İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Bilgiye Sahip olmak

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
20-05-2009 12:34
#1
Bilgiye Sahip olmak
Kültür bir değer gerçekleşmesidir, gerçekleştirilmesidir. Bu, onun anlam ve en içten özelliğidir. Zaman içinde akıp giden kültür sürecini izlersek, onun değerler uğrunda büyük ve yorulmak bilmez bir çaba olduğunu görürüz. O, değerlerin gerçekleştirilmesi amacını güden tüm çabaların bir yığınını gösterir. Ancak, tinsel (yüksek) değerlerle, tinsel olmayan (aşağı, duyusal) değerler arasındaki ayrımı dikkate almak gerekir. Tinsel kültür dediğimiz << asıl kültürü >>, birincilerin gerçekleştirilmesi oluşturur; kültür denince, doğrudan doğruya bu anlaşılır. Aşağı değerler ya da araç (yarar) değerleri dediğimiz ikincilerin gerçekleşmesi ise, << uygarlık >> denilen kültürün alt yapısını meydana getirir.

Buna göre, her kültürel iş, yüksek bir değerin gerçekleştirilmesinden ibarettir. Bilimsel bir yapıtın kaleme alınması mantıkî değerin (hakikat değerinin), sanat estetik değerin, moral ve hukuk da etik değerlerin (hukukta etik değerlerden biri olan adalet değerinin) gerçekleştirilmesidir. (Johannes Hessen)

Kültürün böylece yüksek değerlerin gerçekleştirilmesi olarak tanımından sonra, kültüre hizmetin topluma, bundan da öte tüm insanlığa bir hizmet anlamını taşıdığı ortaya çıkmaktadır. Bunun nedeni, ilerde görüleceği üzere, tinsel değerlerin genel geçerliğe sahip bulunuşu, tüm insanlığın ortak vicdanını oluşturmasıdır. Her kültürel yapıt, her kültür olayı, tüm insanların tinsel yanlarındaki genel ve soyut değerin bir içerik kazanması, bu insanların ruhlarının bir zenginleşmesi demektir.

Bu arada insanlarca gerçekleştirilen her yaşam biçiminin, yaşama ilişkin her olay ve olgunun, her eylem ve çabanın kültür oluşturmayacağına, kültüre katkı ve hizmet anlamını taşımayacağına önemle işaret edilmelidir. Kültür yüksek değerlerin bir gerçekleştirilmesi olduğuna göre, << olan >>la değil, << olması gereken >>le ilgili bir olgudur; doğal güçlerin değil, insanın tinsel güçlerinin bir ürünüdür. Böyle olunca da, yaşama katılan her davranış biçimi ve olgunun bir kültür olayı olarak kabulüne yer yoktur. Kültüre benzer bazı olgu ve görünümler hiçbir yüksek değeri içermeyen, bu nedenle de << olması gereken >> niteliğini taşımayan sırf alışkanlık, tutku ve tutsaklık gibi doğal güçlerin bir oyunu ve sonucudur. << Olan >>ı deyimleyen bu doğal güçlerin ürünleri içerik yönünden de asla evrensellik niteliğini taşımazlar; çünkü onlarda insanlığın ortak vicdanında kök salmış bulunan değerlerden (<< olması gereken >>lerden) hiçbir esinti yoktur. Bu bakımdan bu gibi olay ve olguları kültür adı altında anmak yanlıştır ve üstelik tehlikelidir.

Gözden kaçırılmaması gereken bir nokta da kültürü oluşturan yüksek değerlerin yaratıcı, özgür kişiliklerin varlığına bağlılığı, kültürün ancak onların özgün yapıtlarıyla oluşup geliştiğidir. Buna göre, kültüre hizmet ve dolayısıyla insanlığa hizmet, özgür ve özgün kişiliklerin işi olmaktadır. Kişinin özgür ve özgün olması da, bir yandan psikolojik güçlerle birlikte tüm doğal (real) güçlerden kurtulmuş olmasını gerektirirken, bir yandan da ayrıntılı değer yargılarından oluşan düzeneklerin (sistemlerin) dar çemberinde sıkışıp kalmamasını ister. << Kültürde aslolan >> kaba ve acımasız gerçeklik değil, bu gerçekliğin yüksek bir değeri taşıması olayı, bizzat taşıdığı ve yansıttığı soyut ve genel olan bu değerdir. Ayrıntılı değer yargılarından oluşan değer düzeneklerine kesin bir biçimde uyulduğunda, böyle bir düzeneğin hoşgörüsüzlükle gerçekleştirildiği yerde kültürün gelişmesinden, dahası, onun ulusal nitelik taşımasından söz edilemez; ulusal bir kültür de evrensellik özelliğini taşır. Çünkü sırf kültür olmakla, o da insanlığın ortak vicdanından (yüksek değerlerden) pay alır, almak zorundadır.

Kendi toplum ve çevresinin duygu ve düşünce biçimini (zihniyetini) yansıtabilen ulusal yapıtların kendini dünyaya kabul ettirebilmesi, donmuş kalıplardan kurtulabilmesi, bir taklit ve yineleme niteliğini taşımaması ancak böylece olanaklı olmaktadır. Aksi durumda, kültürde bir trajediden söz edilir: Özgün ve yaratıcı << kişilikle >> - ki değerleri algılama organı (vicdan) yalnızca kişilikli bireyde bulunur, kitlede değil- kitle arasında çatışma; ayrıntılı değer düzeneğine sıkı sıkıya bağlanmakla, onun asıl yansıtmak istediği içimizdeki canlı ve soyut << değerin yadsınması ve reddi >> (Vecdi Aral)

‘Beşeri kültürün trajik bir tarafı vardır. Bu trajik cephede insanın sonluluğu, faniliği ve << mahlûk >> oluşu kendini göstermektedir… Çünkü beşeri kültürün putlaştırılması, insanın putlaştırılması demektir. Her kültür mahiyeti icabı, insanın faniliğinin damgasını taşır; bu, bertaraf edilmesi kabil olmayan ****fizik eksikliğimizdir. İnsan, bu eksikliği, bu faniliği ve sonluluğu, yani mahlûk olduğunu unutmamalıdır.’ O. Münir Çağıl

Sonuç olarak görülüyor ki, kültür yüksek değerlerin yansıtılması, değişik olay, olgu ve yapıtlarda değişik tinsel-değerlerin gerçekleştirilmesi, gerçekleşmiş, zaman-uzam içersinde bir görünüm kazanmış değerlerdir. O halde insan, içindeki bu değerleri gerçekleştirmekle kültüre hizmet etmektedir; diğer bir deyişle, değerleri gerçekleştirmesi doğrudan doğruya kültüre hizmet anlamını taşımaktadır. Yalnız maddi yaşamının ihtiyacı olan araç ve gereçleri yapan insan, henüz ilkel bir doğa insanıdır; zamanını ve gücünü araçlarını süslemek gibi salt estetik değerin gerçekleştirilmesine kullandığı an, insanca bir yaşamın deyimi olan sanatı meydana getirmiş ve kültüre adım atmış olur.

Keza sonuçlarını hemen de yaşama yararlı olan tekniğe çevirmek üzere bir bilgi uğruna çaba gösterdiği sürece insan, gerçek bilimin alanına girmiş sayılmayıp doğal güçlerin buyruğundadır. Gerçek bilim ve kültür ancak, bilimin sırf kendisi için yapıldığı yerde ve anda başlar. Böylece de insan bir kültür insanı, kültüre hizmet eden bir insan olur.

Bu konuyu insanın << sahip olmak >> ve << olmak, oluşmak >> gibi iki ayrı özelliğinin saptanmasında ele alan Fromm da aynen:

‘ << Bilgiye sahip olmak >>, kullanılabilir bilgi (enformasyon) kazanılması ve bunun mülkiyetinin o kişinin elinde olması demektir. << Bilmek >> ise fonksiyoneldir ve üretici düşünce sürecinin bir parçasıdır.’

Demekte ve buna, kültüre hizmet amacını taşıyan bilme (bilgi edinme) çabasının yarar sağlama uğruna bilme girişiminden ayrımını daha da kesin belirtmek üzere,

‘ << Olmak >> ilkesine göre en üst amaç << iyi bilmek >>, << daha derinlemesine bilmek >>, << sahip olmak >> içinse, << daha çok bilmek >> olarak belirir.

Tümcesini eklemektedir. (Erich Fromm)

İnsanı kültür alanına sokan bir başka davranış da, onun doğal yeteneklerini << ahlâken iyi >> doğrultusunda geliştirerek ahlâki bir kişilik kazanmasıdır. Bunu yapmayan, doğal yeteneklerini her yönde tüketircesine kullanan ve bir takım nesnel ilke ve normlar değil de, sadece doğal zorunluluklar ve kaba güç karşısında eğilen insan, sırf bir doğa insanıdır. (Hans Leisegang), (Martin Drath)

Demek istenen şu ki, aslında insan kültüre adım atmakla kendi iç dünyasını zenginleştirmekte, kişiliğini geliştirip onu kazanmaktadır. Diğer bir deyişle, kültüre hizmet ancak, kişiliğin geliştirilmesi ile olanaklı bulunmaktadır. Böyle olunca da, insanın mutluluğunu aramasının insanlığa ne denli yararlı olduğu, mutluluğun toplum ve insanlıkla ne derin ve sıkı bir ilişki içersinde bulunduğu gözler önüne serilmektedir; çünkü insan olmak, yetkin insan örneğini gerçekleştirmek, mutlu olmanın biricik koşuludur: mutlu olmak, ancak kişilik sahibi kimselerin yararlanabileceği bir nimettir.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı