İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Bedenin Rolü

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
31-10-2009 21:16
#1
Bedenin Rolü
Bu açıklamalardan sonra görülüyor ki, sevginin ön koşulu olan << kendini sevme >> bir << Narsizm >> değildir; narsist duygularla hiçbir ilgisi yoktur. O, bencillik olarak da kabul edilemez. Çünkü o, insanın tinsel yanı ile onun yüksek değerleri doğrultusunda gelişmesi ve yetkinleşmesi ile ilgilidir. Bu nedenledir ki, bireyin kendi niteliğini, biricikliğini ortaya koymak, varlığını kanıtlamak ve topluma kabul ettirmek üzere, beden gücünü deyimleyen şiddete başvurmak, başkalarını aşağılayıcı ve korkutucu bir tavır takınmak, sözüm ona özgünlük adına kaba ve iğrenç bir dil kullanmak, yaratacağı olumsuz etki dolayısıyla, asla bir sevgi gösterisi olarak kabul edilemez. Böyle olmakla da kişiliğin bir gereği diye düşünülemez.

Keza bir mesleğin ya da sosyal bir sınıfın adamı olduğunu göstermek ya da anımsatmak için zarafeti aşan, başkalarını rahatsız eden bir kılık – kıyafet içinde olmak, bedeni ile farklı görüntüler sergilemek ne bireysellik, ne de kişilikle ilgilidir. Sırf fizik ve psikolojik etki yaratmak üzere aşırı derecede bedeni ile ilgilenmek gibi bu tür davranışlar kendini sevme değil, olsa olsa narsist duygularla beslenen bir tutumdan ibarettir. Kaldı ki, insanın yalnızca dış görünüşüne ilişkin farklılıklar bedenin olanakları ile sınırlı kalacağı gibi başkaları tarafından da kolayca taklide elverişli olduklarından özgün kişilikle hiç mi hiç ilgili değildir. Oysa insanın asıl içsel yanı, oradaki değerler, derinlikleri ve kapsamlarının engin genişliği ile bireyi küçük bir evren niteliğine sokar ve böylece ona özgünlük konusunda sayısız olanaklar sunar.

Ve sen, kimsin sen? Diye soruyorsunuz bana; ben de Obermann’la birlikte yanıt veriyorum, << Evren için, hiçbir şey, kendim için her şey! >> (Miguel de Unamuno)

Ancak, tinsel dünyanın olgularını ve kavramlarını temsil eden derin ve yüce anlamlı << aşkım >>, << sevgilim >>, << ağabeycim >>, << anacım >>, << babacım >> gibi sözcüklerin içsellik adına, yerli yersiz, tanıdık tanımadık herkese karşı, her fırsatta kullanılması doğru görülemez. Çünkü böyle bir tutum, kullanılan sözcüklerin ve sergilenen davranışın kişiyi kişi yapacak, onu başkalarından farklı kılacak derin duygularla olan bağlantısını koparır, onları sığlaştırır ve anlamsızlaştırır; öyle ki, bu tutum içindeki kimselerin kişiliklerini tümüyle yitirmelerine bile neden olabilir.

Her yıldızın kendi yörüngesi vardır ve onunla en yakın komşusu arasında yalnız güçlü bir çekim değil, erişilmez bir uzaklık da bulunur. Çekimin gücü uzaklığa oranla artarsa, iki yıldız kucaklaşmayıp çarpışır ve yok olurlar. Bizim de onlar gibi yörüngelerimiz var ve acıklı bir çarpışmayı önleyebilmek için aramıza erişilmez bir uzaklık koymamız gerekir. Saygılı davranmanın tüm sırrı birbirinden yeterince uzak durabilmektedir; saygının bulunmadığı toplumda yaşam ne çekilebilir ne de sürdürülebilir. (Bernard Shaw)

Fakat bu açıklamalara bakarak bedenin önemsiz olduğu, ona özen gösterilmeye gerek olmadığı, onun savsaklanabileceği sanılmasın. İnsanın tinsel yanı ve dolayısıyla bütün yüksek değerler, ancak insanın bedeni ile gerçeklik kazanabilir; beden tin’in ve bütün tinsel değerlerin taşıyıcısı durumundadır. Bu yüzden içsel yanın gerçeklik temeli olan beden ve ruh, özen gösterilmesi gereken önemli varlıklardır; bedensel yaşamın ortadan kalkması, aynı zamanda tinsel varlığın da ortadan kalkması sonucunu doğurur. Bu nedenle herhangi bir kimsenin bedensel yaşamına son vermek ya da zarar vermek değerlere (ahlâka) aykırılığı oluşturur; bu eylem bedenin bizzat sahibine yönelik olsa bile.

Nitekim zekâ ve duyarlılık derecemiz beynimizin yaratılışı ile yakından ilgili olduğu gibi, duygu ve düşüncelerimizin doğruluğu ve sağlamlığı organik yapımızın durumundan değişik biçimlerde etkilenmektedir. Somut olaylarda kanıtlanabilmesi güç olmakla birlikte, her bedensel rahatsızlık duygu ve görüşlerimizde bir tür yansımasını bulur. Gerçi kaba ve insanlık dışı duygularında yerleşebileceği sağlıklı bedenlerde kesinlikle sağlıklı bir tin’in bulunacağı söylenemez ise de, ruhsal ve tinsel güçlerimizin ancak, bedenen engelleyici hiçbir kusurun bulunmamasında tam ve uyumlu olarak açılıp gelişebileceği herkesçe kabul edilebilir bir gerçektir. Bu cümleden alarak, nevrastenide ahlâki zorlukların da çıkacağına psikolojide önemle işaret edilmiş olduğuna değinilmelidir. (Pierre Daco)

Bu olay, bedensel bakımdan her türlü güçsüzleşme, çökme ve soysuzlaşmayı doğuracak davranış ve tutumların değere aykırılık damgasını taşıyacağı düşüncesini haklı kılmaktadır. Öyle ki, sonuçta bir güçsüzlük yaratacağı için temel içgüdülerin reddi ve aşırı tinselleşme (içselleşme) bile yaşam düşmanlığı olarak, değerler açısından doğru görülemez. (Nicolai Hartmann)

Her yerde, insanî olanla insanca humen olan arasındaki gerilim ümanite düşüncesine özgüdür. Ve bu gerilimin aşılması, insanca olanın aşırı insanî olan üzerine zaferi, ümanitenin kendini kurtarmasıdır. (Güstav Radbruch)

Görülüyor ki, beden ve ruh sağlığına özen göstermek, yüksek değerlerin açılıp gelişmesi, insanın insan olarak yetkinleşmesi için zorunludur. Beden ve bedensel yaşamın ihtiyaçlarının giderilmesi çabası da, böylece gerçek anlam ve değerini tin’e ve bütün yüksek değerlere hizmette bulur.

İşte bu hizmet ilişkisidir ki, diğer yandan da, bedensel yaşamdan gelen ihtiyaçların giderilmesine bir sınır çekmeyi gerektirir. Bu ihtiyaçların giderilmesi, her şeyden önce ahlâki bir gereksinme ile çelişik olmamalıdır; bundan başka, bedensel yaşam tinsel yaşamın savsaklanmasına, onun göz ardı edilmesine de neden olmamalıdır. Bu konuda ölçülü olmak, karşımıza ahlâki bir değer, kesin bir << olması gereken >> olarak çıkar. Buna göre, yeme – içme gibi bedensel yaşamın ihtiyaçlarının giderilmesinde aşırıya kaçılmamalıdır. Bu konuda ölçülü olmak insanın içsel yanının gelişip açılması için zorunludur.

Bedenle ilgili olmak üzere, cinsel yaşam söz konusu olduğunda ise, bu ölçüyü saflık değeri verir. Saflık, yaşamda seksüel dürtülerin egemenliğinden kurtulmuş olmayı deyimler.

Bir insanın gerçek değeri, her şeyden önce, kendinden kurtulmayı ne ölçüde ve ne yolda başardığına bakılarak anlaşılır. (Albert Einstein)

Yalnız, saflık değerine uygun bir tutum alma, bu değerin içerdiği anlam, cinsiyetin reddi demek değildir. Saf olup olmama üzerine verilecek kararı belirleyen, duyarlılık alanının doyurulması değil, doyurulma biçimidir.

Hastalıklarımızın en belâlısı, bedenimizi sevmemek, küçük görmektir. Ruhunu bedeninden ayırmak isteyen, gücü yeterse, bu işi beden hasta iken yapsın; ruhunu hastalıktan korumuş olur. Ama bunun dışında ruh bedenle işbirliği etmeli, onun zevklerine katılmalı, onunla karı – koca olmalıdır ve – bilgeliğe ermişse – beden hazlarına acılaşmalarına meydan vermeden dizgin vurmalı. (Michel de Montaigne)

Saflık değerinin ne olduğu en iyi biçimde, onun karşıtından anlaşılabilir. Saf olmama, duyusal alanın bağımsızlaştırılması, sadece haz ve zevk peşinde koşulması, sadece haz ve zevkin onanması demektir. İnsanın kendini, hayvanla ortak olan bu yanına terk ve teslim etmesi yalnızca tinsel yaşamın reddini değil, aynı zamanda ruhun aşağılanmasını deyimler. İşte saf olmanın niteliğini, bu durumun aksi belirler.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı