İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

İdeoloji

Genghis Khan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
06/2009
Mesajlar:
4.549
Konular:
1451
Teşekkür (Etti):
584
Teşekkür (Aldı):
2136
Ticaret:
(0) %
16-08-2009 11:11
#1
İdeoloji
İDEOLOJİ


Yazar ‘ideoloji’ adlı kitabının giriş bölümünde, post modern düşüncenin klasik ideoloji kavramını itibardan düşürmek için kullandığı üç temel argümanı olduğunu ileri sürerek çalışmasına başlar;

1.Temsil modelinin reddi-ampirisist modelin reddi-
2. Epistemolojik şüphecilik kaynaklı mutlak doğruluk iddiasının reddi
3. yeni Nietzsche’ ci bir çizgide akılcılık çıkar ve iktidar arasındaki ilişkilerin ideoloji
kavramını gereksiz kıldığı noktasından kaynaklı reddediştir.
Kitabın Amacı: İdeoloji nosyonunun karmaşık kavramsal tarihine ve ne olup olmadığı konusuna olabildiğince açıklık kazandırmaktır.

- İdeolojinin sonu kuramcıları bütün ideolojilerinin doğası gereği kapalı, dogmatik ve katı olduğunu söylemekteydiler.Post modern düşünce ise bütün ideolojileri teolojik, totaliter ve me tafizik temelli olarak görme eğilimindedir.
- Yazar esasen insanların birbirini zaman zaman Tanrı yada böcek katına koymalarına yol açan şey ideolojinin kendisidir demiştir ünlü basit ama anlam yüklü me taforik tanımıyla..
- Kitapta ideoloji tanımının birbiriyle bağdaşmayan bir çok tanımının olmasından hareketle yazar öncelikle aydınlanmadan post modernizm e ideoloji kavramı üzerinde düşünmüş pek çok kişinin görüşlerini incelemiş kendi senteziyle de çalışmasını tamamlamıştır.
- İdeolojinin gerçekten de bir çok anlamı olmasından yola çıkan Eagleton kitabında ideoloji kavramından tamamıyla vazgeçmenin ne denli makul bir şey olabileceğini sorgulamaktadır.
- Yazar metnin başında sunduğu on altı ideoloji tanımından iki ana gelenek çıkarmıştır. Birincisi; doğru ve yanlış bilme fikriyle yanılsama çarpıtma ve mistifikasyon anlamında ideoloji ile ilgilenen epistemolojik gelenek ikincisi ise; fikirlerin toplumsal işlevi ile ilgilenen sosyolojik gelenektir.
- Eagleton’un savunusu sol radikalizmin bu iki geleneğe de belirli ölçülerde sahip çıkması gereğidir.
- Yazar adil ve özgür bir toplum kurmak için mevcut toplumu dışarıdan ve aşkın bir konumdan değil de içeriden sorgulayacak bir ideoloji eleştirisinden vazgeçilemeyeceğini söylemektedir.Ona göre ideoloji üzerine yapılan bir çalışma başka şeylerin yanı sıra insanların nasıl olup da kendi mutsuzlukları üzerine yatırım yapabilir hale geldiklerine dair bir sorgulamayı da içerir.
- Eserde İdeoloji kelimesinin farklı kavramsal liflerle örülmüş doku halinde bir metin olduğu ifade edilmektedir.Günümüzde kullanılan ideoloji tanımları şöyle özetlenmiştir.
-Toplumsal yaşamda anlam gösterge ve değerlerin üretim süreci
-Belirli bir toplumsal grup yada sınıfa ait fikirler kümesi
-Egemen bir siyasi iktidarı meşrulaştırmaya hizmet eden fikirler
-Yine egemen bir siyasi iktidarı meşrulaştırmaya yarayan yanlış fikirler
-Sistematik bir biçimde çarpıtılan iletişim
-Özneye belirli bir konum sunan şey
-Toplumsal çıkarlar tarafından güdülenen düşünme biçimleri
-Özdeşlik düşüncesi
-Toplumsal olarak zorunlu yanılsama
-Söylem ve iktidar konjonktürü
-Bilinçli toplumsal aktörlerin kendi dünyalarına anlam verdikleri ortam
-Eylem amaçlı insanlar kümesi
-Dilsel ve olgusal gerçekliğin birbirine karıştırılması
-Anlamsal kapanım-Semiotik-
-İçinde bireylerin toplumsal yapıyla olan ilişkilerini yaşadıkları vazgeçilmez ortam
-Toplumsal yaşamın doğal gerçekliğe dönüştürüldüğü süreç.
- Yazar; Hegel ve Marx ‘dan Lucaks ve bazı geç dönem Marksist düşünürlere uzanan temel bir kolun doğru ve yanlış bilme fikriyle, yanılsama çarpıtma ve mistifikasyon anlamında ideoloji ile meşgul olduğunu (epistemolojik gelenek) buna karşın sosyolojik bir eğilim gösteren bir başka düşünce geleneğinin ise fikirlerin gerçekliği yada gerçek dışılığından çok toplumsal yaşamdaki işlevleri ile ilgilendiklerini belirtmiştir.
- Kitabın temel savlarından birisi de her ikisinin de bizlere anlatacağı çok ilginç şeyler olduğudur.

ADORNO’DAN BOURDİEU’YA İDEOLOJİ KAVRAMI

-ADORNO-

-Theodor Adorno Frankfurt okulu Marksistlerindendir ve ideolojinin gerçek sırrı ona göre soyut mübadele mekanizmasıdır.Adorno Negatif Diyalektik adlı eserinde ‘..eğer aslan bir bilince sahip olsaydı, yemek istediği ceylana duyduğu öfke ideoloji olurdu.’ Diyerek Jameson’ın açıklamasıyla birleşmiştir.
-Fredric Jameson bütün ideolojilerin temel sunumunun pozitif bir değer yüklenen benlik yada bildik olanla benliğe ait olmayan yada yabancı olan arasında katı bir ikili karşıtlık kurmak olduğunu ileri sürmektedir.
-Adorno’ya göre, ideoloji özdeşlik düşüncesinin bir biçimidir.Paranoid ama paranoidliği gizli bir rasyonalite tarzıdır.Bu anlayışa göre ideolojinin karşıtı hakikat yada kuram değil farklılık yada heterojenliktir.
-Adorno’nun düşüncesi günümüz post yapısalcı düşüncenin bir ön figürü görünümündedir.Adorno düşünce ile gerçekliğin kavram ile nesnesinin temelde özdeş olmayışını onaylar.
-İdeoloji farklı fenomenleri su gö türür bir biçimde eşitleyerek dünyayı homojenize eder.Dolayısıyla Adorno’ya göre onu çözmek için düşünceye heterojen olan şeyi katmaya çalışan bir negatif diyalektik gereklidir ve ona göre bu tür bir negatif aklın en yüce paradigması sanattır.
-Öyleyse Adorno’nun gözünde özdeşlik bütün ideolojilerin asli formudur.
-Bununla birlikte Adorno, bir çok post yapısalcı düşüncenin aksine ne farklılık nosyonunu eleştirel olmayan bir biçimde kutsar ne de katı bir biçimde özdeşlik ilkesini kötüler.
-Lakin Eagleton; Adorno ve Frankfurt okulundan bazı çalışma arkadaşları bizi ayrıcalıksız bütün ideolojilerin ****fizik mutlaklara ve aşkın temellere yaslandığını savunan post yapısalcı kuramcıların yaptığı gibi ideolojinin oldukça dar bir anlamıyla sınırlamaya çalışmıştır saptamasını yapmadan da edemez.

-HABERMAS-

-Geç Frankfurt okulu felsefecilerinden J.Habermas ise, Marksist bir bilim kavramını azledişi ve devrimci proletaryanın bilincine özel bir ayrıcalık atfedişini reddetmesiyle Adorno’yu izler. Bir farkla denilebilir Adorno’nun elinde sisteme karşı devreye sokabileceği sanat ve negatif diyalektik dışında bir şey yokken, Habermas bunların yerine iletişimsel dilin kaynaklarına yönelir.

-Habermas’a göre ideoloji iktidar tarafından sistemli bir biçimde çarpıtılan iletişim biçimidir.Tahakkümün aracı haline gelen ve örgütlenmiş güç ilişkilerini meşrulaştıran bir söylem biçimi şeklinde tarifler.Habermas mütekabiliyetten çok konsensüse dayalı bir hakikat kuramına bağlıdır.Lakin bu tür bir serbest iletişim hali hazırda toplumsal ve ideolojik tahakküm tarafından engellenmektedir ve bu durum değiştirilene kadar-ki bu onun sosyal demokrasisidir- hakikat ertelenmek zorundadır.
-Habermas’a göre ideolojinin tam karşıtı hakikat yada bilgi değil, rasyonalitenin özgürleştirici eleştiri dediğimiz biçimidir.Özgür olmak için ne pahasına olursa olsun gereksinim duyduğumuz belirli bilgi türleri vardır.Marksizm ve Freudculuk gibi özgürleştirici eleştiriler bu bilgilerin aldığı biçimler olarak sayılabilir.
-Habermas’a göre tahakküm altına alıcı toplumsal kurumlar nevrotik davranış kalıplarına benzerler, çünkü bunlar insan yaşamını kompülsif bir norm kümesi içine sıkıştırır ve eleştirel özdüşünüm yollarını tıkarlar.Her iki durumda da sınırlamalara maruz kalır varsayımsal güçlere bağımlı hale geliriz.
-Bu tür kurumların önüne geçtiği içgüdüler, Freud’un bastırma olarak nitelediği davranışlarla bilinç altına itilir ve şu yada bu tür ideal değerler sistemi veya ****fizik dünya görüşleri şeklinde yüceltilir.Dolayısıyla bu değerler sistemi toplumsal düzeni meşrulaştırmaya hizmet eder ki; Freudcu ideoloji kuramının da özü budur.
-İdeoloji ile nevroz’un bu ****forik benzerliğinden yola çıkılırsa,nevroz Freud’a göre sadece temelde yatan bir sorunun ifadesi değil, aynı zamanda bunlarla başa çıkmaya çalışmanın dışa vurduğu bir tablodur doğru yada yanlış.Bu nedenle Freud nevrozun herhangi bir çarpıklığa ilişkin bir tür çözümün sezgisi olduğunu söyler yani çözüme yönelik bir girişim bir stratejidir.
-İdeolojiler toplumsal çelişkilerin atıl yan ürünleri değil, onları sınırlama, düzenleme ve hayali olarak çözmede verimli stratejilerdir.
-İdeoloji Freud ‘un dediği gibi, bir tür günlük yaşam psiko patolojisidir.Çarpıtma olduğunu gizleyip son derece normal bir görüntü verecek kadar yaygınlaşmış bir çarpıtma sistemidir.

-ALTHUSSER-

-Althusser, ünlü Fransız marksist bir anti-hümanist olmanın yanı sıra aynı ölçüde bütün bir sınıf ve özne kavramına şüpheyle bakan ve tarihsel materyalizm biliminin sınıf bilincinden tamamen bağımsız olduğunda ısrar eden bir tarihsellik karşıtıdır.
-Althusser çarpıcı bir güce ve etkileyici özgünlüğe sahip bir ideoloji kavramı üretmiştir.Ona göre ideolojik bir sorunsal çok şey söyleyen bir takım suskunluklar ve göz ardı edilmeler etrafında döner ve öyle bir biçimde oluşturulmuştur ki her sorunun yanıtları önceden varsayılır.Dolayısıyla temel yapısı kapalı döngüsel ve kendi kendini onaylayıcıdır.
-İdeolojik sorunsal içinde hangi yöne gidilirse gidilsin her zaman eninde sonunda güvenle bilinene geri dönülür denilebilir ki, ideoloji hiçbir zaman şaşırtılamaz.
-Oysa bilimsel sorunsal tam tersine açık uçluluğu ile karakterize olur.Devinime uğratılabilir.Bilim, keşif yapan bir uğraş iken, ideolojiler inatla yerlerinde saymalarına rağmen ileri gidiyormuş izlenimi verirler.
-Althusser batı marksistleri arasında tartışma yaratacak bir davranışla bilim ile ideoloji arasında keskin bir ayrım yapılması gerektiği konusunda ısrar eder.Ona göre kuramsal önermeler kimin hangi tarihsel nedenlerden dolayı öne sürdüğünden ve kendilerini doğuran tarihsel koşullardan bağımsız olarak doğru yada yanlıştır.
- Eagleton, aydınlanma rasyonalizmine dönüş yoluna giren Althusser’in , bilim ile ideoloji arasındaki karşıtlığı aslında doğru ile yanılgı arasındaki karşıtlıkla eşitlemesi en büyük hatasıdır demektedir.Dolayısıyla Althusser’in bütün ideolojileri bilim öncesi şeyler, bilimle aralarında olağan üstü mesafeler bulunan önyargılar ve boş inançlar olarak görme eğilimi yanlıştır.
-Althusser’e göre, İdeoloji kuramsal bilme yetisinden çok yaşanan ilişkiler alanın karşılık gelir.Bilim ve ideoloji tek bir kelimeyle varlığın farklı düzlemleridir, birbirleriyle kesinlikle kıyaslanamaz şeylerdir.
-Althusser’e göre, bilim ile ideoloji arasında ki ayrım sosyolojik olmaktan çok epistemolojik bir ayrımdır.O, ideoloji aracılığıyla toplumun bizi çağırdığını yada bize seslendiğini bizi eşsiz bir değer olarak seçip adeta ismen hitap eder gibi göründüğünü belirtir.Bu da bizi belirleyerek bireysel özneler olarak var olmamızı yada öyle hissetmemizi sağlar.
-Lacan’a göre Althusser’in yarattığı şey bir insani özne ideolojisinden çok ego ideolojisidir ve bu yanlış temsilde belirli bir siyasi kötümserlik saklıdır.
-Althusser modeli yazara göre aşırı birci-monistic- bir modeldir.
-Sonuç olarak, bütün bir Althusserci ideoloji anlayışında batı marksizminin yerleşik bir özelliği olan kötümser bir yönün var olduğu söylenebilir.(Perry Anderson)

-BOURDİEU-

-Althusser’in ideoloji konusunda ki düşünceleri büyük ölçüde özne ve devletin ideolojik aygıtları gibi global kavramlar etrafında dönüp dururken,Fransız sosyolog Pierre Bourdieu daha çok ideolojilerin günlük yaşama nüfuz etme mekanizmaları üzerinde durur.(’’ Out Line of a Theory of Practice’’ )
-Bu eserinde Bourdieu konuya açıklık getirmek amacıyla Habitus kavramını geliştirmiştir.Habitus zihinsel ve toplumsal yapıların günlük toplumsal etkinlik içinde vücut bulmasını sağlayan nakledici veya taşıyıcı mekanizmadır.
-Habitus açık uçlu bir sistemdir.Ayrıntılı sabit bir plan olmaktan çok, sürekli yeniliğe izin veren bir strateji bir yaratıcı ilkedir.Bu nedenle Habitus doğaya dönüşmüş bir tarihtir denilebilir.
-Bourdieu’ya göre meşruluğun kabulü keyfiliğin yanlış kavranmasıdır.
-Bourdieu’nun Doxa diye tanımladığı kavram, iktidarın tamamıyla doğallaştırıldığı ve sorgulanamaz olduğu türden istikrarlı geleneğe bağlı toplumsal düzenlere özgüdür.
-Bu tür toplumlar da önemli olan şey, söylenmesine gerek bile olmayan şeydir ki; bu da gelenekler tarafından belirlenir ve gelenek her zaman susar.
-Simgesel şiddet de şiddetin hiçbir zaman şiddet olarak algılanmayan kibar ve görünmez biçimidir ve maruz kalmaktan çok tercih eldir.(nüfuz kullanma, yükümlülük, acımanın şiddeti gibi..)
-Bourdieu’nun simgesel şiddetinin Gramsci’nin hegemonya kavramını yeniden tasarlama ve işleme biçimi olduğu söylenebilir


( Yonca GÖKALP'in Kitabından Alıntıdır )
---------------------

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم
"VATANIMIN HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM; HA UĞRUNA KURŞUN!"

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
16-08-2009 15:05
#2
Sanat ve politikada özellikle etkili olan bu sözcüğün kavram olarak neyi gösterdiği, böylece üzerinde durulmaya değer bir konudur.

Adının da deyimlediği gibi dünya görüşü dünya ve yaşamla ilgili bir görüştür. Anlam sorunu değer sorunu olduğuna göre, dünya görüşü en yüksek değer açısından dünya ve yaşam karşısında düşünsel ve eylemsel olarak bir tavır koyma, bir tutum alma demektir.

insan kendine ve dünyaya bir anlam vermeden yaşayamaz. Anlam sorunu ise, biraz önce de deyimlendiği gibi, değerlerle ilgili bir sorundur: değerler de akli ( rasyonel ) bir bilgi ile değil daha çok derin duygu (emosyon) ile kavranır. Bir manzarayı ya da yağlı boya bir tabloyu niçin beğenip beğenmediğimizi akılla açıklayamayız; bu gibi durumlarda olumsuz değer yargısına varanın çelişkiye düştüğü söylenemez.
İşte hakikatin tek olmasına karşılık, birden çok dünya görüşünün varlığı ve hiç birinin ölüme mahkûm edilemeyeceğinin nedeni onun yapısal niteliğinden ileri gelmektedir; çünkü onun temelinde akıl ve duygu yanı ile birlikte tamamen gerçek bir insan vardır.

İnsan çok kez bir değeri algıladığında kendini ona kaptırıyor ve yaşamında yalnız onun peşinde koşup diğer değerlere “hayır!” diyebiliyor.

Psikolojide saptanan değişik insan tipleri bu olgudan kaynaklanmaktadır: Yalnızca beden ve sağlığı, bedensel güç ve güzelliği en üstün değer olarak kabul eden, bu yüzden sporu ve oyunları adeta kutsallaştıran vital insan; para ve yararlı maddi şeyleri baş tacı yapan ekonomik insan; tek başına güzellik değerine önem veren estetik insan; ahlâkı yalnızca bir ödev duygusu olarak algılayan, bu arada yaşama canlılık getiren diğer duyguları bastırmaya çalışan etik insan yaşamda karşılaşılan belli başlı değişik tiplerden bir kaçıdır.

Bu arada insanın değer yaşantısına dayanmakla çok değişik tipleri yaratan dünya görüşünün kolayca ideolojiye dönüşebileceği ve böylece insan ve insanlık için büyük tehlike içerdiği gözden kaçırılmamalıdır.

Gerçekte değer yargılarına nesnellik kazandıran onlara hakikat tan pay alma olanağını sağlayan psikolojik yanımızdaki duygu değil, tinsel yanımızdaki derin duygudur; fakat yine de bu duygu bireyi birey yapan, onu diğerlerinden ayıran duyusal yanımızın büyük ölçüde etkisi altındadır.

Bu yüzdendir ki, dünya görüşü kolayca kesin bir inanca ya da kesin bir inanmamaya(inançsızlığa) dönüşebilmektedir.

Bu durumdaki bir kimseye ideolog denilir. O, biricik olarak kabul ettiği görüşünü bütün insanlara zorla benimsetmek, dünyaya kendi düş ve düşüncelerine göre bir yön vermek ister.

Aslında onun bilgisi ciddi bir araştırmaya dayanmaz. İnancının kesinliği çok az şey bilmesinden, hatta bildiklerini anlamamış olmasından kaynaklanır.

Eagleton'ın oldukça değerli bir eseri ve << ideoloji >> den birazda << ideolog >> a
yanlış ellerde çok tehlikeli olabilen << ideoloji >> kavramını harika, bizlerle paylaştığınız için sonsuz teşekkürler Murat Cengiz
mesutgun1982 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
03/2008
Yaş:
55
Mesajlar:
1.082
Konular:
4
Teşekkür (Etti):
1
Teşekkür (Aldı):
37
Ticaret:
(0) %
18-09-2009 13:34
#3
Güzel.
---------------------


Eğer VATAN tehlikede ise,her şey VATANA aittir.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı