İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Şeytan Kemancı Paganini

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
21-12-2009 16:20
#1
Şeytan Kemancı Paganini
Kuş uçmaz, kervan geçmez dağ yolunda, yalpalanarak tırmanan bir araba, arabacı yamçısına sımsıkı sarılmış, korkunç bir kasırga ve sağanak içinde kolunun bütün gücü ile atları durmadan kamçılıyor. Bunlardan biri yaşlı bir adam, ağzı açık bir köşede uyuyor. Öteki ince, keskin çizgili yüzü solgun bir genç, arabanın boğucu sıcak havası içinde üşüyormuş gibi geniş paltosuna bürünmüş.

Arabacının gayreti boşa gitmemişti. Dağ yolunun birkaç kilometrelik belâlı yerini aştıktan sonra pencerelerinden ışıklar fışkıran büyük bir sarayın önünde durdu. Casori Şatosuydu burası, arabacı kapıyı açan uşağa bir şeyler söyledi. Adam, bir iki dakika kaybolduktan sonra telaşla döndü: Şatonun ağır bahçe kapısını bütün gücü ile iterek ardına kadar açtı.

Arabadan inen iki yolcunun önünde yerlere kadar eğilerek misafir odasına buyurmalarını rica etti. Şato sahibi Kont Alessandro Casori’nin selâmlarını bildirdiğini ve kendilerini karşılayamadığı için özür dilediğini de söylemeyi unutmadı. Şu iki külüstür yolcuya, efendisinin ne diye bu kadar itibar ettiğine bir türlü akıl erdirememişti.

Çok nadide, antika eşyalarla doluydu bu şato .. Kont Alessandro, şatonun yemek salonunda eşi güzel kontesle baş başa idi. Altın şamdanlardan dökülen ışığın içinde bir peri kadar güzeldi bu kadın, genç kadınla kont yeni evlenmişlerdi; balaylarını herkesten uzakta bu dağ başındaki eşsiz manzaralı Şatoda geçirmek istemişlerdi. Kontes, biraz önce arabayı seyrettiği pencereye gözlerini dikmiş, düşünüyordu. Korkuyla karışık bir can sıkıntısı okunuyordu yüzünde. Kont karısının gözlerinin içine bakarak sordu:

- Annina, ne düşünüyorsunuz sevgilim?

- Şu arabadan inen adamı, başını kaldırıp buraya bakmıştı. Şimşeklerin ışığında yüzü o kadar korkunç görünüyordu ki, kıvrık burnu, upuzun siyah saçlarıyla tıpkı bir sihirbaza benziyor bu adam, öyle korkuyorum ki .. Kont Alessandro bir kahkaha atarak genç kadının saçlarını okşadı ..

- Amma da yaptın ha! Ne var korkacak sevgilim; dedi.

Bu konuşmanın üstünden iki saat kadar sonra hava düzelmiş, fırtına dinmişti. Gökyüzünde tek bulut kalmamıştı. Annina odasında yalnızdı. Pencereyi açtı, pırıl pırıl yıldızlı bu nefis yaz gecesi onu büyülemişti adeta. Gözleri bir aralık şatonun sol kanadındaki misafir odasının pencerelerine kaydı. Birden bütün vücudu ürperdi. Mumların ışığında o acayip misafirin soluk, uzun yüzünü görmüştü. Adam bir ara kayboldu sonra dönerek pencereyi açtı. Elinde bir keman vardı.

Şimdi kâh billur bir su gibi içe işleyen, kâh ağlayan, inleyen sonra bir çocuk kahkahası gibi gülen bir bestenin nağmeleri duyuluyordu. Bu beklenmedik nefis konserle kendinden geçmişti Annina.

Torino Saray Tiyatrosunu şehrin seçkin kibarları doldurmuştu. İkinci kat localardan birinde de genç Kont Alessandro Cassori ile güzel eşi oturuyordu. Bir aralık yanlarına gelen Kontes Verdino genç kadınla konuşmaya başladı:

- Bu gece kimi dinleyeceğiz biliyor musunuz Annina? O büyük kemancıyı .. Dinleyeni kendinden geçiren eşsiz ..

- Kimmiş bu, adı neymiş bu büyücünün?

Kontes Verdino sözünü bitirmeden locasına kaçtı: Işıklar söndürülmüştü. Sahnede birdenbire zayıf, kolları ve elleri çok uzun, soluk benizli, uzun siyah saçlı bir adam göründü. Annina << Aa …. >> diye bağırmaktan kendini alamadı: Şatonun penceresinden gördüğü adamdı bu ..

Kocası eğilerek, adeta saygıdan titreyen bir sesle << şimdi Nicolo Paganini’yi dinleyeceğiz sevgilim. >> dedi. Bir türlü dinmek bilmeyen alkışlar arasında, karşı taraftaki localardan birinden sahneye elini sallayan bir kadını görmüştü .. Yan taraftaki locaya eğilerek Kontes Verdino’ya sordu:

- Bu kadın kim?

- O mu? Sinyorina Bianchi, sevgilisi ..

Paganini kemanını göğsüne dayadı. Konser başlamıştı. Evet, oydu bu adam. Şimdi bu salonu, dolduran keman nağmeleri o gece, şatonun penceresinde onu büyüleyen seslerdi ..

Hamal Antonio Paganini sırtındaki son balyayı da rıhtımın üstüne attı. Terini sildi. << Doğmuştur herhalde .. >> diye mırıldandı.

Sicim gibi yağmur yağıyordu. O gün sabahleyin evden çıkarken karısı Teresa’nın sancısı tutmuştu, doğum ağrılarıydı bunlar .. Ama onu anasına ve komşu kadınlara emanet ederek ekmek parası için gitmek zorunda kalmıştı. Adeta koşa koşa eve döndü. Tek katlı evin yer odasından cıyak cıyak bağıran bir bebek sesi duydu. Antonio daha içeri girmeden müjdelediler: Bir oğlu olmuştu. Adını çoktan koymuştu bile: Sevinçle << Nicolo >> diye bağırdı.

Nicolo da, Cenova şehrinin bütün fakir çocukları gibi sokaklarda koşup oynayarak, dövüşerek büyüdü. Bu yerinde duramayan civa gibi oğlanı ne annesinin bağırmaları, ne de babasından yediği dayaklar uslandırmıştı. Ama San Lorenzo kilisesinin org sesi duyulduğu zaman Nicolo’yu görenler gözlerine inanmazlardı .. Avlunun bir köşesine çekilir, hiç kımıldamadan orgun nağmelerine bırakırdı kendisini. Yine bir gün annesi, öyle kilisenin avlusunda org dinlerken onu gördü. Çocuk suçüstü yakalanmış gibi kaçmak istedi. Annesi elini tutarak tatlı bir sesle:

<< Dinle beni Nicolo dedi; geçen gece bir rüya gördüm. Sen büyümüşsün, büyük bir kemancı olmuşsun, seni herkes beğeniyor .. Alkışlıyor .. >>

Nicolo altı yaşında kemana başladı. Kısa zamanda o kadar ilerlemişti ki babasının birbiri ardına tuttuğu öğretmenler şaşıp kalıyorlardı. Kendilerinden üstündü bu bacak kadar çocuk, 14 yaşına varınca Cenova şehrinde Paganini’ye ders vermeyi kabul edecek öğretmen bulunamadı: << Bizden öğreneceği bir şey yok Nicolo’nun .. >> diyerek Parma şehrindeki Alessandro Rolla adlı ünlü bir keman üstadını sağlık vermişlerdi. Baba, oğul yola koyuldular.

Rolla’yı hasta buldular, yatıyordu. Küçük Paganini, misafir odasında eline geçen bir notayı açarak çalmaya koyuldu. Daha önce hizmetçisi ile haber göndererek onları başından savmak isteyen Rolla, yatağından fırlayarak misafir odasına daldı: Hayretten donakalmıştı. Yayını indirerek saygıyla önünde duran delikanlıyı süzdü:

<< Bravo; dedi. Sen misin bunu çalan? Daha iki gün önce bitirmiştim bu konçerto’yu .. Benden bir şey öğrenmeye ihtiyacın yok senin. >>

O günden sonra babası, Paganini’yi şehir şehir dolaştırarak konserler verdirdi. Milano, Bolonya, Floransa, Piza ve Liverno’da başarılı bir turne yaparak 1798 de Cenova’ya dönmüşlerdi. Nicolo kendine güvenen bir delikanlı olmuştu. Artık babasının boyunduruğundan kurtulmak istiyordu. 1800 yılında doğduğu şehirden ayrıldı. Kuzey İtalya’ya gitti. Buralardaki konserlerinin her birinde birbirinden üstün başarılar elde ediyordu.

Çılgınca oyuna, eğlenceye vermişti kendini. Ona kendilerini beğendirmek için en güzel kadınlar yarışa girmişlerdi adeta ..

Bir gün tanınmış bir tüccar bir konserde çalması için Paganini’ye çok değerli bir keman vermişti. Sanatçının çalışına o kadar hayran olmuştu ki, konserden sonra geri almaya eli varmadı, kemanı şu sözlerle Paganini’ye hediye etti:

<< Bu, Stradivaryus’un yaptığı kemanlar ayarında bir Guarneri kemanıdır .. İlk defa bir konserde siz çalıyorsunuz. Hediye olarak kabul ederseniz şeref duyarım. Ama başka hiçbir kemanla çalmamanızı rica edeceğim. >>

Paganini söz verdi ve bu sözünü hiç bozmadı. Bu keman bugün Cenova şehir müzesindedir. Paganini, 1801 yılında birden ortadan kayboldu. Dört yıl boyunca kendisini gören olmadı. Neler yaptığını soranlara: << Çiftlik işleriyle uğraştım ve bol bol gitar çaldım >> demişti. Ama sanatına gönül verenler Paganini’yi daha da ilerlemiş buldular. Konser verdiği salonlar adam almaz olmuştu. Keman çalışındaki taklit edilmez ustalığı karşısında ona << Şeytan Kemancı >> adını takmışlardı. Bütün kibar kadınlar pervane olmuşlardı etrafında, Napoleon’un kız kardeşi Elisa ile aralarındaki aşk macerası bu zamana rastlar.

1811 de yine kayıplara karıştı. Bu sefer iki yıl sonra ortaya çıktı. Bu ikinci kayboluşu için çeşit çeşit söylentiler yayılmıştı. Bu kadın yüzünden hapishaneye düştüğünü söyleyenler de oldu. Ama işin aslı bugüne kadar öğrenilememiştir. Artık İtalya’nın en ünlü sanat adamları ile tanışmıştı. Hele Rossini ile arkadaşlıkları çok ileriydi. Yine bu sıralarda Soprano Bianchi ile evlenmeyi tasarlıyordu. Bu kadından bir oğlu olmuştu. Ama anlaşamadılar, ayrıldılar. 1823 de, Viyana’dan başlayarak büyük bir Avrupa turnesine çıkan Paganini her yerde görülmemiş bir başarı sağlıyor, çılgınca alkışlanıyordu. Konserlerini dinleyen Schubert, Schumann, Liszt, Berlioz gibi büyük müzik şöhretleri, halkın << Şeytan >> dediği Paganini’nin bir müzik dehası olduğunu kabul etmişlerdi. Çok sevdiği oğlu Achillino’yu hiç yanından ayırmıyor, her istediğini yapıyordu. Nihayet Avrupa’nın sanat başşehri Paris’e gelerek yerleşti. Sanat çevrelerinde büyük saygı görüyordu. O zamana kadar hiçbir müzisyenin kazanamadığı kadar para kazanmıştı. 1857 de aklına bir gazino açmak esti.

<< Gazino Paganini >> ona hiçbir şey kazandırmadı. Aksine burada kumar oynatışı itibarını zedeledi.

1839 da, bir daha dönmemek üzere Paris’ten ayrıldı. Bu sırada boğazında şiddetli ağrılar başlamıştı. Doktorlar bir çare bulamadılar bu illete. Banyolar, içmeler de kâr etmedi. 2 Mayıs 1840 günü Nis’te öldü. Ardından 1 milyon 700 bin franklık bir servet, çok kıymetli bir keman ve viyola koleksiyonu ve yüz yıllardır hiç sönmeyen bir şöhret bıraktı.

Paganini, kendisine << Şeytan Kemancı >> dedirten maceralı hayatı yüzünden << dinsiz >> olarak da suçlandırılmıştı. Bu yüzden Nis Piskoposu dini törenle gömülmesine izin vermedi. Oğlu, Achillino, Papadan izin koparıncaya kadar, mumyalanan naşı, köşkün mahzeninde saklanmıştı.

Hayatı boyunca kemanıyla insanlara en yüksek sanat heyecanını tattırmış olan Paganini, sayısı elliye varan eserlerini de dehasının ölmez birer belgesi olarak insanlığa bırakmıştır.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı