İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Sanat Akımları

DelPhoİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
04/2009
Nereden:
BuRsATexAs
Mesajlar:
4.477
Konular:
1441
Teşekkür (Etti):
502
Teşekkür (Aldı):
1580
Ticaret:
(0) %
07-10-2009 01:51
#1
Sanat Akımları
Art Nouveau

Art Nouveau zarif dekoratif süslemelerin ön plana çıktığı, kıvrımların ve bitkisel desenlerin sıklıkla kullanıldığı bir sanat akımıdır.Köklerinin Britanya merkezli Arts&Crafts hareketine dek gittiği söylenebilir. Avrupa ve Amerika’yı etkilemiştir.
19.YY sonu ve 20. YY başında etkili olmuş bu akım ülkemizde 1900 Sanatı ya da Yeni Sanat adlarıyla anılmakla birlikte birçok Avrupa ülkesinde bölgesel olarak değişik adlarla anılmış , adlara uygun olarak ta uygulamaların niteliklerinde değişiklikler görülmüştür.

Modern Style, Yellow Book Style, Fin de Siecle Style, Jügenstil, Secession Stil bölgesel olarak kullanılan adlara örnektir. Stilin ilk aşamalarındaki mimarlıkta aşamalar daha belirgindir; kullanılan abartılı barok stili benzeri dekoratif bezeme ve süslemeler sebebiyle Floral Style, Style Coup De Fouet(Kamçı Vuruşu Stili) ve Style Angouille(Yılanbalığı Stili) olarak da anılmıştır.

Ortaçağ gotik sanatını savunan İngiliz estetikçi ve tarihçi John Ruskin’den etkilenen; Praeraphaelit grubu üyesi William Morris, mutlulugun el emeğiyle elde edilebileceği, işçi kesiminin yasama sevincine bu tür çalışma ile ulaşabileceği inancındaydı . İnsan ile maddenin arasına giren makinenin , dolayısıyla endüstriyel gelişimin güzelliği yok ettiği görüşündeydi.Yalnız ve yalnız insan elinin maddeye can verebileceği , ortaçağ sanatçılarının eserlerinin mükemmelliğinden aldıkları zevkle özgür ve mutlu olduklarını savunuyordu.

Sosyalist fikirlere sahip W. Morris, sanatı ,el emeği niteliğiyle geniş halk topluluklarına mal etmek suretiyle demokratlaştırmak istemiş,sanat kurumları açmış ayrıca imal ve satışın bir arada gerçekleştiği atölye-mağazası Morris Company’i açmıştır(günümüz meslek okulları niteliğinde).

Doğruluğu tartışıladursun W.Morris’in bakış açısı birçok sanatçı tarafından benimsenmiş,desteklenmiş ;bu yolla el sanatlarına dayalı bir sanat akımı oluşmuştur.Endüstriyel gelişmelerle ev yapımı ürünlerin pahalı kalmasıyla fakir işçi kesim yerine zengin koleksiyonculardan rağbet görmüştür.Kısaca endüstriye yenilmiştir.

Art Nouveau ismi 1896 yılında Paris’te açılmış olan ,dekoratif mobilya ve aksesuar satan bir mağazadan gelmektedir.Devlet salonuna kabul edilmeyen sanatçıların da bu tur eşyaların alım satımıyla ilgilenmeye başlamasıyla akım güçlenmiş ve anti akademik bir nitelik kazanmıştır.

Art Nouveau zamanla klasizmi reddetmiştir. Bu toplumsal değişimi de yansıtan bir durumdur. Darwin sonrası bir toplumda, Tanrının varlığının ancak sorgulanabildiği bir zamanda, insan ruhunun karanlık yanları ortaya çıkmaya başlamıştı. ”Fin de siecle” yani “yüzyılın sonu” sanatçıları ve yazarları sis ve loşluğu parlak gün ışığına yeğlerler. Paris gece hayatından,dansçılar ve hayat kadınlarından ilham alan grafik çalımsalar,mimaride Victor Horta’nın Loie Fuller’e tasarladığı tiyatro binası bunu kanıtlar niteliktedir.

Klasizme sırtını dönen Art Nouveau sanatçıları ilhamı öncelikle doğada aramışlardır.Bitkisel motifler,kadın figürleri kıvrılan bükülen çizgiler akımın etkilediği her alanda kullanıldı.Bitkileri ve hayvanları düzenli kompozisyonlarda statik bir formda kullanan eskilerin aksine doğanın dinamik kuvvetleri dile getirilmeye çalışılmıştır.

Demirin yapı malzemesi olarak kullanılması (1889 Paris Fuarı için yaptırılan Eiffel Kulesi) mimari için önemli bir devrim hareketi olmuştur. Demir; metro girişlerinde, yapıların değişik bölümlerinde, günlük yaşam araç ve objelerindehem fonksiyonel hem de süs olarak (fer forge) değerlendirilmiştir.

Demirin kullanımının yanı sıra Art Nouveau’nun karakteristikleri : camın (vitray) yoğun kullanımı bunun bir sonucu olarak ışık ve aydınlatma çözümleridir. Aydınlatmanın önem kazanmasıyla cam pencerelerle aydınlatılan(misterious light) merdiven yada hollerin merkez olarak yerleştirildigi yeni bir plan düzenine gidilmiştir.

Art Nouveau mimarlık sanatı 3 aşamada incelenebilir:

* 1896-1900yılları arasında başka stillerin yansımalarının net olarak görüldüğü bu dönemde Neo-Barok denilebilecek motifler ve bitkisel bezemeler ön plandadır.

* “Gotik’i taklit ya da tekrar etmemeli sadece (ona) devam etmeliyiz” diyen Anton Gaudi yapıtlarında renkli yüzeyler, dalgalı formlar bol dekorasyon ve organik motifler kullanarak bu akımın ilk örneklerini yaratmıştır. Gotik mimari ve Catalan mimarisinin bir sentezi de sayılan yapıtların her yerinde süsleme öğeleri olarak bükük, kıvrık çizgili hacimler kullanılmıştır.

* 1905-1914 yılları arası geçiş aşamasıdır.Bu dönemde dekoratif süsler sadeleşmiş ,çizgiler stilize edilmiş,eğri çizgiler çokgen ve küpler oluşturmaya başlamıştır.

1925’te uluslararası stil uygulamaya geçmiş; eğriler-geometrik figürler, yoğun dekor-sistematik sadelik, fantezi-fonksiyon paralellikleri vardır.

Art Nouveau'nun el sanatlarını yayma ilkesi 20 y.y.da endüstriyel tasarım ekonomik ilkesini oluşturmuş ,el sanatlarının fonksiyonel olması gerekliliği vurgulanmıştır.Mimarlıkta da form fonksiyonu izler. Style Internationale aynı zamanda kübik hacimler oluşturur,düz yüzeyler teras nitelikli katlar bu formları tamamlar; yalınlaşan tasarımda yüzeyler dik açılarla birleşir.Bu mimari stilinin tanınmış temsilcileri arasında Le Corbusier,Walter Gropius,Mies Van Der Rohe, Avlar Aalto sayılabilir.


Ashcan Ekolü

New York'lu 20.yüzyıl başında aktif bir realist sanatçı grubu. Akademi tarafından kabul gören konuları reddetmiş; hayatın (ve şehir hayatının) tekdüze hatta bazen rahatsız edici ve çirkin yanlarına yoğunlaşmışlardır.


Barbizon Ekolü


Barbizon ekolü, 19. yüzyılda Fransız bir ressam grubu tarafından uygulanan manzara resmi tarzını tanımlamak için kullanılır. Daha önceki idealize manzara resmi reddedilmiş, çoğunlukla açık havada doğrudan gözlem yoluyla daha serbest ve gerçekçi eserler meydana getirilmiştir.


Barok

Avrupa'da yaygınlaşan Barok sanatta bir anlatım biçimidir. Aslında başlangıcı ve bitişi için kesin bir tarih verilemez ama 16. ve 18. yüzyılları arasında oluşup şeklini almış bir dönemdir. Mimarlık, müzik, resim ve heykelin etkileyici temalar altında birleştirilmesi amacını güder. Abartılı hareket duygusu ve net gözüken detayları ile dönemin müzik ve edebiyatında da kendini gösterir. Yoğun bir etki bırakan bu anlatım biçimi kendi alanında fazla eser verildiğinden bir dönem adı olarak anılmaya başlanmıştır. 1600'lerde Roma'da kilise etkisinde doğmuşsa da tüm Avrupa'ya yayılmıştır.

Mimaride Mimar Louis Le Vau ve bahçeci Andre Le Notre tarafından yapılan Versailles Sarayı , Barok Mimarisinin en tipik örneklerindendir. Bunun yanında resimde Caravaggio, Rembrandt, Rubens, Vermeer; heykelde Gianlorenzo Bernini; müzikte Johan Sebastian Bach, Antonio Vivaldi, L'Estro Armonico, Domenico Scarlatti, Georg Friedrich Handel, Georg Philipp Telemann Barok tarzında eser vermiş kişilere örnek teşkil edebilir.


Dışavurumculuk


Doğanın olduğu gibi temsili yerine duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkarıldığı 20. yüzyıl Avrupa sanat akımı. Bozunmuş çizgi ve şekiller, abartı renkleri ile duygusal bir iz bırakmayı hedefler. V,ncent van Gogh bu hareketin öncüsü kabul edilir.


Erotik Edebiyat

Erotik edebiyat, birey ya da topluluk olarak insanın erotik yaşamını gözlemci, itirafçı, eleştirel, dadaist ve benzeri şekillerde ortaya koyan edebiyat türüdür. İlk ve en başarılı örneklerini Pierre Louys, Sappho, Marquis de Sade gibi isimler vermiştir.

Fransız edebiyatında asıl yerini bulan bu tür, Geç Amerikan döneminde de büyük ilgi görmüştür. Dünya genelinde, bu türdeki eserlerin büyük çoğunluğu başta sansürlemeye, yasaklamaya uğramıştır.


Fotorealizm


Fotorealizm, fotoğraf, özelliklerinin ve kalitesinin resmedildiği, 1960 ve 1970'lerde yaygın bir akımdır.


Happening

Happening, teyatral doğası olup senaryo dahilinde olmadan, doğaçlama yoluyla yapılan bir çeşit sanatsal etkinliktir. Terim olarak ilk defa Allan Kaprow'un "6 Bölümlük 18 Happening" (18 Happenings in 6 Parts) isimli eserinde kullanılmış ve yaygınlaşmıştır. Slayt gösterileri, dans, koku ve tad gibi hislere hitap eden etkinliklerin sahnelenmesi ve tecrübe edilmesi ön plana çıkar. Birçok örneğinde izleyici katılımı önemlidir ve ortaya çıkan estetik etki, tecrübe edilen etkinliklerin bileşimidir.

Claes Oldenburg'un "Dükkan" (Store) (1961), "Oto-bedenler" (Autobodies) (1963), ve "Yıkamalar" (Washes) (1965); Robert Rauschenberg'ün "Harita Odası II" (Map Room II) (1965); Robert Whitman'ın "Amerikan Ayı" (The American Moon) (1960); and Kaprow'un "Çağrı" (Calling) (1965) isimli eserleri önemli happening'ler arasında sayılabilir.


Minimalizm

Minimalizm, modern sanat ve müzikte, kökeni 1960'lara giden, sadelik ve nesnelliği ön plana çıkaran bir akımdır. ABC sanatı, minimal sanat gibi tabirlerle de anılır.

Görsel Sanatlarda Minimalizm

Soyut dışavurumculuğun biçime ve duyguya verdiği aşırı öneme karşı bir tepki olarak, nesnenin nesne olma özelliğine dikkat çekmek ve ifade, tarihsel, sembolik anlamlarını minimuma indirmek amacıyla hareket eden minimalist sanatçılar, nesnelere ve nesnelliğe olan bu ilgi nedeniyle genellikle heykel üzerinde yoğunlaşmışlardır. Bu alandaki önemli isimler arasında Carl Andre, Sol LeWitt, Robert Morris, Richard Serra, Donald Judd, Dan Flavin sayılabilir. Süreç Sanatı, arazi sanatı, performans sanatı ve enstalasyon sanatı minimalizmden etkilenerek ortaya çıkmıştır.

Müzikte Minimalizm

Görsel sanatlara benzer şekilde, müzikte de minimalizm, biçimciliğe tepki olarak çıkmış, müzikteki duygusal sterilliği, entellektüel karmaşıklığı ve diğer biçimleri ortadan kaldırma amacı gütmüştür. Tarihi veya duygusal izlenimleri en aza indirgemek için melodi ve harmonide basitlik ön plana çıkarılır, tekrarlara önem verilir. Elektronik enstrümanların kullanımı da bu amaca uygun olduğundan yaygındır. Minimalist besteciler arasında Philip Glass, Steve Reich, Terry Riley, La Monte Young ve John Adams sayılabilir.


Modernizm

Kültürel anlamda modernizm, 19. yüzyılda geleneksel anlamdaki edebi, sanatsal, sosyal organizasyon ve gündelik yaşamın geçerliliğini yitirdiği fikriyle ortaya çıkmıştır.
---------------------
Geçmişte yapmış olduğunuz hataları bilerek hayatınızı tekrar,tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalsaydınız ne yapardınız?
DelPhoİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
04/2009
Nereden:
BuRsATexAs
Mesajlar:
4.477
Konular:
1441
Teşekkür (Etti):
502
Teşekkür (Aldı):
1580
Ticaret:
(0) %
07-10-2009 01:52
#2

MANiERiSM


Ronesans anlayisini takip eden surecte ve daha sonrasinda Avrupa'ya ve Avrupa ulkelerinin deniz asiri somurgelerine uzun sure hakim olan barok sanattan once kisa bir sure icin etkin olan akima manierism denir.

Bu sanatin gercek oncusu Michalengelo Buonarroti olarak gosterilir.Butunuyle kopmus gorunmesede Ronesans anlayis ve kurumlarina karsit bir tavri vardir. Bu surecte avrupanin tum dini ve sosyal kurumlarinin kokten sarsildigi ve reform hareketlerinin guc kazandigi bir zamani kaplar. Kiliseye ve sosyal otoriteyle birlikte tam anlamiyla bir yenilenmeye giren sanat cevreleri bu belirsiz ve degisken ortam icerisinde eskiden tam anlamiyla kopmamis gibi gorunsede ona karsi cikan bir tavir icindedir. Ronesansin dengeli ve uyumlu formlari bozulmus hareketlenme ve uzama egilimiyle geometrik belirlilik ve cizgisel butunluk kaybolmustur. Bu akim kurallara karsi cikan tavriyla belirsizlikler ortaminin kaosunuda yansitmaktadir.

Michalengelo Buonorroti(1475-1564)
Jacopo Carucci da pantormo(1494-1556)
Francesco Parmiagianino(1503-1540)
Pieter Veronese(1525-1569)
El Greco(1541-1614)


BAROK


17. y.y. basindan 18. y.y. son ceyregine kadar uzanan Avrupa sanatina hakim olan bu akima barok ismi bir yakistirmadir. Barok sanati herseyden once karsit reform hareketiyle dogmustur. Bu sebeplede ana kaynagi Roma ve Papalik cevresinde sekillenen anlayistan beslenmistir. Ronesans anlayisina ve reform hareketlerinin getirdigi yeni anlayislara karsi bir propogandayi hedefler. Kaybedilen hristiyan ruhun yeniden kazanilmasi ve ruhsal kurtulus icin seslenmeye donusmustur. Bu sebeple yogun bir psikoloji birikimi ve duyarliligi bunyesinde toparlamaktadir. Merhamet ve acima, ihtiras ve heyecan gorkem ve sasirtici bir taskinlikla yogrulan barok eserler; dini ve din disi konularda buyuk bir tesir gucune sahiptir. Ronesansa hakim olan geometrik ve sinirli formlar ve cizgisel renkler ve isiklarla dagitilmis olan formlarin psikolojik etkinlik kaynagi olarak renk anlayisi hakim olmustur. Kullanilan renklerde isik ve golge kullaniminin denetimi altinda derin bir duyarliliga yonelmistir. Barok sanat mimari alanda muhtesem eserler vermistir.

Barok anlayisinin en son sureci icerisinde duyarlilik ust duzeye cikmis ve bu surec barok sanattan farkli ozellikler gostermeye baslamistir. Bu surece ROKOKO adi verilir.

Caravaggio(1573-1610)
Annibale Carracci(1560-1609)
Giovanni Battista Tiepolo(1696-1870)
Antonio Canaletto(1697-1768)
Francesco Guardi(1712-1793)
Adam Elsheimer(1578-1610)
Pierre Paul Rubens(1577-1640)
Jacop Jordaens(1593-1678)
Antony Van Dyck(1599-1641)
Vermeer Van Delf(1632-1675)
Jan Van Goyen(1596-1656)
Jacop Van Ruisdael(1628-1682)
Diego Velazquez(1599-1660)
Claude Gellee Lorraine(1600-1682)
Antoine Watteau(1684-1721)



NEO KLASiSiZM


18. y.y. in ilk yarisindan itibaren Avrupa sanatinda belirgin bir degisim gozlenir. barok anlayisa ve rokoko sanatin asiri taskin suslemeleri ile sembolik tavrina tepki olarak dogan bu sanat anlayisinin amaci barok oncesi donemin saf kabul ettikleri sanat anlayisina donmektir. Antik devir hayranliginin sonucu olarak ortaya cikmistir.

Bu akima mensup sanatcilar icin onemli olan cizgi ve form olup renkler ve isik etkileri butunuyle bir cizgi ve form bileskesine baglidir. Antik form anlayisi her seye hakimdir. Neo-klasik anlayisi fransiz ihtilali ile cakisan bir olcudede Napoleon devrinin sanat anlayisi olmustur.

Antonio Cannova(1757-1822)
Johan Gottfri Schadow(1764-1860)
Jacques Louis David(1748-1825)
Jean Pomuste Dominique Ingres(1780-1867)


ROMANTiZiM


Neo klasizme tepki olarak dogan romantizmin kokleri 1780 yilina kadar uzanir. 19. y.y. baslarinda Germen nazarenleri adli gurup 1809da viyanada kurulusu ve akabinde 1810 da romada toplanmasiyla resmiyet kazanir. Bu akimin olusumunda Fransiz ihtilali sonrasi olusan hareketliligin ve ozgurlukcu ve3 milliyetci akimlarinda etkisi buyuktur. Din ve mistik anlayisin temelinde yatan duyum ve duygusallik donemin hareketli yasamindan konu almakta ve degisen bir orta sinif anlayisinin yansimasi olarak hareketlilik kazanmaktadir. Gizem ve yapayliktan arinmisligin temelini olusturdugu romantik hareket icinde bilinmeyene, tarihe, tarihi olaylara, yigitliklere, doga ve egzotik uzak ulkelere karsi buyuk bir alaka vardir.

Duraganligin yerine hareket ve enerji gecerken devamli degisen ve esrarengiz bir kaynak olan doga goruntuleri buyuk onem kazanmistir. Bunun sonucu renklere ve doganin isigina karsi bir yonelme olmus ve Neo-klasik anlayistaki dengeli kompozisyon semasi kirilarak yerine asimetrik bir enerji tesekkulu gecmistir.

Ludwig Adrian Richter(1803-1884)
Caspar David Friedrich(1774-1840)
Alfred Rethel(1816-1859)
Philipp Otto Runge(1877-1810)
Eugene Delacroix(1798-1863)
Francisco De Goya(1746-1828)
William Blake(1757-1827)
John Constable(1776-1837)
Joseph Mallord William Turner(1775-1851)
Dante Gabriel Rossetti(1828-1882)


EMPRESYONiZM (iZLENiMCiLiK)


Akimin en onemli ozelligi bir izlenimin uyardigi duygularin duyuldugu gibi uretilmesidir. Resimlerin acik havada yapilmakta olmasindan dolayi cabuk calismanin geregiyle detaya onem verilmemistir. Perspektif renk tonlariyla uygulanmaktadir. acik yani prizmatik renkler kullanılmakta tablolarda firca darbeleri rahatlikla izlenebilmektedir. genellikle su, gokyuzu gibi doga konularinda calismalar yapilmistir.

Daha sonralar ise Neo empresyonizm ortaya cikmakta bu akimda ise firca vuruslari noktalar halinda uygulanmaktadir.

Empresyonizm 19. y.y. in ilk ceyregine kadar olan donemde gorulmektedir.

Edouard Manet(1832-1883)
Claude Monet(1840-1926)
Camille Pissaro(1830-1903)
Alfred Sisley(1839-1899)
Auguste Renoir(1841-1919)
Edgar Degas(1834-1917)


POST-EMPRESYONiZM


Empresyonizm ile yakin temaslari olmasina ragmen resim tarihinin bazi buyuk sanatcilari gerek izlenimci cizginin disinda kalarak, kendi ozel tarzlari veya tekniklerini gelistirmistir. Bunlar arasinda bazilari kisisel tavirlari ve bireyci ozellikleriyle Ekspreyonizm icin oncu ozellikler gostermektedir. Bazilariysa bilimsel optik arayislara agirlik vererek daha farkli bir tutum gelistirmistir.

Paul Cezzanne(1839-1906)
Paul Gauguin(1848-1903)
Vincent Van Gogh(1853-1890)


DE STIJL (NEO PLASTiK HAREKET)


1917-1931 yillari arasinda etkinlik gosteren bu hareket matematiksel bir cikisla sanata yeni bir yon vermeyi hedeflemisti. Son derece yalin bir bicim alan sanat yapiti sadece dikey veya yatay cizgilerden ibaret bir gorunum icindeyken renk dizgeside uc ana renge yani sari, kirmizi ve maviye bagli kalinmistir. Bu harekete bagli sanatcilar icin evrenin temeli tamamen yatay ve dikey cizgilere dayanmaktadir.

De Stijl hareketi uc safhali bir gelisim gostermis olup 1916-1921 arasindaki "formalist safha" Hollanda'da 1921-1925 arasindaki "olgun safha" Uluslararasi bir boyutta gorunurken 1935-1931 arasi "donusum safhasi" dagilim asamasi olara genis bir alanda kendini gostermistir.

Piet Mondrian(1872-1944)



KONSTRUKTUVIZM (YAPICILIK)


20. y.y. ikinci on yillik suresi icinde aktif olan onemli bir sanat hareketidir. Hareket rusyada dogmus ve 1917 devrimini muteakiben etkinlik gostermistir. Yeni dogan bu dunya duzeni icerisinde sanatcinin bir muhendis ve bir bilim adami oldugunu kabul eden bu harekete bagli sanatcilar yeni kurulmakta olan bir duzenin yeni kurallara ihtiyac duyduguna inanmaktadir. Burjuva on yargilarina siddetle kersi cikan konstruktivistler sanat icin sanat fikri ve gercegin yorumu ve tasviri anlayisinada tepki gostermektedirler Materyalist tavri yeni bilimsel ve materyal bicimlerde belirlemeye calisarak toplumsal olarak faydali ve kullanilabilir seylerin yeni bicimlerin kaynagi oldugunu kabul ederlerdi. Toplumu ve sanati butunlestirme cabasinda makine ve insan bilinci zamanlarini yansitacak gucte olup 20. y.y. in degisen sartlarina uygun bir estetik yaratmak istiyorlardi. En onemli sanatcilari endustriyel desen, ahsap, ****l ve seramikle birlikte film ve tiyatro ile ugrasan Vladimir Tatlin, tipografi, poster, fotograf ve film ile ugrasan Alexander Rodchenko mimari ve ic dekorasyonla ugrasan El Lissitzky ve insan duygularini sekillendiren psikolojik fenomen ve ic fenomenlere egilen Naum Gabo olmustur. Sanat tarihi icerisinde bu akima bagli olarak sekillenen en ilginc eser bir proje olarak kalan 3.Enternasyonale anitidir. Gelecege donuk eser olarakta unlenen bu eser uzay cagi dinanizmine uygun bir dusuncenin urunu olup masif bir spiral olarak teskilatlandirilmisti. icinde bir silindir, bir kup, bir kure asili olup, cesitli mimari mahalleri ihtiva edecekti.Bugun ayakta kalan en onemli konstruktivist eser ise moskovadak, Leninin mozolesidir.

Vladimir Tatlin(1885-1953)
Alexander Rodchenko(1891-1977)
El Lissitzky(1890-1941)
Naum Gabo(1890-1977)



SUPREMATIZM (YüCELEYiCiLiK)


1913 de bir tavir olarak Rusya'da dogan akim; cagin mekanik dogasina uygun bir karaktere sahiptir. Doga goruntulerinin taklitini reddederek, geometrik formlarin temelini teskil ettigi bir ifadeselligi yeglemekteydi. Geleneksellesmis anlatim bicimlerini reddederek, yeni gercekleri yakalmaya calisiyordu. bu geometrize gercekler doganin kaosu icerisinde insanin yucelisini sembolize eden temel elemanlar olarak dogal olgular icinde bulunmayan goruntulerle uygulandi. Temel geometrik eleman kareydi. Konstruktivistler gibi sanatin faydaciligi savunmalarina ragmen onlardan ayrilan ferdiyetci bir tavri benimsemislerdi. sanatcinin muhendis ve bilim adami olmasi fikrine karsi cikarak, hur bir sanatci tipi olusturmayi hedeflediler. Sanat eserinin bilinc alti zihnin tezahuru oldugunu savunarak, insan yapisi meteryal ozunu degil, ama evrenin aciklanamaz bilinmezligini ifade icin bir arzu oldugunu ilke edinmislerdi.

Kasimir Malevich(1878-1935)



ABSTRE EKSPRESYONIZM (SOYUT DIŞAVURUMCULUK)


Ekspresyonizmin uzantisi olarak 1940 yillarin sonunda dogan bu akim 1950 yillari icinde gelismis olup, 1960 ve 1970 yillarinda etkisini yogun bir bicimde gostermistir. Dogmatik olmaktan cok arastirmaci bir tutum sergileyan bu hareketin ****fizik sanrilara duydugu alaka belirgindir. bilnc ve bilincsizlik arasindaki karsitliga onem vererek derin seviyelere inmeyi hedeflemislerdir. zitliklarin butunlugu icinde otomatik yaratima onem vermesi surrealist akimlardan aldigi etkilerle baglantilidir. Bu akim icindeki sanatcilarin ilgi odagi junf felsefesidir. Arketipler ve bunlarin uretilmesi onem tasir. Soyut bir uretimin egemen oldugu bu akimda dogaclamaya onem veren sanatcilar ic birikimin tumuyle disa vurumuna agirlik vermislerdir. Derinligi olmayan yeni mekanlarda kurulan sanat eserleri seyirci icin ima edilen bir ozumseme ortami yaratmayi hedefleyerek bosluk icinde sartlanmisliktan onu kurtarmayi hedeflemektedirler..

Jean Dubuffet(1901-1985)
Francis Bacon(1909-1992)
Arshile Gorky(1905-1948)
Willem De Kooning(1904-)
Franz Kline(1910-1962)
Philip Guston(1913-1980)


KINETIC ART (DEViNiMSEL SANAT)


Hareketin tasviri anlayisindan yola cikarak ortaya cikan bu harekete konstruktivizmin etkisi buyuk olmustur. Eserleri hareketin kendisiyle degil hareket etkisi yapmasiyla ilgilidir. kinetic sanat icin ozgun etki eserin karsisinda hareket eden seyirciden kaynaklanmaktadir. Seyirciler eseri elleyebilecegi gibi onu harekette ettirebilir. Gelecege yonelik tavri ile futurizmdende etkilenen bu akim farkli olan hareketi bicimsel bir sekilde degil de bizzat hareketli bir nesne biciminde ifade etmesidir.

1950 yillarinda gelisim gosteren bu sanat akimi dort tip olarak ele alinir 1. gercekten hareketli 2. izleyicinin hareketiyle hareketlenen 3. isik yansimasi yapanlar 4. izleyenin katilimini gerektirenler.

Naum Gabo(1890-1977)
Alexander Calder(1898-1976)
Josef Albers(1888-1976)


POP ART


İlk defa 1954 te kullanilan pop-art terimi populer bir sanati hedef alan bir akima isarettir. 1962 de alani genisleyerek farkli bir boyut kazanmislardir. Tamamen konu sitil ve temleri bir tarafa koyarak gunumuz dunyasi icinde yasayan siradan insanin ruhunu yansitmayi hedeflemislerdir. populer ve elit sanat ayrimina karsi cikan entellektuellikten cok fiziki bir etkilenmeyi amaclayan bu akim daha cok dekoratif anlayisa yonelmistir. Kent kulturunun odagini teskil ettigi ana anlatim temleri fotograflar, cizimler ve reklamlardan alinma ve siradan insanin bellegine ter etmis imgelem bicimlerini kullanir

Richard Hamilton(1922-)
Eduardo Paolozzi(1924-)
David Hockney(1937-)


OP ART


1962 den sonra kinetic sanattan etkilenerek ortaya cikmistir. gozun yanilabilirligi ustune arastirmalardan yola cikarak 2. ve 3. boyutu incelemeye yonelmistir. konstruktivist anlayistan yola cikarak uyumlu goz olgusunu irdelemislerdir. Bunun icinde beyin veya gode fiziki etkilenmeye neden olan ve izleyiciyi hayret ve aldanmaya yoneltecek imajlar yaratmayi hedeflemislerdir. Psijik etki ve fiziki gercekler arasindaki zitligi vurgulayarak cok boyutlu bir goruntu uzerine yerlesen sanatsal bicimi olusturmak ister.

Josef Albers(1888-1976)
Victor Vaserley(190
Yaacov Agam(192


MINIMALIZM (BASiTLEŞTiRiCiLiK)


1960 li yillarin basinda ortaya cikan bu harekette gercek mekan ve gercek meteryal anlayisi cikis noktasini temsil ediyordu. sembollere onem vermeyen ve sanatsizliga dogru yonelen bu hareket notr bir zevki gelistirmeye yonelmistir. geometrik formlarin onemine paralel olarak olagan bicimi basite indirgemede madde ve renk olgusuna onem vermektedir.

Renk ve bicim kullanmada saflasmayi hedefleyen sanatcilar basit hacimler ve geometrik bicimlerle endustriyel materyaller kullanmaya agirlik vermislerdir. Galvenize ve haddelenmis celik, floresans tupleri, ates tuglasi sunni kopuk bakir levhalar basit geometrik bicimde ele alinmistir.

Josef Albers(1888-1976)
Barnert Newman(1905-1970)
Don Judd(192



KAVRAMSAL SANAT (CONCEPTUAL ART)


1960 li yillarin ortalarinda gelisen bu akim dusunceyi maddesel olgulardan ustun tutan tavriyla belirlenmektedir. herseyden bagimsiz olarak kavramsal fikirlere agirlik veren bir bilgisel sanat hareketidir. sanatin kesin bir taniminin yapilmasi ve sanatin diger dusun alanlari icindeki yerinin tanimlanmasi esastir. fikirler uzerinde yeni bir vurgulama yapilarak fikirlerin tek bir nesne icnde degilde uygun bicimlerde yazili onemli onermeler, afisler filmler ve videolar araciligi ile yansitilmasi iletisimselbir nitelik kazanmasina onem verilmistir.

Joseph Kosuth(1945-)
Edward Kienholz(1927-)


KUBiZM


20. y.y. icinde dogan ve onemli bir etkinlik kazanan bu akim cezanne'nin dogadaki herseyin geometrik bir bicimle ifade edilebilecegi fikrinden kaynaklanmaktadir. klasik form anlayisina tamamen arkalarini donen kubistler; gorunen nesnelerin direk bir tasvirini degil onlarin degisik gorunum ve goruntulerinin bir araya getirilipte olusturulmus butunu eserlerine aktarmislardir. Cesitli goruntuleri biraraya getirerek cisime gecerli yeni koseler yuzey ve geometrik formlar eklenerek yeni bir gorunum olusturmuslardir.

Pablo Picasso(1881-1973)
Georges Braque(1882-1963)
Juan De Gris(1887-1927)


****FIZIK RESiM


1910 yilinda faaliyet gosteren bu anlayis insanin icinde yer almadigi yasananin otesinde mevcut hissini veren bir alemin yasamini konu alan eserler uretilmistir. mankenler binalar korkuluklar ve butun cansiz nesnelerin dogurdugu sahneler icinde gecen zaman ve insanin otesinde bir alemin varligi ve ozellikle keskin bir yalnizlik duyumu hakimdir.

Giorgio De Chirico(1888-1978)


PURIZM


1920 lerde Kubizm sonrasinda ona tepki olarak dogmus bir sanat anlayisidir. Hareket icinde durgun bir yalinlikla ele alinan goruntulerin aciklik ve nesnellikle ifadesi temellerini olusturur. icgudusel bir reddetmeyle sekillenen tutkular ana belirleyici olarak ele alinmis olup sevinc ve haz duyumlari arasinda kesin bir ayrim ortaya koyarak degismez seyleri ifadeye yonelmistir. olculer ve sayisal uyuma buyuk onem veren bu sanatcilarmuhendislikten yogun etkiler almis olup tamamen fonksiyonel bir tarz uretme hedefindedirler. Mutlak uyumun gorsel sanatin temeli oldugunu savunmuslardir.

Le Carbusier(1887-1965)
Amedee Ozenfant(1886-1966)
Giorgio Morandi(1890-1964)


ORFIZIM


1911-1914 yillarinda yogun faaliyet gostermistir. Renk ogesi herseye hakimdir. Taninabilir ve kanitlanabilir gercek temalardan kacisin ana egilimi belirttigi bu akimda yapilan eserlerde yapit dogal yapitsal aygitlardan bagimsiz olup kendi esas ic yapisina ait netlik kazanmistir. Dengeli ve statik bir sekillenmeden cok cagin ic dinanizmine uyan cok hareketli bir dinanizme sahip bu eserler dis dunyadan cok kendi ic dunyalarinin dinanizmini yansitmaktadir. Senkronizmde bu akimdan turemistir.

Frank Kupka(1871-1957)
Robert Delaunay(1885-1941)
Francis Picabia(1879-1953)


FUTURIZM (GELECEKÇiLiK)


1909 da olusan bu akim Cagdas yasamin hareketliligi ve sanayi toplumunun gucune tutkun olan futuristler gelecege geciste mekanik yasam ve teknolojinin yucelmesi icin caba sarfetmekteydiler bu amacla kubizmden etkiler alan bir tarzda yeni bir bolunmus gorsel olgular butunu olusturmuslardir. Anlatilan hareketin es zamanli degisik goruntulerini bir araya getirmeyi amaclamislardir.

Giacomo Balla (1871-1958)
Umberto Boccioni(1882-1916)
Carlo Carra(1881-1966)
Luigi Russolo(1885-1947)
Gino Severini(1883-1965)


DADAIZM VE SURREALIZM (GERÇEKÜSTÜCÜLÜK)


1916 da kurulan bu akima sair Tzara tarafindan alayci bir ifade kullanilarak dada ismi verilmistir. gercegi bulmak icin her seyi reddeden bu akim taraftarlari geleneksel anlayislari ve eski sanati tamamen reddetmekteydiler. Bu red eylemiyle yeni bir sanat dusun ve kultur ortami yaratmayi hedeflediler. 2. dunya savasi sirasinda toplumsal belirsizlik icinde kok salan bu akim en sonunda sanati da reddederek yok olmustur.

Dadaizm icinden surrealizm dogmustur. sanatsal yaraticiligin bilinc alti sureclerden kaynaklandigini savunan surrealistler kendiliginden yaratma eylemi biciminde bilinc altinin disa aktaerim araci olarak ortaya koydugu otomatik yaratim eylemiyle birlestirerek surrealizmin temelini atmistir. Freud tarafindan gelistirilen psikanaliz yonteminin etkisinde kalmislardir.

Yves Tanguy(1900-1955)
Max Ernest(1881-1976)
Rene Magrite(1898-1967)
Salvador Dali(1904-1989)
Joan Miro(1893-1983)
Paul Klee(1879-1940)
Frida Kahlo(1910-1954)


SEMBOLIZM


19. y.y. da gelisen materyalist ve sanayi asigi anlayisa tepki olarak ortaya cikmistir. icinde bulundugu cetin ve zor sartlara bir tepki oldugu kadar bu cagin gerceklerinden bir tur kacisi da beraberinde getirmistir. 1886 da ortaya cikan bu akim empresyonizmin izlenimci gercekciligi kadar diger anlayislarin maddeci tavrina karsilik duygu ve hayalci bir ic duyarliligin onem tasidigi ifadeci ve anlatimci bir tavirla belirginlesti. Hayatin karanlik ve carpik yonlerini hayalci bir dusunceyle yenileyen sembolistler romantik sanata yaklasan bir konu secimine sahipti.

Odilon Redon(1840-1916)
Pierre Puvis de Chavannes(1824-1898)
Gustave Moreau(1826-1898)
Giovanni segantini(1858-1899)


ART NOUVEAU (YENi SANAT)


19. y.y. Ortalarindan itibaren mimari ve susleme sanatinda onemli bir uretim alani bulan bu akim en onemli eserlerini mimari ve ic mimari alanlarda vermesine ragmen ressamlar tarafindanda uygulanmistir. Gelisen teknolojinin durtusuyle ortaya cikan modern yasamin ic arayislarini ve daha cok sanayinin gucu karsisinda insanlarin icine dustugu saskinligi yansitmaktadir. geleneksel sanata karsi cikan art nouveau Cok yumusak kivrak cizgilerin yogun oldugu suslemeyi on plana cikararak sanayiye bagli bir tarzi benimsemislerdir.

Victor Horta(1861-1947)
Hector Guimard(1867-1942)
Antonio Gaudi Y Corret(1852-1926)


REALIZM / GERÇEKCİLİK


Romantizmin guclu oldugu donemde romantizmden dogan gurup calisma yaptiklari koyun adiyla manzara ressamlari barbizon ekolu olarak adlandirilmistir. Dogaya bagli, ucsuz bucaksiz kirlar su birikintileri, agaclar eserlerine konu yapilmistir. Yumusak bir duyumun hakim oldugu doga tum sukunetiyle yansitilmistir. Barbizon ekolu icinde yer alan Jean Francois Millet dogaya oldugu kadar insanada agirlik vermistir. bu anlayis gercekcilik icin temel teskil etmistir. Gustave Courbet; barbizon ekolu uzerindeki romantizm etkisinden tamamen siyrilarak son derece basit ve olagan temalarin bile nasil bir esere temel teskil edecegini ve sanat degerini kazanacagi gosterilmistir.

Wislow Homer(1836-1910)
Max Liebermann(1847-1935)
Wilhelm Leibl(1844-1916)


FAUVIZM


20. y.y. in ilk sanat akimi olan fovizm Gustave Moreau'nun atolyesinden ayrilan bir gurup ressamin meydana getirdigi harekettir. Pariste 1905 te sonbahar sergisinde sergilenen Henri Matisse ve bir kac arkadasinin yapitlari fransiz elestirmen Louis Vauxcelles tarafindan vahsi hayvanlar, yirtici kuslar anlamina gelen fauve sozcuguyle ifade edilmistir.

Onlara gore; gerk isik gerek uzaklık resimde yalnizca renkle gosterilir. Temiz ve duz renklerle resim saf ve arinmis sadelikte olamlidir. Cunku; seyirci boyali bir yuzeyden etkilenecek ve bu yuzeyde herseyi bir bakista kavratacak acik etkili ve duygulari saracak bicimde duzenlenecektir.

Fovistler carpici ve yogunlastirilmis renk tonlari ve nesnelerin deformasyonlari ile ugrasmislar; derinlik isik golge ve kontur resimden atilmistir. Bunun yerine renk siddetine onem vermislerdir. fovizm cok kisa surmesine ragmen etkisi buyuk olmustur.

Henri Matisse(1869-1954)



NABILER


Renklere dayali resim yapma egilimi nabiler ve fauvistleri ileriye goturmustur. nabiler ince renk tabakalariyla donuk solgun renkleri tercih etmislerdir. tamamen renklerle yapilan bicimlendirme anlayisina sahip olan nabiler fauvistlere benzemesine ragmen fauvistlerin guclu anlatimna temkinli yaklasmislardir.

Pierre Bonnard(1867-1947)
Eduard Vuillard(1868-1940)


EKSPRESYONIZM (DIŞAVURUMCULUK)

Fransizca "Expressionizme" sozcugunden alinmistir. 20. y.y. in ilk yirmi yili icerisinde ozellikle Almanyada gelisen bir modern sanat akimidir.

Sanatcinin ruhsal yapisinin bir kesitini, fiziksel heyecani, zihnin rahatsizligini umutsuzlugunu resme yansitan ve bu duygularinida renk duzeninde olusturduklari keskin zitliklarla vermeye calisan bir akimdir.

Bu akim resim sanatinda dis gercekligi sadakatle yansitmayi yadsiyarak, sanatcinin ruhsal durumlarina, amaclarina, hatta dusunce tarzina gore istedigi betileri deformasyona ugratmasina olanak vermistir.

Vincent Van Gogh(1853-1890)
Fredinand Hodler(1853-1918)
Eduard Munch(1863-1944)

---------------------
Geçmişte yapmış olduğunuz hataları bilerek hayatınızı tekrar,tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalsaydınız ne yapardınız?
DelPhoİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
04/2009
Nereden:
BuRsATexAs
Mesajlar:
4.477
Konular:
1441
Teşekkür (Etti):
502
Teşekkür (Aldı):
1580
Ticaret:
(0) %
07-10-2009 01:52
#3
18.yüzyıl ise bir aydınlanma çağıdır .Rasyonalizm ve naturalizm gibi
akımlar ön plana çıkmıştır. İnsan beyni boş bir levhadır,önemli olan,eğitimin
buna yazdıklarıdır.İnsan doğadan iyi olarak gelir, eğer bozulmuşsa bunun nedeni
içinde yaşadığı kültür ve toplumdur. Aydınlanma çağı eğitimi kısaca akılcı,
realist, yararcı ve mesleksel yetiştirme esaslarına dayanmaktadır.18.yüzyılın
son çeyreği ile 19. yüzyılın ilk yarısında Alman klasik ve idealistlerinde eğitim,farklı
şekilde görülür. Kişi maddi doğa üzerinde egemenlik kurmalı ve otonom bir kişiliğe
erişmelidir. Kant’a göre bireysel eğitimin amaçları disiplinleştirme ,uygarlaştırma
,kültürleştirme ve ahlakileştirmedir. 18. yüzyılın ikinci yarısı ile 19.yüzyıl
, Sanayi Çağı’dır.Bu çağdaki eğitim akımları Batı ’da ki sanayi devriminin yarattığı
toplumsal yapı ve onun sorunlarıyla paralellik gösterir. 1840’lı yıllarda ve
özellikle buhar gücünün iş ortamında kullanılmasıyla başlayan sanayi devrimi
yeni bir toplumsal hayat biçimin de beraberinde getirmiştir.Buhar gücü ile çalışan
lokomotifler ve gemiler ,üretilen ürünlerin yeni dünyalara ulaştırılmasını sağlamıştır.
İşçi sınıfının doğuşu, hızlı kentleşme ve makineleşmenin yer aldığı ve sanayi
toplumu olarak adlandırılan bu dönemde insanlığın ilgisi sanayi ve makinelere
yönelmiştir.

KLASİZM

Edebiyatta eski Yunan ve Roma sanatını temel alan tarihselci yaklaşım
ve estetik tutumdur. Yeniden doğuş diye adlandırılan Rönesans döneminde gelişmiştir.
Bu akamın izleri bir önceki dönemde Rebelais ve Montaigne de hatta Aristoteles'tedir.
Klasizmin temel öğeleri kendi içinde soyluluk, akılcılık, uyum, açıklık, sınırlılık,
evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik, görkemliliktir. Yani bir
eserin klasik sayılabilmesi için bu özellikleri barındırması gerekmektedir.
Kısaca klasik bir eser, bir üslubun en yetkin ve en uyumlu ifadesini bulduğu
eserdir. Klasizm temellerini Rönesans aristokrasisinden alır. Klasizm bir bakıma
aristokrasinin akımıdır.

ROMANTİZM

18. yüzyılın sonunda ortaya çıkan ve 19. yüzyılın ortalarına kadar
uzanan akımdır. Kendisinden önceki klasizme bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.
Önce bir ön-romantizm dönemi denilen gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerin
en önemlisi, halkın beğenisinin klasizmin görkemli, katı, soylu, idealize edilmiş
ve yüce anlatım biçiminden, daha yalın ve içten ve doğal anlatım biçimlerine
kaymış olmasıydı. Romantizm, klasizmin düzenlilik, uyumluluk, dengelilik, akılcılık
ve idealleştirme gibi özelliklerine bir başkaldırı niteliğindedir. Romantizm,
doğduğu çağın akılcılığı ve maddeciliğine tepki olarak bireye, öznelliğe, akıl
dışılığa, düş gücüne, kişiselliğe, kendiliğindenciliğe ve aşkınlığa, yani sınırları
zorlayıp geçmeye önem verir. Tarihsel olarak bu dönemde gelişen orta soylu sınıfın,
yani burjuvazinin duygu, düşünce ve yaşam tarzını ön plana çıkarır. Zaten Fransız
devrimini hazırlayan görüşlerle aynı temellere sahiptir.

Soyluların zarif sanat biçimlerini yapay ve aşırı incelikli bulan bu yeni sınıf,
duygusal açıdan kendisine yakın hissettiği daha gerçekçi sanat biçimlerinden
yanaydı. Böylece romantizm gelişme ve yaygılaşma şansı buldu. Farklı türlerin
yan yana olduğunu görüyoruz bu dönemde. Güzel-çirkin,iyi-kötü gibi.. umutlu
ileriye dönük bir yaklaşım söz konusu olmuştur. Bilimin etkisi yer yer tarzda
etkili olmuştur. İnsanlar arasındaki eşitsizliğin temel sebepleri incelenmiştir.
Ulusalcılığın benimsendiği bir akımdır. Bu dönemde eleştirmenler tiyatro yaşantısından
uzak estetik kaygılara sahiptir. Klasik sanatla romantizm kıyaslandığında iki
akım ve dönem arasındaki farkı daha iyi anlayabiliyoruz. Klasik sanat 17. ve
18. yüzyıllarda egemen olmuş bir sanattır. Tiyatronun yararlı ve zevkli olması
ilkesi vardır. Anlatım incelikli ve sanatsal olmalıdır. Klasikler Shakespeare’i
üstün bir deha olarak takdir edip değerlendirirken eleştirel bir tutumda da
bulunmuşlardır. Shakaespeare’in üç birilik kuralına uymazlığı,bilgisizliği,mantık
hataları yaptığı ve edebe,ahlaka çok bağlı kalmadığı düşünülerek eleştirilmiştir.
Klasikçiler doğayı mantıklı bir düzen olarak görürler, ona akılcı yöntemlerle
yaklaşırlar. Romantikler doğanın gizemli bir özü ,organik bir biçimi olduğuna
inanırlar ve ülküsel olana doğru evrimleştiğini iddia ederler. Romantikler bu
öze akıla değil,esin yoluyla ulaşacaklarına inanırlar. Dolaylı anlatım yolunu
benimsemişlerdir. Klasik düşüncede sanatın tipik ve evrensel gerçeği yansıttığı,
romantikteyse asal ve tanrısal gerçeği yansıttığı söylenir.

Klasik sanat nesnel bakarken,romantik sanat öznel bakar. Klasikte inandırıcılık
önemliyken ,romantikte illüzyon yani yanılsama söz konusudur. Klasik sanat akla
sağ duyuya yönelmekteyken romantik sanat duygular bu duyguların verdiği coşkulara
yönelmektedir. Klasik sanat akılcı,ahlakçı,eğitici iken romantik sanatta bütünle
uzlaşma aklın yalnız yeterli olamayacağı hakimdir. Romantizmde tiyatro seyircisi
duygulanmalıdır. Duygulanma,acı çekme seyirciye zevk verir ilkesi hakimdir.
Klasiklerin yanı sıra romantik yazarlar Shakespeare ‘e hayrandırlar. Romantik
akım birey vicdanına ışık tutmuş insanı uygarlaştırmıştır. Biçimsel kısıtlamaları
aşma ve düş gücüne özgürlük verir.

Ülkemizde Namık Kemal ‘in Celalleddin Harzemşah adlı oyunu ilk romantik tiyatro
oyunumuzdur. Romantizmin en önemli habercisi Fransız filozof ve yazar Jean Jacques
Rousseau'dur. Ama İngiliz yazarlar William Wordsworth ve Samuel Taylor Coleridge'nin
1790 yılında birlikte yayınladığı Lirik Balatlar adlı eser romantizmin bildirgesi
sayılır. Yine İngiltere'de William Blake, Almanya'da Friedrich Hölderlin, Johann
Wolfgang von Goethe, Jea Paul, Novalis, Fransa'da Chateaubriand ve Madame de
Stael ilk romantizm temsilcileridir. Victor Hugo, Alphonse de Lamartine, Alfred
de Vigny, Nodier, Soumet, Deschamp, Alfred de Musset, büyük romantik yazarlardır.

REALİZM:

Resim ve heykel sanatlarında,günlük yaşamı ve sorunlarını olduğu gibi ve ayrıntılarıyla
biçimlemeyi amaçlayan anlayıştır. Bu akımı en iyi şekilde tanımlayan ressam
Gustave Courbet “Ben hiç melek resmi yapmadım,çünkü hiç melek görmedim.” demiştir.
Gerçekçilik 19. yy.’ın ikinci yarısında çıkmış olan popüler tiyatro ve romantik
tiyatroya karşı bir akımdır. Nasıl ki romantizm klasizme bir başkaldırı niteliğinde
ise gerçekçilik yani realizm ise, hem klasizme hem de romantizme bir başkaldırıdır.
Romantizmin dramatik biçimlere,kalıplara karşı olan tutumu elbette realizmin
yolunu açmıştır Bu akım 19 yy. Avrupası’nda görülen toplumsal,ekonomik değişimlerden
oldukça etkilenmiştir Amaç, sanatı klasik ve romantik akımların yapaylığından
kurtarmak, çağdaş eserler üretmek ve konularını öncelikle yüksek sınıflar ve
temalarla ilgili değil, toplumsal sınıflar ve temalar arasından seçmekti. Realizmin
amacı, günlük yaşamın önyargısız, bilimsel bir tutumla incelenmesi ve bir bilim
adamının klinik bulgularına benzer nesnel bir bakış açısıyla ortaya konmasıdır
. Fizik kuralları artık hakimdir. Örneğin Darwin’in türlerin kökeni,insan evrimi
,doğal seleksiyom yazarların esin konusu olmuştur. Fizyoloji’de Claude Bernard
, psikoloji’de Sigmund Freud isim yapmıştır. Tiyatro yazarları arasında İbsen,
Hauptmann ,George Bernard Shaw ve Çehov’u sayabiliriz. Realizmde dramatik olan
insanın yaşamını sürdürebilmesi için verdiği savaştır. İnsan varlığını sürdürmek
ve onurunu korumak için çetin bir savaş vermek zorundadır ve ne kadar gözü pek
olursa olsun o savaşa yenik düşecektir.

Realizmle romantizmde var olan yaşamdan kopukluk,toplumsal sorunlara ilgisizlik
,hastalıklı duygusallık,yapaylığa karşı çıkılıp;toplumsal sorunlara özellikle
eğilerek çağdaş tiyatronun temelleri atılmıştır. . Endüstrileşmenin ve güçlenen
kapitalizmin sonuçlarıyla beslenmiştir. Bu dönemde köyden kente göç , sendika
,işçi hakları ,yoksulluk vb. gibi insana dair toplumsal sorunlar varken romantizmin
deyim uygunsa suyu çıkmıştır. İdealist felsefeden materyalist felsefeye geçilmiştir
artık. Romantizm düşsel olanı,gerçekçilik ise somut olanı tüm gerçekçiliğiyle
göstermektedir. Ayrıca bu gerçekleri gösterirken realistler tüm acılığıyla çirkinliğiyle
göstermekten hiç çekinmemişleridir. Gerçekçilikte kolay çözümlemelerden kaçınılır
ve bir durum her yönü ile tartışılır. Tiyatro yazarlarının seyircisinden beklentisi
oyundan gerçekmiş gibi etkilenmesi bunu yaparken de bir oyun izlediğinin bilincine
varmasıdır. Sahnede illüzyon önemli bir yer taşımaktadır. Seyirci gördüklerine
inanmazsa olayı bilimsel olarak alamaz.

Bu dönemin kendi uygulamalarıyla gerçekçi tiyatronun kuramını yaratan Sranislavsky
her şeyden önce yapay oyunculuğa,tiyatrosallığa dış kalıpların ezberlenerek
yinelenmesine karşıdır. Modern tiyatro bize ne kazandırmalıdır? Stanislavsky’e
göre yaşamın yalnızca yansıması verilmemeli;korkunç,gizli bir gerilim içinde
yaşamda var olan her şey yansıtmalı;sanki günlük yaşammışçasına yalın ama gerçekte
tüm coşkuların soyutlaştırıldığı ve canlı tutulduğu kesin ,ışıklı imgelerle
canlandırılmalıdır. Bilinçaltı yaratıcılığını harekete geçirmek için sihirli
eğer formülü geliştirmiştir. Çok önemli olan bir nokta var ki “ deneme yanılma
yöntemi ile geliştirilen bu sihirli eğer çalışmasında oyuncu kendi iç gerçeği
ile dış hareket arasındaki bağıntıyı önce kendinde inceliyor sonra canlandırdığı
oyun kişisinde görmeye çalışır.” Çalışmalar sırasında akıl uyanık! Sıradan günlük
bir olayı sahnede yapmak: Othello’nun kendini öldürdüğü hançerin kartondan olması
önemli değil;kendisini öldürmeye iten duyguları haklı gösterebilmesi önemlidir.
İçten dışa aksiyon söz konusudur. İnanç gerçeklikten ayrılamaz.

Bu akımın iki güçlü temsilcisi Gustave Flaubert'in Madame Bovary adlı romanı
ile Emile Zola'nın Nana adlı romanında cinsellik ve şiddet edebi bir mikroskop
altında incelenerek olanca çıplaklığıyla ortaya konulmuştur. Realizm felsefesinin
altında güçlü bir felsefi belirlenimcilik yatar. Fransız edebiyatında Flaubert,
Zola'nın yanısıra Honore de Balzac, Stendhal, Rusya'da Lev Tolstoy, İvan Turgenyev,
Fyodor Dostoyevski, İngiltere'de Charles Dickens ve Anthony Trollope, Amerika'da
Theodore Dreiser, İrlanda'da James Joyce realizmin önemli temsilcileridir. Realizm,
20. yüzyıl romanının gelişimini de önemli ölçüde etkilemiştir.

PARNASİZM

Klasizm, romantizm ve realizmin bütününe tepkili bir akımdır. Temel kuralı "sanat
sanat içindir" diye özetlenebilir. Aslında realizmin katı toplumculuğu
ve gerçekçiliğine bir karşı çıkıştır. Daha çok şiirde kendini gösterir. Sanatsal
biçim ve sanatsal içerik kaygısı ön plandadır. Ölçülü ve nesnel bir anlatım,
teknik kusursuzluk ve kesin betimlemeler kullanılır. Parnas şiir için "biçimciliği
amaçlayan" şiir tanımı da kullanılabilir. Parnasizm, bir yönüyle kendisinden
sonraki doğalcılığa da kaynaklık yapmıştır. Zengin bir dil, zengin bir biçim,
zengin ve yoğun bir duygusallık işlenir. 1830'lu yıllarda ortaya çıkmıştır.
Theophile Gautier'in şiirlerini, Theodore de Banville, Leconte de Lisle izlemiştir.
Parnasizm, edebiyat tarihinde Leconte de Lisle ile özdeşleştirilir. Adarını
Louis Xavier de Richard ile Catulle Mendes'in hazırlayıp Alphonse Lemerre'in
bastığı Le Parnasse Contemporain (Çağdaş Parnasçılık) adlı eserden almıştır.

DOĞALCILIK

19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında etkili olmuştur. Doğa bilimlerinin, özellikle
de Darwinci doğa anlayışının ilke ve yöntemlerinin edebiyata uyarlanmasıyla
gelişmiştir. Edebiyatta gerçekçilik geleneğini daha da ileri ***üren doğalcılar,
gerçekleri ahlaksal yargılardan, seçici bir bakıştan uzak bir anlatımla ve tam
bir bağlılıkla anlatmayı amaçlar. Doğalcılık, bilimsel belirlenimciliği benimsemesiyle
gerçekçilikten ayrılır. Doğalcı yazarlar, insanı ahlaksal ve akılsal nitelikleriyle
değil, rastlantısal ve fizyolojik özellileriyle ele alır. Doğalcı yaklaşıma
göre, çevrenin ve kalıtımın ürünü olan bireyler, dıştan gelen toplumsal ve ekonomik
baskılar altında ezilir, içten gelen güçlü içgüdüsel dürtülerle davranırlar.
Yazgılarını belirleyebilme gücünden yoksun oldukları için yaptıklarından sorumlu
değillerdir.

Doğalcılığın kuramsal temelini Hippolyte Taine'in Historei de la Litterature
Anglaise (İngiliz edebiyatı tarihi) adlı eseri oluşturur. İlk doğalcı roman
Goncourt kardeşlerin bi hizmetçi kızın yaşamını inceleyen Germinie Lacarteux
adlı yapıtıdır. Ama Emile Zola'nın Le Roman Experimental (Deneysel Roman) adlı
eseri akımın edebi bildirgesi sayılır. Zola'nın yanısıra Guy de Maupassant,
J. K. Huysmans , Leon Hennique, Henry Ceard, Paul Alexis, Alphonse Daudet doğalcı
yapıda eserler veren yazarlardır.

SEMBOLİZM

19. yüzyılın sonlarında Fransa'da ortaya çıkmış ve 20. yüzyıl edebiyatını önemli
ölçüde etkilemiştir. Bireyin duygusal yaşantısını dolaysız bir anlatım yerine
simgelerle yüklü ve örtük bir dille anlatmayı amaçlar. Simgecilik, geleneksel
Fransız şiirini hem teknik hem de tema açısından belirleyen katı kurallara bir
tepki olarak başladı. Simgeciler, şiiri açıklayıcı işlevinden ve kalıplaşmış
bir hitabetten kurtarmayı, insanın yaşantısındaki anlık ve geçici duyguları
betimlemeyi amaçladı. Simgeciler, dile getirilmesi güç sezgi ve izlenimleri
canlandırmaya, şairin ruhsal durumunu ve gerçekliğin belirsiz ve karmaşık birliğini
dolaylı biçimde yansıtacak özgür ve kişisel eğretileme ve imgeler aracılığıyla
varoluşun gizemini aktarmaya çalıştılar. Simgeci şiirin başlıca temsilcileri
Charles Baudelaire 'nin şiir ve görüşlerinden fazlaca etkilenen Fransız Stephane
Mallarme, Paul Verlaine, Arthur Rimbaud'dur. Diğer temsilcileri ise Jules Laforgue.
Henry de Regnier, Rene Ghil, Gustave Kahn, Belçikalı Emile Verhaeren, ABD'li
Stuart Merrill, Francis Viele Griffin'dir.

İDEALİZM

Dünyayı ve varoluşu bilinç ve düşünceye öncelik vererek açıklama öğretisinin
temel olduğu felsefi akımın edebiyattaki uzantısıdır. İdealist felsefenin tüm
özellikleri edebi eserlerde yer alır. 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır.
Bireyci dünya görüşü ve simgecilik akımına bir tepki olarak doğmuştur. Çağcıl
yaşamın artık makineleşen toplumları ve alabildiğine serpilip gelişen kentleriyle
bireyi topluluk içinde yaşamaya zorladığını vurgulayan idealizm, bir arada yaşamanın
yarattığı ortak kanı ve duyguları dile getirmeyi amaçlamaktadır. Topluluk bilincini
ve bu bilince göre bireyin varoluşunu, yaşamı belli belirsiz yönlendiren kimi
tinsel gerçekleri betimlemeyi ön planda tutar. En büyük temsilcisi Fransız yazar
Jules Romains'tir. Bu akımın temelleri Romains'le Chenneviere'nin yazdığı Petit
Traite de Versification (Şiir üzerine küçük inceleme) ve Georges Duhamel'le
Charles Vildrac'ın kaleme aldığı Notes su la technique poetique (Şiir tekniği
üzerine notlar) adlı eserlerde ortaya konulmuştur.

GELECEKÇİLİK

20. yüzyılın başlarında İtalya'da ortaya çıkmıştır. Edebiyatta devrim ve dinamizmi
vurgulayan akım olarak değerlendirilir. İtalyan şair, romancı, oyun yazarı ve
yayın yönetmeni Filippo Tommaso Marinetti'nin 1909'de Paris'te Le Figaro gazetesinde
yayınladığı bildiri ile ortaya çıktı. Bildiride, "Bizler müzeleri, kütüphaneleri
yerle bir edip ahlakçılık, feminizm ve bütün yararcı korkaklıklarla savaşacağız"
deniyordu. Bu geçmişin bütünüyle reddi demekti. Aynı bildiride, "Biz dünyadaki
gerçekten sağlıklı tek şeyi, yani savaşcı ve ölüme ***üren güzel düşünceleri
yüceltiyoruz" sözleri, siyasal alanda o dönemde gelişen faşizm'den yana
bir tavrın da açık göstergesiydi.

Gelecekçiliğin kurucusu Marinette Avrupa'dan birçok yazarı etkilerdi. Rusya'da
Velemir Hlebinikov ve Mayakovski gelecekçiliğe yöneldi. Rus gelecekçiler kendi
bildirgelerini yayınladı. Puşkin, Tolstoy, Dostoyevski reddedildi. Şiirde sokak
dilinin kullanılması istendi. 1917 Ekim devriminden sonra da gelecekçi akım
güçlendi. Mayakovski'nin ölümüne kadar etkisini sürdürdü. İtalya'daki gelecekçiler
ilk şiir antolojisini 1912'de yayınladı. İtalya'nın 1. Dünya Savaşı'na girmesini
ve Mussolini'yi savunuyorlardı. Onunla birlikte hapsedildiler. Gelecekçilik
faşizm ile özdeşleşti. Ve 1920'lerin ortalarına doğru etkisini yitirdi. Eserlerinde
mantıklı cümleler kurmayı reddeden gelecekçilerin parolası, "sozcüklere
özgürlük"tü. Ezra Pound, D. H. Lawrence ve Giovanni Papini bu akımdan etkilenin
yazar olarak sayılabilir.

DADAİZM

Jean Arp, Richard Hülsenbeck, Tristan Tzara, Marcel Janco ve Emmy Hennings'in
aralarında bulunduğu bir grup genç sanatçı ve savaş karşıtı 1916 yılında Zürih'te
Hugo Ball'in açtığı cafe'de toplandı. Fransızca'da oyuncak tahta at anlamına
gelen "Dada" akımın ismi olarak seçildi. Bildirisi de burada açıklandı.
Bu akım, dünyanın, insanların yıkılışından umutsuzluğa düşmüş, hiçbir şeyin
sağlam ve sürekli olduğuna inanmayan bir felsefi yapıdan etkilenir. 1. Dünya
Savaşı'nın ardından gelen boğuntu ve dengesizliğin akımıdır. Kamuoyunu şaşkınlığa
düşürmek ve sarsmak istiyorlardı. Yapıtlarında alışılmış estetikçiliğe karşı
çıkıyor, burjuva değerlerinin tiksinçliğini vurguluyorlardı.

Toplumda yerleşmiş anlam ve düzen kavramlarına karşı çıkarak dil ve biçimde
yeni deneylere giriştiler. Çıkardıkları çok sayıda derginin içinde en önemlisi
1919-1924 arasında yayınlanan ve Andre Breton, Louis Aragon, Philippe Soupauld,
Paul Eluard ve Georges Ribemont-Dessaignes'in yazılarının yer aldığı Litterature'dü.
Dadacılık 1922 sonrasında etkinliğini yitirmeye başladı. Dadacılar gerçeküstücülüğe
yöneldi.

VAROLUŞÇULUK

Yirminci yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru Fransa'da ortaya çıktı. Öncelikle
bir felsefi akımdır. En önemli temsilcileri Martin Heidegger, Karl Jaspers,
Jean-Paul Sartre, Gabriel Marcel ve Maurice Merleau-Ponty olmuştur. Felsefi
bakımdan temelleri ise bunlardan önce Nietzsche, Kierkegaard, ve Husserl gibi
düşünürler tarafından atılmıştır. Varoluşçuluk 4 temel fikri savunur: 1) Varoluş
her zaman tek ve bireyseldir. Bu görüş bilinç, tin, us ve düşünceye öncelik
veren idealizm biçimlerinin karşıtıdır.

2) Varoluş, öncelikle varoluş sorununu içinde taşır ve dolayısıyla varlık'ın
anlamının araştırılmasını da içerir.

3) Varoluş insanın içinden bir tanesini seçebileceği bir olanaklar bütünüdür.
Bu görüşher türlü gerekirciliğin karşıtıdır.

4) İnsanın önündeki olanaklar bütünü öteki insanlarla ve nesnelerle ilişkilerinden
oluştuğundan varoluş her zaman bir "dünyada var olma"dır. Bir başka
deyişle insan her zaman seçimini sınırlayan ve koşullandıran somut tarihsel
bir durum içindedir.

Varoluşçuluğun etkileri çağdaş kültürün çeşitli alanlarında görüldü. Kierkegaard'ı
izleyen Franz Kafka, Das Schools, Şato, Der Prozess, Dava adlı eserlerinde insanın
varoluşunu bir türlü ulaşamadığı istikrarlı, güvenli ve parlak bir gerçeklik
arayışı olarak betimledi. Çağdaş varoluşçuluğun özgün temaları, Sartre'ın oyunları
ve romanlarında, Simone de Beauvoir'in yapıtlarında, Albert Camus'nün roman
ve oyunlarında, özellikle de L'Homme revolte (Başkaldıran İnsan) adlı denemesinde
işlendi.
---------------------
Geçmişte yapmış olduğunuz hataları bilerek hayatınızı tekrar,tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalsaydınız ne yapardınız?
Ra's al Ghul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Tamamen Forumdan Uzaklaştırıldı
Üyelik tarihi:
03/2007
Nereden:
glenn moors
Mesajlar:
7.976
Konular:
1179
Teşekkür (Etti):
27
Teşekkür (Aldı):
2706
Ticaret:
(0) %
09-10-2009 00:45
#4
emeğe saygı ya..eline sağlık kardeş..o kadar uğraşmışsın sağol

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı