İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Mikroskobu İcat Eden Adam

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
21-12-2009 16:02
#1
Mikroskobu İcat Eden Adam
On yedinci yüzyıl sonlarına doğru bir sonbahar günü idi. Londra’da en büyük bilginleri çatısı altına toplayan (İngiltere Krallık Kurumu) << Royal Society of England >> üyelerinin oy birliğiyle Hollandalı manifaturacı Bay Lövenhök’ün üyeliğe kabul edilmesine ve kendisine kurumun armasını taşıyan gümüş kılıfa bir diploma gönderilmesine karar vermiştir.

Bu karar ilân olunurken duvarların dibine birer gölge gibi duran saygılı hademeler hayretle birbirlerinin yüzlerine bakmışlardı. Bu ağır başlı Lordlarla centilmenlerin, aralarına bir yabancı manifaturacıyı alışlarına bir türlü akıl erdiremedikleri belliydi. Leuwenhoeck adındaki dükkâncı bu şerefe neden lâyık görülmüştü?

Antony Leuwenhoeck 1632 yılında Hollanda’da Delft şehrinde doğmuştu. Sepetçilik ve bira yapımı işiyle uğraşan babasını küçük yaşta kaybetti. Annesi Antony’yi okula gönderdi. Okuyup saygıdeğer bir memur olmasını istiyordu. Genç Leuwenhoeck, on altı yaşına kadar okuduktan sonra bugün bilinmeyen sebeplerden okulu bırakarak Amsterdam’a gitti, bir manifaturacının yanına çırak olarak girdi.

Burada altı yıl çalıştıktan sonra doğduğu şehre döndüğünü; evlendiğini ve bir manifatura dükkânı açtığını biliyoruz. Leuwenhoeck’un yaşadığı zamanlarda Hollanda’da gözlükçülük çok ileri gitmişti. Genç manifaturacı kalınca saf cam parçaları, kenarları ince, ortaları şişkin, yani mercimek şeklinde yontulursa, bunlarla cisimlerin olduğundan büyük görüldüklerini duymuştu. Merak sardırdı bu işe, vakit buldukça gözlükçü dükkânlarına gidiyor, merceklerin nasıl yontulduğunu öğreniyordu. Bundan başka simyacılardan, eczacılardan, bakır, gümüş, altın gibi madenlerin nasıl yumuşatılıp şekillendirileceğini de öğrenmişti.

Hayatını yazanların anlattığına göre ömrünün yirmi yılını bu işe harcamıştı. İyice öğrendikten sonra da kendisi için durmadan camları yontup mercek yapmaya koyuldu. Bu mercekleri yapmaktan maksadı, eline geçen şeyleri, gözle pek iyi görülemeyen cisimleri daha büyük görmekti. Bunun için yaptıklarıyla yetinmiyor, daima daha büyük gösteren mercekler yapıyordu.

Günlerce başını kaldırmadan yonttuğu merceklere madenlerden çerçeveler de yapıyordu bir yandan, bunun için acayip kokulu, renk renk dumanlar arasında kızgın ateşte ellerini yakarak yaptığı bakır, gümüş ya da altından çerçeveleri merceklerine geçiriyordu. Böyle inatla, sabırla çalışarak o zamana kadar kimsenin yapamadığı mercekler elde etmişti.

Leuwenhoeck bu merceklerle bakılabilen her şeyi inceliyordu. Arıların kanatlarındaki gözle görülmeyen güzel çizgileri seyretmişti. Çok ince bir lifin kalın halatlar gibi görünüşüne şaşmıştı. Pirenin iğnesi ile bitin bacağını seyrettiği gün bunlardaki mükemmellik karşısında << olur şey değil >> diye söyleniyordu. Ağaç kesitleri, deri parçaları, otlar, yapraklar, böcekler, çeşit çeşit nesnelere hep meraklı manifaturacının mercekleri altından geçmekte idi.

Son derece titiz ve şüpheci bir adamdı bu Leuwenhoeck, bir defa gördüğü ile yetinmez, incelediği bir şeyi ayrı ayrı merceklerle birkaç defa gözden geçirirdi. Gördüğünün doğruluğuna inanç getirince bunların açık düzgün şekillerini çizerdi.

Delft şehrinde Antony Leuwenhoeck’un yaptıklarına gülmeyen bir tek kişi Renier de Graf’tı. Graf, insan vücudu üzerindeki bazı çalışmaları dolayısıyla, İngiltere Krallık Kurumuna muhabir üye seçilmişti. Merceklerini herkesten sakınan, yalnız kendisinin bildiği küçük şeyler dünyasını kıskançlıkla bütün gözlerden saklayan Leuwenhoeck, Graf’a bunları seyretmek iznini verdi. Graf gördüğü şeyler karşısında o kadar büyük bir takdir ve hayranlık duydu ki bunları derhal bir raporla << Royal Society of England >> a bildirdi.

Leuwenhoeck en büyük keşfini, bir yağmur damlasına bakmak hevesine kapıldığı gün yaptı. Bahçesindeki bir kapta biriken yağmur suyundan bir damlayı alıp bir cam tüpe çekti ve bu tüpü merceğinin alt tarafına hususi bir tertibatla yerleştirdiği iğneye geçirdi. İşte böylece Hollandalı manifaturacı, mikroskop’un ilk örneğini meydana getirmiş oldu.

Leuwenhoeck gözünü merceğine uydurup yağmur damlasını gözetlemeye başladıktan sonra, babasının yaptıklarına bir türlü akıl erdiremeyen saf kızına heyecanla bağırdı: << Hey! Maria koş, gel bak, bu yağmur damlasının içinde neler var? >> Maria, beceriksizce gözünü mikroskoba uydurup baktığı zaman, oradan oraya kaçışan, oynayan, kıvrılan, düz ya da tirbuşon şeklinde bir sürü hayvancık görmüştü.

Leuwenhoeck o gün ömrünün elli yılını dolduran devamlı, azimli çalışmasının sonunda yeni bir âlem, gözle görülmeyen canlı varlıklar âlemini keşfetti. Bugün, sağlığımız için mikropları tanımanın ne kadar önemli olduğunu düşünürsek, Hollandalı manifaturacının buluşunun değerini kavramış oluruz. Nitekim << İngiliz Krallık Kurumu >> bunu daha o zaman takdir ederek Leuwenhoeck’a lâyık olduğu saygıyı göstermiş, onu üyeleri arasına almıştı. Leuwenhoeck’un başarısı bütün Avrupa’da duyuldu.

Rus Çarı Petro ile İngiltere Kraliçesi de bu kendi halindeki dükkâncının icat ettiği aleti görmek ve bununla görünmeyen canlı varlıkları seyretmek için Delft şehrine kadar gelmişlerdi. Leuwenhoeck mikropların varlığını görmüş ve göstermişti ama bunların bazılarının sağlığımıza yararlı, bazılarının da can düşmanlarımız olduğunu anlayamamıştı. Ne de olsa, bugün aşılar, serumlarla milyonlarca insanı ölümden kurtaran mikrop araştırıcılarının öncüsü, odur.

Ne dünyaca tanınmış bilginlerin topluluğuna alınmak, ne de kralların, kraliçelerin iltifatları bu kendi halindeki araştırıcının başını döndürdü, yine dükkânında Delft’li kadınlara kadife ve dantelâ satarak ve yine gözlerinin feri sönünceye kadar mikroskobu ile göze görünmeyecek kadar küçük varlıkları inceleyerek yaşadı.

Zaman zaman Londra’ya gönderdiği aşırı derecede uzun mektuplarında << Royal Society >> deki bilginlere buluşlarını anlatıyordu. Ama neler yoktu bu mektuplarda? Kendisine gülen komşu kadınları çekiştirmekten tutun da şarlatanların cahil halkı nasıl kandırdıklarına dair çeşit, çeşit havadisler .. Londra’daki bilginler bu gevezelikler arasından tabiat hakkındaki bilgimize yeni ufuklar açan gerçekleri bulup çıkarıyorlardı.

Uzun ömrünün yetmiş yılını daima daha çok büyülten mikroskopların yapıp mümkün olduğu kadar küçük varlıkları görmekle tüketmiş olan Antony Leuwenhoeck spermayı, kanın içindeki yuvarlakçıkları ve ince damarlardaki kan dolaşımını da keşfettikten sonra 1723 yılında 91 yaşında iken öldü. Ölmeden bir iki gün önce yakın bir dostunu yanına çağırmıştı. Ona iki mektup vererek; << Azizim dedi şu mektupları lâtinceye çevirtip de Londra’ya gönderiver .. >> Hayatı boyunca gördüklerini, bulduklarını bilginlerden başka herkesten kıskanmış olan bu yorulmaz araştırıcı son buluşlarını da bilim âlemine hediye ediyordu.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı