İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Lındbergh Atlantiği Nasıl Aştı?

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
21-12-2009 16:15
#1
Lındbergh Atlantiği Nasıl Aştı?
<< Charles .. Charles .. Oğlum kalk artık .. Hareket zamanı geldi, geçiyor. haydi .. >>

Yapısından kuzeyli olduğu anlaşılan uzun boylu, hafif kırlaşmış sarı saçlı adam bir ağaç dibinde yakmış olduğu ateşi su dökerek söndürdü. Sonra ilerdeki çadıra doğru seslenmeye koyuldu.

1915 yılında tatlı bir Haziran günü idi. Biraz ötede Mississipi nehri sabah güneşinin ışınlarını aksettirerek sakin akıyor, tatlı bir meltem esiyordu. Çadırın kapısı aralandı. On dört yaşlarında görünen, bağıran adama benzeyen bir çocuk gözlerini ovuşturarak dışarı çıktı.

Baba oğul oldukları anlaşılıyordu. Hemen eşyalarını toplayarak, kıyıdaki sandala yerleştirdiler. Baba küreğe geçti, nehrin akıntısına kapılarak uzaklaştılar. Nehre uyarak gidiyorlardı. Kuzeye, güneye, bazen doğuya dönerek, St. Louis’deki çiftliklerine ulaşıncaya kadar ilerleyeceklerdi. Geceleri uygun bir yerde konaklıyorlar, ateş yakıp, çadırlarını kuruyorlardı. Kurbağa ve Ağustos böceklerinin sesini dinleyerek yemek yiyor, konuşuyorlardı. Bu, onların yıllık sporuydu. Yatıncaya kadar baba anlatıyor, genç Charles dinliyordu. Konuları değişikti. Fakat ne olursa olsun, yatma zamanı gelince baba sohbeti mutlaka şöyle bağlardı:

<< Charles, sen gençsin. Lindbergh ailesinin tek güvenisin. Büyük değişmeler görecek kadar yaşayacaksın. Benim hayatımda olmayacak şeyler senin hayatında olacaktır. Cesaretini kaybetmeyecek, mücadeleden yılmayacaksın. >>

Aradan altı yıl geçmiştir. 1922 yılının Nisan ayındaydı. Nebraska eyaletinin Lincoln şehri civarında bir hava alanı. Birinci Dünya Savaşından kalma çift kanatlı bir uçak duruyor. Bunlardan birini tanıyoruz. Missisipi kıyılarında daima babasını dinleyen, sessiz delikanlıdır. Fakat ne kadar büyümüş. Yüzü sararmış, heyecanlı bir hali var. Uçağın pilot yerindeki adam konuşuyor:

<< Korkacak bir şey yok Charles. Bir kere pilot benim, bana adıyla sanıyla Otto Tim derler. Haydi, rahat ol. Kontak, tamam. >>

Motordan şiddetli bir homurtu yükseliyor. Silindirler içlerindeki gücün şiddetiyle haykırıyor, uğultu kulakları patlatırcasına artıyor. Uçak ileri atılmıştır. Ağaçlar uçaktakilere doğru geliyor, toprak altlarından kaçıyor. Charles’in yüzünde sevinç, heyecan, hayranlık gibi çeşitli hislerin izleri karışmış. Sanki garip, uçsuz, bucaksız, eşsiz güzellikler, tehlikeli uçurumlarla dolu bir âlemdedir artık. Yüzünde bu zevki, bu heyecanı daima tatmaya karar vermiş insanların azmi okunuyordu. O gün Charles Lindbergh ölüme meydan okuyarak tehlikeli akrobasi gösterileri yapmıştı.

Aradan dört yıl daha geçmiş, Charles Lindbergh artık hayatını göklere bağlamıştır. Ordu uçuş okulunu bitirdikten sonra bağımsız bir hayatı tercih etmiş, alıp sattığı ordu artığı uçaklarla cambazhanelerde çalışmaya koyulmuştur. Nitekim işte uçağı havalanıyor ve usta bir manevra ile meydana iniyor.

İki yıl sonra bir kış gecesi, St. Louis ile Chicago şehirleri arasında posta seferleri yapan Robertson kumpanyasının bir uçağı sis arasında ilerliyor. Aşağıda duman şeklinde sürüklenen beyaz bulutlardan başka bir şeyler görmeye çalışıyor. Bu onun başına çok defa gelen bir şeydir. Zaten o bambaşka bir şeyi, zihnini bir yıldan beri kurcalayan bir projeyi düşünüyordu: New York’tan Paris’e uçmak.

Birden, motorun sesiyle irkiliyor. Motor öksürmekte ve benzininin bittiğini haber vermektedir. Pilot hemen, aydınlatma tertibatını ateşleyen kolu çekiyor. Şimdi yüzünü görüyoruz. Bu, Charles Lindbergh’dir. Babasının sözlerini hatırlıyor, Kuzeylilere has soğukkanlılıkla kendisini zifiri karanlığa bırakarak paraşütün ipini çekiyor.

St. Louis şehrinin ileri gelen iş adamları o gün Ticaret Odası Başkanı Bixby’nin muhteşem odasında toplanmışlardı. Bir köşede Charles Lindbergh oturmuş, her zamanki sessiz, sakin haliyle konuşulanları dinliyordu. Zaten o yapacağını yapmış, onlara projesini anlatarak yardım rica etmişti. Kendisini en çok destekleyen Uçuş Kulübü Başkanı Harry Knight’dı. Yardım muhakkaktı artık. Herkes bu genç adamın azmine inanmıştı. Konuşmaların sonunda Knight, Lindbergh’e döndü:

<< Slim, mademki bu uçuşu tek motorlu bir uçakla yapmak istiyorsun, mesuliyetini de kabul etmelisin. İşte sana onbeş bin dolarlık bir çek. Uçağın için gerekli temaslara geçebilirsin. Uçağının adını << The Spirit of St. Louis >> koyalım mı, ne dersin? >>

Genç adam sevincinden bağırmamak için kendisini güç tutuyordu. Yutkunuyor, kendisini toplayınca ayağa kalkıyor ve güçlükle << teşekkür ederim >> diyerek odadan çıkıyor.

California’da San Diego şehri civarında Ryan uçak fabrikasının kapısından içeri uzun boylu bir adam girerek kendisini direktör Mahoney’e tanıtıyor: << Charles Lindbergh >> Direktör vakit geçirmeden onu alarak atölyelere gotürüyor ve orta boylu, 40 yaşlarında bir adama tanıtıyor: << Başmühendis Donald Hall >> Artık aylar süren bir çalışma başlamıştır. Uçağın teknik yapısı üzerinde konuşmalar, tartışmalar. Nihayet karar veriliyor: << The Spirit of St. Louis >> ye j – 5 Whirlwind motoru, New York – Paris arasındaki mesafeye yetecek benzini koymak için yeni depo yerleri konacak, tek kanatlı ve kuyruk yüzeyleri geniş olacak. Kısacası 3600 mili uçabilecek bir uçak yapılacak.

<< The Spirit of St. Louis >> tamamdır. Deneme uçuşları yapılmış, iyi neticeler vermiştir. Lindbergh endişe içindedir. Atlantiği daha önce uçakla geçmek isteyenler olmuştu ama bu teşebbüsler ölümle neticelenmişti.

1927 yılında yağmurlu bir Mayıs sabahı. New York civarında Roosevelt hava alanındayız. << The Spirit of St. Louis >> uçuşa hazırdır. Günlerden beri devam edip giden heyecan kasırgası Lindbergh’i yorgun düşürmüştü. Uçağın etrafı oldukça kalabalık, gazeteciler son anda bile soru sormaktan çekinmiyorlar. Pilot nihayet yerini alıyor. Uçağın bütün depoları benzin doludur, uçuş pisti kaygan ve çamurlu. Buna rağmen << Tamam >> diye bağırıyor. Motor çalışıyor, takozlar çekiliyor, uçak çamurda sıçrayarak koşmaya başlıyor ve aynı anda Lindbergh rahat bir nefes alıyor.

<< The Spirit of St. Louis >> gittikçe yükselerek Long Island’ı aşıyor. Motorun devri 1775, sürati 105 mil’dir. Her şey normal ve mükemmeldir. Lindbergh sis içinde uzanan New England’ı da arkada bırakarak kuzey – doğuya uçuyor. Üçüncü saatini de geçirmek üzereyken Birleşik Amerika sahillerini arkada bırakıyor. Bu esnada Charles’ın şikâyeti bacaklarının uyuşmasından ibaret ama saatler geçince buna alışacaktır.

İşte Nova Scotia, sonra New Foundland sahilleri. New York’dan kalkalı 4,5 saat olmuştur. Charles zaman zaman haritalarına bakıyor, matarasından su içiyor ve seyir defterini yazıyor.

Sekiz saat geçmiştir. << The Spirit of St. Louis >> şiddetli bir yağmuru atlattıktan sonra New Foundland’da St. John şehri üzerinden uçsuz bucaksız Atlantiğe açılıyor. Charles’ın gözleri kurumuş ve ağırlaşmıştır. Gözlerini açık tutmaya çalışıyor. En büyük düşmanı, uyku, gelip çatıyor. Üstelik hava kararmakta, akşam olmaktadır. Oniki saat sonra Kuzey Atlantik üzerinde geniş bir sis tabakasıyla karşılaşıyor. Bu bir fırtınanın habercisidir. Soğuk gittikçe artıyor, rutubet iliklerine kadar işliyor. Küme küme bulutlar uçuşurken uçak ağırlaşmaya başlıyor. Elektrik feneriyle uçağı kontrol eden Charles, kanadın buz tutmaya başladığını görerek güneye dönüyor. Fırtına alanını dolanmış, soğuk bölgeyi geçmiştir. Mehtap çıkıyor, Lindbergh bir sandviç yiyor, yolun yarısındadır.

Uçak bir an fırıl fırıl dönüyor. Charles uyuyakalmıştır. Derhal sol pedala basarak doğruluyor. Uçak tekrar kontroldedir ve bu olay Charles’a bir ders olmuştur. Yavaş yavaş güneş doğuyor. Yükseliyor ve batıya yöneliyor. Nihayet ufukta siyah balıkçı gemileri, Lindbergh sevinçle alçalarak bunların etrafında turlar yapıyor. İşte İrlanda sahilleri, New York’tan kalkalı 28 saat olmuştur.

Charles Atlantik haritalarını kaldırarak İngiltere ve Manş denizi haritalarını alıyor. Gece Cherbourg’dan Fransa’ya giriyor. Nihayet muhteşem bir kızıltı: Paris! Bourget hava alanına yöneliyor. Milyonlarca ışık noktasını çiğneyerek alan olduğu tahmin ettiği air üzerinde turlar yaparak iniyor, sıçrıyor, zıplıyor, duruyor. New York’tan kalkalı 33 saat olmuştur. Lindbergh projektörlere ve hangara doğru ilerliyor. Işıklı meydan göz alabildiğine kaynaşan, konuşan, akan, insan seli halinde kendisini karşılamaya gelenlerle doludur. << The Spirit of St. Louis >> yi binlerce insan sararken kahraman pilot bağırıyor: << İngilizce bilen var mı aranızda? .. >>

Lindbergh çağımızın en önemli olaylarından birinin kahramanı olmuş, New York’tan Paris’e ilk defa uçarak, inanmış, iradeli bir insanın neler yapacağını göstermiştir. Havacılığın gelişmesinde bir dönüm noktası olan bu olayın kahramanının adı medeniyet tarihine altın harflerle geçmiştir.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı