İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

'Kendini Bil'

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
15-05-2009 20:59
#1
'Kendini Bil'
'İnsana 'Kendini bil!' denilmesi, yalnız gururunu kırmak için değil, değerini de bildirmek içindir.' (Cicero)

Değerlerin niteliğini kavramada, değerlendirme olayına bakılmalıdır. Böylece, deneye dayanmayan, ön yargılı bir açıklama yol ve yöntemine düşme tehlikesi ortadan kaldırılmış olur.

Değerlendirme olayı, her şeyden önce bir değer yaşantısıdır. Bu, psikolojik bir olaydır; değerlendirme önce yaşanan birşeydir, bir yaşantıdır. Biz, bir tablonun ya da bir manzaranın güzelliğini, bir insanın iyi bir davranışını algılar, yaşarız. Aslında tüm eşya ve olaylarla ilişki kurmamız, ancak psikolojik bir yaşantı ile gerçekleşmektedir; onları algılar, tasarımlar (tasavvur eder), düşünür ve duyumsama da psikolojide incelenen olgu ve kavramlardır.

Şu var ki, psikolojik yaşantıyı, ilişkin olduğu eşya ve olaylar (objelerle, nesnelerle) karıştırmamak gerekir. Nesnelerin (objelerin), onlarla ilgili psikolojik yaşantıdan ayrı tutulması, değerlendirme olayının ikinci yanını görmemize fırsat verir. Bu ikinci yan dediğimiz şey, gözlemlediğimiz tablo, manzara ve insanın belli bir davranışı gibi eşya ve olayların bizde değer yaşantısını meydana getiren özellikleridir. Bu özellikler, eşya ve olayların değer özellikleri'dir.

Ancak, eşya ve olayların (objelerin) sahip oldukları bu değer özellikleri, asla onların varlık özellikleri ile ilgili değildir. Nitekim tablonun boyutları, rengi, yapımında kullanılmış olan her türlü malzemenin cinsi ve bunun gibi şeyler o tablonun varlık özelliklerindendir; bunlar gözlem ve ölçme ile nesnel bir biçimde saptanabilir. Oysa bu tablonun değer özelliği olan güzelliği, onun varlık yanı ile ilgili değildir. Tabloyu değerlendiren bir kimse olmasa, o tablonun böyle bir özelliğinden söz etmenin anlamı yoktur.

Güzelliğin tablonun bir varlık özelliği olmadığını en açık bir biçimde algılamak istersek, değişik olarak değerlendirebileceklerini, bazılarının güzel bulmasına karşılık bazılarının öyle bulmayacakları olasılığının varlığını düşünmemiz yeterlidir. Oysa tablonun varlık özelliklerinden olan boyutları, rengi ve yapıldığı malzeme konusunda hemen herkes uyuşup anlaşır, çözümlenemeyecek herhangi bir anlaşmazlık çıkmaz. Bundan anlaşılıyor ki, bir şeyin değer özelliği o şeyi gözlemleyen kişi (süje) ile derin bir ilişki içersindedir.

Eşya ve olayların değer özelliğini, onların karşısında bulunan bir kimse, onlardan aldığı izlenimlerle psikolojik bir yaşantı sonucu, bir değer yargısı ile onlara yüklemektedir.

Böylece eşya ve olayların varlık özellikleriyle değer özelliklerinin birbirinden ayrı oluşu varlık yargısı ve değer yargısı gibi iki ayrı yargı türünün ortaya çıkmasına ve asıl önemlisi bilimlerin bu açıdan ikiye bölünmesine neden olmaktadır: Varlık bilimleri, değer bilimleri. Varlık bilimleri, nesnelerin yalnızca varlık yapılarını göz önünde bulunduran bilimlerdir; bu nedenle de varlık yargılarıyla iş görür. Nitekim doğa bilimleri, varlık bilimi olmalarından ötürü, asla değer yargıları vermezler. Onların gözlem biçimi değerden tümüyle arınmıştır. Gerçi yalınç ve karmaşık olmalarına göre konular (objeler) arasında bir ayrım gözetebilirler, fakat birini diğerine oranla daha yüksek değerde tutamazlar. Biliminin salt teorik tutumunu koruyan bir doğa araştırmacısının gözünde insan, üstün bir yaratık değildir. Bir kimyacı için kötü kokan bir gaz, güzel kokan bir menekşeden hiç de daha az değerli değildir. Aynı şey psikolog için de geçerlidir; o da konusunu araştırırken herhangi bir değerlendirme yapmaz. Ona göre, bilinç olayları diğer ruhsal olaylardan daha değerli değildir; bir suçu motiflerinden açıklamaya çalıştığı gibi, kahramanca bir özveriyi de aynı yolla açıklamaya çalışır. Keza ideal (düşünsel) bilimlerde de durum, doğa bilimlerinde olduğu gibidir. Bir matematikçi için de, düzenli bir biçim ile düzensiz bir biçim arasında hiçbir değer ayrımı yoktur.

Bütün bu bilimler, değerlerden uzak durup değer yargısı vermekten kaçınırlar.

Fakat bu durum, bu bilimlerin hiçbir biçimde değerlerle ilgilenmedikleri anlamına gelmez. Nitekim doğa bilimlerinin konusu değişik ölçüde ekonomik değeri olan madde ve güçlerdir. Keza psikolog ruhsal olaylar arasında doğrudan doğruya değer duygularını ve değer yargılarını da araştırmak durumundadır. Ancak, bütün bu bilimler ilgilendikleri değer ve değerlendirmeleri gerçekte var olan bir şey olarak ele alırlar; onların geçerli olup olmadığını, asıl değerlere uygun bulunup bulunmadığını sormazlar; yaptıkları iş, somut değerlendirme eylemini olduğu gibi saptamak, herhangi bir değer yargısı vermeden, onları anlayıp açıklamaktan ibarettir.

Buna karşılık, etik ve estetik’de olduğu gibi, değer bilimleri bizzat değer yargıları verirler, konularını (objelerini) değer açısından araştırırlar. Bir ahlâkçı << ahlâken iyi >> değerini belirlemeye bundan somut davranışlar için normlar çıkarmaya çalışır. Bu normlar, ahlâkçının bunlara bakarak somut insan eylemlerini değerlendirdiği ölçülerdir.

O, belli bir eylemin ahlâki değere uygun olup olmadığını, uygunsa değerler düzeninde hangi mevkiye sahip bulunduğunu sorar. Bu bilimler için, olaylara değer açısından bakmak esastır; onlar değer yargıları ile iş görürler; değer bilimleri adını taşımaları da bundandır.

Varlık yargıları ve varlık bilimleriyle yapılan bu karşılaştırmalardan sonra daha iyi anlaşılıyor ki, değer yargılarında her zaman bir kimse (bir süje) söz konusudur. Eşya ve olayların değer yanı, bir şeyin değeri, onu algılayan bir süje ile ilişkisinde sahip olduğu özelliğidir. Değer, değerlendiren özne (süje) ile olan bu bağlantısından koparılamaz.

Şu var ki, bağlılık bizi bir değer sübjektivizmine de ***ürmemelidir. Neyin değerli neyin değersiz olduğu kişiden kişiye değişmez, değişemez; değerlerin ölçüsü somut özne (kişi) olamaz. Nasıl teorik yargılar herkes için geçerli olmak istemi ile ortaya atılırsa, değer yargıları da aynen öyledir.

Değerlerin varlık biçimi’nin ne olduğu sorusuna gelince: Değer ideleri özel bir varlık biçimine sahiptir. Bunlar duyum dışı, duyumla algılanamayan ideal (düşünsel) şeylerdir.

İdeal şeylerin (ideal objelerin) temel özellikleri maddi varlığı olmamakla gerçeklik dışı (realite dışı) bulunmak, zaman içinde geçen bir olay olmamakla da zaman dışı bir düzende yer almaktadır. Bununla birlikte bu şeyler, insana bağlıdır; insanın tinsel yanı dolayısıyla ve bu yanı için vardır. Nasıl, keza ideal objelerden olan mantık ve matematik objeler ön koşul olarak düşünen bir tin’i (bir akıl) gerektirirse, düşünce olmasaydı, matematik de olmayacak idiyse, aynen, tin olmasaydı değerler de olmazdı. O halde değerler düşünsel olarak vardır ve bu yüzden onların varlık biçimine geçerlik denebilir.

Değerlerin matematik konulardan ayrılan bir özelliği ise, insanın duygusal yanına, değer duygusuna bağlı oluşlarıdır.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı