İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Sevdiklerimizi Tesadüfen Buluruz

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
24-05-2009 21:15
#1
Sevdiklerimizi Tesadüfen Buluruz
Ömrümüz tesadüflerin verdiği malzemelerle yapılır. Hayatımıza tesirleri olanların hemen hepsi, yani sevdiklerimiz ve bize fenalık edenler de, bizi sevenler ve kendilerine bizim fenalık etmiş olduklarımız da hep böyle tesadüfen karşılaştıklarımızdır. Sevmek kabiliyeti ve ihtiyacı bizdedir. Fakat sevdiklerimizi tesadüfen buluruz. Mahallemizde, işlerimizde, zevklerimizdeki komşularımızla hep tesadüfün yardımıyla tanışmış oluruz.

Bütün bunlar mukadderatın yolumuza koyduğu, fakat bize kalsa, çok kere tercih etmeyeceğimiz insanlardır.

Bunların içinde, bazen bizim kayıtsızlığımız, mantıksızlığımız ve yorgunluğumuzdan istifade etmesini iyi bilenler çıkar. Bunlar yalnız kendi menfaatlerini güttüklerinden, bizim her türlü zaaflarımız ve kabahatlerimizden kendi hesaplarına göre faydalanarak her günkü münasebetlerimizi bizim mağlubiyetimiz ve kendi muzafferiyetleri haline korlar.

Fakat elle tutulan hakikatin bu özelliklerini görüp tasdik edenler bile yine sanırlar ki çok kere daha karışık, daha nispi ve daha özel olan maneviyat âlemini insanların hepsi de aynı yolda kabul etmektedirler. Hâlbuki bilakis, manevi sahadaki karışıklık tabiî o kadar artar ki artık hiçbir sınır tanımaz. Gözlerimiz bu hakikatleri büsbütün kendilerine göre uydurur. Zaten çok kere bundan dolayıdır ki, muhtaç olduğu teselliyi bulur. Dünyayı ve hayatı herkes kendine göre yorumlar. Birçok ahmaklar dünyanın kendi kafalarına göre kurulup düzeleceğini beklerler. Birçok beceriksizler de iş başlarına kendileri geldi mi, hemen her işin yoluna gireceğini zannederler. Birçok yabaniler kendi dehalarına inanırlar. Hayal ile birçok batkınlar zengin olmak ve birçok ölüm hastaları şifa bulmak arifesinde yaşadıklarını sanırlar. Birçok emekli kimseler takdir olunmamış faziletlerinin manevi, geliriyle geçinerek şereflerinin servetini bol bol tadarlar. Zavallı insanlığın belki en mühim gıdası böyle züğürt tesellileridir.

Hepimizin her gün kullandığımız kelimelerin ne kadar çeşitli, hatta tezatlı manalara geldiği gün gibi aşikârdır. Hayatımıza giren gerçeklerin nasıl başka başka anlayışla yorumlandıklarına ise her günkü gazeteler şahittir. Birçok gazetelerin kendi hayatımıza bile tesir eden dünya işleri hakkındaki yazıları, eğer kelimeler kati manalarına aracılık edebilse, belki bize göre söylediklerinin tam aksi olması lazım gelirdi. Bunlardan bir kısmının siyahtır dediklerine diğer bir kısmı beyazdır derler. Hangisi ak, hangisi karadır? Bütün bunlar hep gözlere göre değişir!

Bilirsiniz, insanların bir kısmı hep kendilerine hayrandırlar ve kendi yaptıklarını daima harikulâde bulurlar. Başkalarından gördükleri nezaketi ve iyiliği kendi haklarıymış gibi tabiî addederler. Hâlbuki kendi verdikleri en küçük bir hediye ile sizi ihya ettiklerine inanırlar. Her gün yaptığınız bir şeye kendileri karıştılar mı, buna ayrı bir kıymet eklemiş olduklarına emin olurlar.

Bu adamların kendi büyüklüklerine imanları o kadar sınırsızdır ki meselâ sizden bir hizmet istedikleri halde bu hizmeti lütfen size kendileri görüyorlarmış gibi gururlanırlar.

Sizden istifade edemediler mi? ‘Ben onu adam yerine koydum da kendisinden bir yardım bekledim. Benim bu hüsnüniyetimi anlayamadı. Yazık, adam değilmiş!’ derler.

Yine bu adamlar sizin bildiğiniz bir mesele hakkında samimiyetle verdiğiniz izahata hiçbir kıymet atfetmezler ve kendi söyledikleri rasgele her söz kendilerine bir vecize görünür. Bunların içinde yazar olanları da vardır ki, her hatırlardan geçeni yazıverirlerken bu fikirlere artık katî şekillerini vermiş olduklarını sanırlar. Bu yavan ve perişan sözleri size okuyunca sükûtunuz karşısında: ‘Sanki niye beğenmiyor? Acaba anlamıyor mu? Yoksa kıskanıyor mu?’ diye şaşarlar.

Denilebilir ki onların hep meydanda olan ve bazen beterleşen bir yüzleri vardır. Kendilerinden sakınmak için lazım olan ihtiyat tedbirlerini almanın bize düştüğünü görür ve bunda kusur etmeyiz. Bazı insanlarsa bizi gafil avlarlar. Zira onlar bir değil, hatta iki değil, üç yüzlüdürler: Bir gizlediklerini bildikleri; bir gösterdikleri yüzleri vardır. Fakat asıl karası ve şeytanisi bir üçüncüsüdür ki ne gizledikleri, (fakat bizim teşhis edebildiğimiz) ne gösterdikleri (fakat bizi aldatmayan) yüzlerine benzemez. En karanlık zamanlardan miras olan bu üçüncü yüzleri ki ihtimal asıl iç yüzleridir, onları çok kere kendi menfaatleri aleyhine bile körü körüne ve hesapsızcasına harekete getirir.

Zira biz de, mahkemeler gibi, insanları çok kere adam yerine koyarız. Sanırız ki, düşünürsek düşüncemizi takdir edecekler; söylersek sözümüzü anlayacaklar; bilirsek ilmimize inanacaklar; doğru hareket edersek, lehimize şahadet edeceklerdir. Aldanırız! Hemen daima bunun aksi sabit olunur. Hayatımızın her anında yapayalnız kalırız. Çağırırız, kimse imdadımıza gelmez. Muhitimiz bize karşı her an kör, sağır ve şuursuzdur. Yabancı gözler, sandığımız gibi, görmek için değildir; kördür, görmez. Yabancı kulaklar, umduğumuz gibi, duymak için değildir; sağırdır, işitmez. Hayatımızın şahitleri de, beklediğimiz gibi, bizi duyan en yakın akrabalarımız değil, bizi duymayan en uzak yabancılardır. Düşündüğümüze kanmazlar; söylediğimizi anlamazlar; bildiğimize inanmazlar, hareketimizi kavramazlar ve kendi doğru sandıklarını söyleseler bile, bizim gerçeklerimizi değil, kendi yalanlarını söylerler. Çünkü herhangi bir samimiyet bile mutlaka gerçek demek değildir. Bunlar çok kere de, cesur edaları takınarak ve kahramanlık gösterdiklerine inanarak, atfetme, aşağılama, alay ve iftira ederler! O zaman gönlümüz kırılır, ‘Ya? Onun da içyüzü bu muydu? Ben de onu adam sanmıştım!’ deriz. Düşünmeyiz ki, işte asıl hatamız buradadır.

Hatırlayınız! Hiç şaşmayan bir düzen ile işlediğini gördüğümüz beşeri bir kanun vardır:

Nerede zekâ umarsak ahmaklıkla karşılaşırız. Nerede sadakat beklersek orada ihanete uğrarız. Nerede kibarlık ararsak orada bayağılığa rastlarız. Kime dostluk gösterirsek ondan sadakatsizlik görürüz. Gençliğimizin duru zamanlarında menfaatine yardım etmiş olduklarımıza, senelerden sonra, rast gelince geçmiş zamanların olgunlaştırdığı bir eski muhabbetle karşılanacağımızı sanırız ve yıllanmış bir kinle karşılaşırız. İnce birtakım vefakârlıklar uğruna çürüttüğümüzü gördüğümüz bir ömrün akşamında başkaları gizlendikleri bataklıklar içinde yılanbaşlarını kaldırarak bize ıslık çalarlar. Düşünmeyiz ki, çektiğimiz onlara itimat etmiş temiz kalpliliğimizin cezası ve dostça konuşma zaafımızın belâsıdır.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı