İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Sevgi ile Birlikte İki Temel Değer [Saygı ve Alçak gönüllülük]

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
31-10-2009 21:00
#1
Sevgi ile Birlikte İki Temel Değer [Saygı ve Alçak gönüllülük]
Saygı

Ahlâki değerlerin birliğini sağlayan, onları kucaklayan sevgi, aslında bu gücünü, yine ahlâki yaşama temel oluşturan saygı dediğimiz diğer bir değere borçludur. Sevgi, gücünü ve anlamını saygıdan alır; daha açık bir anlatımla, sevgi denilen duygunun içinde saygı duyumsaması da birlikte bulunur; onsuz sevginin anlaşır bir tarafı yoktur. Bütün değerler ancak saygılı bir tutum içerisinde duyumsanıp algılanabilir. Saygıyı tanımayan bir insan, değerleri yaşayıp kavrayamaz; o, bir değer körüdür.

Buna göre, saygı öyle bir iç tutumudur ki, onsuz ruh iyi, güzel, büyük ve yüce olan hiçbir şeyi göremez. Evrendeki eşya ve olayların değer açısından derinliği, böylece de anlamı, bize ancak saygılı bir tutum içerisinde açılır. Gerçeklik karşısında saygılı bir tutum almayan, onun sadece yüzeysel yanını, dış yüzünü görebilir; bakışı varlığın anlamlı derinliklerine inemez. (Vecdi Aral)

Alçak gönüllülük

Sevginin bu kapsamlı anlamı ile saygıdan başka alçak gönüllülük değerini de içerdiği vurgulanmalıdır. Saygılı insan zorunlu olarak alçak gönüllüdür; ancak saygılı insan alçak gönüllü olabilir. Çünkü alçak gönüllülük insanın kendi sonluluğuna ve sınırlı oluşuna bilinçlenmesidir; o, evrende insanın kendi varlığını ve yerini doğru bir biçimde algılamasını deyimler.

Alçak gönüllülük değerini en iyi bir biçimde, onun tersinin oluşturan kendini beğenmişliğin ne olduğunun ortaya konması açıklığa kavuşturur. Sonluluk ve sınırlılık bilincinden yoksun olan kimse, en derin anlamda kendini beğenmiş (gururlu) bir insandır. O, kendini salt (mutlak) bir varlık olarak kabul eder ve kendini her şeyden ve herkesten üstün görür.

İkinci gezegende kendini beğenmişin biri vardı. Küçük prensi uzaktan görür görmez haykırdı: - İşte hayranlarımdan biri! Kendini beğenmişlerin gözünde her insan bir hayrandır. (De Saint Exupery)

Alçak gönüllü olmayan bir kimse, kendinden üstün hiçbir varlığı kabul etmediği için de zorunlu olarak değerleri reddeder. Bu yüzdendir ki, ancak saygılı bir tutum içerisinde hakikat, etik, estetik ve yücelik gibi yüksek değerlere açık olan ve alçak gönüllülükle onlar önünde eğilen, aynı zamanda içinde, onları gerçekleştirme ve kendi varlığını geliştirip tamamlanma isteğini duyar, böylece sevgiyi yaşar, duyumsar.

Budalalar bilmiyorlar yarımın bütünden ne kadar çok olduğunu. (Hesiodos)

Burada, alçak gönüllülükten uzak, kendini beğenmiş kimsenin, bu özelliği ile kendini özgür sanmasının da büyük bir yanılgı olduğuna değinilmeden geçilmemelidir. Yukarda bir bağlamda açıklandığı üzere özgürlük, insanın kendini doğanın zorunluluklarından kurtarması ile olanaklıdır. Bu da insanın, doğanın bir uzantısı olan bedensel ve psikolojik varlığının üstünde yer alan tinsel (içsel, manevî) yanındaki değerleri onamasıyla gerçekleşir; çünkü yalnızca bu tinsel değerler bir << olan >> ı değil, bir << olması gereken >> i deyimler. Bu değerlerin tanınmaması ise, insanın sadece << olan >> ın dünyasında kalmasına neden olacaktır ki, böyle bir dünyada (<< olan >> da, doğada) özgürlük değil nedensellik bağıntısı, etki – tepki ilişkisinin yasaları geçerlidir.

Üstelik asıl, değerleri gerçekleştirmeye giriştiğimizde sınırlılığımıza, diğer bir deyimle, sınırlı bağımsızlığımıza bilinçleniriz. Platon’dan beri biliniyor ki, tümüyle gerçeklik, var olan her şey, tam ve yetkin değildir; onlar asıl olan idelerin gölgesinden ibarettir. (Ernst Von Aster) Her ne kadar gerçeklik ide ve değerlere açık olup onları kendi varlığında yansıtabilme özelliğine sahip ise de, asla bunu tam olarak yapamaz; ideler her varlığın kusursuz aslî örneği olmakla sonsuzluğu kapsayacak nitelikte olduğu gibi değerler de derinlik boyutu ile sonsuzluğa uzanmaktadır. Bu yüzden gerçeklikle ideler ve değerler dünyası arasında bir gerilim vardır ve bu gerilim hiçbir zaman aşılamaz; gerçeklik ve değer, << olan >> ve << olması gereken >>, asla tamamıyla örtüşemez.

Diğer yandan, değerleri gerçekleştirecek olan insan da fizik ve psikolojik yanı ile gerçekliğin bir parçasıdır ve böyle olmakla sınırlı ve sonlu bir varlıktır. Bu ise, onun değerleri tam ve saf olarak gerçekleştiremeyeceğinin açık işaretidir. Gerçi insanın isteği sonsuza değin uzanabilir; fakat erki (iktidarı) sınırlıdır. Onun değerlere uzanıp onları gerçekleştirmeye yönelen iradesine kozmik güçlerle bedenin geçiciliği (fâniliği) ve bizzat iradenin süreksizliği ile aşılamaz sınırlar çizilmiştir. İsteğinin sonsuzluğu ile onu yerine getirebilmesi olanağının sınırlı oluşu, insanın salt bir varlık olmaktan çok uzakta kaldığını açıkça göstermektedir.

Ne var ki, doğayı ve dolayısıyla kendisini aşan yüksek değerlerin varlığını algılaması, onları (sonsuza) benimseyip özgürce kendi ben’inde gerçekleştirmeye yönelmesi bir yandan bu yolla varlığının ve gücünün ne denli sınırlı olduğuna bilinçlenmesi ile birlikte, yine de insanın doğanın ve doğal varlıkların efendisi sıfatını kazanmasına yeterli görülmelidir. Doğaya bu üstün olmayı o, yüksek ahlâki bir değer olan alçak gönüllülükle, onu duygu ve davranışlarının ölçüsü ve hedefi yapmakla gerçekten de hak eder.

Alçak gönüllülüğün sevginin yanında yer alması, onun bir boyutunu oluşturması, bu değerin edilgen (pasif) değil, aynı zamanda etkin (aktif) bir tutum almayı öngörmesi ve gerektirmesinde tamamlanır. O, hizmete hazır olmak anlamına da gelir. Kendini beğenmiş kimse, egemen olmak ister. O, kendini herkesin üstünde, onları yargılayıp yönlendiren bir güçle ve bu güçten ötürü bir taht üzerinde oturuyor sanır. Oysa alçak gönüllü olan, kendisinin diğer kimselere hizmet etmek için var olduğuna inanır. Bu inançta, bu zihniyette kölece bir tutum değil, sevginin var edici gücü ve anlamı çerçevesinde alçak gönüllünün yaptığı hizmetle kazanacağı üstün insanlık meziyeti ve onur söz konusudur. Alçak gönüllülük belli somut insanlar karşısında yaratıcı bir duygu olmayıp, tersine kendini aşağılama, bir aşağılık duygusu olurdu. Bu, yanlış anlaşılan alçak gönüllülük, kölece bir duygu olarak, gurur gibi ahlâki bir yanılgıdır; kendisi de bir insan olduğuna göre, kendini aşağılamak, tümüyle insanı aşağılamak anlamına gelir.

İnsana << Kendini bil! Denilmesi, yalnız gururunu kırmak için değil, değerini de bildirmek içindir. (Cicero)

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı