İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Ortak Mutluluk

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
31-10-2009 21:48
#1
Ortak Mutluluk
Varlığını, özellikle kültür aracılığı ile tinsel yanının gelişmesini, böylece insan olmasını borçlu bulunduğu toplum, insanın sosyal bir varlık olmasının sonucudur; o, toplum dışında, en azından insan olarak, var olamaz, insan kimliğini kazanamaz. Böyle olmakla birlikte, bu doğal ihtiyacını ve tinsel gereksinmesini deyimleyen toplum, kendiliğinden gerçekleşmeyip insanın çabalarına, onun akıl ve vicdanının elbirliğine, birlikte iş görmesine bağlı bulunmaktadır; çünkü o, yapıcı güçlere sahip olduğu kadar, yıkıcı güçlere de sahiptir, özgecil olduğu kadar, aynı zamanda bencildir.

İşte, bir yandan toplumsal yaşamda çok büyük, dirimsel yararlar gören çıkarcı aklı ile ve diğer yandan yalnızlığa katlanamayan sevecen, sevmek ve sevilmek isteyen, acıyan ve acınan ruhu ile kısacası vicdanı ile insan, çok eskiden bu yana din ve ahlâk gibi kurallar bulmuş, bunlarla birlikte, ilişkide bulunduğu insanları çevreleyen, onları dağılmadan bir çerçeve içinde tutan hukuk kurallarını, daha doğrusu, hukuku meydana getirirmiş.

Tarih öncesinden bu yana her zaman, içinde yaşadığımız toplum ve toplumsal yaşamın bu çok kısa çözümlemesinin işaret ettiği düşünceye ve çıkarılacak sonuca göre, hukukun varlık nedeni, davranışlarımızı bağlayıcı gücü, yine bizdeki akıl ve vicdandan, onları temsil eden adalet değerinden gelmektedir. Böylece hukuku hukuk yapan temel öğenin adalet değeri olduğu bilinmekle, onun bir korkutma ve sindirme aracı olmadığı ve olamayacağı, terörden bu yolda ayrıldığı açıkça ortaya çıkmaktadır Davranışlarımıza ve ilişkilerimize yönelik dışımızdan gelecek bir zorlama, salt bu niteliğinden dolayı hukuksal meşruluğun ölçütü olarak değerlendirilemez; hukukun meşruluğu ancak adalet değeri ile ortaya konabilir. Çünkü eşitliği öngörmekle o, toplumsal yaşamda çıkarını bulan akla hizmet ederken, bir yandan da çıkarcılığın yıkıcı gücüne karşı koyan duygusal özelliği ile kesin ahlâki buyruğu dile getirir, herkese kendisine ait olanın verilmesini, herkesin hakkına saygı duyulmasını ister. Buna göre, gerçek toplumsal yarar, toplumun sağlamlığı ve geleceği sadece adalete dayalı bir hukukta görülebilir. Büyük hukuk düşünürü Güstav Radbruch ‘’ hukuk, halka yararlı olan şey değil, tam tersine ancak hukuk olan şey halka yararlıdır ‘’ özdeyişinde bunu vurgulamak istemiştir. Hemen herkesçe bilinen deyimi ile mülkün temeli, adalettir.

Bir bütün olarak hukukun meşruluğu, hukuk felsefesinin açıklığa kavuşturması gereken en önemli sorundur. Hukuk felsefesi, bu sorunu çözümleyebilmek için, eylemsel olarak belli toplumlarda hukuksal meşruluğun nasıl algılandığının belirlenmesiyle ve bunun bu biçimde benimsenmesiyle yetinemez. Yapılması gereken şey Meşruluk kavramına evrensel bir tanım getirmek, bu tanımın içerdiği temel değerleri belirlemek, bunun sonrasında ise, somut olarak ‘’ hukuk ‘’ diye karşımızda bulunan veriyi elde edilen ölçütlerle karşılaştırmaktır. Bu çalışmada da, eylemsel olarak belli bir toplumda hukuksal meşruluğun nasıl algılandığının ortaya konmasından çok, hukuksal meşruluğa ilişkin nesnel ve evrensel bir bakış açısı geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu, eylemsel olarak hukuksal meşruluğun algılanış biçiminin önemsizliği ve olması gereken’le ilişkisizliği anlamına alınamaz doğal olarak; hiç kuşkusuz, olan’la olması gereken ya da başka bir deyimle kuram ile olgu arasında doğrudan bir ilişki ve etkileşim vardır. (Benjamin Cardozo)

Hukuksal meşruluğa ilişkin nesnel ve evrensel bir açıklama biçiminin getirilebilmesi için, eylemsel olarak bu konunun algılanış ve pratikteki oluşum biçiminin de incelenmesi gerekir. Ne var ki, eylemsel olarak varolan algılanış ve oluş biçiminin belirlenip bununla yetinilmesi ve bunun aynı zamanda bir ‘’ değer ‘’ olarak savunulması; olması gereken’e ilişilmemesi benimsenebilir bir tavır olamaz. Bu tavır aynı zamanda, bütüncül bir bakış açısının; küresel ve somut bir hümanizmanın geliştirilmesi için çaba harcama gereğinin yadsınmasını yansıtır; çünkü hümanizma, insanın aşamalı bir biçimde özgürleşmesine yönelik bir girişimi, bir atılımı ve insanın yazgısını iyileştirme ya da değiştirme olanaklarının aralanmasına yönelik sürekli bir duyarlılığı deyimler. (Huntington Cairns)

Bununla birlikte, ‘’ olması gereken ‘’ e ilişkin alanda geleceğe yönelik kesin içerikli söylemler söz konusu olamayacağından dolayı, hukukun meşruluğunun evrensel ve nesnel ölçütlere dayandırılmasını içeren bir yaklaşımın daha iyi bir dünyanın oluşturulmasını amaçlayan bir çabayı deyimlediği ortadadır. Yine de, Rudolf Stammler’in belirttiği gibi, ‘’ toprağı kazmak bizi altın damarına gotürebilir; şimdi madeni işlemeli, sert kayayı yenmeli ve ne elde ettiğimizi görmeliyiz; belki de dikkate değer bir şeydir bu. ‘’ (Rudolf Stammler)

Bu durum bütün evrensel hukuksal değerler için geçerlidir: İnsan hakları, demokrasi gibi tüm değerler, bütünüyle tamamlanmış, bitmiş bir yapıyı değil de; özgürlük ortamında; görüş ve düşüncelerin, tavır ve tutumların bilinmesinden sonra özgürce ve kendiliğinden oluşan genel benimsemelere dayalı olarak oluşmak biçiminde bir süreci yansıtırlar. Belli bir süreç içerisinde, özgürce ve kendiliğinden oluşmakta olan bu evrensel hukuksal değerlere uygun ve onlarla uyumlu olmak biçiminde bir meşruluk koşulu, demokratik hukuk devletinin meşruluğun koruyucusu olarak başvurmak durumunda olduğu en son kurumu yansıtmaktadır.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı