İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

İnsanın Kademeli Yapısı [Tin ve Değerler]

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
31-10-2009 20:47
#1
İnsanın Kademeli Yapısı [Tin ve Değerler]
Tüm varlıklar içinde temel olarak kabul ettiğimiz insan varlığı, kademeli bir yapı gösterir. O önce, beden dediğimiz maddî bir varlığa sahiptir. Bu maddî varlığı var eden ve koruyan, doğa yasalarıdır; özellikle fizik ve kimya yasaları. Fakat insanın bu bedensel yanı, canlı bir varlık olarak aynı zamanda biyolojik bir oluşuktur ve biyoloji yasalarının egemenliği ve koruması altındadır. Bundan başka bir de ruhsal yaşam alanı bulunur ki, bunun da özel bir takım yasaları ve kendine özgü bir düzeni vardır. İnsan yapısında, yalnızca onun sahip olduğu tinsel (manevî) ya da içsel dediğimiz dünya ise bütün bedensel ve ruhsal yaşamın üzerinde yükselir.

Scheler insanın bu boyutuna, Türkçeye tin diye çevrilebilecek olan Geist adını vermiştir.

Bu kelime akıl kavramını içine aldığı gibi, ide'leri düşünmeyi; bunun dışında temel fenomenlerin, varlığın mahiyetinin idrâk edilmesi gibi belli bir idrâk tarzını; bundan başka ilerde karakterize edilecek olan bir çeşit emotional ve istemeye dayanan aktları meselâ iyilik, sevgi, pişmanlık, saygı vb. gibi aktları içine almalı. İşte bu kelime << Geist >> kelimesidir. (Max Scheler)

Ve yine Scheler'e göre insanı hayvandan ayıran, onun bu tinsel yanıdır. Nitekim hayvan << ben - bilgisi >> nden yoksundur; çünkü insanda bu bilgiyi sağlayan tin'dir.

Hayvan kendi eğilim - itkilerini bile kendine ait eğilimler olarak değil, hareket noktasına çevresindeki şeylerden alan çekici yahut itici kuvvetler olarak yaşar. Hatta bazı bakımlardan hayvana yakın bulunan primitiv insan bile, << ben bu şeyden nefret ediyorum >> demez, bu << bir tabudur >> der. (Takiyettin Mengüşoğlu)

Tin'in Bağımsızlığı ve Özgürlüğü

Tin, insanın beden ve ruh tabakalarından bağımsız, onların varlığını sağlayan, doğa yasalarının kaçınılması olanaksız doğal zorunluluğundan kurtulabilen biricik tabakasıdır. O, etki - tepki ilişkisinin zorunlu bağıntısında varlığını koruyabilen bir << nesne >> durumuna asla getirilemez; o, salt bir << özne >> dir ve << özne >> olarak kalır. Tin'in bir nesne olabileceği düşünülecekse eğer, bu, onun bilginin konusu durumuna getirebileceğini deyimler. Oysa bu, olanaksızdır. Bilindiği gibi, bilgi eyleminde bilen (özne, süje) ve bilinen (nesne, obje) olmak üzere iki öğe bulunur. Buna göre tin, bizzat kendini bilmek üzere karşısına alamayacak demektir; çünkü bu, bir şey hem kendisi ve hem de kendinden başka bir şey olamaz; diyen mantıktaki özdeşlik yasasına ters düşer.

Çünkü bir şeyi kavrayabilmek ya da değerlendirebilmek için, evvelâ, onun öbür yanına, transsandansına geçebilmek, ondan daha fazla bir şey olabilmek lâzımdır. (O. Münir Çağıl)

İnsan Geist'a sahip olduğundan, organik hayata ait olan her şeyin, hatta eğilimlere dayanan zekânın bağlılığı, baskısı, kösteklemesi karşısında bir bağımsızlık, bir hürriyet ve serbestlik ifade eder... Ve böyle bir varlık artık eğilimlere ve çevreye bağlı değildir; tersine çevrenin bağlarından kurtulmuş, yani dünyaya açılmıştır. (Takiyettin Mengüşoğlu)

Tin ve Değerler

Bilginin konusu durumuna getirilememekle sırf bir özne olan, bilen varlık olarak asıl varlığı temsil eden, böylece de insanı insan olarak var eden, onun aslî varlık öğesini oluşturan tin, kendi varlığını ve niteliğini sahip olduğu yüsek değerler'de bulur. Bunlar hakikat, etik (ahlâk), estetik ve yücelik (Kutsal'ın değerleri) dediğimiz değerlerdir.

Onların nitelikleri, tinden başka bir yerde bulunamayacaklarını göstermekle, tinin yapısını meydana getirdiklerini, tin'i oluşturanın bu değerler olduğunu ortaya koymaktadır. Esasen bu gibi değerlere yüksek denilmesinin nedeni de, onların tin dediğimiz insanın bu yüksek yanında varlığa kavuşmalarıdır.
cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
31-10-2009 20:48
#2
Tin ve Değerler
Nitekim bu değerler, gerçeklikten (realiteden) ayrı olup, onunla bir benzerliğe sahip değildir. Değerler düşünsel varlıklardır; onların varlık biçimi << ideal (düşünsel) olan >> dır. Böylece onlar duyum dışı, duyumla algılanamayan düşünsel (kavramsal) varlıklar olarak önceden, düşünen, duyumsayan bir tin'in varlığını zorunlu kılarlar. Onlar aynen mantıkî ve matematik konular gibi, ancak tin aracılığı ile varlık kazanır; başka bir deyimle varlıklarını insanın tinsel yanına borçludur.

Konumuz bakımından önemli olan şu ki, hakikat, etik, estetik ve yücelik dediğimiz bu değerler birbirlerinden bağımsız, otonom grupları oluşturur. Böyle olunca da tin'in varlığını kurup koruyabilmeleri için bir düzen içinde bulunmaları gerekir. İşte bu düzeni sağlayan, bu değerlerin bir hiyerarşi içerisinde bulunması, kademeli bir yapı göstermesidir. Buna göre, bir değer grubu diğerlerinin üzerinde bulunur. En yüksek değerler Kutsal'ın değerleri, Yücelik değerleridir; bütün diğer değerleri onlar temellendirir. Yücelik değerinin dışındaki diğer değerler içersinde de etik (ahlâki) değerler üstün bir kademede bulunur. Onlar hem hakikat (mantıkî) ve hem de estetik değerlerden daha üstündür.

Her değer grubu da kendi içinde bir derecelenmeye tabidir. Bir değer diğerlerine oranla daha yüksekte bulunur. Örneğin kahramanca bir özveri, yalınç (basit) bir biçimdeki dürüst bir ahlâki yaşamdan daha yüksek bir değere sahiptir.

Şimdi, yukarda da deyimlendiği üzere, tinsel yanımızı oluşturan bağımsız yüksek değerler içinde, onları bir düzene sokmak ve aralarında bir uyum sağlamak yolunda ahlâki değerler üstün bir yer tutar; çünkü insanın gerçekleştirme olanağı olmayan yücelik değerleri (Tanrısal değerler) konu dışında bırakılırsa, ahlâki değerler insan kişiliği ile doğrudan ilgili olmakla değerler düzeninde ilk sırayı alır. Onları diğer değerlere üstün kılan özelliklerinden ilki, onların yalnızca insanlar ve onların kişiliği için söz konusu olmasıdır; hayvanlar ve diğer nesneler asla etik değerlerin taşıyıcısı ve gerçekleştiricisi olamaz. Oysa estetik değerler gibi diğer değerler canlı cansız hemen her nesnede gerçekleşebilir. Bundan başka, etik değerlerin çok önemli bir özelliği, onların kesin bir buyruk olup salt geçerliliğe sahip olmalarıdır.

Üstelik onlar, bir de evrensel ve totaldir; daha açık bir anlatımla, onlar herkes için, bütün bir yaşam ve yaşam ilişkilerinde söz sahibidir. Bu özellikleriyle ahlâki değerler, diğer yüksek değerlerin bizi hayvanlardan ayıran tinsel (manevî) bir varlık kimliğine kavuşturmuş olmakla kalmasına karşılık, insanı kendine sahip, onurlu bir varlı niteliğine sokar, doğanın efendisi yapar. Böylece de onların gerçekleştirilmesi bize derin bir doyum duygusu verir. (Max Scheler)

Ahlâki değerler içerisinde birliği ise, sevgi dediğimiz değer sağlar. Ahlâki değerler zengin bir dünya oluşturur; sevgi ise bütün ahlâki değerlerin üzerinde yer alır. Ahlâki değerler zengin bir dünya oluşturur; sevgi ise bütün ahlâki değerlerin üzerinde yer alır. Ahlâki değerler evrenin kucaklayıcısı rolündeki bu durumu ile o, temel bir işleve sahiptir. Sevgi her ahlâki tutumda etkilidir; çünkü genel anlamı ile ahlâk, tutum ve davranışlarımızda, ahlâki değerlerin gerçekleştirilmesini deyimler. Bir davranışı ahlâki olarak niteleyebilmemiz, o davranışın ahlâki değerlerin gerçekleştirilmesi anlamına gelmesi ile olanaklıdır. Bu gerçekleştirme ise, birey açısından, kendini o değerlere adamakla olur. Bu yüzden sevgi, bütün ahlâki yaşam ve çabada yönlendirici güç olarak görünmektedir.

Üstelik sevgi yalnızca insanın tinsel yanının birliğini ve düzenini sağlamakla kalmaz, insan varlığının bütününü bir uyuma getirir, onu tek bir birey kimliğine kavuşturur.

Sevgi seven için kişisel bir niteliktir, sevenin özüdür, sevenden çekilip alınabilecek dışsal bir nitelik değildir; dolayısıyla sevginin ancak etkisi, biçimi, yöneldiği varlık vb. değişebilir; sevgi sevenin var oluşudur. (İbn Arabi)

İnsan varlığını oluşturan kademeler birbirinden ayrı ve kopuk jeolojik katmanlar gibi düşünülmemelidir; onlar daha çok alttakiler tarafından taşınmak üzere birbirine dayalı ve bağlı bulunmaktadır. İşte bu bağlılığı bir düzen ve uyum içerisinde bütünleştiren, çekim gücü olarak düşünebileceğimiz, böyle olmakla da adına sevgi diyebileceğimiz bir hizmet ilişkisidir.

Gerçekten doğa varlıkları içersinde insan, bambaşka özelliklere sahiptir; onun kendine özgü bir yaratılışı vardır. Doğada önce, cansız varlıkları görürüz. Bunlar yalnızca fizik ve kimyasal güçleri oluştururlar. Bundan hemen sonra, bitkisel yaşam gelir. Burada fizik ve kimyaya ilişkin elemanter maddeler bir amaç bağıntısı içerisine konulmuştur ve bitkisel organizmanın gelişim ve yetkinliğine, varlığını tamamlamasına hizmet ederler. Doğadaki üçüncü görünüm hayvansal yaşamdır. Hayvanda organik yaşam artık bizzat amaç değil, hayvansal (duygusal) yaşamın gelişmesinden ibaret olan daha yüksek amaca yönelik bir oluşumdur. İnsanda ise, doğanın bir takım maddî ve psikolojik güçler olarak ortaya koyduğu her şey, yeniden daha geniş bir hizmet ilişkisine girer. Bu kez maddî ve psikolojik güçler, tinsel yaşamı geliştirmeye hizmet ederler. Otonom yüksek değerlerden oluşan tinsel yaşamın varlığını da, yukarda açıklandığı üzere, ahlâki değerler ve onların temelini oluşturan sevgi sağlar. Böylece sevgi insanın sadece içsel varlığını oluşturmakla kalmaz, oluşan bu varlığı insanın bedensel yanı ile uyumlu kılıp bir birlik (bir vahdet) içinde birleştirerek onun tek bir birey olarak ortaya çıkmasını, böylece görünmesini sağlar; çünkü yukarda da denildiği gibi, bir çekim duyumsaması olarak algılanan sevgi bir birleşme, bir tamamlanma isteğidir.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı