İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Davranışın Ahlâka Uygunluğu

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
07-06-2009 01:54
#1
Davranışın Ahlâka Uygunluğu
İnsan davranışının aynı zamanda iradî olan doğal bir olay olduğu söylenebilir. Daha doğrusu insan eylemleri, bir dış ve nesnel görünümünden, fiziki dünyadaki bir olaydan, diğeri ise iç ve psişik bir olaydan, bir niyet, bir ruh ve irade durumundan ibaret olmak üzere iki öğeden meydana gelmemiş bir eylem ve davranışın varlık olanağı tasarımlanamaz. İçeriği gerçekleştirilmemiş, sadece iradî bir kararın varlığını düşünsek bile, bu kararda dahi bir davranış ve eylem söz konusudur; çünkü belli bir zaman süren bu kararın meydana gelmesi, kendiliğinden bir tutum ve davranışı gerektirir. Bunun gibi, diğer yandan ruhsal bir anlama sahip olmayan sırf bir fizik davranış da düşünülemez. Bu tür ruhsal yanı olmayan insan eylemleri, artık insana özgü gerçek anlamda bir eylem ve davranış değil, sara nöbeti sırasındaki çırpınma ve davranışlar gibi yalnızca fizik bir olay niteliğindedir. (Giorgio Del Vecchio)

'Bir kötülüğü beğenen onu işleyenden daha kötüdür.'

Dedirten işte ahlâkın bu içe dönük olma özelliğidir. Ancak burada ahlâki değerlendirmeye tabi tutulan düşüncenin, teorik alanda her konuya tartışabilen özgür düşünce değil, insanın kişiliği ile ilgili olan, onun dünya ve insanlara bakış açısını belirleyen ve her an somut iradî kararlarda yansıyabilecek zihniyetinin bir görünüm ve deyimi olan düşünce olduğu özellikle belirtilmektedir. Yine ahlâkın içle ilgili oluşu nedeni ile, anlamları dış davranışta değil de ancak onu meydana getiren düşünce ve zihniyette beliren sevgi ve dostluk görünümleri gibi eylemler, yalnızca ahlâkın değerlendirme konusunu oluştururlar.

'İnsanın ne olduğunu, belirli bir yolu seçmiş olması belirlemez; bu seçme, olsa olsa bir adımdır yalnızca, asıl belirleyici olgu, insanın seçtiği yolda nasıl yürüdüğü, bu yola göre nasıl davrandığıdır. Eğer kişi seçtiği yolda daha sonra yürümekten vaz geçer, kendi eylemleriyle yok olur giderse, bir yol seçmek, bu konuda bir karar vermek, kendini aldatma, kendini kandırma demektir.' (Walter Biemel)

Gerçekten, ahlâk alanında nesnel yasalardan söz edilemez; çünkü insanın davranışlarında nasıl bir zihniyet ve ruhsal duruma sahip olması gerektiği, tek tek bireylerin değişik yapılarına, değişik insanlarla çeşitli ilişkilerine göre belirlenir. Nitekim neyin cesaret, neyin korkaklık olduğu ancak savaşta, sporda ya da bir kimseye acı bir gerçeği söylemek gibi belli durumlarda ve bu durumların da çok özel koşullarında anlaşılabilir. Bu bakımdan ahlâk, anlamlarını belli bireysel yaşam durumlarında kazanacak olan yalnızca az sayıdaki soyut ilkelerle yetinmek zorundadır. (Heinrich Henkel)

Scheler'in bu konuda dikkate değer açıklamalarına değinmeden geçilemez:

'Bir insanın karakteri değişebilir (hatalık ya da başka sebepler yüzünden); bu değişmenin, kişinin ifade ve hareket imkânlarına engel olabileceği kabul edilebilse de, kişinin böyle bir değişme ile ilgisi yoktur. Bu sebepten etik için, << ahlâki bakımdan iyi >> ve << psişik bakımdan normal >> ya da << ahlâki bakımdan kötü >> ve << psişik bakımdan hasta >> deyimlerini birbirinden ayırmak çok büyük bir önem taşır. Çünkü böylece kişi ve psişik alan (iyi ve kötü kişiye, normal ve hasta psişik alana aittirler), diğer bir deyişle kişi ve karakter birbirinden tamamıyla ayırt edilmiş olur. Çünkü aslında << hastalık >> ve << sağlamlık >> kişinin değil, daha çok insanın psişik varlık alanının vb. gibi niteliğidir; ruh hastalıkları vardır, fakat kişilik hastalıkları yoktur.

Gerçekten psikıatrinin bize bazı psişik hastalıklarda << karakterlerin değişmesi >> hakkında tasvir ettiği her şey, en ağır haller (paralize gibi) bile kişiyle ilgili değildirler. Bu gibi psişik hastalıklar yüzünden ancak kişinin başkalarına verilmesi ortadan kalkar. Kişi için en ağır hallerde şunu söyleyebiliriz: hastalık sonunda kişiyi görünmez bir hale sokmuştur; bu yüzden bu kişiyi yargılamak artık mümkün olmuyor... Kişinin ahlâki, manevi (geistig) intention'larının hastalıktan dolayı değişmediğini tecrübe de gösteriyor.

Aynı histerik karakterin hareketleri, bir defa yüksek değerlerin tahribine sebep olduğu halde, diğer bir defa da (Jeanne d'Arc'da olduğu gibi) kahramanca hareketlerin, yüksek değerlerin gerçekleştirilmesine hizmet edebilir. Psikıatrideki tahlillerde ve araştırmalarda ahlâki bakımdan pozitif ve negatif bir mana ifade eden terimler kullanılmamalıdır; çünkü bunlar, psişik varlık alanına değil, kişi alanına aittirler.

Bu sebepten dolayı psişik hastalık kişinin kendi hareketleri hakkında << hesap verme kabiliyetini >> ortadan kaldırabiliyor; fakat kişinin << sorumluluğunu >> kaldıramıyor; çünkü sorumluluk ile kişinin varlığı arasında kökten bir ilgi vardır. Bu yüzden bir insanın hareketleri hakkında hesap vermesi ya da hesap verememesi kabiliyetini, yani << subjekt >>in hareketleri hakkında hesap vermek kabiliyetini ve onun ahlâki sorumluluğunu birbirinden ayırmak gerekir. Hareketlerimiz hakkında hesap vermek kabiliyetimizin ortadan kalkması, sadece << motiflerin >> etkisinin normal etkilerin dışına çıktığını ve bu yüzden bir insanın hareketlerinin bu insanın kişiliğine ait olup olmadığını bilerek kestirmemizin artık mümkün olmadığını gösterir. Hâlbuki gerçek manada kişinin sorumluluğunun ortadan kalkması gibi bir olay yoktur. Örneğin, bir hayvan kendi hareketlerinden sorumlu değildir. Hâlbuki hasta bir insan, hareketleri hakkında yalnız hesap vermek kabiliyetinden yoksundur. Bununla şu anlatılmak isteniyor: hiçbir kimse, bu kişinin hareketlerinden sorumlu olup olmadığını tespit ederek ondan hesap soramaz. Hâlbuki o insan kişiliğinin bütün aktlarından sorumlu kalır.

‘Yasalardan korku namuslu adamı yaratır, ama erdemi değil.’ Marmier

(Burada << namuslu >> sözcüğü topluma zarar vermeyen, zararsız anlamına alınmalıdır.)

Çünkü bilindiği gibi, bir davranışın ahlâka uygun olarak nitelendirilebilmesi için onun dış görünüşü bakımından ahlâk normuna uygun bulunması değil, o eylemi meydana getiren zihniyet ve düşüncenin ahlâkın buyruğunu yerine getirmek kaygısı, yalnızca ödev duygusu ise ancak o zaman bu eylem ahlâki bir karakter kazanabilir.

Örneğin bir yoksula, onun bu durumuna acıyarak yardımda bulunan bir kimse, ahlâka uygun davranmış demektir. Oysa bu kimse yardımı sırf gösteriş ve kendine övünme payı çıkarmak için yaparsa yardım eyleminin değeri düşünce ve zihniyetin ahlâka uymamasından ötürü, ortadan kaldırılmış olur.
Çiçero Teşekkür etti.
Çiçero - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
09/2008
Mesajlar:
1.046
Konular:
82
Teşekkür (Etti):
606
Teşekkür (Aldı):
192
Ticaret:
(0) %
13-06-2009 21:50
#2
Elİne saĞlik paŞam
***_-AsLaN-_*** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
06/2009
Mesajlar:
162
Konular:
15
Teşekkür (Etti):
3
Teşekkür (Aldı):
22
Ticaret:
(0) %
13-06-2009 22:47
#3
Eline sağlık dostum
---------------------
insanLıK öLdü ..! katiLi ;
menfaaT
mesutgun1982 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
03/2008
Yaş:
55
Mesajlar:
1.082
Konular:
4
Teşekkür (Etti):
1
Teşekkür (Aldı):
37
Ticaret:
(0) %
18-09-2009 16:37
#4
Eline sağlık.
---------------------


Eğer VATAN tehlikede ise,her şey VATANA aittir.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı