İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Bütün Varlığı Sevmek

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
31-10-2009 21:30
#1
Bütün Varlığı Sevmek
Onuru olan yalnız insan değildir - nesnenin de onuru vardır. İnsan nesneden sadece yararlanmaz, nesne kendince insandan bir şey bekler, kendi değerlerine göre korunmayı ve gözetilmeyi, yararlanılmayı ve tat alınmayı ister, tek bir sözcükle: Sevgi ister. (Güstav Radbruch)

Her varlığın var olması sevmeye ve sevilmeye, kısacası sevgiye bağlıdır. Bütün varlığı, evreni, bir düzen içinde var eden, böylece bir varlık ilkesi olan, sevgidir. Nitekim insandaki sevgi onu, çevresinin dar sınırları dışında varlığın bütününe yöneltir; tinsel bir yaratık olan kişinin, salt değer ve varlığa olan yönelimidir bu. Sevgi, ahlâki niteliği gereği bütün değerlerin kişide gerçekleşmesini ister. İnsanda değerleri kendi ben’inde gerçekleştirme isteği olarak tanımlanan sevgi, yetkin ve tam olmayan varlığın tamamlanma eğilimidir. O, sonsuzu kavrama, onunla birleşme ve özdeş olma duygusudur; insanın sonsuzluğa olan özlemi, kalıcılık (ebedîlik) arzusudur.

Bilginin konusuna uygunluğunu deyimleyen içeriği ile hakikatin bir değer olarak kabulünü sağlayan da, onun insandaki tamamlanma istemi olarak, her şeye, sonsuza yönelmesidir. O, her şeyin özünü, niteliğini kavrayıp, onunla birleşme, ona içsel bakımdan sahip olup zenginleşme olarak algılanır ve kabul edilir. Bilme ile biz her şeyle birleşir, her şeyle sanki özdeşleşiriz.

Gerçek bilgiye erişmenin tek yolu sevme edimidir. Bu edim, sözleri de düşünceyi de aşar. (Erich Fromm)

İnsanlar öğretmedi,

Beni sonsuz sevgi dolu, kutsal bir kalp

Yöneltti sonsuza doğru (Hölderlin)

Sevginin kaynaklandığı, sonsuzu kucaklamak, sonsuza dek var olmak istemi ile ortaya çıkan duygunun, insanın ölümden sonra bir yaşamı olabileceğini kabullenmeyen akılla çatışması sonucu, trajik bir duyguya dönüştüğünü gören Unamuno, sevgiyi acıma duygusuna dayandırır ve onun evrendeki her varlığa yönelmesini bu duygu ile açıklamaya çalışır:

Ve sana en yakın olanlardan, başka insanlar için, türdeşlerin için olan bu acıma duygusu, yaşayan tüm canlıları, belki de hatta yalnızca var olan ama canlı olmayanları kapsayan evrensel bir acımaya dönüşecektir. Geceleyin yukarılarda parıldayan şu uzak yıldız, bir gün sönecek, toz olacak, parıldamayacak ve artık var olmayacaktır. Ve onun gibi, yıldızlarla serpili göklerin tümü öyle olacak. Zavallı gökler!..

Ve böylece tüm şeylere acıyacaksın; evrensel sevgiye erişeceksin. İnsan ve insan – dışı, canlı ve cansız, her şeyi sevmek için, her şeye acımak için, her şeyi kendi kendinin içinde duymalısın, her şeyi kişileştirmelisin. Çünkü aşk sevdiği her şeyi, acıdığı her şeyi kişileştirir. Biz ancak kendimize benzeyene acırız – yani onu severiz - … (Miguel de Unamuno)

Unamuno’nun sevginin evrensel boyutuna, evrensel sevgiye, ilişkin görüşünü daha somut ve sanatsal bir anlatımla Buscaglia’nın aşağıdaki anlatısı açıkça doğrulamaktadır:

Birinci kişi içeri girer, fıçıya bakar ve fıçıda bir karınca görür. Karıncaya << su fıçımda ne işin var senin? >> diyerek onu ezer. Karınca yok olur. Bencillik! İkinci kişi gelir, fıçıya bakar ve karıncayı görünce << Evet çok sıcak bir gün, karıncalar için bile çok sıcak. Hiçbir şeye de zarar vermiyorsun. Haydi, fıçımda otur bakalım. >> Der. Hoşgörü! Üçüncü kişi gelir. Ne kızmak gelir aklına ne de hoş görülü davranmak. Fıçıdaki karıncayı görür görmez ona hemen bir avuç şeker uzatır. Bu, sevgidir. (Leo Buscaglia)

Sevginin, bize yararı olsun olmasın her varlığa, var olan her şeye yönelmesinin nedeni, var oluşun başlı başına bir değer taşımasından ileri gelir. Ve böylece bu yönelim, saygılı bir tutumla tüm değerleri kendinde gerçekleştirip yetkinleşme ve tamamlanma isteği biçimindeki, sınır tanımayan sevginin, tanımına uygun düşer.

Bir kez, bütün varlıkların var oluşu insanın kendisini bilmesini sağlayan tek olanaktır; bu yüzden her bir varlık insan için çok büyük bir öneme sahiptir. Nitekim onların, önce bilincimizin karşısına geçmek, onun karşısında bulunmakla bilgimizin konusunu oluşturması, bizde hakikat değerinin uyanıp algılanmasına neden olur. Hakikat değerinin dışında, diğer değerler açısından da durum bundan farklı değildir. Değerler bağımsız bulunmak ve ayrı düzenliliklere tabi olmakla birlikte, gerçekliğe doğru bir eğilim taşırlar; gerçekleşmek, somut bir varlık kazanmak için içlerinde sanki bir dürtü, bir itici güç vardır. Saf değerler, insanın tinsel yanında düşünsel bir varlığa sahiptir. Onlar bizde kavramlar olarak vardır; ancak gerçekleştikten, söz gelimi estetik değerin bir tabloda yansıması, ahlâki bir değerin bir davranışta görünmesi gibi, bir gerçeklik parçası ile birleştikten sonra tam bir değer kimliğini kazanır. Onlar gerçeklikle birleşerek tamamlanmaya muhtaçtırlar, varlıklarının tam bir gelişmesi yalnızca, onlardaki istemin (<< olması gereken >>in) yerine getirilmesi ile olur. Böylece değer taşıyıcısı olarak değer özelliği kazanan bir gerçeklik parçası (bir varlık) o varlığa ilişkin vereceğimiz iyi – kötü ya da güzel – çirkin gibi değer yargılarıyla, bizde soyut bir kavram olarak mevcut olan değerin algılanıp bilinmesine neden olur. Bu bilgilerin anlamı ise, insanın kendine dönmesi, asıl varlığı olan tinsel yanına, kişi olduğuna bilinçlenmesi, var olduğunu algılaması demektir. Nitekim bunu hakikat değeri açısından gören Descartes,

Düşünüyorum öyleyse varım

Cogito ergo sum (Heinrıch Schmidt)

Biçiminde deyimler.

Öncelikle ve kesin olarak şu bilinmelidir: Somut zaman ve mekân koşullarındaki nitelik ve niceliği ne – nasıl olursa olsun; var olmanın kendisi, tek başına, var oluş sürecindeki en büyük ve belki de biricik bir değerlendirme odağı konusu olarak kavranmak ve önemi teslim edilmek gerekir. (Ahmet Gürbüz)

Üstelik varlığın tümü en üstün bir değerin, yücelik değerinin, kutsal olanın, bir yaratması olarak düşünüldüğünde, nasıl insan evrendeki varlığı ile bir değer oluşturuyorsa, bunun gibi her var olan da bir değeri deyimler; çünkü o, varoluşunun nedeni olan << sevgi >> nin ******dur. Sevginin bizi sonsuza yöneltmesi, sonsuzda yer alan her varlık parçasının, kendileri ile birleşip özdeşleşebileceğimiz bir değeri temsil etmesinden ileri gelir; aksi durumda sınırlı bir sevgi, sırf psikolojik bir doğa olayı olarak, << olması gereken >> den uzak, ahlâki niteliği olmayan, anlaşılmaz, anlamsız, hayvanî bir duygu olarak kalırdı. Böyle olmakla da insandaki özgür bir kişilik kazanma olanağını yok etmiş olurdu. Bunun içindir ki,

Var oluşun kendisi, kelimeler aracılığı ile anlatılması olanaksızcasına olağanüstü kayra’dır; Tanrısal bir << ihsan >> ve bağıştır. (Ahmet Gürbüz)

Böylece sevginin bizi her varlıkla birleştirip onunla özdeşleştirdiğini, bu yüzden canlı – cansız, küçük – büyük her şeye sevgi ve acıma duygusu içinde yaklaşmanın, var olmanın ve var etmenin, kısaca yaşamın anlamına uygun düşeceğini, bu niteliği gereği evrensel sevginin, evrensel bir ilke olduğu vurgulamak üzere, Geylani’nin

Gerçek kalp sahibi, yalnızca kendisi yaratılmış ve kendisi ile Rabbi arasında hiçbir varlık yokmuşçasına duyumsayandır. (Ahmet Gürbüz)

Biçimindeki özdeyişi, bilgelik dolu bir anlam taşımaktadır. Gerçi insan, onurlu bir varlık olarak doğanın efendisidir. Bu, her şeyin onun için var olduğunu ve ancak ona oran edilmekle anlam kazanacağını deyimler. Nedir ki, insan, sevgi değerine konu olmakla, insanın kendi varlığının tamamlanması, kişiliğinin gelişmesi için zorunlu bulunmakla ve üstelik en üstün bir değer olan Tanrı açısından bakıldığında insan gibi, insan kadar aynı bir yaratılmışlık niteliğini taşımakla, kendiliğinden bir değer olarak kabulü gerekli olan varlığı, bu varlığın hiç birini, hiçbir parçasını keyfince kullanamaz. Her şeyin onun için olması demek, her şeyi keyfince kullanabilecek demek değildir.

Aslında, insan için, keyfince davranmak kendisini aşağılayıcı bir tutumdur. Çünkü keyif salt psikolojik bir olay olarak insan davranışlarını belirleyen bir güdüden (bir motiften) başka bir şey değildir. Ve böyle olmakla da o, doğal bir etkenden ibarettir. Bu durumda insan, artık doğanın efendisi değil, bizzat doğanın bir parçası olmaktan öte bir şey olamaz; bir özne (bir kişi) değil, sırf bir nesne (obje, eşya) olur ve öyle kalır.

Öyleyse insan, kendiliğinden bir değer olan varlıkları üstün bir değer uğruna, kendisinde mevcut hakikat, etik ve estetik gibi değerleri gerçekleştirmek üzere kullanabilir. Her şeyin onun için var olduğu sözünün, sadece kendisinde, kendisini oluşturan, kendisini bir kişi yapan değerler için, onların gerçeklik kazanması için var olduğu anlamından başka bir anlama gelemez.

İşte ancak ve yalnızca yüksek değerler için bir araç olarak kullanılabilmelerine izin verilen varlıklara, bu yolda duyulacak saygıdır ki, onları sevmemize, onlarla birleşmek üzere kendimizi tamamlayıp sonsuza uzanmamıza neden olmakta, böylece Tanrı sevgisine ulaşmamıza olanak sağlamaktadır. Platon’la birlikte << değer iradesi >>, değerleri kendi benliğinde gerçekleştirme iradesi dediğimiz eros, sonsuzu kucaklama, onunla birleşme isteği olarak YÜCE OLAN’a yöneliktir; diğer bir deyimle bu sevgi bir TANRI SEVGİSİ olarak görünür.

Gözle görünen evren, kendini koruma içgüdüsü ile yaratılan evren, çok dar geliyor bana. Daracık bir zindan odası gibi o, demir çubuklarına ruhumun kanatlarını boş yere çarptığı. Havasızlığı boğuyor beni. Daha çok, daha çok, gittikçe de daha çok! Ben kendim olmak istiyorum, kendim olmayı sürdürürken ama başkaları da olmak istiyorum, görünen ve görünmeyen nesnelerin bütünlüğü içinde birleştirmek istiyorum kendimi onlarla, uzayın sınırsızlığı içinde kendimi yaymak ve kendimi sonsuz zamanın içinde uzatıp sürdürmek istiyorum. (Miguel de Unamuno)

Var olmak, hep var olmak, sonsuzca var olmak! Var olmak susuzluğu! Tanrı özlemi! Ebedileştiren ve ebedî sevgi! (Miguel de Unamuno)

Sevgi’de Tanrı sevgisine zorunlu olarak ulaşıyoruz; çünkü bizi var etmiş ve bundan sonra da var edebilecek olan tek güç sevgidir, tek varlık ilkesi odur ve ancak Tanrı sevgisi, iki taraflı olmakla bize, bizi var ettiği gibi, sonsuza dek var olabilme umut ve güvencesini vermektedir.

Masiva sevgisi (Tanrı dışında bir varlığa yönelik sevgi) Tanrı sevgisi gibi değildir; çünkü masiva sevgisinde sevenin sevgili olması kaçınılmaz olarak gerçekleşmez, oysa Tanrı sevgisi bir kişide olunca onda sevgililik niteliği de oluşur; çünkü bu bağlamdaki sevginin ortaya çıkışı önce Tanrıdan sonra insandan olur. (Nesefi)

Anlaşılıyor ki,

İnsanın sevmekten başka seçeneği yoktur; çünkü eğer sevmezse, seçeneklerinin yalnızlıkta, yıkımda ve umutsuzlukta olduğunu görür. (Leo Buscaglia)

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı