İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Yolu Antalya’dan geçen bir Haçlı kralı: Fransa kralı VII. Louis’nin Anadolu yenilgisi

DelPhoİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
04/2009
Nereden:
BuRsATexAs
Mesajlar:
4.477
Konular:
1441
Teşekkür (Etti):
502
Teşekkür (Aldı):
1580
Ticaret:
(0) %
21-08-2009 01:38
#1
Yolu Antalya’dan geçen bir Haçlı kralı: Fransa kralı VII. Louis’nin Anadolu yenilgisi
Haçlı Seferleri döneminde, Doğu’ya 1096-1291 yılları arasında, dokuz büyük sefer düzenlenir. Bunlardan yalnızca birinde, 1097’deki 1. Haçlı Seferi sırasında, Haçlı orduları, Anadolu’yu çapraz kesen yolu geçerek güneye inmeyi başarır.
2. Haçlı Seferi orduları 1147-48’de Türkiye Selçuklularının topraklarından geçmeye niyetlenmişlerse de, o dönemde Bizans’a ait olan Ege Bölgesi’nden geçerek Antalya’ya ulaşabilmişlerdir.
2. Haçlı Seferi, dinî bir hareket olmaktan çok, önceki seferin “şaşalı fakat sendeleyen” sonuçlarını korumayı güden bir askerî seferdir. Şüphesiz Batı uluslarını coşturmak için, yine dine başvurmak gerekmişti ve katılanların çoğu, seferin sadece ‘kâfir’ ile boğuşmak olduğuna, yürekten inanmıştı.
Müslümanların Mezopotamya’da tutunmalarını önlemek için, Urfa Hıristiyan Prensliği’ni ellerinden geri almak gerekiyordu. 1. Haçlı Seferi sonucunda Doğu’da birdenbire ortaya çıkan bu Latin devletleri yapaydı.
Bu devletler birbirleriyle birleşerek, Bizans ile koalisyon yaparak ve İslâmiyet’e karşı Hıristiyanlığın ortak cephesini kurarak varlıklarını sürdürebilirler.
Şaşılacak derecede anlayışsız olan bu büyük maceracılar, kendilerini kurtarabilecek tavizleri birbirlerine sunacak yeteneğe bile sahip değillerdi.
Romalı Katolik gururları, Ortodoks Bizans İmparatorluğu’na boyun eğmelerini de önlüyordu. Müslümanlar, onların çekişmelerinden ve kavgalarından faydalanma fırsatını kaçırmadılar...
Ve 24 Aralık 1144’te, tam 50 yıl Haçlı hâkimiyeti altında kalan Urfa, Türkler tarafından yeniden fethedilir. Bu prensliğin düşmesi, Müslümanlardan öç alma düşüncesini besler ve hem Latin prenslerini hem de bütün Hıristiyan dünyayı tasalandırır...
İşte tam da o dönemde, 1145 sonlarında, ‘Doğu’dan yani Antakya, Kudüs ve Trablus’tan gelen ‘acil yardım’ talepleri üzerine, Papa III. Eugenius yeni bir Haçlı seferi çağrısı yapar...
31 Mart 1146’da Vézelay’de, Aziz Bernard de Clairvaux’nun ateşli konuşması, büyük bir halk kitlesinin sefere katılmasını sağlar. Clairvaux’lu Bernard’ın konuşmaları ‘dayanılmaz’ ve ünü de ‘muazzam’dır.
Aziz Bernard ‘Hıristiyan ruhlara’ gereken unutkanlığı ve körü körüne uysallığı aşılamasını bilmiş ve insanların gönlünde, bir düşünce uğruna ölmek iradesini yaratan, sade ihtirasları heyecana getirmiştir...
Aziz Bernard kendi kışkırttığı ortak çılgınlığa katılıp, elbiselerini yırtarak parçalarını dağıtır... Bu kumaş parçaları, 2. Haçlı Seferi’nin kutsal işareti haline gelir... Citeaux Manastırı baş papazı Bernard, Fransa kralı VII. Louis’yi de etkiler.
Kral, yeni bir Haçlı seferi düzenleme teşebbüsünü üzerine alır ve Alman kralı III. Konrad da bu sefere katılır. İki kolordu İstanbul’a doğru yürüyüşe koyulurlar.
Yola koyulan bu 2. Haçlı Seferi, Bizans imparatoru I. Manuel Komnenos’un uykularını kaçırır. Manuel, Doğu’da yeni kurulmuş olan Latin prensliklerini Bizans egemenliği altında hizaya sokmak ister.
Manuel, Müslümanlara karşı mücadeleye önderlik tekelinin Bizans’ta olduğunu düşünür. Haçlı Seferleri ona, Bizans’ın yetkilerine bir müdahale olarak görünür.
Bizans’ın bu sefere katılması şüphesiz ki mümkündür; fakat katılırsa ikinci sırada yer alacak ve prestijini feda etmiş olacaktır.
İşte bu prestiji korumak için, gerçekte pek zayıf bir yardım karşılığında, İmparatorluk, Latin prenslerinden ‘bir bağımlılık yemini’ ister... Manuel bu yeminin değeri üzerinde pek fazla hayale kapılmamıştır; bu yemin talebi, durumu kurtarmaya yönelik bir çabadır.
Çünkü, Bizans çok büyük bir sorunla daha karşı karşıyadır. III. Konrad’ın da sefere katılışı, Bizans’ı oldukça zorlayacaktır: Konrad’ın şahsında Bizans, Sicilya kralı Roger’ın ihtirasını gemlemek için güvendiği bir müttefikten yoksun kalmaktadır.
Sadece bu gelişme bile, Bizans siyaseti için ‘bir felakettir’ ve bu birliklerin Anadolu’ya gelişinin ortaya koyduğu istila ve yağma tehlikesine karşı, Bizans’ın hazırlıklı bulunması gerekmektedir.
İşte bu şartlarda, imparator İstanbul’un savunma düzenini hızla sağlamlaştırır ve Haçlıların en kısa sürede Anadolu’ya geçirilmesi için, elinden geleni yapar. Önden gelen ve 10 Eylül 1147’de İstanbul’a ulaşan III. Konrad, Manuel’in ısrarlı taleplerinden ziyade, Fransızların İstanbul’a yaklaşması sebebiyle Anadolu yakasına geçer.
Alman ordusu Kadıköy’deki ordugâhından ayrıldıktan sonra, İzmit Körfezi boyunca yürüyüşe geçer. Konrad, İmparator I. Manuel Komnenos’un Bizans topraklarından geçen yolu takip etmesi tavsiyesine kulak asmaz ve Türklere karşı birlikte savaşa girme teklifini de geri çevirir.
İzmit’i geçip İznik’te ordusunu ikiye ayırır. Ordunun savaşçı olmayan unsurunu birçok asilzade ile beraber, Denizli üzerinden Antalya’ya gönderir. Sahil yoluyla güneye doğru ilerleyen bu grubun büyük bir kısmı, Denizli yakınlarında Türkler tarafından yok edilir.
Konrad ise, ordusunun ana kuvvetleriyle birlikte, Bizans kumandanı Stephanos’un rehberliğinde, İznik’ten Eskişehir yönünde harekete geçer.
Türkiye Selçukluları sultanı I. Mesud, Alman Haçlı ordusunu burada ağır bir yenilgiye uğratır ve bu ordunun Anadolu’yu geçme teşebbüsü sonuçsuz kalır.
Alman ordusunun yok edilişinin, Bizans imparatoru ile Türkler arasında, daha önce yapılmış gizli görüşmelerle mi hazırlanmış olduğunu düşünmek, yerinde midir, bilinmez... İspatlaması zor…
Arkadan gelen Fransa kralı VII. Louis’nin ve onun Haçlı ordusunun, 4 Ekim’de İstanbul’a varmasıyla, Bizans için durum vahimleşir. Çünlü Konrad ile ordusunun Doğu’ya hareketinden faydalanan Sicilya kralı, Korfu Adası’nı zapt eder ve Yunanistan’a bir donanma gönderir.
Louis’nin, İstanbul’u ele geçirmeye kalkışmasından korkan I. Manuel onu bir an önce Anadolu’ya geçirebilmek için, büyük çaba harcar ve Almanların, Türklere karşı büyük bir zafer kazanmış oldukları söylentisini yayar.
Hile başarılı olur. İnandığı zaferin bütün kârını III. Konrad’a bırakmak istemeyen VII. Louis, Anadolu’ya geçer; ama gerçeği geç öğrenir. İzmit Körfezi’ni dolaşır, İznik’e ulaşır; ordugâhını kurar.
İznik’te Konrad’la buluşan Louis, orduları birleştirmeye karar verir. Ulubat’ta iki ordu birlikte yürüyüşe geçer. Kıyı yolundan güneye inmeye karan veren Louis, Edremit’e varır ve dolambaçlı sahil yolu üzerinden Bergama’yı ve İzmir’i geçip Efes’e gelir. Alman kralı, Manuel’in daveti üzerine, Efes’ten İstanbul’a geri döner ve ilkbaharda, bir Bizans filosuyla Filistin’e doğru denize açılır...
Yeri gelmişken, belirtmekte fayda var; imparator I. Manuel I. Komnenos’un lakabı ’Latinsever’dir ve o aslında, III. Konrad’ın da akrabasıdır!
Fransızlar, Menderes Vadisi boyunca ilerleyerek Denizli’ye ulaşmak üzere yürüyüşe geçerler. 1 Ocak 1148’de Pisidia Antiokheia’sı yakınında, Türklerle savaşarak Menderes Nehri’ni geçen Haçlılar, Denizli’ye varırlar.
Denizli’den sonra Honaz Dağı’ndaki Kazıkbeli Geçidi’ni aşarken, Fransızlar, Türkler tarafından mağlup edilirler (7 Ocak 1148).
Kral bu savaş esnasında yaklaşık 40 kişi olan maiyetini kaybeder, kendisi ağaç köklerine tutunarak bir kayalığa tırmanmış ve canını zor kurtarmıştır. Türkler onu tanımadıkları için, ayrıca süpriz bir saldırıdan çekindiklerinden, gece karanlığı basarken, oradan ayrılırlar.
8 Ocak’ta kral Louis ordusuyla birlikte tekrar yola koyulur. Antalya’ya ulaşabilmeleri için, daha önlerinde 12 günlük zorlu bir yürüyüş vardır. Yeterli yiyecek yoktur ve Türkler şimdi daha da cüretkâr bir şekilde taciz ederek, onları takibe devam etmektedirler.
Louis’nin ordusu yol boyunca bir lokma bile yiyecek temin edemez ve Türkler tarafından yok edilen ürün ve otlaklar yüzünden, atları da ölmeye başlar. Haçlılar da, bu ölen atların ya da yük taşıyamayacak kadar zayıf oldukları için, kendilerinin öldürdükleri atlarının etlerini yiyerek açlıklarını yatıştırırlar.
Fransız Haçlı ordusu, Türklerle yer yer çatışmalara girerek, sonunda bitkin bir vaziyette, 20 Ocak 1148’de Antalya’ya ulaşır.
Dönemin Haçlı tarihçisi Willermus, o günlerin Antalya’sını ve Haçlıların durumunu şöyle anlatır:
“Bugün de yiyecek ve erzak bitti; daha kötüsü kılavuzsuz kaldılar. Yollarını şaşırmış olarak oradan oraya gittiler.”
“Sonunda Pamphylia’ya girdik. Zorluk çekmeden sarp dağlık ve alçak vadiler üzerinden, bu memleketin merkezi olan Attalia’ya (Antalya) ulaştılar.”
“Attalia deniz kıyısında bulunur ve Bizans İmparatoru’na bağlıdır. Bu bölgenin toprağı bereketlidir. Ancak halkına pek fayda sağlamaz, çünkü düşman her yönden baskın yapabileceği için, halk topraklarını ekmez.”
“Buna rağmen kentin başka özellikleri de vardır. Çok berrak bir suya, geniş verimli sebze bahçelerine, deniz yoluyla gelen ürün stoklarına sahip olduğu için, seyahat edenler burada rahatça dinlenip beslenebilirler.”
“Şehir düşman bölgesine çok yakın olduğu ve bu cihetten baskınlara karşı kendini savunamadığı için, düşmana vergi vermek zorundadır. Bizimkiler şehrin Grekçe adını bilmedikleri için buraya ‘Satalia’ derler.”
Haçlıları Antalya’da, şehrin Bizans valisi Landluf karşılar ve onlara elinden gelen tüm yardımı yapar. Ama Antalya zengin yiyecek depoları olan büyük bir şehir değildir.
Üstelik kısa bir müddet önce, bölge Türkler tarafından tahrip edilmiştir. Kış için depolanmış olan erzak da artık tükenmek üzeredir. Alman hacılar da, daha önce ahalinin feragat edebileceği bütün yiyecek maddelerini almışlardır.
Bu nedenle yiyecek pek az şey vardır ve fiyatları da çok yüksektir. Kızgınlık ve hayal kırıklığı içinde Fransızlar, bu durumdan Bizanslıları sorumlu tutarlar.
Kral Louis, Antalya’daki asilleri ve piskoposları toplayarak yola devam etme konusunda fikir alışverişinde bulunur.
Haçlılar, Antalyalılardan, Antalya’dan Antakya’ya deniz yoluyla üç günde gidildiğini ve bu yolun daha emniyetli olduğunu öğrenirler. Kara yolu ise, 40 gün sürmektedir.
Vali Landluf’tan kendilerine gemi temin etmesi istenir. Ancak Haçlılar, beş hafta boyunca gemi beklerler. Sonunda, muhtemelen Kilikia ve Lykia’daki Bizanslı yerel gemicilere ait nakliye gemileri geldiği sırada, Türkler, dağlardan inerek Haçlı karargâhına baskın yaparlar.
Fransızlar, yine Bizanslıları suçlar: ‘Misafirlerini’ savunma konusunda, pek de candan savaşmamışlardır…
Dönemin tarihçilerinden Odo de Deuil, bu bekleyiş sırasında yiyecek fiyatlarının çok yükseldiğini, bir tavuğun 10 Solidi’ye, bir yumurtanın 5-6 Dinar’a, bir soğan ya da sarımsak kökünün 7-8, iki fındığın ise 1 Dinar’a satıldığını ve buna Bizanslıların neden olduğunu kaydeder.
Ancak, Antalya’da kalabalık Haçlı ordusuna bir buçuk ay yetecek erzakın bulunması mümkün değildir.
Gemiler geldiğinde, bunlarla, bütün Haçlıları nakledilmenin de olanaksızlığı anlaşılır. Bu sebepten, Louis gemilere, kendi maiyetinin ileri gelenlerini ve sığabildikleri ölçüde şövalyeyi yerleştirerek Süveydiye’ye (Samandağ) doğru yelken açtırır.
19 Mart’ta Süveydiye’ye ulaşılır. Flandre ve Bourbon kontları sorumlu kumandan sıfatıyla Antalya’da kalmışlardır. Kralın denize açıldığı günün ertesinde, Türkler “rüzgâr gibi” ovaya inerek karargâha taarruz ederler.
Haçlılar yeterli sayıda atlıya sahip olmadıklarından, Türkleri geri püskürtemezler. Thierry de Flandre ile Archimbaud de Bourbon da, krallarını örnek alarak, dostları ve diğer şövalyelerle birlikte gemilere binerler. Geride kalan yayalara ve hacılara da, kara yolundan Suriye’ye gitmeye çalışmalarını emrederler.
Reisleri tarafından terk edilmiş olan bedbaht hacılar ve Haçlılar kendilerini şehirden çıkarmak isteyen Landluf’un hazırlattığı yeni karargâha çıkmayı reddederler.
Çünkü bu karargâhta, Antalya surlarının dışında, Türk okçularına hedef olmaktan korkmaktadırlar. Böylece ölüp gitmektense, Antakya’ya karadan ulaşmaya çalışırlar; bunların çoğu yolda yok olup gidecektir.
Ölen Haçlıların cesetlerinden yayılan mikroplar, salgın hastalıklara, büyük bir olasılıkla da vebaya yol açar; Haçlıların yanı sıra, Antalya halkından da pek çok kişi ölür.
Odo de Deuil, kendi kralları tarafından kaderlerine terk edilmiş ve dindaşları olan Bizanslı halktan da yardım görememiş olan pek çok Haçlıya, Türklerin yardım ettiğini ve 3 bin kadar Haçlının Türklerin himayesine sığınarak onların saflarına katıldığını üzüntülü bir ifade eserinde anlatır.
Ama bu arada, “Türklerin kesinlikle hiç kimseyi Müslüman olmaya zorlamadıklarını” da açıkça belirtir
---------------------
Geçmişte yapmış olduğunuz hataları bilerek hayatınızı tekrar,tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalsaydınız ne yapardınız?
Craagle, Genghis Khan Teşekkür etti.
Craagle - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
09/2007
Nereden:
İzmir
Mesajlar:
4.115
Konular:
275
Teşekkür (Etti):
290
Teşekkür (Aldı):
1003
Ticaret:
(0) %
21-08-2009 01:41
#2
“Türklerin kesinlikle hiç kimseyi Müslüman olmaya zorlamadıklarını” da açıkça belirtir

türkler kimseyi müzlümanlığa zorlamadılar ronesans hareketlerıde sayemızde basladı....

teşerkkürler cumhur...
---------------------
Genghis Khan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
06/2009
Mesajlar:
4.549
Konular:
1451
Teşekkür (Etti):
584
Teşekkür (Aldı):
2136
Ticaret:
(0) %
21-08-2009 01:45
#3
Alıntı:
yavuzonder_135´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
“Türklerin kesinlikle hiç kimseyi Müslüman olmaya zorlamadıklarını” da açıkça belirtir

türkler kimseyi müzlümanlığa zorlamadılar ronesans hareketlerıde sayemızde basladı....

teşerkkürler cumhur...
Barbar kelimesini Türkler ile yanyana kullananlar dönüp önce aynaya bakmalıdırlar...
---------------------

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِارَّحِيم
"VATANIMIN HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM; HA UĞRUNA KURŞUN!"


Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı