İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Uzun Mehmet ve Zonguldak Kömürünün Bulunuşu

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
21-12-2009 16:29
#1
Uzun Mehmet ve Zonguldak Kömürünün Bulunuşu
Bundan yüz otuz yıl kadar önce bir sonbahar günüydü; o gün donanmada tezkere alarak ülkelerine dönecek olan deniz erleri, gemilerinin güvertelerinde toplanmışlardı. Bundan sonraki hayatlarında kendilerine başarı dileyen subaylar ellerindeki iri bir taş kömürü parçasını da göstererek bazı şeyleri söylüyorlardı. Bu gemilerden birindeki subay da askerlerine şunları söylemişti:

‘’ Leventler, bugün yıllarca devlete, millete hizmet ettikten sonra köyünüze, evinize dönüyorsunuz. Askerlik vazifenizi bu gemide yaptınız. Bu geminin nasıl işlediğini denizlerde yol aldığını gördünüz, öğrendiniz. Artık ‘’ yel üfürdü, su gotürdü ‘’ devri geçti. Şu elimde tuttuğum kara taşı biliyorsunuz. Bunu geminin ocaklarında fayrap edip, nasıl buhar elde ettiğimizi, bu buharlarla işleyen makinelerin gemimizi nasıl yürüttüğünü de öğrendiniz. Ama bu taş kömür ya da maden kömürü devletin hazinesine pahalıya mal oluyor. Bu kömürler için yabancılara yüz binlerce lira ödüyoruz.

Bu taş kömürü toprağın altından çıkarılır. Bizim topraklarımızın altında bunlardan elbet vardır. Hepinize öğüdüm olsun. Köyünüze dönerseniz, eliniz değdikçe toprağın içinde bu kara taşları, bu yanan taşları arayın. Bulursanız hemen varıp bize haber iletin. Hem devlete, millete büyük hizmet etmiş olursunuz, hem de mükâfatlandırılırsınız. ‘’

Ondokuzuncu yüzyılın ilk yarısındaki padişahlığı sırasında ikinci Mahmut, İmparatorluğu yıkılıştan kurtarmak için batı devletlerindeki yenilikleri benimsemekten başka çare olmadığını anlamış, devlet idaresinde, hukuk, ilim ve teknik alanlarında birçok ıslahata girişmişti.

Bütün bu hareketlerin başında da, artık bütün o eski kuvvetini kaybederek durmadan kazan kaldıran, düşman karşısında yenilgiden yenilgiye uğrayarak bir bozguncu alayı haline gelen yeniçeri ocağını top ateşiyle yıkmış; çağdaş batı orduları örneğine göre ‘’ Asakir – i Mansure – i Mahmudiye ‘’ adı verilen teşkilatı kurdurmuştu. İşte Osmanlı donanmasında ilk buharlı gemilerin yer almaları da bu devre rastlamaktadır.

Osmanlı donanmasına yeni giren bu gemilerde buhar gücünü elde etmek için yakılan maden kömürü İngiltere’den geliyordu. Bu gemilerin vatansever ve ileri görüşlü subayları her yıl devlet hazinesinden yüz binlerce liranın kardif kömürü alabilmek için yabancı ülkelere gidişine üzülüyorlardı. Bu subaylar her an İmparatorluğu yıkmak isteyen büyük devletler karşısında varlığımızı koruyabilmek için, savaş gücüyle birlikte ekonomi alanında da kuvvetli olmamız gerektiğini anlamışlardı.

Bu vatansever faziletli subaylar askerlerini teşvikle kalmamışlar, Padişaha da yerli taş kömürü bulmanın önemini anlatmışlardı. Ülkenin hayrına olan bütün hareketlere öncülük eden İkinci Mahmut, taşralardaki eyalet beylerine de taş kömürünün araştırılıp bulunması için bir ferman göndermişti.

Bu fermanı alanlar arasında Karadeniz Ereğlisi (Mütesellimi) adı ile hüküm süren (Hacı Bey) adlı derebeyi de vardı. Hacı Bey konağının geniş salonunda, tahta benzeyen bir divana kurulmuştu. Karşısında el pençe divan duran cübbeli, sarıklı adamlarından birine ferman okutuyordu.

Ereğli Mütesellimi fermanın sonunda taş kömürü bulanları, ‘’ Padişahın ihsan ve atiye – i mülûkânelerine gark eyleyeceği .. ‘’ müjdesinin kıvancı ile bütün civar köylere adamlar gönderip, yanan taşın araştırılıp bulunmasını emretti.

Donanmadan terhis olunduğu gün subayının ‘’ taş kömürü ‘’ için söylediklerini dinleyenler arasında Ereğli’nin ‘’ Kestaneci ‘’ köyünden Uzun Mehmet de vardı. Uzun Mehmet yuvasına kavuştuktan subayının sözlerini unutmamış, daha ilk günde, gezdiği, dolaştığı her yerde ‘’ yanan taşları ‘’ , gemileri yelkensiz, küreksiz yürüten, yakılınca demiri eriten taş kömürünü aramaya hazırlanmıştı.

Uzun Mehmet köyüne geldikten sonra dere tepe demeden her tarafta yanan taşları, o kendi kendine giden gemileri yürüten taş kömürünü aramaya koyuldu. Bunu yaparken de kimseye bir şey söylemiyordu. Büyük ümitlerle daha gün doğarken araştırmaya koyuluyor; fakat akşamları eli boş, bitkin ve üzüntülü dönüyordu.

Bununla beraber cesaretini ve ümidini kaybetmemişti. Gemisinden ayrıldığı gün subayının söylediği sözleri hatırlıyordu: ‘’ Bu yanan taşları bulursanız hem devlete, millete büyük hizmet etmiş olursunuz, hem de .. ‘’

Ereğli Mütesellimi Hacı Beyin adamları (Kestaneci) köyüne de gelmişler, halka derebeyinin buyruğunu iletmişlerdi. Buna göre, kim bu kara taşlara bir yerde rastlarsa kimseye bir şey söylemeden derhal Hacı Bey’e haber verecekti. Bulup da bunu daha önce başkalarına haber verenlerin hali yamandı.

Bunları duyan Uzun Mehmet, işin iç yüzünü anlamakta gecikmedi. Hacı Bey’in adamları söylememişlerdi ama onun Padişahın fermanından haberi vardı. Derebeyinin maksadı köylünün didinerek, alın teri dökerek bulacağı taş kömürünün şerefini kendisine mal edip, Padişahın ihsanlarına konmaktı. Kendi kendine ‘’ Ser veririm de, sana sır vermem a zalim! ‘’ diyordu. Nihayet bir gün Köseağzı değirmeninde buğdayını öğütürken, yine civardaki toprakları eşelemeye başladı. Bu sefer emekleri boşa gitmemişti. Topraktan kazmasına kelle büyüklüğünde kara taşlar takılmıştı. Sevinçle kendini yere atarak bunları parmaklarıyla çıkardı, hemen oracıkta tutuşturduğu çalılara attı bu taşları: bir duman sardı ortalığı. Taşlar yanmaya başlamıştı.

Uzun Mehmet muradına ermiş, taş kömürünü bulmuştu. Hemen bunların çıktığı yeri toprakla örterek biri işaret koydu; birkaç gün sonra da irilerinden, en güzellerinden beş on tanesini heybesine doldurularak İstanbul yolunu tuttu.

İstanbul’da Kaptan Paşa’nın huzuruna çıkarak, büyük hediyesini sundu. Bunları çıkardığı (Köseağzı) değirmeni bölgesini de iyice tarif etti.

Fakat ne ülkesine hizmet etmesinin büyük zevkini uzun müddet tadabildi, ne de kendisine verilen altınlarla yuvasına refaha kavuşturulabildi. Ereğli’ye dönüşünde, köyüne gitmeden geceyi geçirdiği handa, nasılsa taş kömürünü bulduğunu öğrenmiş olan derebeyinin adamları, yanan taşları bulduğu yeri söylemesi için Uzun Mehmet’i zorladılar ve hiçbir şey öğrenemeyince de, zehirleyip boğdular.

Bugün Türkiye’nin en büyük kömür merkezi Zonguldak şehrinin yerinde bundan iki yüz yıl önce sazlık ve bataklık vardı. Karadeniz gemicileri buraya (Zungulluk) derlermiş. Uzun Mehmet taş kömürünü bulduktan sonra burada hayat başladı. 1848’de ilk kömür işletmesi kuruldu. Fakat kısa bir müddet sonra buradaki ocaklar yabancı şirketlerin eline geçti. Ancak ülkemizde Cumhuriyet rejimi kurulduktan sonra, Atatürk’ün ekonomik bağımsızlık savaşının zaferlerinden biri olarak yabancılardan kurtarıldı. Bugün Zonguldak, Türkiye’nin gittikçe gelişen başlıca endüstri merkezlerinden biridir.

Milli servetimizin başlıca kaynaklarından biri olan taş kömürünü kendi topraklarımızda aramak fikrini ortaya atan uyanık deniz subaylarını, bu kömürü arayıp bulan Uzun Mehmet’i, toprağın derinliklerinden çıkarmak için çalışırken can vermiş olan teknisyen ve işçiler saygı ile anıyoruz.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı