İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Sırf Akıl

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
23-05-2009 00:28
#1
Sırf Akıl
'Yolumu ancak istemeye istemeye sormuşumdur başkalarına - bu hep beğenime aykırı gelmiştir! Yolların kendilerine sorup denemeyi yeğ tutmuşumdur.' (F. Nietzsche)

Evet! İnsan değerlendirici bir varlıktır ve bu nedenle her şeyi kendi seçmek, yaşamda yolunu kendi başına bulmak ve çizmek ister. Ancak, değerlendirme yaparken değerleri (değer ölçülerini) nasıl bilecektir?

Bu yolu göstermek üzere Entellektüalizm der ki, tüm varlığı nasıl biliyorsak, varlık bilgisini nasıl elde ediyorsak, değerleri de ancak öylece kavrayabiliriz. Varlığı kavramadaki yol, aklın yoludur; buna göre değer bilgisi de akılla gerçekleşen bir bilgi olacaktır. Her değerlendirme özünde akılla ilgili (entellektüel) bir yaşantıdır.

Oysa Emosyonalizm, değerlerin duygu ile kavranacağını söyler. Renklerin görme eyleminde kavranması gibi değerler de duygu eylemi ile ve duygu eyleminde kavranır; onlar niteliklerinden ötürü, akılla kavranmaya elverişli değildir. (Vecdi Aral)

Eğer sırf akıl sahibi varlıklar olsaydık, biz de hiç bir değer duygusu ve değer bilinci olmayacaktı. Böylece duygu ve duygusallık değer yaşamımız için vaz geçilmez görünmekte, değerlendirme insanın belirleyici bir özelliği olduğuna göre de Unamuno'yu anlamak kolaylaşmaktadır.

'Burada sözünü ettiğimiz değerler, gördüğünüz gibi, gönül değerleridir. Gönül değerlerine karşı ise aklın yararı yoktur. Akıllar çünkü yalnız akıldırlar - yani, gerçek bile değillerdir.' (Miguel de Unamuno)

Bu görüş ayrılıkları karşısında doğrusunu bulabilmek için değerlerin niteliği gözönünde bulundurmak gerekir. Buna göre, bir kez değerlerin (değerlendirme ölçülerinin) deneyden (yaşantıdan) kazanılmadığını söyleyebiliriz. Çünkü gerçeklik, ondaki tüm olgu ve olaylar, ancak önceden var olan ölçülere (değerlere) göre eleştirilir, bir seçime tabi tutulur. Böylece değer bilgisinde her şeyden önce Amprizm (görgülcülük) reddedilmelidir. (Erich Fechner), (Arnold Gysin)

Değerlendirme olayına baktığımızda onda önce üç işaret ayırt edebiliriz: Birincisi ve en genel olanı, onun << doğrudan doğruya >> oluşudur. Değerler tarafımızdan doğrudan doğruya kavranır. Değerin bilinmesi işlemi dolaylı, gidimli (mantıkî sonuç çıkaran, diskursif) bir işlem değildir. Değerlerin bilinmesinde asla sonuç çıkarmalardan, herhangi bir düşünce işleminden yararlanılamaz. Bunun içindir ki, değer bilgisi sezgisel bir bilgi olarak görünür. Bu, değerlendirme olayının ikinci işaret ve özelliğidir. Bu sezgiye daha dikkatle bakarsak, onun duygusal nitelikte olduğunu görürüz. Değerler insanın duygusal yanına ilişkindir. İnsanın bu yanı, bir akıl düzenini (ordre du coeur) gösterir.

Şu var ki, değer bilgisinin böylece duygusal bir işlemle elde edileceği söylenirken duygusallığın duyarlıkla karıştırılmamasına özen gösterilmelidir. Duyarlık etki - tepki ilişkisi içersinde meydana gelen olaylar niteliğinde, amprik (görgül) psikolojinin araştırma alanına giren bir konudur. Nitekim duyusal bir sancı, bir yemeğin, bir kokunun, yumuşak bir şeye dokunmanın yarattığı duyusal bir haz durumu gerçek acı ve haz duygusu ile ilgili değildir. Bir kimse acı çekmeye (manevi acıya) hoşnutlukla katlanabileceği gibi, aynı derecedeki bir sancıya herkesin katlanma gücü çok değişik olabilir. (Max Scheler)

Bu konuda Steiner'in aşağıdaki sözleri de duygusallığın bir bilgi aracı olmakla duyarlıktan nasıl ayrıldığını açıklamaya yöneliktir:

'Ama benim zevki yalnız zevk aldığım şeyi anlamam için kullanmam gerekir. Önemli olan, o şeyin bana zevk vermesi değil, zevk almam ve zevk yoluyla o şeyin öz varlığını kavramamdır. Zevk bana yalnızca o şeyin içinde zevk veren bir özellik olduğunu bildirmeye yaramalıdır. Bu zevk verici özelliği kavrayabilmem gerekir. Zevk duymakla kalırsam, kendimi tümüyle zevke verirsem, yalnızca kendi kendimi yaşarım. Buna karşılık zevki öbür şeyin özelliğini kavramamı sağlayan bir olanak olarak görürsem, yaşantım iç dünyamı zenginleştirir. Tinselin araştırmacısı için isteklilik ve isteksizlik, sevinç ve acı, şeyleri anlamasını sağlayan olanaklar olmalıdır. Böylelikle insanda yepyeni bir davranış biçimi gelişir. Daha önce izlenimlerin onu sevindirmesine ya da üzmesine göre davranırdı. Şimdi ise isteklilik ya da isteksizliğini, şeylerin öz varlıklarına açıklık getiren organlar olarak kullanır... Zevk ve acıyı bir kavrayış aracı olarak kullandığında onlardan etkilenmez... Zevk ve acı, bu anlamda organlar olarak kullanıldıklarında, ruha ruhsal dünyayı algılayabilen asıl organları kazandırırlar.'

Böylece akılla olmamakla birlikte duyarlıkla da ilgisi bulunmayan değer kavranmasının (değer bilgisinin) önemli bir diğer özelliği de onun teorik bilgiden değişik oluşudur.

'Ne yararı var sana vicdan azabını tanımlamasını bilmenin, eğer duymuyorsan sen onu? Tomas a Kempis - (Unamuno)

Bir değerin tarafımızdan kavranması demek, onun benimsenmesi, kabullenilmesi demektir. Teorik bilmede nesneler - bu arada değerler de - karşımızda yer alır; onlarla aramızdabir aralık bulunur (özne ile nesnenin uzaklık ilişkisi). Bu aralık (bu mesafe) değerleri içten kavradığımız zaman ortadan kalkar. Ancak bu durumda, artık onların karşısında yer almaz, onlarla bir olur ve böylece gerçek bir değer kavranmasını yaşarız. Maurois'in,

'Valery << asıl mühim olan şey, bulmak değil, fakat bulunan şeyi kendine katmaktır >> diyor. Bilgilerimiz ancak o takdirde bizim olmuş sayılır ki, onlara ihtiyaç hâsıl olduğu zaman yapmaya vakit bulamayacağımız muhakemelere, kıyaslara ve ispatlara hacet kalmadan kendiliklerinden akla gelirler.'

Biçimindeki deyimleri, özellikle değerler konusunda yerinde görülmelidir.

İşte değer kavranmasının bu özelliğidir ki, yaşamda vital insan, ekonomik insan, politik insan, teorik insan, estetik ve etik insan gibi değişik değer tiplerinin varlığının temelini oluşturur. Gerçekten psikolojide insan bilincinin dar olduğu saptanmıştır. Bilincin bu darlığı en açık bir biçimde değerlerin kavranmasında ortaya çıkmaktadır. Gerçi insan olanaklı tüm değer ve değer oluşukları ile teorik bir ilişki kurabilir; fakat değerleri kavraması, onları kabullenip benimsemesi sınırlıdır. Bütün değerleri algılayıp kabullenmek, insan için çok güçtür. O, aynı bir içtenlikle değerlerin hepsini benimseyip onayamaz. İnsan kendini bir değere verdi mi, diğerleri trajik bir biçimde adeta kovulmakta ya da anlamları değiştirilerek kabullenilmektedir. (Vecdi Aral)

Diğer yandan işte bu değişik değer tiplerinin bulunuşudur ki, insanlardaki değer körlüğü olgusunu açıklamakta, bu da değerlerin ve onlar arasındaki aşamalı düzenin bilinmesinin akılla değil de duygu ile olan yakın ilişkisini daha kolay anlamamızı olanaklı kılmaktadır. Nitekim aklı son derece gelişmiş öyle insanlar vardır ki, belli değerler için kördürler. Örneğin sadece aklı gelişmiş olup güzellik dünyası ile, sanatla, hiç bir ilişkisi olmayan kimseler düşünülsün. Daha da önemlisi ince bir zekâya ve yüksek ölçüde kültüre sahip olmakla birlikte ahlâki değerleri hiç anlamayan insanların varlığı değerlendirmenin entellektüel bir işlem olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. (Miguel de Unamuno)

Şu var ki, bütün bu açıklamalarla değer bilgisinde aklın hiç bir rolü olmadığı asla iddia edilmiş değildir. Değer bilgisi aslında duygu ve düşüncenin birlikte çalışmasıyla oluşur.

Bu durum ise, değerlendirme olayının dördüncü ve son işaretini biçimlendirir. Nedir ki, değer bilgisinin özü akıl değil duygudur. Değerlendirme olayı üç değişik işleme bölünebilir: Birinci işlem << akılla >> ilgilidir. Değer bilgisinin meydana gelmesi için önce dış dünyadaki eşya ve olayların birbirinden ayırt edilmesi, tüm oluşum nedenleri ile saptanması zorunludur. Saptamak, belirlemek ise sadece aklın işidir. Akıl nesne ve olayların tüm özelliklerini ve bu arada kullanışlılık, ender bulunma, uyum ve yetkinlik gibi duygunun tepkisini gerektirecek değer temellerine ilişkin özelliklerini de saptar ve duyguya sunar. Bu bakımdan,

'Ahmak bir adam, iyi kalpli olacak kadar feraset sahibi değildir. Dar kafalı insanlar, havsalalarının almadığı her şeyi fena görürler.' (La Rochefoucault)

Şimdi ikinci işlem, << duygusal >>dır. Burada aklın duyguya sundukları << duyguyu sarar ve duygu >> bunlara karşı haz ve elem (acı), hayranlık ve nefret gibi değişik tepkilerde bulunur.

Üçüncü ve son işlemde de << yine akıl >> devreye girerek duygunun tepkisini, kendisi tarafından özellikleri sunulan nesne ile ilişkiye getirir, ona bağlar; böylece meydana gelen << değer yargısı değer denilen şeyi >> de içerir. (Johannes Hessen)

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı