İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Sanatın Önemi

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
04-11-2009 00:49
#1
Sanatın Önemi
‘’Güzel bir yüzü seyretmek, güzel bir güneş batışını seyretmek, engin denizleri seyretmek.. dağlara çıkıp ufukları seyretmek, bahçelerde dolaşmak, tatlı bir müzik dinlemek.. Bütün bunlar insanın ruhunu genişletir, kalbini temizler ve içini güzel duygularla doldurur. ‘’ (bütün dünya, sayı 8, s. 32)

Sanatsal yaşantı bir kimsenin güzel dediğimiz nesne ile ilişkiye geçip, onu algılaması durumunda ortaya çıkar. Bizi bu nesne için güzel yargısına vardıran, o nesnenin içimizdeki estetik değere, onu temsil eden ölçüye uygun düşen özelliklere sahip bulunmasıdır. Buna göre sanat, estetik değerin gerçekleştirilmesi, sanatsal yaşam ve yaşantı da onun herhangi bir biçimde algılanmasıdır.

Ancak ayrıksız herkesin güzeli algılayabileceği söylenemez. Bazıları estetik bakımdan bir değer körüdür, güzelin onlar üzerinde hiçbir etkisi yoktur; güzel onların iç yaşamına uzanıp dokunamadığı için üstelik olumsuz olarak değerlendirilir. Güzel, değer ve önemi olmayan bir şeydir.

Bu gibi kimselerin güzeli algılayamamalarının nedeni, bunun için gerekli organa sahip bulunmamaları ya da bu organın yeterince gelişmemiş olmasıdır. Bu organ akıl ve duygunun işbirliğini deyimler ve temeli bakımından akla değil, duyguya dayanır. Etik (ahlâk), hakikat gibi tüm değerlerle birlikte estetik değerin de yeri akıl düzeni (ordre de la raison) değil, gönül düzeni (ordre du coeur) dir.

Kalbin, mantığa sığmayan apayrı bir mantığı vardır. (Pascal)

Bir değerin kavranması teorik bir kavramadan değişik olarak onun duygu ile benimsenmesidir. Bu yüzden güzelin değer niteliği, onu duyumsamayana mantık yoluyla kanıtlanamaz.

Nedir ki, estetik bakımdan değer körünün karşısında bu kez de estetik insan tipi bulunur. Bu insanın gözünde estetik değer diğer değerlerin yanında bir değer değil, tek başına bir değerdir. Burada estetik olanın hiçe sayılmasına karşıt olarak onun salt bir kimliğe sokulması (mutlaklaştırılması) söz konusudur. Homo estetikus denilen bu tip için bir sanat yapıtına bile gerek yoktur, ama başka duygulara kapalı ve duyarsızdırlar.

Oysa estetik değer ne reddedilebilir ne de diğer değerleri yok saydıracak ölçüde salt bir kimliğe sokulabilir. Sanat ve sanat değeri karşısında her iki tutumda yanlıştır. Diğer değerler gibi estetik değer de kendi başına ve kendi özünde ele alınmalıdır. İşte o zaman onun olumlu niteliği, insan yaşamındaki önemi açıkça görülür.

Bir kez estetik değer, tinsel (manevî) değerlerdendir. O da etik ve hakikat gibi yüksek değerlerden olup, insanın tinsel yanında varlığa sahiptir; insanın bu yanında eşya ve olayları kendilerine bakarak değerlendirdiği, ölçülerdir. İster sanatkârca yaratma, ister bir sanat yapıtı karşısında duyumsanan estetik yaşantı olsun, her ikisi de tinsel bir çaba, tinsel bir etkinliktir. Gerçi estetik değerin algılanmasında, diğer değerlerin algılanmasından değişik olarak bir haz ve hoşlanma duygusu da vardır; ancak, bu duygu bedensel alandan gelen, böyle olmakla hayvanda da bulunan bir keyiflenme ve aşağı bir haz duyumu değildir. Eğer öyle olsaydı,

Sadece duyguları yeterince yoğun etkileyen her şey, sanat olmaya hak kazanırdı. (Geiger)

Örneğin içki, afyon, sigara gibi keyiflendiriciler (mükeyyefat) de bir sanat yapıtı sayılır, estetik olanın kendine özgü bir yanı, bir bağımsızlığı kalmazdı. Oysa estetik duygu ve duyumsama beden ve psikolojik alanda kalmayıp daha derinlere giden bir zevk, bize mutluluk veren bir duygudur. Estetik yaşantı bedensel ve ruhsal etkilerin, bu alandan gelen hoşlanmaların daha derin, daha yüksek bir duyguya ulaşması, anlık ve geçici hazlar olmaktan çıkıp mutluluğumuzun sürekli bir öğesi, kişiliğimizin bir boyutu kimliğine girmesidir. Bu niteliği ile sanat ve sanatsal yaşam duyuların bir gelişmişliği, duyuların bir erdemidir.

Sanatın böyle apayrı bir duygu, derin bir zevk ile algılanıp yaşanması, sanatın işlediği konudan bağımsız oluşunu da açıklamaktadır. Sanatsal coşku, konudan gelen bir coşku değildir; konunun değil, bizzat estetik değerin yarattığı bir coşkudur. Eğer sanat duygusu konunun bizde uyandırdığı duygulardan olsaydı, yurt sever kişi tarihsel öykü ve oyunlara, savaş ve utku sahnelerine, ahlâka önem veren kişi moral betimlemelere bayılacak

Burada her zaman konunun uyandırdığı etik, dinsel, milliyetçi yükseklik sanatın yüksekliği sanılacaktı. (Geiger)

Oysa durum böyle değildir, öyle ki, sanat yapıtının işlediği ve gösterdiği konu çirkin ve korkunç dahi olsa, estetik değerin yaşanması her zaman konudan bağımsız yüksek ve soylu bir duygudur.

San’at tarafından taklit edilince gözlerin hoşuna gitmeyen ne iğrenç yılan, ne de iğrenç canavar vardır. (Boileau)

Çünkü estetik değer, yukarıda da, belirtildiği gibi, tinsel ve yüksek bir değerdir.

İşte böylece sanatsal yaşam ve etkinlikler bizdeki tüm yüksek değerlerin kaynağı olan tinsel yanımızın güçlenmesine yarar. Bu nedenle denilebilir ki, estetik olanın ilk olumlu etkisi iç dünyamızın, tinsel yanımızın, adeta bir bakımını sağlamasıdır.

Diğer yandan estetik olan tinsel yanımızı (akıl ve anlam yanımızı) genişletip zenginleştirir, onun aracılı ile tek ve somut olanı özü, ruhu bakımından kavrama olanağını buluruz. Sanat yapıtına kendimizi vererek, tek olanı somut özelliğinde kavrarız. Sanat yapıtında betimlenen bir insanın yüzündeki bir çizgiyi, bir kırışığı görür ve hemen de onun anlamını, özünü kavrarız.

Ve bundan başka, somut algılama sadece bir bilgi değildir, o yaşamadır.. O, duyuş ve görüşümüzü keskinleştirir. Aptal gözlerimiz onunla açılır, aydınlık olur. (Geiger)

Sanat ilim gibi gerçeğin şeklini bozacak yerde, hayat evriminin içine dalıyor ve ferdiyi olduğu gibi yakalıyor. (Suut Kemal Yetkin)

Sanat yoluyla insanın yaşamına ve yazgısına derin bir bakış kazanıyoruz. Sanat olmasa asla bilinemeyecek, duyumsanamayacak olanı (terra incognita) alanına giriyoruz. Böylece yaşama ve onun biçimlendirilmesi olanağına, insan varlığının temelleri ve uçurumlarına, insan tutkusunun canavarca büyüklüğüne, fakat aynı zamanda insanın böyle bir canavarı bastıran ahlâki güçlerine ilişkin bilgimiz olağanüstü bir zenginlik ve derinliğe sahip oluyor. (Johannes Hessen)

Üstelik sanat tinimizi sadece genişletmez, aynı zamanda yükseltir de. Güzelin içimizdeki derin etkisi, her günkü güçlük ve kaygılarıyla sıkıntılı yaşam gerçeğini aşmamıza, onun üstüne çıkmamızı sağlar.

Onun bu başarısında varlık güçlerimizin iç armonisini geliştirmesinin payı büyüktür. Bilindiği üzere insan, duyusal – tinsel bir varlıktır. Varlığın bu her iki boyutu arasında, değişik türden olmalarından ötürü, bir gerilim ilişkisi vardır. Etle tin, aşağı ben ile yüksek ben arasındaki savaşım, insanın varlık yapısını temellendiren ve bu yüzden tüm insana özgü bir olgudur. İşte estetik olan, duyusal ve tinsel olanın bir birleşmesi ve kaynaşmasını deyimler; artık her iki öğe arasında hiçbir gerilim kalmaz; tersine bir uyum meydana gelir.

Güzel olanla içten kaynaşan bir kimse çiğ duyusal olanın arınmasıyla tinselleştirilmiş duyarlılık alanında bir yaşam biçimine kavuşur.

Gerçek sanat sırf geçici bir oyunu hedef almamıştır; onun ciddiyeti insanda anlık bir özgürlük düşü uyandırmak değil, onu gerçekten serbest kılmaktır.

Bu niteliği ile sanatın son bir etkisi kendini etik alanda gösterir. Sanatın sağladığı özgürlüğü, böylece de tinsel olanı yaşayan kimseler, ahlâki değerleri kolayca algılama, bununla da kendini aşma, içini değiştirme olanağına kavuşacaklardır. Bu, her şeyden önce, ahlâken ilerlemenin ön koşulu olan ‘’ içtenlik ‘’ ve kendini aldatmamayı deyimleyen ‘’ doğruluk ‘’ değerlerinin gerçekleştirilmesidir. Esasen,

Kim ki, dar görüşlü ve küçükse ve nesnel olamıyorsa, sanatın derinliğini asla yaşayamayacaktır. Bunun gibi kim ki, katı, eğilip bükülmez donmuş bir toplum erdemi içine kapanmıştır. O, kendi duyusal nitelikleri içinde kalır, ne yukarı ne aşağı yönde değişebilir. (Geiger)

Sanatın sağladığı özgürlükle tinimizin aydınlanması, içimizdeki ‘’ sevgi ‘’ değerinin de uyanmasına neden olacak, bununla da sanatsal yaşantı bizi sorumlu bir kişi olma yüceliğine ulaştıracaktır; çünkü

.. seven insan sorumluluklarını tanıyan insandır. (Leo Buscaglia)

Bu, aynı zamanda sanatın toplumsal önemini de göstermektedir. Çünkü toplumsal yaşam ve yaşantının temeli sevgidir. Sevgiye dayanmayan bir barış üstün güç karşısında bir geri çekilme ve sinmeyi deyimler. Böyle bir durumun ise, ahlâki değeri olan gerçek bir barışı temsil ettiği söylenemez.

Korkuya dayanan bir barış, bastırılmış bir savaştan başka bir şey değildir. (Hery Van Dyke)

Günümüzün toplumsal ve politik yaşamının çirkin ve olumsuz görünümünü vurgulayarak belirtmeye çalışan Camus,

Bu günü anlatan kitapların yazarları, duygunun incelikleri, sevgi gerçekleri üzerinde duracak yerde, yargıçlardan, mahkemelerden, davalardan, suçlama yollarından başka bir şey görmüyorlar. Pencereleri dünyanın güzelliklerine açacak yerde, yalnızların sıkıntılarına açılmış pencereleri kapıyorlar. (Albert Camus)

diyor ve büyük olan sanatın böyle bir dünyaya, her türlü ideolojiye karşı olduğuna, onun utkularını hiçe saydığına açıkça işaret ediyor.

Dediler ki, her siyasi doğruluk er geç öldürmek zorunda kalır. İnsan ya bu aşırılığa düşmeyi göze alır ya da dünyayı olduğu gibi kabul eder.. Bu yargı büyük bir coşkunlukla öne sürülüyordu. Ama öyle sanıyorum ki, bu coşkunlukları başkalarının ölümünü hayallerinde yaşayamadıklarından ileri geliyordu. Başkalarının ölümünü düşünememek çağımızın bir bozukluğudur. (Albert Camus)

İşte ancak sanat ve sanatsal yaşantıdır ki, estetik değer içerisinde somut ve tek tek insanı, etten ve kemikten oluşan insanı, gerçek insanı bize anlatıp duyumsatmakla, bu yolla içimizdeki sevgiyi uyandırmakla, öldürme dürtüsünün panzehirini bize vermektedir.

Burada sonuç olarak, tini yükselten sanatsal yaşamın ve onun temsil ettiği estetik değerin ahlâk alanına kapıları açmakla kalmayıp, insanın bu kapıdan geçerek daha da yükseklere çıkmasına, tanrısal olana erişmesine zemin hazırladığı da belirtilmeden geçilmemelidir. Gerçi sanatsal yükselme, her şeyden önce salt ve estetik bir yükselmedir, fakat o, kolaylıkla Tanrısal bir algılamaya ve yükselmeye geçebilir. Abartmaksızın denebilir ki, birçok kimse için estetik yaşantı, dini yaşantıya gotüren bir taşıt aracıdır.

Yüksek sanattan zevk alma onların ruhuna adeta kanat takar; öyle ki, onlar arza ilişkin ve içkin olandan yükselip arz üstü, aşkın olana yükselebilirler. (Johannes Hessen)

Nitekim bu konuda özellikle müziğin etkileri düşünülsün: O, Tanrısal olanın sezilmesi ve görülmesi için bir yol açıcıdır.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı