İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Komprador Sistemin Anatomisi

Genghis Khan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
06/2009
Mesajlar:
4.549
Konular:
1451
Teşekkür (Etti):
584
Teşekkür (Aldı):
2136
Ticaret:
(0) %
16-08-2009 11:06
#1
Komprador Sistemin Anatomisi
KOMPRADOR SİSTEMİN ANATOMİSİ

İncelenmekte olan eser küresel kapitalizm çağının mantığını son derece etkileyici bir üslupla anlatmaktadır.Yazar Türkiye’deki ‘komprador rejim’ olarak betimlediği rejimin içyüzünü ortaya koymakla kalmamış, bilim adamının ne olup ne olmaması gerektiğine dair de anlamlı dersler vermiştir. Liberal Demokrasinin Türkiye örneğinden kalkılarak dünya ölçekli derin bir analizi- eleştiri yapılmış ve 1980 sonrası Türkiye rejiminin anatomisi çıkarılmıştır.Çalışmamızda; çeşitli çarpıcı ve ‘deyim yerindeyse’ aynı zamanda sarsıcı makalelerden oluşan eserin ‘had sınırlarımız’ içinde kısa özeti sunulmaya çalışılmıştır.

KOMPRADOR SİSTEMİN ANATOMİSİ

Yazar: Prof. Dr. Kadir CANGIZBAY


1980 yılı Türkiye’nin tarihinde çok önemli bir dönemeç olmuştur.Kapitalist sistemin tüm veçheleriyle uygulanmaya başladığı, dışa açılma, piyasa ekonomisi kurallarını içselleştirme ve serbest Pazar ekonomisi retoriğiyle toplum, ekonomi, siyasi ve kültürel alan tam bir kompradorlaşma sürecine sokulmuştur. Yaşanılan iç savaş hali de yağmacı komprador oligarşinin son tek ve aynı zamanda çok işlevli bir çaresi olmuştur..

Yazarın kendi ifadesiyle 12 Eylül; ‘..taşerona bakmadan müteahhidi göremeyenler için zahiren bir askeri darbedir ve güya bir ara rejime tekabül eder.’


Yaşanan toplumsal yozlaşma sürecinde, üretimin değeri al aşağı edilmiş işlemsel değere sahip yegane iş, iş bitirmek olmuştur.Her işin belirli bir içyapısı vardır iş bitirmekse aksine, hangi iş mevzu bahis olursa olsun bu yapının gereklerini yerine getirmeksizin sadece amaca ulaşmak anlamına gelir.Amaca giden yolda her şey mubah düsturuyla iş bitirmeyi gayri meşru bir eylem,iş bitiriciyi de emek çaba ve liyakat düşmanı olarak tanımlamak çok haklı olacaktır.


Ülkede ki mafya tanımı bile erozyona uğramıştır.Zira mafya kendi gücüyle devlete rağmen varolur yada devletten adam çalar, kiralar veya şu yada bu şekilde devlete nüfuz eder.Oysa ülkemiz örneğinde mafya bile devlet himayesi, desteği hatta teşviki ile varlık kazanmış devlete yardımcı organlardır.Yine yazarın deyimiyle ‘Türkiye artık sadece üstü değil altı da işgal altındaki bir yerdir ve şanssızlığı şuradadır ki; işgalci de Türkçe konuşmakta, Türk’müş gibi yapmaktadır.’


Dönemin ideolojisi de tam bir kimlik karmaşası içindedir.Türkçülük büyük ölçüde Türklerden bağımsız hatta Türklere karşın bir ideoloji olmakla tam bir şovenizm ucubesi olup, devleti vatan, ülkeyi de halkından bağımsız zimmetli toprak parçası konumuna indirgemiştir.


Her ulus devletin varlıksal temeli ulus, ulusun da molekülü vatandaştır.Cari rejim insanın vatandaşlık statüsünden doğan haklarını gerek anayasa gerekse yasalar ve en önemlisi rejime uygun kadrolaşma sonucu ortaya çıkan uygulamalar sonucu, büyük oranda ortadan kaldırarak vatandaşlık statüsünü değersiz kılmış, ulusal gerçekliğin molekülünü parçalayıp yok etmiştir.Bu durumda devlet ya üniter bir ulus devlet olmaktan vazgeçip, etnik-dinsel-bölgesel statülerin vatandaşlık bağının üzerinde olduğu hukuksal bir yapılanmaya geçecek yada üniter bir devlet olmakta ısrar edip siyasal yapısı hukuksal yapısıyla örtüşmediği için basit bir polis devletine dönüşecektir.

Terör ve özellikle terörist kavramları globalleşme çağının polis devleti açısından hayati bir önem sahiptir.Terörizm ve terörist sıfatlandırmasında sınırsız bir alanı ve oluşturduğu psikolojik haklı çıkarımlarla da geniş bir halk meşruiyeti elde etmiş olan devlet ise esasen kendi saldığı dehşet ve korku ile terörist olmuştur.Terör yani dehşet, hemen daima dehşete düşenin ve/veya düşürülenin dehşetidir dolayısıyla zorunlu olarak sübjektif bir karakter taşır öte yandan ise; insanları terörist ilan etmenin ve teröristlikle suçlamanın gerekçelerini neredeyse tamamıyla sınırsız kılar.

Sonuç itibariyle terör algılayanın öznelliğine bağlı olduğu gerçeğiyle tam tamına tanımlanabilir bir fiil ve durum olmamakla birlikte, terörize olmak yada oldurulmak ile dehşete düşmek veya düşürülmek de insanın korkuyla beklediği belirli bir belirsizlikle karşı karşıya olması haliyle yakından ilintilidir. Böyle bir korku ortamı zoolojik bir varlık olan ve salt kendi yaptıklarıyla insan olabilen insanı eylemsizliğe affektif küntlüğe yani şizoid bir duygulanım ve hareket yoksunluğuna mecburen itecektir.Bu da insanı özne olmaktan çıkarır.İnsan artık özne olmayacaksa tarihin sonu gelmiş olur.yada tarihin sonu nerde gelsin istiyorsanız insanın özne olmasını işte aynı yerde sona erdirmek zorundasınızdır.


‘Anythink goes..’ mantığıyla yöntemi devre dışı bırakıp işi bitir de nasıl olursa olsun demek, aynı zamanda akla hayır demektir.Akla hayır demek ise tabii özne olan insana hayır demektir çünkü; akılsız yöntem çizilemez, yöntemsiz iş yapılamaz iş niteliği taşımayan hiçbir çaba da gerçekliğe dolayısıyla da özne olarak insana hayat veremezdi.
1982 anayasası yazara göre askeri dönemi geçici fakat askeri düzeni kalıcı kılmıştır.Askerin siyasete müdahalesi MGK ile anayasal kuruma bağlanarak meşrulaştırılmış, militarizm anayasal kılınmıştır.12Eylül’ün Türkiye insanını benimsemeye zorladığı varoluş tarzı daha vahim olarak askeri yönetimin sona erip sivillere devredilmesi ile ağırlaşarak devam etmiştir.82 anayasasının bir hukuk devletini öngörmediği açıktır.Yürürlükteki rejim sadece suçun şahsiliği ilkesini tanımamakla kalmayıp, suç ile fiil arasındaki zorunlu bağı da koparmıştır.Eşit suça eşit ceza bir yana eşit cezaya eşit infaz bile yoktur.Esasen rejimin hukuk tanımazlığı anayasasından başlar.Bu rejim tam tamına anayasal militarizmdir denilebilir.Yasa karşısında eşitlik ilkesi yürürlükten fiilen kaldırılmış, vatandaşlık hukuku lağvedilmiştir.Bu ise vatandaşın hukuksal bir kategori olarak toplumsal gerçeklik içinde işlemsel bir birim olmaktan çıkarılması demektir.Oysa uyrukların tümünü aynı ve tek bir statü yani vatandaşlık statüsü esasında hukuksal olarak eşit kılmayan bir devlet eğer milli bir devletse ve halkını tek bir millet olarak kabul etmiyorsa bu devletin rejimi cumhuriyet olamaz.

İnsansal yapısının temel birimi olarak vatandaş olmayan devletler de vardır fakat farklı uyrukların statüleri hukuksal çerçevelerle belirlenmiştir.Ancak hem vatandaşlık hukukunu fiilen yürürlükten kaldırmış ama yerine de belirli statüler hukuku da getirmemiş devletin ise, çeteleşmeyi egemen yönetim haline getirmesi kaçınılmaz olacaktır.Devlet yasa karşısında eşitsizlik üretecek şekilde yapılaşmakla aslında kendi halkını eliyle ikiye bölmüş olacaktır.


Türkiye’de büyük sermaye o kadar zayıftır ve devlete muhtaçtır ki, zayıflığından dolayı devlet korumacılığına dayanan tekelciliğini sivil savaşa da taşımak istemiştir.

Özetle özelleştirme mantığı, belirli bir sınıfın ekonomik- politik tercihi falan değil, ekonominin nesnel bir gereği olmanın ötesinde demokratik bir rejime kavuşabilmek için yerine getirilmesi gereken bir gerekliliktir de.Buradan çıkacak sonuç demokrasinin gereklerini özelleştirmeye karşı çıkan sadece iktisadın gereklerini kavrayamayan algı sorunlular değil aynı zamanda demokrasi ve özgürlük karşıtı bir totaliteristtir.Özgürleşme artık siyasi bir ideal özelleştirmeden yana olmak da ahlaki bir norm haline gelmiştir.Yazarın veciz deyimiyle ‘..herkes Elhamdülillah Müslüman Türk ve Atatürkçü değil aynı zamanda özelleştirmecidir de..’ ‘Bu denli çelişki ve çarpıtmalarla yüklü olan özelleştirmeci söylemin en mükemmelinden bir cehalet-sahtekarlık-ihanet diyalektiğine dönüşmesi tam tamına bilgi toplumu kavramıyla eklemleştiği nokta ve anda gerçekleşir’


Bu makaleyle ilgili söylenebilecek en özet değerlendirme, toplumun moleküler bir tasavvuru, yani toplumu tek tek bireylerin bir aradalığı olarak görme eğilimi ve bununla birlikte liberalizmin sosyo ekonomik sözde gerekliliklerinin meşrulaştırıldığı bir dünya görüşü sunulduğudur.


İşte toplumu birey bazında atomize etme niyeti doğrultusundadır ki, birey amansızca yüceltilmiş, bireycilik insanların bütün sorunlarını çözebilecek toplumları ‘çağ atlatacak’ bir sihirli değnek ve evrensel anahtar konumuna oturtulmuştur.

12 Eylül rejimi öyle bir rejimdir ki; bu rejimle insanlar daha önce yaptıkları ve yapıldığı sırada suç olmayan sonradan suç olarak ilan edilen fiillerinden dolayı yargılanmış, bu yüzden cezalandırılmış, işlerinden, yerlerinden, yakınlarından ve hatta canlarından olmuşlardır.Böylesi bir ortamda genel kabul gören anlayış ise insanların bugünden yarına en ufak bir iz bırakmadan yaşamaya yönelmiş olmalarıdır.12 Eylül sonrası Türkiye’sinde insanın kendini işinde hayatında hatta hapishanede bile güvende hissedebilmesinin yegane yolu ölüymüş gibi, hiç kimse değilmiş gibi yapmasıdır.Yazarın şimdiki makalesinin özü hiç kimseleşmiş Türk insanıdır. Yani artık yapan bir özne olmayan, belirlenmişliğinden ibaret olan bir şey başka bir deyimle nesneleşmiş insanın tasviri yapılmaktadır.Türkiye’de yürürlüğe konan insanı bu yapan bir tarihsizleştirme projesidir.Dönemin gereği ve bizatihi mantığı olarak Türkiye’de bütün vatandaşlık haklarının önce askıya alınıp sonra da anayasal düzlemde ortadan kaldırılması karşısında insanlar terörize olarak kendi içsel dünyalarına çekilmişlerdir.İnsanın pasif bir edilgenlikle kendi iç dünyasına çekilmesi bir anlamda kendine yoğunlaşma olarak hissetse de, aslında kendi kendini sadece dışardan belirlenmişliklere indirgemiş, bırakmış olması demektir.


Devir artık sivil toplumcuların, yeni dünya düzencilerinin, globalleşmecilerin ve Türkiye’ye özgü olarak da II.Cumhuriyetçilerin devridir.


Gerçekte yapılan ise çoğulculuk adına insan kavramının param parça edilmesidir. Özgürlüğe doğru hareket noktası olarak insan ve insanın inancı terkedilmiş inanç ve inancın insanına doğru kayılmıştır.Şu yada bu inanç adına söz söyleme hareket etme gücünü kim elinde tutuyorsa onun iktidarının meşrulaştırılması vardır.Oysa insan içine doğduğu gerçekliği verili olarak bulmuş olduğundan onu farklı bir biçime sokmasında yani beşeri gerçekliği yaratmasında tek bir dayanağı olmuştur o da kendi bilinçli çabası yani emeğidir.


Son söz olarak insan, insanların çeşitliliğine, farklılıklarına saygı görünümü altında, içinde özne olarak değil hangi kalıbı dolduracağı kendi dışından ve önceden belirlenmiş bir dolgu maddesi olarak yer aldığı bir dünyaya mahkum edilmektedir.


Yazar bir başka makalesine globalleşme-küreselleşme kavramlarını ve içeriklerini inceleyerek başlamaktadır.Globe küre demektir ama global kesinlikle küresel değil, doğrudan doğruya total üstü total veya nihai yekun anlamına gelir.Dolayısıyla global her şeyi kapsar, kapsamı sonsuz içlemi de sıfırdır.Her şeyi kapsamak anlamında her türlü nitel ölçütü devre dışı bırakmak durumundadır.Bu aynı zamanda niceliğin yegane ölçüt konumuna oturması sonucunu doğurmaktadır.Bütün bunlar bireyi temel olarak alan özgürlükçü bir atılım olarak sunulmaktadır, postmodernizm.

Globalleşme çağı, kapitalizmin ideolojik aracı olarak postmodernizmin ülkemiz uyarlamasıyla, kalıp parçalayıcılık, tabu yıkıcılık, yada vizyon sahibi olmak jargonlar aracılığıyla gerçekleşecektir. Bu durumda insanlara saygı adına insan kavramı parçalanmış, kültürlerin eşdeğerliliği adına da kültür, zoolojik tür ile eşit bir konuma getirilip sanki insan ürünü tarihsel bir yapı değil de kendi mensupları içinde aşkın bir değere sahip bir şey olmaktadır.

Globalleşmenin ideolojisi liberalizmin bütün çoğulculuk vurgusuna rağmen tarihin sonu temasıyla organik bütünlüğünü ve de tarihin özneliğini insandan alıp, kendiliklerinden var olmuşlarcasına kültür ve medeniyetlere mutlaklık ve bağımsızlık atfetmeleri basit bir göz aldanması veya insan dışından yazılmış bir senaryonun sahneye konulması olarak değerlendirilmelidir. Bu ise insanı tarihin öznesi olma boyutunu reddeden totaliter-entegrist yaklaşımlarla tam bir paralellik içinde bulunmak demektir.Totalitarizm ile entegrizm bir birleriyle kardeştir.Totalitarizm yasama,yürütme ve yargıyı tek elde toplarken entegrizm de bu üçünün zaten aynı ve tek bir süper özne tarafından insandan bağımsız olarak, onun sorgulanamayacağı ölçütler temelinde belirlendiği iddiasına dayanır.

Sonuç olarak şu söylenebilir ki; globalleşmenin dünya çapında bir totalitarizm ler-entegrizmler çağı olarak yaşanması basit bir tesadüf olmadığı gibi globalleşmenin doğurduğu tepkilerle de değil, doğrudan doğruya globalleşmenin kendi içinden kendi içsel özelliklerinden kısacası globalleşmenin yapısından kalkılarak açıklanması gereken bir olgudur.Başka bir ifadeyle globalleşmenin aynı zamanda entegristleştirici bir gidiş olarak ortaya çıkıyor oluşu doğrudan doğruya globalleşme kültür politiğinin zorunlu bir sonucudur.

SONUÇ

1980 yılı Türkiye tarihinde önemli bir dönemeç olmuştur.Komprador rejimin tüm veçheleriyle hayata geçirilmeye başlandığı yıllardır.Halihazırda;devam eden süreç toplumsal-kültürel-siyasal ve hatta insansal bazda önemli negatif değişimlere ve/veya dönüşümlere neden olmuş, kalıcı etkiler bırakmıştır.Yazar son derece etkileyici ve sarsıcı bir anlatımla yeni dünya düzenini ve onun üzerine oturduğu temel ilkeleri adeta kıran kırana incelemiş ve çok şaşırtıcı sonuçlara ulaşmıştır.Tıpkı Atilla İlhan’ın ifade ettiği gibi; ‘eserde kullanılan mantığa ve bu mantığın diyalektiğine şaşırmamak ve hayran kalmamak mümkün değildir..’
---------------------

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم
"VATANIMIN HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM; HA UĞRUNA KURŞUN!"

keymaker1453 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
02/2008
Nereden:
Ş.Urfa
Mesajlar:
439
Konular:
16
Teşekkür (Etti):
7
Teşekkür (Aldı):
19
Ticaret:
(0) %
19-10-2009 17:47
#2
paylaşım için tşkler
--------------------- Yağmurlardan
Sonra
Büyürmüş
Başak...

bydewrim
Ra's al Ghul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Tamamen Forumdan Uzaklaştırıldı
Üyelik tarihi:
03/2007
Nereden:
glenn moors
Mesajlar:
7.976
Konular:
1179
Teşekkür (Etti):
27
Teşekkür (Aldı):
2706
Ticaret:
(0) %
19-10-2009 21:08
#3
güzel ve göreceli bir konu bu..paylaşıma açtığın için teşekkür ederim..

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı