İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

İki yüzlülük, Kötülüğün Erdeme Saygısıdır

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
15-05-2009 21:03
#1
İki yüzlülük, Kötülüğün Erdeme Saygısıdır
Bu, bizim kendi değer yaşantımız ve yaşamımız üzerine bir düşünceye dayanır. Bir değerin bizce nasıl algılandığı üzerine düşünürsek hemen anlarız ki, bu değeri asla sırf öznel bir şey, bizim keyfi irade ve arzumuza bağlı bir şey olarak algılamamaktayız; tersine, nesnel bir şey, tarafımızdan onanması, kabul edilmesi istemi ile karşımıza çıkan bir şey olarak algılamaktayız. Bir manzaranın güzelliğini algıladığımızda, bir sanat yapıtını izlediğimizde, ahlâki bir davranış karşısında hayran kaldığımızda bu tür değerlerin sübjektif bilincimizle değil, obje ile ilgili bulunduğu yolunda açık bir duyguya sahip oluruz. Söz gelimi beğendiğimiz bir tabloyu ya da musiki parçasını beğenmezlik edemeyeceğimizi, beğenip beğenmemenin elimizde olmadığını biliriz. Dahası, o tablo ya da musiki parçasını herkesin beğenmesini ister, herkesin beğenmesi gerektiğini düşünürüz; öyle ki, bizim gibi, bizim ölçümüzde beğenmeyenleri biraz da şaşkınlıkla karşılarız. Değer yaşamımızda öyle anlarımız olmuştur ki, ya da başkalarından öyle anlar geçirdiklerini, öyle durumlar içinde kalmış bulunduklarını görmüş ya da işitmişizdir ki, bu anlarda ve durumlarda herkes ne derse desin insanın bildiğini, inandığını yapması gerektiği düşünülmüştür.

Sorulmalıdır! Bu anlarda insanın kendi bildiği, inandığı değere sadık kalmasının, herkesin aksini söyleyeceği beklenildiği halde, ona sıkı sıkıya bağlanmasının anlamı nedir? Kafasında ve kalbinde yaşattığı değerin nesnelliğine olan güvenci değil midir? Bugün için kendisini kimse anlamasa bile, bir gün gelip pek çok kimsenin kendisine hak vereceğine, kendisini anlayacağına olan sarsılmaz inancı değil midir? Nitekim ahlâk, sanat, bilim ve politika alanında bugün çok yüksek diye kabul edilen kişiliklerin, içinde yaşadıkları çağlarda gereğince, hatta hiç anlaşılmadıklarını, takdir edilmediklerini ve fakat bununla birlikte başarı ve yüceliklerini inandıkları değerlere sadık kalmalarına borçlu bulunduklarını öğrenmedik mi? Anlaşılan o ki, bütün bu durumlarda süje üstü bir şey, değerleri algılayan kişinin keyif ve arzusundan bağımsız, nesnel ve salt bir şey söz konusudur.

Değerlerin bu objektivitesini, bizim sübjektif değerlendirmemiz ve irademiz değerlerden ve değer normlarından ayrıldığı, onlara aykırı düştüğünde de anlarız. Sübjektif davranışımızı söz konusu değer ve ilkelere göre ölçerek mahkûm eder ve değerlere aykırı davranmış olmaktan pişmanlık duyarız.

'Doğrusunu isterseniz, sütü bozuklar için bu dünyada daha gerçek daha kesin bir ceza vardır ki, o da her zaman kendini gösteren vicdan azabı ile, hemen gerektiği zaman ortaya çıkan insanlığın intikamıdır.' (François Voltaire)

Bu da gösteriyor ki, bizim sübjektif değerlendirmemiz ve arzumuz dışında, nesnel olarak geçerli değer ve normların varlığından haberdarız ve onları onamaktayız. Adeta salt bir değerin önünde boyun eğmek zorunluluğunu duymaktayız; ona aykırı davranırken bile. Bu yüzden,

'İki yüzlülük, kötülüğün erdeme saygısıdır.' (La Rochefacault)

denilebilir.

Böylece bizim değer yaşantımız üzerine yalınç bir düşünce, bizzat değerle birlikte onun nesnelliğinin de algılandığını göstermektedir. (Johannes Hessen)
mesutgun1982 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
03/2008
Yaş:
55
Mesajlar:
1.082
Konular:
4
Teşekkür (Etti):
1
Teşekkür (Aldı):
37
Ticaret:
(0) %
18-09-2009 16:44
#2
Eyvallah.
---------------------


Eğer VATAN tehlikede ise,her şey VATANA aittir.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı