İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Anlamsız Düşünemeyiz

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
21-05-2009 13:23
#1
Anlamsız Düşünemeyiz
Özgürlüğü tanımayan, en kapsamlı biçimde biricik varlık olarak doğayı gören ve tinle birlikte sanat, bilim, hukuk gibi bütün tinsel ürün ve oluşukları doğa kavramına sokan Naturalizm'in yanılmakta olduğu ortadadır. Üstelik bu günkü modern doğa biliminin verileri de onun haksızlığını açıkça göstermektedir.

19.Yüzyılda klasik fizikte mekanist bir düşünce biçimi egemen bulunuyordu. Kuramsal alanda Newton ve Laplace'ın başarıları evrenin tümüyle belirlenebilir olduğu düşüncesini güçlendirmiştir. Yasalarını bütünüyle öğrendiğimizde, yalnızca bir an için evrenin durumunu bilmekle evrende olup bitecek hemen her şeyi önceden hesaplamamız olanaklı sanılıyordu. Bununla da kalınmıyor, insan davranışları bile evrensel nitelikteki bu bilimsel yasalara, önceden belirlenebilirlik ve bilinebilirlik ilkelerine tabi kılınıyordu. Kısacası, insan da birlikte olmak üzere tümüyle evren, bir makina gibi yorumlanıyordu.

Oysa bu gün, evrenin bir makina gibi düşünülmesine neden olan kozalite yasasının (doğa olayları arasındaki nedensellik bağıntısının) mekanist görüşçe çok abartılmış olduğu anlaşılmıştır; yeni düşünce biçiminde ancak göreceli (rölatif) bir kozalite kabul edilmektedir. Çünkü, atom içi dünyasında olup bitenler, nedensellik yasasının salt egemenliğine son vermiştir. Elektronların sıçrayışında tamamen çıkış durumundan değil, aynı zamanda gelecekteki durum bakımından da belirlenmiş bir kozalite savunulmak zorunluluğu vardır; öyle ki, sıçrama hareketi geçmiş ve geleceği somut, güncel olayda birleştirmekte, fizik dünyaya bu kez de, << Tanrı barbut atmaz >> diyen Einstein'ı yalanlarcasına << belirsizlik İlkesi >> söz geçirmeye başlamaktadır.

'Belirsizlik ilkesi, Laplace'ın, bir bilim kuramı düşünün, tamamıyla belirlenebilir bir evren modelinin ölüm çanını çaldı; eğer evrenin şu andaki durumu bile kesin bir biçimde ölçülemiyorsa, gelecekteki olayları doğru hesaplamak hiç mümkün olamazdı.' (Stephen Hawking)

Evrenimizi oluşturan maddenin nitelik değiştirdiği yolundaki görüş, daha da ilginçtir:

'Kalitedeki bu değişim, maddi evimizi teşkil eden kainatta mütemadiyen cereyan eden başlıca vetire olarak görülüyor. Eldeki bütün delillerden anladığımıza göre bu değişme, ihmal edilebilecek derecede az mümkün istisnalarla, daima aynı cihette vâkidir; katı madde daima ergiyerek materyal olmayan ışınıma inkılâb ediyor, yani elle tutulabilen her şey mütemadi surette elle tutulamayana değişiyor.' (Sir James Jeans)

Ve böylece evrene ilişkin tasarımımız giderek, onun temel niteliğini açığa çıkarabilecek olan bilim dallarının (rölativite teorisi, kuantum ve dalga mekaniği teorisi gibi) iyice kavranabilmesinin ancak yüksek matematikle olanaklı bulunduğu olgusunun da gösterdiği gibi, matematik tablolar halinde büyük bir düşünceye dönüşmektedir.

'...Madde ile fikir arasındaki esi düalizm artık ortadan kalkıyor gibi; bu da maddenin artık madde değil daha ziyade gölge nevinden birşey olmaya yeltenmesinden yahut fikrin maddenin çalışmasının bir fonksiyonu olmaya inhilâl etmesinden (ayrışmasından) değil, belki madde cevherinin aklın bir tekevvünü (oluşup biçimlenmesi) ve tezahürü olmaya doğru yol almasından ileri geliyor.' (Sir James Jeans)

Böylece mekanist düşüncenin ne denli gerilerde kaldığı anlaşılmaktadır. Bu geride kalma ve aşılma, biyolojide daha kolay ve daha da açık bir biçimde görülmektedir.

Organizma, organolojik bir yapıya sahiptir. Diğer bir deyimle, organizmadaki her parça bütünle ilişkidedir ve bütünün korunması, gelişmesi ve çoğalması gibi bir amaca yöneliktir; bir işleve sahiptir.

'Meselâ, iskelet vücudun sadece bir çatısı değildir. O aynı zamanda kan dolaşımını, solunum ve besin sistemelerinden biridir, çünkü ilik sayesinde lökositleri ve alyuvarları imal eder. Karaciğer safra çıkarır, zehir ve mikropları imha eder, bütün organizmada şeker ****bolizmasını ayarlar ve heparin istihsal eder. Pankreas, böbrekler üstü guddeler, dalak v.s. için de durum aynıdır. (Alexis Carrel)

'... Fizyolojik hayat vücuttan doğar denildiği zaman bir şey unutuluyor; vücudun ve organların bu hayat tarafından meydana getirildiği ve ancak fizyolojik hayat sayesinde yaşayabildiği; vücut ve organların mevcut olmayıp da, bu hayatın mevcut olarak onları şekillendirmeye çalıştığı bir anın varlığı unutuluyor; vücut ve organların var olmakta devam edip de, bu hayatın kaybolduğu başka bir anın geleceği de unutuluyor.' (T.S. Jouffroy)

Demek ki organizmada ve dolayısıyla fizyolojide yöntemler, makinaları ya da mekanik yolla meydana getirebileceğimiz diğer şeyleri yapmakta ve onları kavramakta uygulanan mekanist yöntemelerden çok değişiktir ve öyle olmak gerekir. Bir organın ve canlının meydana gelişine ilişkin Carrel'in açıklaması bu düşüncemizi somutlaştırıp belirginleştirmektedir:

'Şüphesiz, bir evin tuğladan yapılması gibi, o da hücreden teşekkül etmektedir. Fakat o çeşit bir hücreden gelmektedir ki, ev tek tuğladan yapılmış olur. Bu tek tuğla ırmağın suyunu, suyun içindeki madenî tuzları ve atmosferdeki gazları kullanarak başka tuğlaları imal eder. Sonra bu tuğlalar, mimarın planını ve duvarcıların gelmesini beklemeden, bir araya gelip duvar olacaklardır. Pencereler için cam, çatı için arduaz, ısınma için kömür, mutfak için su şekline geleceklerdir. Velhasıl organ, eskiden çocuklara anlatılan masallardaki perilere atfolunan usullerle gelişir. O, gelecekteki binayı bilirmişcesine, iç muhitin zararına olarak inşa planını, malzemeyi ve işçileri terkip eden hücreler tarafından meydana getirilir.' (Alexis Carrel)

Unamuno ise bu konuda daha da açık ve kesindir:

'Darwin'inki gibi böylesine usa yatkın ve ölçülü deneyci ve ussal bir kuram, evrimin asıl güdüsü, içsel gücü hesaba katmıyordu. Çünkü gerçekten, organizmaların kendilerini sürdürmelerine ve kalımlarıyla türemeleri için savaşıma zorlayan, gizli güç, asıl etmen (agent) nedir? Ayıklama, uyum, soya çekim, yalnızca dış koşullardır. Bu içteki asıl güce, istenç denilmiştir.' (Miguel de Unamuno)

Bu açıklamalardan kolayca anlaşılıyor ki, organik yapı makinada görülemeyecek olan bir iç yaşama sahip bulunmakta, vital alanda amaca yönelik bir düzenliliğin kabulünü zorunlu kılmaktadır. İnsanın yapısına gelince, işler daha da karmaşık bir nitelik kazanmaktadır. Biyolojik araştırmaların sonuçları her şeyden önce, insanı diğer doğal şeylerle birlikte gösteren görüş açısının kesinlikle değiştirilmesini gerektirmektedir.

Gerçi insanın varlık biçimi tüm canlılarla bir birlik içersindedir; maymunla aynı biyolojik yapıya sahiptir; fakat bu biyolojik birlik, bir özdeşlik anlamına gelemez. Daha bizzat biyolojik gelişmeler insanın kendine özgü oluşuna beklenmedik bir açıklıkla işaret etmektedir. (Adolf Portmann)

Üstelik zekâ alanında insanın varmış bulunduğu aşama özdeşlik şöyle dursun, tüm benzerliği ortadan kaldırmaktadır.

Nitekim bir araştırmasında maymunla insanı karşılaştıran Morris, maymunların konuşmayı bir türlü öğrenemediklerini şaşkınlıkla saptamaktadır.

'Şempanzeler, bizler gibi ellerini kullanmayı gerektiren işlemleri hemen taklit edebilseler de, duydukları şeyleri taklit etme hünerinden yoksundurlar...Yine de şempanze ve maymunların bu konuda, öylesine beceriksiz olmaları gerçekten gariptir.

Bir kaç basit kelime bile, yaşadıkları doğal ortamda o kadar yararlı olabilirdi ki, böyle bir evrimsel gelişim göstermemiş olmalarının nedenini anlamak güçtür.' (Desmond Morris)

Böylece konuşmayı öğrenemeyen bir varlığın, eşitlik tartışmasını yapamayacağı açıktır.

Oysa şimdi bu tartışmayı yapmakla ben hem düşünce ve teori yönünden ve hem de duygu ve erdem yönünden maymundan üstün olduğumu ve tüm başkalığımı ortaya koymaktayım. Çünkü ben ona acıyor ve kendimle eşit tutacak kadar duygu ve düşüncemi ileri ***ürebiliyorum. Bu yüzden,

'Beslediğimiz hayvanlara, tıpkı insanlara ettiğimiz muameleyi edişimizde, hatta daha bile iyi davranışımızda şaşılacak bir şey yoktur.' (Leo Buscaglia)

Sonuç olarak görülüyor ki, tümüyle insan ve evrenin mekanist görüşün sandığı gibi plan ve amaçtan yoksun bulunduğu söylenemez. Evrenimizin var oluşunu kör mekanik güçlerin meydana getirdiği rastlantıya bağlamak doğru değildir. Evrenimiz varlık kazanabildiğine göre, mekanik güçlerin oyunundan önce onun varlık ve oluşumunun bir olanak içinde bulunduğu, en azından bu olanağın varlığının kabulü zorunludur. Kaldı ki, düzen olmadan, düzensizlik (kaos) içinde bir rastlantı olayı dahi gerçekleşemez. Çünkü rastlantı olayı kendisini gerçekleştirecek olan bazı güçlerin önceden varlığını gerektirir.

Var olmak ise ancak düzenle olanaklıdır, varlık düzen düşüncesini birlikte getirir. Düzen ise her türlü rastlantıyı dışlayan amaç ve anlam demektir. O halde bize göre amaçsız, anlamsız bir evren bir varlık olamaz, kavranamaz.

'Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey söylemiş oluyoruz.' (Albert Camus)

Anlamsız düşünemeyiz, anlam katmaksızın doğru bir sonuca varamayız; zihnimizin yapısı buna izin vermez. Bu yüzden varlık ve evren anlamlıdır. Anlam içindir, bilinç içindir, tin içindir diyebiliriz, demek zorundayız. Tin vardır ve temeldir. (Vecdi Aral)

' << Kimin için yarattı Tanrı dünyayı? Yanıt, İnsan için >> - İyi ya, niye olmasın? - İnsan olan böyle yanıt vermelidir. Karınca, bu soruları algılasaydı ve bir kişi olsaydı eğer, << Karınca için >> diye yanıtlardı ve doğru yanıtlamış olurdu. Dünya bilinç için yaratılmıştır, her bir bilinç için.' (Miguel de Unamuno)

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı