İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Değer - Değersizlik

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
23-05-2009 23:35
#1
Değer - Değersizlik
Kolayca bilineceği üzere değişik değerler, değer türleri bulunmaktadır. Değerler felsefesi de uzun zamandan beri değişik değer türlerine kapsamlı bir bakış sağlamaya, bir değer tablosu çizmeye çalışmakta ve bu yolda büyük bir çaba sarf etmektedir.

Bu çabalar karşısında Hartmann, bunların henüz bir başlangıç niteliğinde olduğunu, araştırma yönetiminin ise çok yüzeysel bulunduğunu söylemekte; değerler evreninin kapsamının sırf felsefî değer bilincinden değil, birincil değer duygusunun dünyasından bile daha büyük olduğunu, her yandan bir açıklığın, bir sınırsızlığın duyumsanmakta bulunduğunu sözlerine eklemektedir. (Nicolai Hartmann)

Bu bakımdan H. Münsterberg'in yaşam ve kültür değerleri ayrımı altında giriştiği daha ayrıntılı ayrımlara; kişi - nesne, etkinlik - gözlem, sosyal - sosyal kavram çeşitlerini temel almakla H. Rickert'in bundan tüm başka bir açıdan yapmış olduğu bölünmeye; yine bunlardan da değişik W. Stern'in ayrımlarına burada yer vermek gereksiz görünmektedir.

Genellikle değerler iki açıdan sınıflandırılabilir: << Formal >> ve << Materyal >>

Formal bakımdan bölünme

Olumlu, olumsuz değerler: İster etik, ister estetik v.b. olsun bütün değerler olumlu ve olumsuz değerler grubuna bölünürler. Bu ayrım değerlerin niteliğinden çıkar. Olumlu değer, alışılageldiği üzere, << değer >> dediğimiz şeydir. Buna göre << değer >> kavramı çifte anlamda kullanılmaktadır. Bir kez tamamen genel olarak değer, yani değer - değersizlik karşıtlığı bakımından tamamen ilgisiz olan değer kastedilmekte, diğer bir kez ise olumlu değer deyimlenmektedir.

Olumlu değerin karşısında << değersizlik, değere aykırılık >> adını da taşıyan olumsuz değer yer alır. Bu karşıtlık değerler düzeninin yapısından kaynaklanan bir kutuplaşmayı göstermektedir ve bir çelişkiden tamamen ayrıdır. Bir çelişki ancak değerli ve değersiz (değerle hiçbir ilgi ve ilişiği olmayan) karşıtlığında söz konusu olabilir. Böylece değerler dünyasındaki kutupsal yapı değerler düzenini, yalnızca olan - olmayan biçimindeki bir çelişkiyi içeren varlık düzeninden açıkça ayırmaktadır. (Max Scheler)

Kişi değerleri ve nesne değerleri: Kişi değerleri yalnızca kişisel varlıklara (kişiliği olan varlıklara) ilişkin olabilen değerlerdir. Nitekim etik değerler. Kişisel olmayan nesnelere bağlı olan değerler ise, nesne değerleridir. Bunlar yararlı şeyleri (nimetleri) gösteren eşyaların sahip oldukları değerlerdir.

Kendiliğinden değer, türetilmiş değer: Kendiliğinden değer bir bakıma kendi içinde bulunur, kendine dayanır; bütün diğer değerlerden bağımsız olarak değer karakterine sahiptir, onlara muhtaç değildir.

Bunun karşıtını türetilmiş değer oluşturmaktadır. Bu değer, niteliği gereği diğerlerine bağımlı ve onlarla ilişkilidir; böylece değer karakterini doğrudan doğruya kendine değil, bir başka değere borçludur. O olmasaydı bu, değer olma niteliğini yitirir, değer olmaktan çıkardı. Fakat kendisinin bağımlı olduğu değerler, kendiliğinden değerlerdir.

Buna göre, türetilmiş değer olarak, bir başka değer dolayısıyla değerlendirilen şeyleri anlıyoruz. Amaç için araç olan her şey, daha doğrusu yararlı olan her şey bu tür değerlerdendir.

Türetilmiş değerin, kendiliğinden değere olan bağıntısı hemen hemen dışsal bir ilişkiyi gösterir. Bu yüzden türetilmiş değere yabancı değer de denilebilir. Nedir ki, bu ilişkinin derin olması da olanaklıdır. Nitekim kendiliğinden değere sahip olan bir şey sırf yalınç bir şey değil de parçalar, özellikler, evreler v.b. pek çok yanları ve boyutları içeren bir << bütün >>den oluşuyorsa durum böyledir. Tek başına bir değeri olmayan bu yan ve boyutlardan her biri << bütün >> için sahip olduğu kendiliğinden değere katılmakla ancak değer kazanır. Kendiliğinden değere sahip olan << bütün >> kendi değerini kendisine tabi olanların üzerine sanki bir ışık gibi yayar. Bu yüzden bu değere haklı olarak << ışın değer >>de denilmektedir. Şu halde << ışın değer >> gerçi << kendiliğinden bir değer >>in tek başına taşıyıcısı değildir, fakat ortak taşıyıcısıdır. Bu arada ortak taşıyıcı olarak o, ya << kendiliğinden değer >>e sahip << bütün >>de pay sahibidir. (Ona katılır), tıpkı yaş'ın yaşama katılması gibi, ya da << bütün >> devletin simgesi olan bayrakta olduğu üzere ancak onda ortaya çıkar ki, birinci durumda << ortak değer >>den söz edilmesine karşılık bu durumda << simge değer >>den söz edilebilir. Böylece kendiliğinden ve yabancı değer ayrımının yanı sıra << ışın değer >> kavramı bulunur. (Johannes Hessen)

Materyal bakımdan bölünme

Genel olarak deyimlenmelidir ki, maddi bakımdan çok değişik değer tiplerine rastlanmaktadır. Nitekim kullandığımız dil böyle değer türlerinin varlığına işaret etmektedir. Açıktır ki, << hoş >>, << yararlı >> gibi deyimlerle << güzel >>, << soylu >>, << iyi >> gibi sözcüklerle olduğundan başka bir şeyi kastetmekteyiz.

Değerler özneye bağlı bulunduğundan ve insan da bir yandan duyusal, bir yandan da tinsel varlık olduğundan tüm değerler aşağı ya da duyusal ve yüksek ya da tinsel değerler diye nitelikçe birbirinden çok değişik iki bölüme ayrılır.

Aşağı ya da duyusal değerler insanın duyusal ya da doğal yanına ilişkindir. Bunun için de onlar sırf öznel ve görecedir; belli dürtülerin belli nesnelere yönelmesi ile meydana gelir. Örneğin ekmeğin değeri böylece insanın beslenme dürtüsü ile oluşur. Bu değerler o denli özneldir ki, tamamen öznenin özellik ve durumuna bağlıdır; değerli olan yalnızca, bireye değerli görünen şeydir. Bunun sonucu olarak bir kimse için olumlu değer olan bir şey, bir başkası için olumsuz olabilir. Aynı bir yemek birisi için lezzetli, diğeri için lezzetsiz gelebilir. Sofistlerin tüm değerler için ortaya attıkları << insan her şeyin ölçüsüdür >> savı, aslında sadece aşağı değerler için doğrudur. Bu alanda bireyüstü, nesnel ve salt değerler söz konusu değildir.

Bu değerlerin sırf bireye bağlı oluşlarının bir başka sonucu da, onların maddi olmakla dağılıcı, parçalanıcı ve böylece de geçici oluşlarıdır.

Aşağı değerler bunlardandır:

Hoşlanma ya da haz değerleri (hedonist değerler)

Bunlar haz ve doyum duyguları ile birlikte, bunları meydana getirmeye elverişli olan her şeydir (örneğin, bir yemek, bir içki) Sadece bu tür değerleri tanıyan ahlâka, Hedonizm denmektedir.

Yaşam değerleri ya da vital değerler:

Bu değerler, taşıyanları doğa anlamında yaşam (bios) olan değerlerdir. Yaşam gücü, sağlık v.b. şeyler bu değerlerdendir. Nietzsche için bu değerler en yüksek, hatta biricik olanlar idi. Böylece o, Etik Biyolojizmi ya da Naturalizmi temsil ediyordu.

Yarar değerleri:

Burada söz konusu olan ekonomik değerlerdir; yaşama ihtiyacımızı gidermeye yarayan her şeyi kapsamına alır (yemek, içki, giyim eşyası, ev v.b.) Bu arada bu gibi şeylerin üretilmesine yarayan bütün araç ve gereçler de, bu tür değerlerden sayılmak gerekir.

Bu bölümün diğer değerlerinden bunlar, << kendiliğinden >> değil << türetilmiş değer >> olmakla ayrılırlar. (Max Scheler)

Yüksek ya da tinsel değerler:

İnsanın tinsel yanı ile ilgili olan değerlerdir; bu yüzden de duyusal olanlardan değişik olarak geçici değillerdir; bu yüzden de duyusal olanlardan değişik olarak geçici değillerdir.

Bunların aşağı değerlerden ayrıldıkları asıl önemli özellikleri ise, nesnel ve salt oluşlarıdır; insanın karşısına onama istemi ile çıkarlar. Onlar insana yönelmez, daha çok, insan kendi değerlendirmesinde onlara yönelmek zorundadır; onun değer bilinci üzerinde normlandırıcı bir güçtür.

Değer teorisinin asıl konusu olan tinsel değerler şunlardır:

Mantıkî değerler

Bu deyimle iki şey anlatılabilir: << Bilme işlevi >> ve << bilginin içeriği >> Birinci durumda değer olan bilgi sahibi olma, bilme, hakikatin elde edilmesi, ona yönelik çabadır. Buna göre bilmemek, yanılgı, hakikate ilgi duymamak, bu yolda çaba göstermemek mantıkî değere aykırılıktır.

Fakat << mantıkî değer >> terimi, bilmenin içeriğini de deyimleyebilir. Buna göre hakikat – yanlış karşıtlığı altında anlaşılan her şey, mantıkî değerdir. Her hakikate uygun yargı, her doğru tümce mantıkî bir değerdir. Şu halde burada hakikati elde etme, daha doğrusu ona yönelik çaba değil, bizzat hakikatin kendisi değer olarak kavranır. Bu, değer kavramının teorik alana genişletilmesini deyimler ve Yeni Kantçı değer felsefesinin görüşüdür.

Bu görüşe karşı Scheler haklı olarak hakikatin asla bir değer olmadığından söz eder.

Ona göre, hakikati arama, araştırma, eylemine değer vermenin iyi bir anlamı vardır.

Hakikatin bilgisi de bir değerdir. Fakat hakikat sırf hakikat olarak bir değer değildir.

Gerçekten değer kavramının teorik alana genişletilmesi, değerin niteliğine aykırıdır; değer alanı ateorik bir alandır. O, tin’in duygusal yanına ilişkindir. Niteliği gereği değerler, duyumsayan bir özneyi gerektirir. Değer her zaman bizim değer duygumuzun söylediği bir şeydir. Buna karşılık doğru bir yargı, sözgelimi iki kere iki dört eder tümcesi yalnızca aklımıza yönelir; onu kalbimizle, duygumuzla değil, açık ve duru aklımızla kavrarız. Bu yüzden o, değerlerden tümüyle değişiktir.

O halde mantıkî değer ya da bilgi değeri olarak sadece bilmenin, bilgi edinmenin, hakikati araştırmanın değerlerini kabul edebiliriz.

Ahlâki değerler

Ahlâki (Etik) değerlerin ilk özelliği, taşıyıcılarının asla nesneler değil, yalnızca kişiler olabileceğidir. Sadece tinsel bir varlık, ahlâki değerleri gerçekleştirebilir. Bundan ötürü, bu değerlerin çevresi estetik değerlerinkine oranla daha dardır.

Bir başka özellik olarak, etik değerlerin her zaman gerçek (real) bir taşıyıcıya bağlı olduğu söylenir. Onlar estetik değerlerden bu yolla da ayrılırlar; çünkü estetik değerlerin taşıyıcıları bir tür görünüşte gerçeklik olabilir.

Etik değerler salt bir istemi dile getirir, insandan buyurucu bir biçimde gerçekleşmeyi beklerler. Oysa estetik değerler salt yükümlü kılıcı güce sahip değildir. Üstelik ahlâk her insana yönelir, sadece tek bir kimseden değil, bütün insanlarca gerçekleştirilmeyi bekler; bu anlamda evrenseldir. Bu arada onun tüm yaşamımızı egemenliği altında bulundurduğuna da işaret edilmelidir. Estetik değerlerde bu özellik de yoktur. Onlar yalnızca yaşamımızın yüksek saatlerinde gerçekleştirilmeyi isterler.

<< Ahlâken iyi >> ahlâken en yüksek değer olarak, sırf biçimseldir. Çünkü o, somut yaşam durumlarında çatışan değerlerden üstün olanın seçilmesidir.

Estetik değerler ya da güzelin değerleri

Burada güzelin değerleri, yüce olan, trajik olan ve enfes olanı da kapsamına almak üzere geniş anlamda kullanılır. Bu değerlerin özellikleri biraz önce etik değerlerle karşılaştırılmalarında ortaya konmuştu. En önemlileri aşağıdakilerdir:

Estetik olan yalnız kişilere değil, tüm nesnelere bağlıdır. İster canlı ister cansız, ister tinsel ister maddi, ister düşünsel (ideal) ister gerçek (real) olsun her nesne estetik değerin taşıyıcısı olabilir.

Niteliği gereği estetik değer << görünüşe >> dayanır. Estetik gerçeklik görünüşte bir gerçekliktir. Bunun nedeni şudur ki, estetik değer bir eylem değeri olan etik değere karşıt olarak << deyim değeri >>dir. Duyusal alanda duyusal olmayan bir şey gösterilirse, ruhsal bir öz, tinsel bir ide algılanabilir bir biçimde görünürse, ortaya estetik olgu çıkar.

Bununla da son bir özelliğe işaret edilmiş olmaktadır. Estetik değer algılanabilir bir veridir ki, bu da etik değerde bulunmaz. Bir nesneyi güzel, yüce diye nitelendirdiğimizde, bununla asla ondaki bir kavramı ya da kavramsal bir şeyi kastetmeyiz; aksine her zaman algılanabilen, bize doğrudan verilmiş, yaşanmış bir şeyi kastederiz. Doğaldır ki, burada algılama yalnızca görsel değil, aynı zamanda işitme ile de ilgili olabilir, bir şiirin dinlenilmesindeki duyumsamanın algılanması, düşümüzün (hayalimizin) algılanması dahi olabilir. Kuşkusuz bu algılama, kendisi ile her değeri kavradığımız tamamen genel bir algılama da değildir. Bu algılama, duyumla algılanabilen somut bir nesnenin varlığı ile ilgilidir; buna kısaca << estetik algılama >> denir. Estetik değerin bu algılanabilir olması özelliğine karşılık, en derin niteliğinde etik değer asla algılanabilir olamaz.

Dinsel değerler ya da kutsalın değerleri

Bu değerlerin bir özelliği, onlarda hiçbir << olması gereken >> öğesinin bulunmamasıdır. Çünkü bu değerler bir gerçekliktir (realitedir), << olan >> bir şeydir.

Bu yüzden bu değerleri gerçekleştirmemiz olanaksızdır. Böylece bu değerler kesin olarak etik değerlerden ayrılmakla birlikte estetik değerlerle bir değinime geçmekten de geri kalmaz; ancak kutsalın gerçekliği güzelin gerçekliği gibi sırf görünüşte bir gerçeklik değildir, öz ve yüce bir gerçekliktir. (ens realissimum)

Şu halde kutsal ya da tanrısal olan şey aynı zamanda hem değer ve hem de << olan >>dır, << olan >> bir değerdir. Daha açık bir anlatımla, değere bağlı gerçekliktir, değer gerçekliğidir.

Bu arada belirtilmesi gereken bir nokta da Kutsal Olan’ın türsel (spesifik) bir değer oluşudur. O bütün tinsel değerlerin bir toplamı, onların bütünü değildir; bununla birlikte onlarla arasında bir iç bağlantı, bir iç ilişki vardır (temellendirme ilişkisi) O, diğer bütün değerlerin sığınak ve vatanıdır; bunların en derim ****fizik kökenlerini onda bulurlar.

Tanrı ile bağıntısından koparılmış, kendi başına hiçbir değer asıl derinlik boyutunda anlaşılamaz. Doğada ve sanatta bizi hayran bırakan her gerçek güzellikte, her etkileyici ahlâki davranışta, tin tarafından varlığın bir parçasının doğru olarak yansıtıldığı her hakiki bilgide tanrısal bir şey vardır, daha yüksek dünya ile bir iletişim gizlidir.

Kutsal’ın önemli bir özelliği de aşkın (transandan) oluşudur. Gerçeklik ve değer, << olan >> ve << olması gereken >> olarak birbiriyle asla çakışmaz. Bundan ötürü tanrısal olan şey, bir değer gerçekliği olarak ancak aşkın alanda aranabilir. O, niteliği gereği, yeryüzünü oluşturan << olan >>ın öbür yanındadır; öyle ki, onunla bir tür karşıtlık içinde bulunur. (Johannes Hessen)

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı