İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Yakışık Alır

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
23-05-2009 00:31
#1
Yakışık Alır
Değer bilgisinin duygusal özelliği, insanların değerler konusunda anlaşmalarını güçleştirmektedir. Gerçekten, bir değer yargısının başkalarınca onanması, mantıken zorunlu bir biçimde elde edilemez; bir değer yargısını onamayan kimsenin mantık yasalarıyla çelişkiye düştüğü söylenemez. O değeri yaşamamış olan kimseye, böyle bir yaşantıya dayanan değer yargısı geçerli kılınamaz; onun hakikati ya da nesnel geçerliliği konusunda mantığa dayalı bir kanıtlama olanaklı değildir. Bu yolda yapılabilecek tek şey, söz konusu değer yargısının gerçek bir değer yaşantısına dayandığını açıklayıp göstermekten ibarettir. Bununla yetinmeyip bir kanıtlama bekleyen Entellektüalizm, yanılmaktadır.

Hakikat ile kanıtlanabilirliğin bir tutulması entellektüalist tutumun bir ön yargısıdır.

Çünkü daha mantık alanında bile bazı yargılar vardır ki, bunlar her kanıtlamanın temeli olduklarından kendileri kanıtlanamazlar. (örneğin, bütün parçalarından büyük ve parçalarının toplamına eşittir; aynı bir şeye eşit olan iki şey, birbirine eşittir gibi aksiyomlar) Bunlar bir kanıtlamaya ne elverişli ve ne de muhtaçtırlar; çünkü onlar apaçıktırlar. Bundan başka yine mantık alanında olmak üzere bazı postulalar düşünülsün! Üstelik bunlar apaçık da değillerdir. (Vecdi Aral)

Mantık alanından varlık alanına (ontolojik alana) geçtiğimizde, burada da her yargıyı kanıtlamanın olanaksızlığını görmekteyiz. Nitekim kendi varlığımızı mantıkî sonuç çıkarmalarla kanıtlayamayız; ancak eylemlerimizin sahibi olarak kendimizi algılar, varlığımıza doğrudan bilgi ediniriz.

Cogito ergo sum - 'Düşünüyorum, öyleyse varım' (Descartes)

Kendi varlığımız dışındaki kişi ve eşya olmak üzere bütün şeyleri de doğrudan doğruya yaşayarak algılarız; dış dünyanın varlığı da mantıken kanıtlanamaz. Dış dünyanın varlığı üzerine bize güvenlik veren, iradi yaşamımızın deneyleridir. Eşya irademize ve iradi çabamıza, karşı koymaktadır; böylece de bizden bağımsız, arzu ve irademizi hiç sormayan, bize yabancı bir gücün varlığını doğrudan doğruya algılamaktayız; yoksa bir takım düşünce işlemleriyle değil.

Şimdi bütün bu konularda da bir kanıtlama arayacak olursak Septisizme düşmemek elden gelmez. Mantıkî Septisizm, nitekim hakikate ulaşma yolunda hiç bir güvence olmadığını söyler; bir bilginin hakikatinin ya da yanlışlığının nasıl kanıtlanacağını bilemeyiz, der. Çünkü bilgi özne ile nesne arasındaki bir ilişkiden doğar ve bilme sırasında nesneye ilişkin olmak üzere öznenin bilincinde meydana gelen tasarım, ancak nesne ile uyuştuğu, ona uyduğu ölçüde hakikat adını taşır; bu uygunluğu kanıtlamak için ise, ayrı bir yol yoktur. Bu kanıtlama yine aynı bilme işlemi ile yapılabilir. Bu yüzden Septisizme göre nesnel bir bilgi olanaksızdır, bilgi kişiye bağlıdır.

Aynı düşünce biçimi ile Septisizm, değerlerin nesnelliğini, onların genel geçerliliğini de reddetmektedir. Burada Değer Septisizmi ya da Değer Rölativizmi adını alan Septizm der ki, bütün değerler görece olup bir kimse için değer olan bir şey, bir başkası için değersiz (değere aykırı) olabilir. Her değer, yaratıcı insanın bir yapıtıdır. Değeri meydana getiren, değerlendirmelerdir. Adı bilinmeyen bir sofist, ahlâkın göreceliğini şöyle deyimliyor:

‘Güzel (yakışık alan) ve çirkin (yakışık almayan) Kadınların evde yıkanmaları yakışık alır.
Palaistra’da ise yakışık almaz. Fakat erkekler için Palistra ve Gymnasionda yakışık alır… Kendi erkeği ile yatmak yakışık alır, bir yabancı erkek ile ise hiç yakışık almaz. Erkek için de kendi karısı ile yatmak yakışık alır, yabancı bir kadınla yakışık almaz. Süslenmek, üstübeç sürünmek, altın takınmak erkeğe yakışmaz, kadına ise yakışır. Dostlarına iyilikte bulunmak yakışık alır, düşmanlarına yakışık almaz. Düşmanların önü sıra kaçmak yakışık almaz, koşu yerinde rakiplerin önünde yakışık alır… Thrakialılarda kızların tenlerini iğne ile işlemeleri bir süs, başka milletlerde ise iğneleme kötülük edenler için bir cezadır… Öyle sanıyorum ki, biri çıkıp da bütün insanlara yakışık almayan şeyleri – herkesin böyle bildiklerini – bir araya getirmelerini buyursa, sonra da bu yığından yakışık alan şeyleri – her birinin öyle sandığı – almalarını söylese bir tek şey geri kalmaksızın hepsi hepsini paylaşırlardı. (Walther Kranz)

Tinsel değerleri ve onların geçerliliğini tanımayan Kallikles de erdem ve mutluluk üzerine,

‘Gerçekte bu iş böyledir: bolluk içinde yaşama, dilediğini yapma, özgürlük – işte erdem de, mutluluk da budur, ötekiler ise, süslemeler, insanların doğaya uymayan anlaşmaları, boş ve değersiz şeylerdir.’ (Walther Kranz)

Demektedir. Kısacası Rölativizme göre değer, bireylerin ya da değişik çağ ve toplumların değer diye kabul ettiği şeydir.
cCc MeRaL cCc - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
04/2009
Nereden:
Gurbet
Mesajlar:
1.466
Konular:
15
Teşekkür (Etti):
193
Teşekkür (Aldı):
463
Ticaret:
(0) %
23-05-2009 00:41
#2
cok güzel paylasim emeginize saglik
---------------------

Gerek yok her sözü laf ile beyana.. Bir bakış bin söz eder bakıştan anlayana..!!

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı