkan ya da uykusu gelen bir kimse, ona bu yolda buyruklarda bulunsanız da bulunmasanız da, yemek yiyecek ya da uyuyacaktır; bunun için onun sadece eylemsel (fiilî) ve maddî olanaklara ihtiyacı vardır. İşte, eğer bu tür davranışlar için bile bir norm (bir yasa) konulması düşünülüyorsa bu, insanda bir akıl (bir tin) ın kabulü demektir ki, bu durumda insanın bu tinsel yanından gelen değer ve istemlere niçin uyulmaması, onların niçin bir norm kimliğine sokulmaması gerektiğinin cevaplandırılması beklenir.

Anlaşılıyor ki, insan yaşamı anlamını bu dünyada değerleri gerçekleştirmekle kazanır; insan kendini ancak bu yoldaki yapıtlarında bulur. Yalnız maddî yaşamının ihtiyacı olan aletler ve silahları yapan insan, henüz ilkel bir doğa insanıdır; zamanını ve gücünü aletlerini süslemek gibi salt estetik değerlerin gerçekleştirilmesine kullandığı an artık hayvansal değil, insanî bir yaşamın deyimi olan sanatı meydana getirmiş ve kültüre adım atmış olur.

İnsanı kültür alanına yaklaştıran ve sokan bir başka nokta da onun, bir kısmını iyi ve bir kısımını kötü olarak belirleyip, birincileri eğitmek ikincileri bastırmak üzere doğal yetenekleri arasında bir seçim yaparak ahlâki bir insan kimliğine girmesidir. Bunu yapmayan, doğal yeteneklerini her doğrultuda tüketircesine kullanan ve birtakım sağlam ve değişmez ilkeler değil de sadece kaba güç ve doğal zorunluluklar karşısında eğilen insan salt bir doğa insanıdır. Buna göre, insanlararası davranış ve ilişkilerin kuralı olarak kabul edeceği hukuku meydana getirirken de insan, onu sırf sosyal ihtiyaçların yoluna ya da salt kaba gücün buyruğuna değil daha çok ve özellikle, yüksek etik bir değer olan adaletin hizmetine koymak durumundadır. (Hans Leisegang)

Bu arada, yüksek tinsel değerlere göre davranıp yaşayanları hor görmenin de ne denli yanlış olduğuna değinilmelidir. Değerlere uygun davrananlar, özellikle erdemli kişiler, başkalarının kendi yarar ve çıkarları için bu kişiler üzerinde birtakım hesaplar yapacakları, genel çizgilerle belirlenmiş budala insanlar değillerdir. Onlar her somut durumda, durumun niteliğine göre özgürce karar verebilen kişiliklerdir, çünkü değerler, özgürce verilen kararlarla gerçekleştirilebilir; özgürlük değerlerin niteliği gereğidir.

Ancak böylelikledir ki, değerler bireyin kişiliğinin gelişmesine, açılmasına hizmet eder. (Max Scheler)

Eğer insanlar üzerine hesap yürütülecekse, ancak kötüler üzerinde bunun olanaklı olacağı söylenebilir. Çünkü yüksek değerlerden uzaklaşan insanı ancak tutkuları, dürtüleri belirleyecektir ki bu, özgürlüğün ortadan kalkması, o kimsenin belli nedenlerle şartlandırılması demektir. Şartlandırılmış davranış ve olayları da önceden görüp kestirmek çok kolaydır.

'Kötü insanlara güvenilebilir. En azından değişmezler.' (William Faultner)

'Para, insanı avlamak için en iyi yemdir.' (Thomas Fuller)

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı