İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

İnsan ve Tin

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
15-05-2009 21:07
#1
İnsan ve Tin
'Bir keresinde bir büyük adam, makinaların belli yasalarla çalıştığını gösterdi sana; kalktın öldürmede kullanılan makinalar yaptın; canlıları da makina yerine koydun. Bu yanlışı üç on yıl değil, üç yüz yıl sürdürdün; yanlış kavramlar yüzbinlerce bilim işçisinin kafasında kök saldı; dahası, yaşamın kendisi ağır hasar gördü; çünkü canlıları makina yerine koyduğun andan sonra __onurunu ya da profesörlüğünü, dinini, bankadaki hesabını ya da kişilik zırhını korumak için__ yaşama işlevleri göstermeye başlayan herkes suçladın, katlettin, şu ya da bu biçimde onlara zarar verdin.' (Wilheim Reich)

Yüksek (tinsel) değerler, ontolojik bakımdan insanın tinsel yaratılışına bağlıdırlar; varlıkları insanın tinsel yanında kök salmıştır.

Bundan dolayı değerleri gerçeklik dünyasında aramak yanlıştır. Eğer değerler varlıklarını gerçeklik dünyasına borçlu olsaydı, insanın gerçeklik karşısında eleştirisel bir tutum alması anlaşılamazdı. Çünkü, nasıl suyun 100 derece kaynaması ya da cisimlerin yer çekimine uyması eleştirilemezse, bunun gibi, bir davranışı ahlâk açısından eleştirmek de anlamsız olurdu. Değerler deneyden kazanılamaz; aksine, deneysel dünya (gerçeklik dünyası, realite) önceden varolan değerlere göre bir seçime tabi tutulur.

Böylece değerler duyum dışı, duyumla algılanamayan ideal (düşünsel, manevi) varlıklardır ve böyle olmakla da ön koşul olarak düşünen ve duyumsayan (hisseden) bir tin'in varlığını gerektirir. Onlar, aynen mantıkî ve matemetik objeler gibi, ancak tin aracılığı ile varlık kazanırlar; başka bir deyimle, varlıklarını insanın tinsel yanına borçludurlar. (Erich Fechner)

Gerçekten, insan varlığı kademeli bir yapı gösterir. O önce, fizik ve kimya yasalarının egemen bulunduğu maddi bir varlığa sahiptir. Fakat insanın bu maddi ve bedensel yanı, canlı bir varlık olarak aynı zamanda biyolojik bir oluşuktur ve biyolojinin yasalarına tabidir. Bundan başka bir de, kendi yasalarına uyan ruhsal yaşam alanı bulunur. Özgür tinsel dünya ise, yalnızca insana özgü bir biçimde, tüm bu bedensel ve ruhsal yaşamın üstüne yükselir.

'Fakat insanı insan yapan bu yeni şeyi, şimdiye kadar anlatılan vital-tepki, instikt, associativ hafıza, zekâ ve seçme kabiliyeti gibi araştırılması psikolojiye düşen, psişik ve vital alana ait bulunan funktion ve kabiliyetlere eklenecek yeni bir psişik-varlık basamağı olarak düşünmek doğru değildir... Daha Grekler böyle bir prensibin varolduğunu söylemişler ve ona akıl adını vermişlerdi. Biz bu X için daha geniş manâlı bir kelime kullanmak istiyoruz. Bu kelime akıl kavramını içine aldığı gibi, ide'leri düşünmeyi; bunun yanında temel fenomenlerin, varlığın mahiyetinin idrak edilmesi gibi belli bir idrak tarzını; bundan başka ilerde karakterize edilecek olan bir çeşit emotional ve istemeye dayanan akt'ları, meselâ iyilik, sevgi, pişmanlık, saygı vb. gibi akt'ları içine almalı. İşte bu kelime Geist kelimesidir.' (Max Scheler)

İnsanın bu tin (Geist) yanının özgürlüğü şuradan bellidir ki o, kendisi obje haline getirilemeyen biricik varlıktır. İnsanın ruhsal yanı onun son yanı olsaydı, bu yanını bilginin (psikolojinin) konusu (objesi) niteliğine sokabilmesi olanaksız olurdu. Bilme eyleminde bilen (süje) ve bilinen (obje, nesne) olmak üzere iki öğenin varlığı kesin bulunduğuna göre, ruhsal olayların obje niteliğine getirilebilmesi, ancak ayrı bir öğenin (ayrı bir yanın, tin'in) varlığı ile açıklanabilir. (Max Scheler) Scheler' e göre insanı hayvandan ayıran da, onun bu tinsel yanıdır. Nitekim hayvan ben-bilgisinden yoksundur; çünkü insanda bu bilgiyi sağlayan tin'dir. << Hayvan, kendi eğilim-itkilerini bile kendine ait eğilimler olarak değil, hareket noktasını çevresindeki şeylerden alan çekici yahut itici kuvvetler olarak yaşar. Hatta bazı bakımlardan hayvana yakın bulunan primitiv insan bile, << ben bu şeyden nefret ediyorum >> demez, bu << bir tabudur >> der >> (Takiyettin Mengüşoğlu)

Eğer tin kendini araştırma konusu olarak bilmeye yönelirse, bu olanaksızdır; çünkü, bir şey aynı zamanda hem kendi ve hem de kendinden başka bir şey olamayacağı yolundaki mantık yasası (özdeşlik yasası) gereği, kendisi hem bilinen nesne (obje) ve hem de aynı zamanda bilen özne (süje) durumunda bulunamayacaktır.

Ne var ki, burada yanlış bir anlamaya meydan vermemek için, insanın kademeli yapısını birbirinden ayrı ve kopuk jeolojik katmanlar gibi düşünmemek gerektiği belirtilmelidir; onlar daha çok, alttakiler tarafından taşınmak üzere birbirine dayalı ve bağlı bulunmaktadır. (Heinrich Henkel)

İşte insanın bu son, tinsel yanıdır ki, özgür olmakla, onu dış koşulların (doğa olaylarının) etkisinden kurtarmaktadır. İnsan ancak bu yanı ile gerçekliği, << olan >> ı eleştirip onun karşısına << olması gereken >> i koyabilmektedir. Bu konuda Kant, okunmaya değer:

'Fakat insan kausal bağlarla bağlı ve görünüşten ibaret olan tabiat varlığının çerçevesi içinde sınırlı hayvani eğilimleri, funktion ve diğer tabii kabiliyetleriyle kaldıkça, kendisini bekleyen asıl başarılarını (ethos, ilim, sanat, teknik) gerçekleştiremez ve hayvani varlığının üstüne çıkamaz. Halbuki, << tabiat üstü kuvvet >> insana, gerçekleştirmesi, insanın insan olmasını, asıl gayesine erişmesini, kendisinde bulunan hayvanlığın üstüne çıkmasını temin için, bambaşka karakterde faktörlerin bulunması şarttır. Tabiat üstü kuvvetin bu isteği, insanın tabiata, kausal bağlara tabi olmayan bir yanın koruyuculuğuna bırakılmasını gerektirmektedir. (Takiyettin Mengüşoğlu)

Bu bakımdan en kapsamlı biçimde, biricik varlık olarak doğayı gören ve tinle birlikte sanat, bilim, hukuk gibi bütün tinsel oluşukları doğa kavramına sokan Naturalizm'in bu görüşü doğru kabul edilemez. Nasıl kabul edilsin ki, bu görüş bizzat modern doğa biliminin bugünkü verileri karşısında tutulamaz olmuştur.

20. Yüzyılda doğa biliminde, özellikle fizik ve biyolojideki gelişim, bunların temellerindeki değişim, doğa bilimine dayalı yeni bir dünya tablosu meydana getirecek niteliktedir. Nitekim artık, bütünü ile insanın da dahil edildiği eşya ve olaylar dünyasının, plân ve amaçtan yoksun bir biçimde açıklandığı klasik fizikteki mekanist düşünce biçimi almıştır. Mekanist düşüncenin kozaliteyi (doğa olayları arasındaki zorunlu nedensellik bağıntısını) çok abartmış olmasına karşılık, yeni düşünce biçiminde ancak göreceli (rölatif) bir kozalite kabul edilmektedir; çünkü atom içi dünyasında olup bitenler, kozalitenin salt egemenliğine son vermiştir. Elektronların sıçrayışında tamamen çıkış durumundan değil, aynı zamanda gelecekteki durum bakımından da belirlenmiş bir kozalite savunulmak zorundadır; öyle ki, sıçrama hareketi geçmiş ve geleceği somut, güncel olayda birleştirmektedir.

'Kuantum mekaniğinde çevremizde gördüğümüz belirli dünya, içinde hiç bir şeyin belirli ve göründüğü gibi olmadığı başka bir dünya ile yer değiştirmiştir. Bugün tüm maddenin olasılık dalgalarından oluştuğunu biliyoruz. Klasik dünyanın kesinliği diye bir şey kalmamıştır artık.' (John Taylor)

Bu olgu, dış dünyanın algılanmasında mekanist düşüncenin aşılması gerektiğini açıkça göstermektedir. Nitekim Texas Üniversitesi fizikçilerinden biri de:

'Asıl güçlük, doğayı gözlemlemeden bağımsız olarak işlemesini sürdüren bir makina olarak görme alışkanlığından kurtulmaktır... Vaktiyle bilim, determinizmin en güçlü kalesiydi. Bütün sorun doğanın kanunlarını keşfetmek, eldeki bütün bilgi ve verileri seferber etmek, sonra da olayların nasıl gelişeceği konusunda şaşmaz tahminleri yapmaktı. Ben ve sen yokuz, o var, diyen Einstein da bu yönde düşünenlerdendi...

Kaderin şu garip cilvesine bakın ki, bilimin katı nedenselliğini savunan Einstein'in açtığı çığır ve önayak olduğu bilimsel gelişmeler, bugün artık, şaşmaz nedenselliğin tahtına aday olarak kozmik şans oyununu çıkarmış durumda... Çağdaş fiziğin ulaştığı bu boyutlar ve tartışma ortamı, bizi felsefenin temel sorunlarına kadar getiriyor. Dış dünyayı, bizim dışımızdaki dünyayı nasıl algılamamız gerekir? Bir şeyler bildiğimizi söylemek için ne bilmemiz gerekir? Anlamlı ve anlamsız ne demek? (John Archibald Wheeler)

Bu konuda, bir dergideki şu satırlar da dikkat çekicidir:

'Dr. John Gribbin, Timewarps adlı eserinde: Nedensellik ilkesi mutlak bir gerçek olmaktan çok, bizim felsefi inançlarımızın ürünüdür. Nedensellik ilkesi ile çelişen bir şey olabileceğini inkâr etmemiz, evrenin yapısından çok, zihin yapımızdan ileri gelmektedir, diyor. Eğer nedenselliği yok sayarsak, o zaman bir çok sevgili fizik yasasından da vazgeçebiliriz; çünkü bunların hepsi nedenselliğe dayanmaktadır. Şunu da unutmayalım ki, fizikçiler başlangıçta, temel bir ilkeye aykırı görünen bir olay karşısında yılmamışlar, olayı ilkeye değil, ilkeyi olaya uydurmuşlardır. Bugün için nedensellik ilkesinin, tıpkı Newton'un hareket kanunları gibi, günlük olağan işlerde yeterli olduğunu biliyoruz; ama olağanın da ötesi vardır ve artık evrende olağanın da ötesini görmeye başlamış bulunuyoruz.' (J. Ray Dettling)

Mekanist düşüncenin nasıl geride kaldığı, özellikle biyolojide daha açık bir biçimde görülmektedir. Organizme, organolojik bir yapıya sahiptir. Diğer bir deyimle, organizmadaki her parça bütünle ilişkidedir ve bütünün korunması, gelişmesi ve çoğalması gibi bir amaca yöneliktir; final bir işleve sahiptir. Bu, organik yapının makinada görülemeyecek olan bir iç yaşama sahip bulunduğunu ortaya koymakta, vital alanda amaca yönelik bir doğal düzenliliğin kabulüne zorlamaktadır. İnsanın yapısına gelince, işler daha da karmaşık bir nitelik kazanmaktadır. Biyolojik araştırmalar her şeyden önce, insanı diğer doğal şeylerle birlikte gösteren perspektifin kesinlikle değiştirilmesini gerektirmekte, böylece de bir yandan insanın varlık biçiminin tüm canlılarla çok büyük ölçüde bir birlik (vahdet) içersinde bulunduğunu belirtmekte, fakat diğer yandan aynı biyoloji, beklenmedik bir açıklıkla, insan varlığının kendine özgü oluşuna işaret etmektedir.

…yaşam kesinlikle fiziksel bedenimiz değildir. (çünkü, bedenimizden yirmi kilo kaybedebilir ve yine de biz, biz olarak kalabiliriz.) (Leo Buscaglia)

Gerçi, tüm bu açıklamalardan insan kişiliğinin özgürlüğüne ilişkin kanıtlayıcı sonuçlar çıkarılması beklenemez; kozalite metodu ile çalışan doğa bilimi alanında bunun tersi olan özgürlük yolunda bir sonuç çıkarmak olanaksız ve yersizdir. Nedir ki, mekanist doğa bilimine karşılık, modern doğa biliminin özgürlüğün red ve inkârına ilişkin hiçbir kuramsal öğeyi içermediği de anlaşılmaktadır; öyle ki, bu yüzden onun bizzat kendisi ****fizik bir kimliğe bürünmeksizin ya da buna heveslenmeksizin ****fiziğe kapıları açtığından, yaratılışımızın biçimlenmesi, hümanitesi için hepimizin taşıdığı sorumluluğa değindiğinden, bu yolda uyarıda bulunduğundan söz edilmektedir.

İnsan tinsel bir yapıya sahip bulunduğundan ve bu yapıda tüm insan varlığında aynı olacağından, herkes için aynı değerler geçerlidir; onlar birey üstü, genel bir geçerliğe sahiptir. (Johannes Hessen)

Kültür felsefesi açısından

Kültür vardır; onun varlığı normal hiçbir insan tarafından reddedilemez. Kültür ise insan çabası ile, insan tarafından nesnel değerlerin bir gerçekleştirilmesidir. Kültür, yüksek (tinsel) değerlerin bu dünyada gerçekleştirilmesidir. Kültür, gerçekleştirilmiş değerlerin bir yığınıdır. Sözgelimi bilim dediğimiz şey, mantıkî değerin (hakikatın) gerçekleştirilmesi, hukuk ile moral de adalet ve ahlâki değerlerin gerçekleştirilmesidir.

Bütün bu kültür görünümlerinin varlığı, ön koşul olarak nesnel değerlerin varlığını gerektirir; çünkü, değerler tamamen bireysel ve keyfi bir şey olsaydı, kültür meydana gelmezdi. (Johannes Hessen)

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı