İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Hareketsizlik Hayatın Bütün Acılarını Arttırır

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
20-05-2009 12:19
#1
Hareketsizlik Hayatın Bütün Acılarını Arttırır
'Erdemler üzerine bir şey vardır: Yükselme yolunda sürekli bir çaba, daha derin bir saflığa, bilgeliğe, iyilik ve sevgiye yönelik doymak bilmez bir istek.' (O. Münir Çağıl)

Mutluluk ile özgürlük arasında sıkı ve derin bir ilişki vardır. Mutlu insan özgür insan demektir ve ancak özgür insan mutlu olabilme olanağına sahiptir.

Şimdiye değin belirtildiği üzere insan yetkinleştiği, kişilik sahibi olduğu ölçüde mutlu olabilmektir, mutlu olabilmesi kendi varlığında insan idesini gerçekleştirmesine bağlıdır ve bunu gerçekleştirdiği ölçüde mutludur. Yine daha önce deyimlendiği üzere insan idesinin gerçekleşmesi, gerçekleştirilmesi ise, ancak yüksek değerlerle olanaklıdır. İşte kişiliğin, dolayısıyla da mutluluğun değerlere bağlılığıdır ki, onun özgürlükle olan doğrudan ilişkisini ortaya koymaktadır. Çünkü bizi asıl anlamda özgür kılacak olan yalnızca değerlerdir; vicdanımızda, daha doğrusu tinsel yanımızda varlık kazanan bu değerlere uymakla sırf onların dediğini yerine getirmekle ancak kendimize uymuş, böylece de özgürlüğü tatmış olabiliriz.

Bilindiği gibi, insan devinen (hareket eden) bir varlıktır; devinme ve davranışta bulunma onun doğasından gelen hem bir yetenek ve hem de zorunlu bir ihtiyaçtır. Onu devinmeye zorlayan doğal bir güç bulunur. Bu yüzden,

'... Hareketsizlik hayatın bütün acılarını arttırır.' (Alexis Carrel)

Canlı olan insan, yaşamayı istememezlik edemez. Yaşama ediminde başarılı olması için de biricik yol, güçlerini, sahip olduğu şeyleri kullanmasıdır. (Erich Fromm)

Nedir ki, bu devinim ve davranış yeteneğinin gerçek bir özgürlük, insana özgü bir özellik niteliğini kazanabilmesi için doğal zorunlulukların üstüne çıkmayı ya da onları aşmayı hedef alması ve bireye seçme olanağını vermesi gerekir.İşte bunu sağlayabilecek olan yalnızca yüksek değerlerdir; sadece onlar bir özgürlük olanağını, bir devinim ve davranış serbestliğini içerir, yaşam karşısında bir tutum alma fırsatını verir. Bunun nedeni, bu değerlerin << olanı >> (gerçekliği, realiteyi, doğayı) değil, << olması gereken >>i deyimlemesidir. Bu yüzden, onlarsız bir özgürlük düşünülemez. Onları tanımamak, davranışlarımızda onları hedef almamak, << olması gereken >> dünyasına sırt çevirmek, sadece << olan >> dünyasında kalmak anlamına gelir. << Olan >>da daha açık bir anlatımla gerçeklikte (realitede, doğada) ise özgürlük değil, herkesin bildiği gibi, yalnızca kesin bir zorunluluğu içeren nedensellik bağı vardır. Bu yüzden doğada kendisine yanılgı ve kusur olarak yüklenebilecek hiç bir olay yoktur; çünkü doğa her yerde ve her zaman aynı güce ve etkilere sahiptir; olayların gerçekleşmesinde esas olan doğa yasaları her yerde ve her zaman aynıdır. Bu arada önemle deyimlenmelidir ki, insan davranışlarını belirleyen kin, nefret, tutku ve öfke gibi coşkular da aynı zorunluluk ve doğal güçleri oluşturur. (Baruch Spinoza)

Oysa özgürlük, özgür davranış ve özgür yaşam dünyadaki kör olaylar dizisinin dışına çıkmak, doğal ilişkilerin tutsaklığından kurtulmakla gerçekleşir ve özgürlük kavramı ancak bu anlama gelebilir. Bu bakımdan değerlere göre davranmayan kimse, yaşam yolunda keyfince gidiyor, serbestçe değil, doğal güçler olan dürtü ve itkilerine göre, etki-tepki ilişkisi içersinde davranıyor demektir.

İlgi çekici bir noktadır ki, değerlere aykırılıkta dahi bir özgürlük bulunabilir; yeter ki sorumluluk içersinde davranılmış olsun. Çünkü << olması gereken >> özelliği, << olan >>dan (doğa) dan ayrılık, değere aykırılıkta da görülür. Değerlerin derinlik boyutu gereği, değere aykırılık da bir değerdir; kuşkusuz olumsuz anlamda. Böylece değere aykırılık dahi << olmaması gereken >>i deyimlemekle kendisinin << olan >> (doğa) dünyası ile değil, << olması gereken >> dünyası ile, varlığın doğal zorunluluğu aşan bir boyutu ile ilişkili olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu konuda olmak üzere,

‘Aciz, fazilete ahlâksızlıktan ziyade aykırıdır. Gülünçlük şerefsizlikten ziyade şeref kırıcıdır.’ (La Rochefoucault)

Öyle anlaşılıyor ki, acz ve çaresizlik içinde kalan insanın iradesiz, sırf doğal güçlerin egemenliğinde bulunacağını, değerler boyutuna ulaşamayacağını, böylece de insanî bir kimlik, bir kişilik kazanamayacağını anlatmak istemektedir. Nitekim

‘İnsan tutuklu olabilir, hüküm giymiş olabilir, ama yapıp ettiklerine sahip çıkıyorsa, eylemlerinde kendini buluyorsa, özgürdür.’ (Walter Biemel)

‘Eylemlerimizin sorumluluğunu yüklenemediğimiz sürece, biz kendimiz değilizdir.’ (Walter Biemel)

Biçimindeki deyimler de bu görüşü doğrulamaktadır.

O halde bu açıklamalara göre, insanın yaşamda mutlu olmak için ne yapması gerektiği sorusuna biyolojik ve psikolojik yoldan cevap vermeye çalışanlar yanılmaktadırlar.

İnsana sadece biyolojik ya da psikolojik yoldan cevap vermeye çalışanlar yanılmaktadırlar. İnsana sadece biyolojik ya da psikolojik ihtiyaçlarını gidermesini önerenler (Hedonizm), niçin bunun bir yasa (bir norm, bir ‘olması gereken’) kimliğine getirilmesini açıklayamazlar. Biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlar, zorunlu doğa yasası gereği kendiliğinden giderilirler; bunların ayrıca bir norm (bir ‘olması gereken’) niteliğine sokulması yersizdir. Acıkan ya da uykusu gelen bir kimse, ona bu yolda buyruklarda bulunsanız da bulunmasanız da yemek yiyecek ya da uyuyacaktır; bunun için onun sadece eylemsel (fiilî) ve maddî olanaklara ihtiyacı vardır. İşte, eğer bu tür davranışlar için bile bir norm konulması düşünülüyorsa bu, insanda bir akıl, bir tin’in bulunduğunun kabulü demektir ki, bu durumda insanın bu tinsel yanında mevcut olan değer ve onların istemlerine niçin uyulmaması, bu istemlerin niçin bir norm kimliğine sokulmaması gerektiğinin cevaplandırılması beklenir. (Vecdi Aral)

Böylece, vurgulayarak yinelenmelidir ki, özgürlük kavramında değerlere dayalı yasa ve norm kavramı da birlikte düşünülmelidir. Bu yüzden, yine değerleri görmezlikten gelip özgürlüğün sırf sözcük anlamından yola çıkarak, insanın hiçbir nesnel (objektif) norma ve yükümlülüğe bağlı olmamasını deyimlediğini söyleyen bir başka görüş de tutulamaz. (Hans Welzel)

‘İnsan, fâni anların veyahut mekân-zaman halinde oluşan maddenin içinde ve onunla iç içe olarak, kendi çıplak hürriyetiyle baş başa ve yapayalnız değildir. İnsanın değerlerinden ayrılması onlara sırt çevirmesi, özgürlükten ve bununla da sorumluluktan uzaklaşması, bir insan olmaktan, ahlâki kişiliğe sahip bir varlık olmaktan çıkması anlamına gelmektedir. Fromm’un

‘İnsanın güçlerini kullanmaması mutsuzlukla sonuçlanır.’

Deyimi ancak, güç kullanmanın değerler yönünde, onların yolunda olmaması durumunda mutsuzluk getireceği biçiminde anlaşılmalıdır. Nitekim kendisi de bunu, kitabının başka bir yerinde, davranışlarımızın ölçüsü ve kaynağı olarak vicdana (törel bilince) yollama yapmakla belirtmek istemiştir:

‘İnsan, törebilince (vicdana) sahip tek yaratıktır. Törelbilinci onu geriye, kendisine çağıran sestir. Bu ses onun kendisi olması için ne yapması gerektiğini bilmesine izin verir.’ (Erich Fromm)

Geniş anlamda alınmak üzere vicdan ise, tüm değerlerin algılama organıdır ve ancak değerlerle içerik kazanır.

Özgürlük konusunda burada değerlerin insanı doğal güçlerin baskısından kurtaran << olması gereken >> niteliklerinden başka ona, yaşamda karşılaştığı somut olaylarda çok zengin seçenekler sunan, varlığını geliştirip yüceltmesi uğrunda adeta sonsuz çaba ve eylemlerde bulunmasını sağlayan bir diğer özelliğine de değinmek gerekir.

Yalnızca insanda bulunan ve vicdanla algılanan bu değerler, çok genel ve içi boş bir takım ölçülerden ibarettir. Onlar sonsuz denebilecek yaşam ve yaşantı durumlarına uygun olarak sonsuz bir içeriğe sahiptir. Daha açık bir anlatımla, onların içeriğini uygulandıkları yaşam olaylarının sonsuz çeşitliliği belirler. Bu nedenle, somut yaşam durumunda neyin, hangi davranışın değere uygun bulunduğunu, o yaşam durumu ile karşı karşıya bulunan, bu durumla ilgili bir yaşantı içinde bulunan bireyin özgür kararı belirler. Değerlerin gösterdiği yönde ne yapılacağına bireyin kendisi karar verecektir; onların bize sunduğu herhangi somut bir hedef yoktur. Örneğin << yalan söyleme! >> biçimindeki ahlâki buyruğun gereğini her insan, içinde bulunduğu koşullara ve ilişkinin niteliğine göre, vicdanının gösterdiği yolda değişik olarak yerine getirecektir; onun ne olduğu önceden açık ve kesin olarak söylenemez. Nitekim bir dostumuzu öldürmek isteyen katile, onun nerede saklandığını söylemek ya da malımızı çalmaya niyetlenen hırsıza, onu gizlediğimiz yeri göstermek asla dürüstlüğün gereği diye kabul edilemez.

Bunun gibi, << insan sevgisi >> değerini de herkes, kendi duyumsayış biçimine ve ilişkilerin sayısız çeşitteki özelliğine göre, sonsuz denecek ölçüde değişik olarak gerçekleştirecektir.

Değerlerin soyutluğunun kapsam bakımından bu genişliği yanında bir de derinlik boyutu vardır. Onların gerçekleştirilmelerinde bu açıdan da bir sınır söz konusu olamaz.

‘Bir sorunun çözümü her zaman ortaya yeni bir sorun çıkarır.’

Derken Goethe, değerlerin bu derinliğini hakikat değeri bakımından dile getirmektedir. (O.Münir Çağıl)

Aynı konuda Danimarkalı filozof Höffding de,

‘Kendi sınırlarını görebilmek ve bu sınırlarda yine kendi yasası gereği her zaman << daha yükseğe! >> parolasını işitmek, düşüncemizin büyüklüğü ve yüceliğidir.

Demekte ve böylece düşüncemizin kendi sınırlarını görmekle sonsuzluğu algıladığını, bu sınırlar sayesinde kendi niteliğine yaraşan daha yükseğe, daha derine gitme eğilimini, hakikat alanında daha yükseğe gidebileceğini, yükseklerden bazı çağıran bir sesin varlığını belirtmek istemektedir. (O. Münir Çağıl)

Ahlâk alanında Kant’ın özdeyişi burada özellikle deyimlenmeye değer:

‘Dünyada, hatta onun dışında bile, yalnızca iyi bir irade’den başka sınırsızca iyi olarak kabul edecek olduğumuz bir şey düşünülemez.

Cromwel de

‘Daha iyi olmaya artık cehdetmediğimiz andan itibaren iyi olmaktan çıkarız.’

Demekle, iyinin sonsuz olduğunu açıkça belirtmektedir. (O. Münir Çağıl)

Bu alıntıların hakikat ve etik (ahlâki) değerler alanında işaret etmekte oldukları sonsuzluk ve bunun düşünce ve irademize sağladığı özgürlük, estetik ve dinsel değerler alanında da aynen geçerlidir. Büyük sanatçıların ruhlarındaki sınırları aşma eğilimi, ancak estetik değerin sonsuzluğu, her zaman güzelin daha da güzeli bulunabileceği düşüncesi ile açıklanabilir. Gerçi dinsel değerlerde insanın (bireyin) diğerlerinde (etik ve estetik) olduğu gibi bir değer gerçekleştirmesi söz konusu değildir. Tanrısal olan, insan eylemleri ile gerçekleşecek bir şey değil, tam tersine niteliği gereği gerçek olan bir şey, bir değer gerçekliğidir. (ens realissimum et summum bonum); bu yüzden burada dinsel değerleri gerçekleştirme anlamında bir gerçekleştirme eyleminin varlığından söz edilemeyeceğine göre, onun serbestliğinden (özgürlüğünden) söz etmenin anlamı olmayacaktır. Fakat dinsel değerler de bir hakikati temsil ettiğinden, bunlara ulaşmak yolundaki çaba da bir özgürlüğü gerektirir. Çünkü her türlü hakikatin yolu özgürlükten geçer. (Johannes Hessen), (O. Münir Çağıl)

Böylece bilinmelidir ki, değerleri algılamaksızın, onları düşünmeksizin, kısacası onlar olmaksızın herhangi bir eylemin, bir davranışın özgürlüğünden söz edilemez; özgür olmayan eylemlerde de insanın yetkinleşmesi, kişilik kazanması, tüm insanlar içinde özgün bir varlık olması olanaksızdır. Çünkü özgün bir varlık olmak, kendi gerçeğine sahip olabilmek, yaratıcılığı (özgürlüğü) gerektirir.

‘İnsan kendini korumak için değer biçti nesnelere, - nesnelerin anlamını o yarattı, insanca anlamı! Bundan ötürü << insan >>der kendine, yani: Değerlendiren.’ (F. Nietzsche)

Bu bakımdan insanın yaşamda ne yapması gerektiğinin cevabını bulmak, böylece özgün ve mutlu olabilmek için içine dönmesini öğütlemek yerinde ve haklıdır:

‘Aradığınız her şeyin, dışınızda bir yerde, kolayca bulabildiğimiz o aydınlıkta olduğunu sanıyoruz. Oysa sizin için gerekli olan bütün yanıtlar içinizdedir. Aramaya başlayın, arayın, ama onları dışınızda bulamayacaksınız. Hiç kimse aradığınız yanıtları size veremez; yanıtlarınızı yalnızca kendiniz bulabilirsiniz.’ (Leo Buscaglia)

‘Olağanüstüsünüz. Büyülüsünüz. Teksiniz, benzeriniz yok.’ (Leo Buscaglia)

Aşağıdaki tümceler de, yukarda söylenenleri doğrulamaktadır:

‘İnsancı törelbilincin (vicdanın) ereği, üreticilik; bundan ötürü de mutluluktur. Çünkü mutluluk, üretken yaşama zorunlu olarak eşlik eder.’ (Erich Fromm)

Değerler olmaksızın özgürlüğün gerçekleşemeyeceğini şu olay da doğrulamaktadır.

İnsan yaşamı değerlerden soyutlandığında, birey değerlerin bilgisinden, onları iç varlığında duyumsamaktan uzak kaldığında yaşam anlamsızlaşmakta, birey de amaçsız bir varlık haline gelmektedir; bunun sonucu olarak da özgürlük onun için anlamsız bir lüks olmaktadır. Dahası, değerlerden soyutlanmış özgürlük sırf bir sorumluluk getirmektedir ki, işte bu, özgürlüğü dayanılmaz kılmakta, hiçbir mutluluğa ulaştırmayan bu sorumluluğun ağırlığına katlanamayan insan da iyinin ve kötünün, dostun ve düşmanın nerede bulunduğunu gösterecek, bu konuda sorumluluğu üzerinden, özgürlüğü elinden alacak bir yetkeye (bir otoriteye) yeğin bir ihtiyaç duymaktadır.

Çünkü hedefi ve yönü olamayan özgürlük, içeriği olmayan bir sorumluluk yaratmakla korkunç bir nitelik kazanmakta, insanda temel bir duygu olan güvenlik duygusu ile çatışmaktadır.

‘Yaşamda mutluluk istiyorsun, ama güvenlik çok daha önemli sana göre. Güvenliğin uğruna belini kırmaya, canını vermeye hazırsın.’

Diyen Reich, değerlerden uzak kalmakla içi boş olan bir kimsenin ne denli büyük ve sonucu korkunç bir güvenlik ihtiyacı duyacağına, mutluluğunu tümüyle yitireceğine işaret etmektedir. Özgürlükten kaçış olgusunu özel bir araştırma ile ele alan Fromm da aynen:

‘Bu durumda Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşleri’nden çarpıcı bir betimleme aktarmak gerekirse, << talihsiz bir yaratık olan, birlikte doğduğu özgürlük armağanını olabildiğince çabuk teslim edebileceği, ellerine bırakabileceği birisini bulmasının ötesinde ivedi bir gereksinimi yoktur. >> Korkuya kapılan birey, kendi özünü bağlayabileceği birisini ya da bir şeyi arar; artık kendi bireysel özüne katlanamaz ve fanatik bir yoldan, bundan kurtulmaya ve yine bu yükü –özünü- sırtından atarak güvenlik duymaya çalışır.’ Demektedir.

Sonuç olarak önemle yinelenmelidir ki, mutluluk ile özgürlük arasındaki bağı kuran, özgür insanın mutlu olabilmesini sağlayan, değerlerdir. Çünkü onlar olmaksızın özgürlük olamaz. Özgürlük insanın kendisine uymasıdır; kendisinin efendisi olmasıdır.

Kendisi dediğimiz de ancak onun tinsel yanı olabilir; zira yaşamda ne yapmam gerektiğine cevap verecek olan, eylemlerime << insan eylemi >> olmak özelliğini kazandıracak, beni insan (adam) edecek olan değerler oradadır. Tinsel yanımda kök salmıştır.

Bu arada, yüksek değerlere göre davranıp yaşayanları hor görmenin ne denli yanlış olduğu da açığa çıkmaktadır. Değerlere göre davranan erdemli kişiler, başkalarının kendi yarar ve çıkarları için bu kişiler üzerinde bir takım hesaplar yapacakları, genel çizgilerle belirlenmiş budala kimseler değillerdir. Onlar her somut durumda, durumun niteliğine göre özgürce karar verebilen kişiliklerdir; çünkü değerler özgürce verilen kararlarla gerçekleştirilebilir; özgürlük değerlerin niteliğinden çıkar. (Max Scheler), (Peter Wust), (Johannes Hessen)

Eğer insanlar üzerine hesap yürütülecekse, bunun ancak kötüler, değerlere sırt çeviren kimseler üzerinde olanaklı olacağı söylenebilir. Çünkü bu gibileri sadece tutkuları, dürtüleri belirleyecektir ki bu, özgürlüğün ortadan kalkması, bu kimselerin belli nedenlerle şartlanmaları demektir. Şartlanmış davranış ve olayları da önceden görüp kestirmek çok kolaydır. (Vecdi Aral)
Çiçero - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
09/2008
Mesajlar:
1.046
Konular:
82
Teşekkür (Etti):
606
Teşekkür (Aldı):
192
Ticaret:
(0) %
21-05-2009 12:32
#2
Sağolasın

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı