İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Cinsel Sevgi

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
31-10-2009 21:20
#1
Cinsel Sevgi
Ahlâki bir değer olmasından ötürü, sevgide özgürlük ve sorumluluğun temel oluşturduğu bilinince, sırf cinselliğe dayalı sevginin (aşkın) asıl sevgiden uzak bulunduğu kolaylıkla kabul edilecektir. Karşı cinsle birleşme isteğinden ibaret olan cinsel sevgi bireyin kişiliğini oluşturan özgün bir seçme ve kararlaştırma ile asla ilgili değildir.

Anlayışlı, kültürlü bir kadının, bir adamda kavrama yetisine ve ruha (zekâya) değer vermesi; bir erkeğin, mantıklı düşünme sonucunda, eşinin karakterini tartıya vurup göz önüne alması, ona değer vermesi gibi durumların, burada söz konusu olan meseleyle bir alâkaları bulunmamaktadır. (Schopenhauer)

Burada türün varlığını güvence altına almak üzere iş gören genel ve salt bir güç, bir içgüdü söz konusudur. Bu gücün amaç ve hedefi, taraflar bilincinde olsun olmasın, belli bir cocugun dünyaya getirilmesidir.

Evet… Doğa, bireyleri aslında sırf araç olarak kullanır; amacı ise sadece türdür, insan cinsidir. (Schopenhauer)

Çünkü doğa sadece fiziksel olanı bilir ve tanır, ahlâki olanı değil. Hatta kendisi ile ahlâk arasında tayin edici bir uzlaşmaz çelişki bulunmaktadır. (Schopenhauer)

Nitekim bu cinsel istek ve duygu bazen, belli özellikleri olan bir bireye yöneldiğinde, büyüyüp insandaki diğer duyguları aşarak bir tutkuya dönüşebilir. Bu tutkuyla insan maddî ve içsel hiçbir engel tanımadan amacına ulaşmakta ısrar eder, kendini tehlikeye atar, ölümü dahi göze alır.

Bir insanın âşık olması, çoğu zaman komik, kimileyin de trajik olaylara yol açar. Her ikisinin nedeni de, (âşık erkeğin) türün ruhunun eline geçmiş, onun hâkimiyeti altına girmiş olması ve artık kendine ait olmamasıdır. (Schopenhauer)

Cinselliğin, cinsel sevginin, bu temel içgüdünün buyruğunda, onun gücünün etkisi altında bulunması olgusunun, bugün birçok sinir ve ruh hastalıklarının nedeni olduğu bilinmektedir. Toplum kesin buyruklarıyla bireyin cinsel yaşamına karışmakta, böylece toplumda geçerli ahlâki değer yargıları ile çatışkıya giren bireyin cinsel arzuları bilinçaltına itilmektedir. Bu durumun meydana getirdiği hastalığın geçmesi için nedenlerinin yok edilmesi, bilinçaltına itmenin ortadan kaldırılması, sağlıklı bir cinsel yaşamın kurulması ve böylece toplumun ahlâk anlayışının aşılması zorunlu görünmektedir. Ancak bu cinsel bastırmanın etkilerinin ortadan kaldırılması, sağlıklı bir cinsel yaşama geçilmesi yolunda tümüyle serbest bir aşk yaşamına izin verilmesi, ahlâki düzenlemenin yerini tutmak üzere cinsel yaşamdan gelen bütün ihtiyaçların doyurulmasını içeren kendi kendine bir düzenlemenin öngörülmesi asla kabul edilemez. (Wilchelm Reich)

İnsanı doyuran, sağlıklı ve düzenli bir yaşama kavuşturan etken, yalnızlıktan kurtulmak, karşılıklı sevgi bağı içinde yaşamaktır. Bizleri başarılı ve mutlu kılan, sevgi gereksinmesinin giderilmesidir. Her zaman noksanlığını ve yetersizliğini duyumsayan insanın algıladığı tamamlanma ihtiyacı, ancak sevmek ve sevilmekle doyurulabilir. Sevgi insan yaşamında bir varlık ilkesi olarak, vazgeçilmez bir duygudur.

Buna göre, sevgisiz bir cinsel yaşamın insanın sağlığı açısından yeterli olacağı kesinlikle söylenemez. Cinsel yaşamda dahi kararlayıcı olan, sevgidir. Sinir ve ruh hastalıklarının önde gelen tedavisi ya da bunun ön koşulu sevgi ve anlayıştır.

Cinsel boşalım peşinde koşma, tek başınalığın verdiği huzursuzluktan kurtulmak için umutsuz bir uğraş biçimini ve artan bir ayrı yol olma duygusu ile sonuçlanır. Çünkü içinde sevgi bulunmayan bir cinsel birleşme iki insan arasındaki uçurumu kısa bir süre için kapatsa bile tümüyle yok edemez. (Erich Fromm)

Bugün evliliklerin başarısızlıkla sonuçlanmasının nedeni olarak çiftlerin sırf cinsel uyum sağlayamamaları gösterilemez; sevgi cinsel zevkin ürünüdür denemez; böyle bir düşünceye dayanarak, cinsel yaşamdaki bilgisizliğin giderilmesi ile sağlam ve sürekli bir mutluluğa kavuşulacağı umulamaz.

Sevgi yeterli cinsel doyumun sonucu değildir, tersine cinsel mutluluk hatta onca sözü edilen cinsel teknik sevginin sonucudur. (Erich Fromm)

Karımı elimde bir evlenme cüzdanı olduğu için ya da cinsel açlıktan kıvrandığım için değil, onu sevdiğim ve istediğim için kucaklarım. (Wilchelm Reich)

Evlilikte gerçek bir mutluluğa erişmenin, ahlâki nitelikteki sevgiden başka hiçbir yolu olmadığını kabullenmek üzere Fromm’un aşağıdaki sözlerine kulak verilmelidir:

Mutlu evlilik üzerine tüm yazılanlar birbiri ile iyi geçinen bir çifti tanımlar. Bu tanımlama uyum içinde çalışan işçi kavramından pek farklı değildir. Böylesi bir kişi << tam anlamı ile bağımsız >> olmalı, işbirliği yapabilmeli, bağışlayıcı ama aynı zamanda tutkulu ve saldırgan olmalıdır. Bu nedenle evlenme kılavuzu kocanın, karısını << anlaması >> gerektiğini ve ona yardımcı olmasını öğütler. Karısının yeni giysisini övmeli, pişirdiği yemeklerden dolayı iltifat etmelidir. Diğer yanda kadın eve yorgun argın, sinirli ve gergin gelen kocasını anlamalı, onun işindeki sorunlardan söz edişini ilgiyle dinlemeli, doğum gününü unuttuğu zaman öfkelenmeyip bağışlayıcı olmalıdır. Bu tüm yaşamları boyunca birbirine yabancı kalan, << candan bağlılığa >> ulaşamayan iki insanın, karşılıklı nezaketle davranma ve birbirlerini rahat ettirme çabalarının, iyi işleyen ilişkilerinin toplamından başka bir şey değildir.

Böylesi sevgi ve evlilik kavramında asıl önemli olan tek başına olmanın dayanılmaz duygusundan kaçıp bir şeye sığınmaktır. << Sevgide >> insan en azından yalnızlıktan kaçıp sığınacağı bir liman bulabilir. İki kişi, dünyaya karşı bir tür ortaklık kurar ve bu iki kişilik bencilliğin sevgi olduğu yanılgısına düşülür. (Erich Fromm)

Ahlâki sevgide karşısındakine sahip olmaya ve sömürmeye yer yoktur. Bu bakımdan Buscaglıa’nın yakınması haklıdır:

Eski ama doğru bir deyiş bulunmaktadır: << Eşyaları kullan, insanları sev >> derler. Oysa ne denli çok bireyin sevgi adına bunun tersini yaptıklarını; ana babaların çocuklarını, kocaların karılarını, eğitimcilerin öğrencilerini, siyasal partilerin halkı kullandıklarını korkutucu biçimde sezinleriz. (Leo Buscaglia)

Diğer yandan bu kutsal kavramın yerinde anlaşılması için vurgulanması gereken önemli bir nokta da, << sevgi >> nin hiçbir zaman << herhangi bir karşılık beklentisine ya da sahip olma arzusuna >> dayandırılamayacağıdır. (Ahmet Gürbüz)

Görülüyor ki, sevgide duyu ve duygusal yanın öne çıkarılması, onun iradî boyutunun savsaklanması sonucunu doğurmakla, sevgiyi ahlâki bir değer olmaktan çıkarıp, sırf bir doğa olayı kimliğine sokar. Böylece artık o kimilerince, << olması gereken >> dünyasını temsil eden yüksek düzeydeki insanî yaşamın bir görüntüsü değil, << olan >> düzeyindeki doğanın bir işlevi, doğaya egemen olan fizik ve kimyasal, biyolojik ve psikolojik güçlerin bir oyunu olarak algılanır.

Onlar, insanı kimyasal süreçlerle işleyen bir makine gibi görürler. Duygular, heyecanlar ve arzular bu düşünürler için bir takım fizyolojik oluşumlarla açıklanabilen, özel bazı durumlardan başka bir şey değillerdir. Ama bu beyler son yıllardaki nörolojik ve hormonal konulardaki yeni buluşlardan habersizlerdir. (Erich Fromm)

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı