İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Sosyal Sermaye ve Güven

Genghis Khan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
06/2009
Mesajlar:
4.549
Konular:
1451
Teşekkür (Etti):
584
Teşekkür (Aldı):
2136
Ticaret:
(0) %
16-08-2009 11:48
#1
Sosyal Sermaye ve Güven
SOSYAL SERMAYE VE GÜVEN

Sosyal sermaye insanların ortak amaçları için bireyler, gruplar yada organizasyonlar halinde bir arada çalışma yeteneğidir.Ekonomi bir anlamda sosyal yaşam üzerinde oluşur.Bu aynı zamanda modern toplumların kendi kendilerini nasıl organize ettiğini gösterir.Sosyal sermaye bireyin kendisine koyduğu hedeflere ulaşmak için gerekli olan vizyon, bilgi, görgü, referans ve tecrübeyi edinmesine katkı sağlayacak çevre faktörlerine ve çevresi ile karşılıklı güven ilişkisine sahip olmasıdır.Bu kavram bireyler için olduğu gibi, toplumlar için de çok büyük önem taşımaktadır.Toplumlar sosyal sermayesi yüksek bireylerle hedeflerine ulaşırlar.Sosyal sermayesi yüksek bireylerin çoğunlukta olduğu toplumlarda dayanışma ve güven duygusu ciddi oranda artmıştır.

GİRİŞ

Son yıllarda oldukça gündemde olan küreselleşme akımı ile birlikte bir çok yeni kavramda kullanım alanına girmiştir.İnsan kaynakları, beşeri sermaye, toplam kalite yönetimi, stratejik yönetim ve sosyal sermaye gibi kavramlar bu sürecin ürünleri olarak hem akademik camiayı hem de politik arenayı yakından ilgilendirmektedir.
Kalkınmanın verimliliğin ve işgücü performansının dinamiklerinden olan sosyal sermaye bir kurumun içindeki bireylerin arasındaki koordinasyonun ve sosyal dayanışmanın işlevsel hale gelmesidir. Bu işlevselliği ise dürüstlük, bilgi paylaşımı, eşgüdüm ve güven unsuru gibi sosyal erdemlerin faal olduğu bir sistem sağlayabilmektedir. Bu bağlamda sosyal sermaye bilgi ve yetenek sahibi bireylerin sosyal dayanışma yoluyla bu bilgi ve yeteneklerini birbirine aktarmaları sonucu performansın ve sürekli gelişmenin sağlandığı bir mekanizmadır.

Sosyal erdemlerin içinde yer alan en önemli faktörlerden biri olan güven faktörü ise, bir topluluk içinde ki bireyler arasında koordinasyon motivasyon empati bilgi paylaşımı gibi unsurları aktif hale getireceğinden bu durum iş gücü performansına olumlu bir şekilde yansıyacaktır.

Bu çalışmada sosyal erdemlerden biri olan güven unsuru ele alınarak iş gücü performansı üzerinde oluşturduğu olumlu etki incelenmeye çalışılmıştır. Güven unsurunun olmadığı bir ortamda iş gücü performansının nasıl olumsuz etkileneceği konusu da belirtilmeye çalışılmıştır.Bu bağlamda güven unsurunu olumsuz yönde etkileyen ve kurumların iki olumsuz virüsü olan kayırmacılık-nepotizm- ve psikolojik taciz-mobbing- faktörleri incelenmeye ve iş gücü performansı üzerindeki olumsuz etkileri araştırılmaya çalışılmıştır.

SOSYAL SERMAYE KAVRAMI

Sosyal sermaye kavramı ülkemizde oldukça yeni bir kavram olarak kullanılmasına rağmen, Almanya, Japonya gibi gelişmiş ülkelerde daha eski bir geçmişe sahiptir.Bu kavramı literatüre kazandıran J.Coleman; kalkınmanın dinamiklerinden birinin de sosyal sermaye olduğunu vurgulamıştır.Francis Fukuyama ekonomik performans farklılıklarını bir anlamda da sosyal sermaye olgusuyla izah etmiş, güvene bağlı olarak da sosyal sermayenin ve bunun alt kümesi olarak kendiliğinden sosyalleşmenin toplumların siyasi ve ekonomik hayatında ki önemine değinmiştir.Ona göre, güven sosyal erdemler ve refahın yaratılmasının temelidir.

Sosyal sermaye kavramının en önemli belirleyicileri formel veya informel olarak çalışma, sosyal dayanışma, işbirliği, ortak etkileşim, kişisel ilişkiler ve güven unsurudur.Diğer bir ifadeyle sosyal sermaye yukarıda sayılan sosyal erdemlerin tüm çalışanlar arasında paylaşılmasıdır.( Cote, 2001; 13 )

Sosyal sermaye gelişmiş ülkelerin gelişme yolundaki önemli yapı taslaklarından birisi olmuştur.Zira sosyal sermaye eşgüdüm içinde topyekün bir çalışma sisteminin adıdır ve dinamiği de güven unsurudur.Diğer bir ifadeyle sosyal sermaye bir toplumda veya onun bazı bölümlerinde güven duygusunun hakim olmasından ileri gelen bir yetidir.Bu anlamda ulus gibi en geniş grupların yanı sıra aile gibi en küçük ve temel sosyal grupların bu iki uç arasındaki tüm diğer grupların içine gömülmüştür.Sosyal sermaye tarihsel alışkanlıklar gelenek veya din gibi kültürel mekanizmalar aracılığıyla oluşturulduğu ve iletildiği için insan sermayesinin diğer türlerinden farklıdır.(Fukuyama, 1999)


SOSYAL SERMAYENİN TANIMI

Sosyal sermaye konusunda oldukça fazla tanım yapılmıştır.Ancak bunların çoğu sosyal sermayenin kendisinden çok, ona işaret eden göstergeleri ifade etmeye yönelik tanımlardır.Gerçek anlamda sosyal sermayeyi üzerinde oldukça fazla çalışmalar yapmış olan, Francis Fukuyama tanımlamıştır.Fukuyama’ya göre sosyal sermaye, insanlar arasındaki eşgüdümü ve işbirliğini teşkil eden ve içtenliğin hakim olduğu normlar birliğidir.( Fukuyama, 1999 ) Fukuyama bu normlar birliğinin itici gücü olarak güven unsuruna dikkat çekmekte ve gönüllü işbirliğinde güven faktörünün ön planda tutmaktadır.

Sosyal sermaye aynı zamanda R.Putnam’ın 1993 yılında yazmış olduğu bir kitabında-Making Democracy Work, Civic Traditions in Modern İtaly, 1993- geliştirdiği kavramlarından birisidir.Yazarın bu önemli çalışması bir ülkede ki vatandaşların siyasal kültürünün o ülkenin siyasal sistemini ve ekonomik gelişkinlik düzeyinin belirlendiğini iddia etmektedir.Sosyal sermaye işin özünde, bir ülkenin insan sermayesi olarak anlaşılmalıdır.Böylece Putnam’ın eserinde bir ülkedeki insan sermayesinin demokrasinin ve ekonomik gelişmenin anahtarı olduğu kanıtlanmaya çalışılmıştır.

Putnam’a göre,sosyal sermaye, ülkedeki vatandaşların kolektif eylemi mümkün ve etkili kılan güven ve işbirliği kültürüdür.Bir ülkede yaşayan vatandaşların birbirlerine güvenmelerinin ve işbirliği yapmalarının o ülkede demokrasinin ve ekonomik gelişmenin düzeyini belirlediğine inanan Putnam 1970 lerde İtalya’da ki bölgesel yerel yönetimleri örnek olarak incelemiş ve bu iddiasını kanıtlayacak verilere ulaşmıştır.

Bir başka ifadeyle ise, sosyal sermaye fertlerin toplumun resmi ve sivil kurumları arasında üyelik yoluyla fayda ve avantaj sağlama kapasitesi ve yeteneğidir.Sosyal sermaye bir yandan komşular, aileler ve bireyler arasında, diğer yandan da toplumda ki cemaatler arasında bağlar oluşturan bir sermayedir.Toplumda ki sivil örgütlerin mevcut kaynakların daha etkin kullanımını koordine etmek üzere birlikte çalışabilmek için sosyal sermayeye ihtiyaçları vardır.Bir topluma ve millete ait olma hissi ve insanın kapasitesini kullanabilir hale getirmesi de sosyal sermaye kapsamında yer alır.Başka bir deyişle sosyal sermaye, bir toplumun üretkenliğini ve sağlıklı olmasını etkileyen normlar, sosyal ağlar ve insanlar arası itibar, güven ve inanılabilirlik olarak da tanımlanmaktadır.

Sosyal sermaye tanımları ile ilgili üç özellik bulunmaktadır.

-Tüm görüşler, ekonomik sosyal ve politik alanları birleştirir, sosyal ilişkilerin ekonomik sonuçları etkilediğini, ekonominin de bunları etkilediği görüşünü savunur.
- Bir yandan kalkınma sonuçları için gerekli potansiyeli bulundurduğu görüşünü savunurlarken diğer taraftan da negatif etkilerinin tehlikeleri üzerinde durmaktadırlar.Çıktılar,ilişkilerin doğası ( yatay yada hiyerarşik olmasına) ille yasal ve politik şartlara bağlıdır.
-Ekonomi kurumları arasındaki ilişkilerle, yasal ve yasal olmayan örgütlerin ekonomik kalkınmanın etkilerini arttırmada nasıl etkili olabileceğini araştırırlar.
Bir başka tanımda sosyal sermaye insanların ortak amaçları için bireyler gruplar yada organizasyonlar halinde bir arada çalışma yeteneğidir şeklinde ele alınmaktadır.Ekonomi sosyal yaşam üzerinde oluşur.Bu aynı zamanda modern toplumların kendi kendilerini nasıl organize ettiğini gösterir.Ekonomik yaşamın modern hayatı nasıl şekillendirdiği ve temelini oluşturduğunun ifadesidir. ( Heral, 2006 ) Bu bağlamda sosyal sermaye bireyler arasındaki güven ve eşgüdüm ağının yanı sıra bilgi paylaşımının da bir göstergesidir.Zira insanların belli bir amaç doğrultusunda hareket edebilmeleri bu faktörlerin paylaşımıyla mümkün olabilmektedir.
Bilindiği gibi toplam kalite yönetiminin nosyonunda da bu temel felsefe yer almaktadır.Yani eşgüdüm halinde çalışma esasının performans ve verimlilikte büyük etken oldukları deneyimlerle ispatlanmıştır.

SOSYAL SERMAYENİN ÖNEMİ

Bir örgütte sosyal sermaye olgusunun bulunması,o toplulukta sosyal ve kültürel değerlerin,güven unsurunun ve sosyal dayanışmanın etkin bir şekilde işlemekte olduğu anlamına gelmektedir.Sosyal ve kültürel değerlerin bulunması ve etkin olması ise iş görenlerin gönül gücü faktörünü güçlendirirken,iş gücü performansını ve verimliliği artıran itici bir gücün etken olması demektir.Bir örgütte performans ve verimliliğin yüksek düzeyde olması ise, o örgütün serbest piyasa şartlarına ve rekabet ortamına uyum sağlayan bir konuma ulaşmış olduğuna işaret etmektedir.( Cohen ve Prusak, 2001,6 )

Aile içi dayanışmanın çok güçlü buna karşılık sivil örgütlenmenin zayıf olduğu sosyal sermayesini tanımlayan birlikte iş başarma alışkanlığının bulunmadığı ve güven ortamının olmadığı toplumlarda ise,

-mafya tipi suç örgütleri gelişmekte
-güçlü merkezi devlete ve bürokrasiye ihtiyaç doğmakta
-rüşvet ve yolsuzluk yaygınlaşmakta
-yalnızca küçük aile işletmeleri gelişebilmekte
-büyük işletmeler ancak devlet desteğiyle kurulabilmekte ve yaşayabilmekte
-güven unsurunun yokluğu her alanda iş başarma maliyetlerini yükseltmekte ve rekabet gücünü düşürmektedir.

Yukarıda sayılan unsurlar göz önünde bulundurulduğunda güven unsurunun toplumun refah içinde yaşamasının önemli bir gerekçesi olduğunu göstermektedir.Güven unsurunun yokluğu güncel rekabet şartlarına ters düştüğünden doğal olarak verimliliği olumsuz yönde etkilemekte ve maliyet unsurunu artırmaktadır.Bu bağlamda maliyet unsurunun düşürülmesi için örgütlerde ki güven unsurunun süreklilik kazandırılmasına önem verilmelidir.

SOSYAL SERMAYENİN EKONOMİK SONUÇLARI

Küresel rekabet ortamında sosyal sermaye dinamiği yüksek olan ülkeler, rakiplerine fark atarken, sosyal sermaye potansiyeli düşük olan ülkeler yarış dışı kalmış ve ekonomileri bir çok yönden dış desteklere bağımlı duruma düşmüştür.Düşük düzeydeki bir sosyal sermayeye sahip olan ülkenin ekonomik durumu da paralel bir şekilde düşük düzeylerde kalmıştır.Anlaşılacağı üzere ekonomik kalkınma sadece formel tedbirler ile değil, toplum içindeki sosyal erdemlerin koordineli bir biçimde informel olarak bireyler arasındaki güven unsurunu aktif halde tutmasıyla mümkün olabilmektedir.(Fukuyama, 1999, 11)

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de güven faktörünün oldukça zedelenmiş olduğu gerçeği ekonomik hayatta da aynı ölçüde olumsuzluklara yol açmıştır.Bu gün Türkiye de bir çok kurumda var olan güvensizlik duygusu önemli ölçüde verimliliği ve performansı düşürmektedir.

Türkiye de güvensizlik ortamının hakim unsur olmasında, sosyal erdemlerin gittikçe zayıflamasının önemli bir payı bulunmaktadır.Bu durum şüphesiz
ekonomiye olumsuz yönde yansımakta ve kalkınma hedeflerini tutturmakta başarısızlığa yol açmaktadır.

Günümüzde ülkemiz insanı artan yolsuzluklar ve kayıt dışı ekonomi nedeniyle daha fazla vergi ödemek zorunda bırakılmakta ve bu durum da devlete olan güvensizlik duygusunun artmasına neden olmaktadır.Price Waterhouse Cooper’ın raporuna göre yolsuzluk sıralamasında Türkiye 35 ülke içinde dördüncü sırada bulunmaktadır.( Sönmez, 2006 ) Ülkemizde sosyal sermayenin zayıf olduğunu gösteren göstergelerden biri de kayıt dışı ekonomidir.Kayıt dışı ekonominin yüksek oranlı düzeylerde seyretmesinin sosyal erdemlerde ki zafiyetlerden kaynaklandığı söylenebilir.Zira dürüstlük, eşgüdüm, ülke ekonomisine katkıda bulunma düşüncesi gibi sosyal erdemlerden yoksun olan bireyler kazançlarını belgeleyip, vergi ödemekten kaçınacaklardır.Ülkemiz 2006 Türkiye İstatistik verilerine göre yüzde 45 oranı ile bu anlamda Güney Kore, Malezya ve Rusya gibi bir çok ülkenin önündedir.

GÜVEN UNSURU

Gerek ekonomik hayatta gerek ise çalışma hayatında olsun tüm ilişkilerin optimal olarak sürdürülebilmesinde ve verimli sonuçlar elde edilmesinde en etken faktör güven faktörüdür.Güven faktörünün ekonomik ve sosyal hayattan çekilmesi halinde ciddi oranda işlevsellik kaybı yaşanmaktadır.

Güven diğer insanların hareketleri ve niyetleri hakkında istenilen beklentiler olarak tanımlanabilir.Bu tanımdan hareket edildiğinde güven ile ilişkili konular kişisel risk alma davranışı, işbirliği azalan sosyal karmaşıklık sosyal sermaye ve düzen vb. olarak gerçekleşir.( Möllering, 2001)

Güven unsuru konusunda oldukça fazla araştırma yapmış olan Francis Fukuyama güven unsuru için ‘’ekonomik hayatın incelenmesinden çıkaracağımız en önemli ders, bir ulusun rekabet yeteneği kadar refahının da tek ve yaygın bir kültürel karakteristikle koşullandırıldığıdır.O da toplumda doğuştan gelen güven düzeyidir.’’ Diyerek örneklemeler sunmuştur.Fukuyama özetle, ekonomik krizlerin patlak vermesinde ve sürdürülmesinde önemli bir rolü bulunan güven eksikliğinin giderilmesi gerektiğine ve güven unsuruna duyulan ihtiyacın boyutuna işaret etmektedir.Güven unsurunun olmasıyla toplumdaki tüm katmanların birbiriyle bağlantılı bir şekilde sosyal dayanışmayı sağladığına vurgu yapmaktadır.Ona göre güven unsuru, olimpiyat çemberleri gibi birbirlerine bağlı bir şekilde bir ağ örgüsü oluşturmaktadır.Güven faktörünü temsil eden en önemli ve en büyük halkadır ve diğer tüm halkaları kapsamaktadır.

İŞ GÜCÜ PERFORMANSI

Çalışma hayatında başarı ve verimliliği artırmanın yolu işgücü performansının artırılmasından geçmektedir.İş gücü performansını artıran bir çok faktör bulunmaktadır. Aidiyet duygusu,motivasyon, eşit işe eşit ücret ödenmesi,ödüllendirme gibi bir çok faktör iş gücü performansını artırmada etkendir.Ancak bu faktörlerin içinde en etkili olan unsur güven faktörüdür.Zira yukarıda da belirtildiği gibi herhangi bir iş görene güven duyulmadıktan sonra o çalışanın işyerinde çalıştırılması da anlamsız olmakta çalıştırılsa bile yeterli verim alınamamaktadır.

İş gücü performansını artırmak için Maynard kendi adıyla adlandırdığı bir iş gücü performansı modeli geliştirmiştir.Maynard modelini, iş gücüne önem verilmesi ve güven duyulması esasına dayandırmıştır.Performans artırmak için ve sürekli gelişmenin dinamiği olarak insana yatırımın temel alınması gerektiğine işaret etmiştir.(Maynard, 2006)

İş gücü performansının artırılmasında ve kazein (sürekli gelişme) felsefesinin ilişkili bir şekilde sürdürülebilmesinde insana olan yatırım yani eğitim en önemli yere sahiptir.Bu gün gelişmiş toplumların gelişme sürecinde ki etken faktörleri incelediğinde insana yapılan uzun vadeli yatırımların büyük bir rolü olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda sayılan ve sayılmayan etkenlerin dışında iş gücü performansının artırılmasında en önemli etken olarak yönetim anlayışını mümkündür.Küresel rekabet ortamında toplam kalite yönetimi ve stratejik yönetim anlayışı gibi modern yönetim felsefelerinin iş gücü performansının artırılmasında büyük bir rolü bulunmaktadır.Esnek bir yönetim anlayışına sahip olan bu yönetim felsefeleri sosyal erdemlerin faktörleriyle birleştirildiğinde, eşgüdüm, sorumluluk anlayışı ve güven ortamı çerçevesinde oldukça verimli bir üretim anlayışını beraberinde getirmektedir.( Thomson, 1992, 11 )

SOSYAL SERMAYEDE GÜVEN UNSURUNUN İŞGÜCÜNE ETKİSİ

İşgücü performansını artırmanın çeşitli yolları olmasına karşın genel kabul görmüş ve şimdiye kadar uygulanmakta olan performans artırma yollarından en önemlileri şöyle sıralanabilir.( Mill, 1994,610 )

-Disiplin kurallarını katılaştırmak suretiyle iş gücü performansını artırmak
-Üretim metotlarında değişim ve gelişim prensiplerini empoze etmek
-Performansı artırmada çalışanların fiziksel, zihinsel ve gönül gücü oranlarını artırmak
Yukarıda sayılan kriterlerin içindeki gönül gücünün faktörlerinden biri olan güven unsuru ise iş gücü performansında en etken unsurlardan biridir.Zira çalışan kendisini bağlı bulunduğu işyerinin tamamlayıcı bir parçası olarak görmek ve kendisine duyulan güven duygusunun sürekliliğini ister.Gönül gücünü besleyen faktörlerden biri olan güven unsuru, iş göreni işyerine bağlar ve aidiyet duygusunu perçinler.Bu duygunun iş gören üzerinde hakim unsur olarak süreklilik göstermesi beraberinde iş gücü performansındaki etkinliği de getirecektir.

U.S Army Material Commad Pacific Northwest Laboratory’ nin geliştirdiği bir performans ölçüm modelinde yukarıda sayılan kriterlere yer verilerek çalışanlar üzerinde bir araştırma yapılmış ve adı geçen kriterlerin içinde gönül gücünü ve dolayısıyla performansı oldukça pozitif etkileyen kriterlerin başında güven unsurunun geldiği tespit edilmiştir.( Rose, 1995, 63 )

İş gücü performansının güven unsuru ile ilişkilendirildiği bir başka araştırmada da düşük performansın nedenleri arasında en önemli neden olarak güven unsuru gösterilmiştir.( Bağdu, 2006 )

Ekonomik açıdan bazı ahlaki alışkanlıklar açık bir biçimde erdemleri oluşturur.Bazıları da tam aksi sonuçlara yol açmaktadır.Erdemleri oluşturan kültürel alışkanlıkların hepsi sosyal sermayenin oluşumuna katkıda bulunmayabilir.Bunlardan bazıları pratikte bireylerin yalnız başına hareket etmesiyle yaşanırken, diğerleri -özellikle karşılıklı güven- sadece toplumsal bir çerçevede ortaya çıkar.Bununla birlikte dürüstlük güvenilirlik işbirliği ve diğer insanlara karşı görev bilinci gibi toplumsal erdemlerin bireyin oluşumunda kritik bir önemi vardır.( Fukuyama,1998, 51)

Türkiye’de sosyal erdemlerin zayıflığı ve güvensizlik duygusunun etken unsur olarak yaygın bir halde olduğunu ispatlayan Dünya Değerler Araştırmasının sonuçları bu gerçeği vurgulayan verileri net olarak sunmaktadır.

Sosyal erdemleri açsından görece daha iyi durumda olan Japonya da sosyal erdemlerin güçlendirilmesi için bir çok etkinlikler düzenlenmektedir.Hatta bir işe giren yeni iş gören zen mabetlerinde iki aydan bir yıla kadar bir oryantasyon eğitiminden geçirilmekte aidiyet duygusu güven işbirliği eşgüdüm içinde çalışma bilgi paylaşımı ve dürüstlük gibi sosyal erdemler aşılanmaya çalışılmaktadır.(Akın, 1995, 16)Bütün bu oryantasyon eğitiminden geçirilen iş görenlerin performansında gözle görülür bir artış saptanmıştır ki, Japon ekonomisinin bugünkü durumu bunu ciddi anlamda doğrulamaktadır.

Yeni ekonomi anlayışında sosyal erdemler ile ekonomi arasındaki etkileşimin anlamı oldukça fazladır.Örneğin Japonlarda toplam kalite yönetimi çerçevesinde etkin bir role sahip olan sürekli gelişme-değişme ‘kaizen’ felsefesinin altında yatan etken dinamikler anılan sosyal erdemlere dayanmaktadır.Yine modern ekonomide önemi gittikçe artan ve rekabet ortamında vazgeçilmez bir yönetim anlayışına sahip olan stratejik yönetim anlayışının temelinde de yine sosyale erdemler yatmaktadır.( Carnavale, 1991, 158 )
Kısacası, aidiyet duygusu,güven unsuru, dürüstlük, bilgi paylaşımı, işbirliği ve eşgüdüm halinde çalışma gibi sosyal erdemler bireyler arasındaki empati, sempati, yardımlaşma ve dayanışma gibi prensipleri pozitif yönde etkileyebilecek ve iş gücü performansını artıracaktır.

İŞ GÜCÜ PERFORMANSINI OLUMSUZ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Güven unsurunun tesis edilmesi için, öncelikle çalışanların seçilmesi esnasında ‘adama göre iş’ prensibinin değil ‘işe göre adam’ prensibinin esas alınması gerekir çünkü; işi bilen kendisinden emin sürekli gelişmeye açık ve kendisini işletmenin önemli bir parçası olarak bir elemanın,işletmenin zararına dokunacak bir çalışma seyri izlemeyeceği bilinen bir gerçektir.Bu prensibe uyulmaması halinde tüm örgütlerin verimliliği düşmesinde önemli rol oynayan iki faktör ortaya çıkmaktadır.Bunlardan birincisi kayırmacılık diğeri ise ‘psikolojik taciz’ dir yani; sürekli yükselmeye ve kendini geliştirmeye eğilimli olan kalifiye elemanın yıldırılması, psikolojik baskılarla sindirilmesi ve önlerinin tıkanmasıdır.

KAYIRMACILIK

Kayırmacılık belli bir kadroya eleman seçilmesinde niteliksel ölçülerden çok, akrabalık veya arkadaşlık ilişkilerini kriter olarak değerlendirmek ve alınacak elemanı bu kriterlere göre almaktır.Kayırmacılık daha çok politik arenada kendini göstermektedir ve ülkemizde oldukça yaygındır.Devletin bütün kademelerinde nepotizm uygulamalarına rastlamak mümkündür.Bu tür atama ve seçimleri gelişmemiş ülkelerin hastalığı olarak değerlendirmek gerekir,gelişmekte olan ekonomilerin yaygın rastlanan virüsleridir de denilebilir.( Öner, 2006 )

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı ‘nın raporuna göre kamu kurumlarında yaşanan usulsüzlükler teftiş yoluyla takip edilmektedir lakin yeterli değildir demektedir.Sisteme yabancı denetim kavramının dahil edilmesiyle işe alım-atama ve performans takibi gibi süreçlerde şeffaflık ve profesyonelliğin sağlanması öngörülmektedir.( Öner, 2006 )

-Bir sonraki liderin seçimi için en baştan açık ve anlamlı kıstaslar oluşturulmalı
-Geçiş planının ne olduğu ve yeni liderin neden seçildiği aileye ve ilgili tüm taraflara açıkça anlatılmalı
-Geçiş sürecini yönetmesi için aile dışı yöneticilerin yardımı sağlanmalı
-Belirlenen adama uygun eğitim verilmesinin olanaklarının hazırlanması
-Devir için belirli bir zaman planı oluşturulmalı ve bu plana uyulmalı
-Şu anki liderin onurlu bir şekilde işten ayrılması için uygun zemin hazırlanmalıdır.
Ayrıca nepotizm işyerlerinde çalışan bireyler arasında bir kutuplaşmayı da beraberinde getirecektir.Yani yönetime yakın elemanlar ve yönetime uzak elemanlar şeklinde iki kutuplu bir çalışan profili oluşturacak ve iki kutup arasında birbirine olan güvensizlik duygusu hakim unsur haline gelecektir.Böyle bir ortamda eşgüdüm halinde çalışma ve bilgi paylaşımı gibi etkileşimler olamayacağından iş gücü performansı olumsuz yönde etkilenecektir.

PSİKOLOJİK TACİZ-MOBBİNG

Bu kavram ilk defa 1984 yılında İsveç’te iş hayatında güvenlik ve sağlık konulu bir raporun içinde Heinz Leymann tarafından ortaya atıldı.Mobbing fiziksel şiddet içermemekte planlı psikolojik baskı ve şiddet için kullanılmaktadır.( Özalp, 2006 )
İşyerinde psikolojik baskı unsuru olarak kullanılan Mobbing olgusunun en önemli nedeni kendi konumunu korumak adına, daha yetenekli personeli yıldırmak, sindirmek ve kendi konumuna yaklaşmasını engellemektir.

Psikolojik taciz çalışanların enerjisini ve kurum verimliliğini tehdit eder.Psikolojik tacizin aşamaları şöyle belirtilmektedir.( Baltaş, 2006 )

1.Aşama- çatışma doğuran bir olay yaşanır.Henüz yıldırma söz konusu değilse de tepkiler yıldırmaya dönüşebilecek bir potansiyel taşır.
2.Aşama- yıldırma dinamiklerini harekete geçiren ani psikolojik saldırılar ve saldırgan davranışlar gelişir.
3.Aşama- yönetim yaşanan durumun ciddiyetini göz ardı ederek yada bazı hallerde göz yumarak yıldırmaya ortak olur.
4.Aşama- kurban sistemli ve yıpratıcı davranışlara olumsuz tepkiler vermeye başlar ve zor insan suçlamalarını haklı çıkarır.
5.Aşama- kişi işten ayrılmaya mecbur edilir.Travma sonrası davranış bozuklukları ve psikosomatik hastalıklar ortaya çıkar.


SONUÇ

Bir toplulukta ortak eylem ve iş birliğinin olması, işgücü performansının ve verimliliğin artırılması, bilgi paylaşımı ve sürekli gelişmenin sağlanması için o topluluktaki sosyal sermaye faktörünün iyi bir şekilde işletilmesi gerekmektedir.Diğer bir ifadeyle sosyal sermaye bir ülkenin kalkınması ve sürekli değişim sürecindeki rekabet ortamın uyum sağlaması için itici bir güç misyonunu üstlenmektedir.Bu yüzden işletme kültüründe sosyal erdemlerin etkin olduğu bir ortamın oluşturulması gerekmektedir.Örgütlerde ve işletmelerde cari olan ve realize edilen sosyal sermayenin bir itici güç olarak motivasyon etkisi de vardır.

İş görenlerin ilk baştaki seçimlerinde işe göre adam seçimi uygulanması yani kayırmacılığın ortadan kaldırılması ve çalıştırma süreçlerinde de psikolojik taciz’den uzak durulması onun yerine güven faktörüne dayalı bir çalışma anlayışının etkin olması iş gücü performansında önemli bir artış sağlayacaktır.Bu yüzden örgüt, işletme ve kurumların çalışanlarına yönelik davranış biçimlerini bu anlayışla yeniden yapılandırmaları hem mikro hem makro düzeyde başarı ve kazanç adına tek seçenek olarak görünmektedir.
---------------------

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم
"VATANIMIN HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM; HA UĞRUNA KURŞUN!"


Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı