İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Honore de Balzac

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
22-12-2009 18:05
#1
Honore de Balzac
1830 yılı Şubat ayında karlı bir akşamdı. Paris'in zenginliği, zarafet ve zekâsıyla ün yapan kadınlarından Madame Recamier'nin salonunu yine genç sanatçılar doldurmuştu. Bunlar arasında biri durmadan yüksek sesle konuşuyor, etrafındakilerin ilgisini topluyordu. Otuz yaşlarında görünen bu genç adamda çağının ötesi sanatçılarının özelliklerinden eser yoktu. Ne davranışlarında nezaket ve kibarlık vardı, ne de ince yapılı, sarı benizliydi. Salona yeni giren ünlü ressam Delacroix adamı uzun uzun süzdükten sonra yanında duran genç bir şaire kim olduğunu sordu. Şair: << Ha o mu?, dedi .. Bilmiyor musunuz üstad, Paris’in şimdi üzerinde en çok konuştuğu insan. Honore de Balzac, edebiyat göklerindeki yeni yıldız. Öylesine beğeniliyor ki geçenlerde Düşes de Dino’nun evinde Talleyrand’la yemek yedi. Son eseri ‘’ Evliliğin Psikolojisi ‘’ ni herhalde okudunuz .. >> Fransız edebiyatının o çağlarda en büyük siması olarak kabul edilen Victor Hugo şömineye dayanmış bu yeni meslektaşını gülümseyerek dinliyordu. Victor Hugo onun geçmişi hakkında içlerinde belki en çok bilgiye sahip olanıydı. 1799 yılında Tours’da doğduğunu, öğrenimini orada yaptıktan sonra ailesinin isteğine karşı koyarak Paris’e geldiğini, sefalet içinde yaşadığını, hayatını kazanmak için düzinelerce açık saçık roman yazdığını, daha iki yıl öncesine kadar bir çatı arasında oturduğunu biliyordu. Ve yine bir aralık yayınevi, matbaa ve harf dökümhanesi açarak iflas ettiğini, bu yüzden doksan bin altın frank borca girerek alacaklılar ve tahsildarların elinden kurtulmak için takma bir isimle Rue Cassini’de bir evin zemin katında oturduğunu da biliyordu.

Victor Hugo’nun bilgileri tamamen doğruydu. Balzac başından geçen talihsizliklere aldırmamıştı. Kabiliyetine güveniyor, günün birinde ün yapacağına, zengin olup borçlarını ödeyeceğine inanıyordu. Cassini sokağındaki eve bu amaçla kapanmış, perdeleri kapalı odasında mum ışığı ile günde 18 saat çalışarak eser vermeye koyulmuştu. Bunlardan ikisi beklediği etkiyi yapmış, bir gün içinde tanınıvermişti:

<< Psycologi de Mariage >> ve << La Peau de Chagrin >>

Fakat kazandığı ün ona para yönünden pek faydalı olmamış, evini ve alıştığı yaşayış biçimini bırakamamıştı. Başında yün takkesi, ayağında altın işlemeli terlikleri, belinde yine altın bir izncire takılmış kâğıt açacağı ve makası olduğu halde uşağı François’nın durmadan taşıdığı Türk kahvesini içiyor, yazıyor, yazıyordu ..

Hayatının en büyük aşkı bir gün yine böyle çalışırken doğdu. Sabah François kahvesiyle beraber mektuplarını da getirmişti. Bunlardan biri güzel bir kadın yazısıyla kaleme alınmıştı, yazara övgüyle doluydu, imza yerinde ise bir tek kelime vardı:

‘’ L’ Etrangere – Meçhul bilinmeyen kadın ‘’ .. Mektup uzak bir ülkeden Rusya’dan geliyordu. Balzac yazanın sarayla, yüksek aristokrasi ile ilgisi olan milyoner bir baronun karısı Evelina de Hanski olduğunu bilmiyordu. Mektuplar devam etti ve genç yazar günün birinde bir posta arabasıyla İsviçre’nin yolunu tuttu. Hanski ailesi, yanlarında hizmetçileri, sayısız sandık ve bavullarıyla tatillerini Fransa sınırına yakın Neufchâtel’de geçirmeye gelmişler ve ünlü yazarı oraya davet etmişlerdi. Balzac heyecan içindeydi .. Nihayet bilinmeyen Kadın’ı görebilecekti .. Paris’e gücü kuvveti tazelenmiş, morali düzelmiş olarak döndü. Zengin Baron dünyaca tanınmış yazara büyük misafirperverlik göstermiş, Balzac ‘’ Kalbinin meleği ‘’ ni tanıdıktan sonra delice âşık olmuştu. Evelina çok okumuş yazmış, zeki, kültürlü ve umduğundan da güzel bir kadındı .. Fakat acaba kadın onun hakkında nasıl bir intiba edinmiş, neler düşünmüştü. Bunu kardeşine yazdığı bir mektupta şöyle anlatıyordu:

Balzac’ı nihayet tanıdım .. Onun hakkında bazı tahminler yürütmüş ve ancak bir ölü taşıyıcısı kadar eğlendirici olabileceğini söylemiştin. Sana zaman zaman hak verdim. Yemeğini bıçakla yiyor, peçetelere aksırıyor. Fakat bütün bunların, bu kötü huyların yanında dâhiyane kişiliği insanı adeta elektrikleyerek derhal etkiliyor. Beni sevdiğine eminim ve bu aşk şüphesiz bu güne kadar başıma gelenlerin en değerlisi! Büyük romancının enerjisi sanki şelale gibiydi. Durmadan çalışmasına rağmen borçlarını tüketemiyor, buna rağmen sevdiği kadını her yıl görmeden yapamıyordu. Yaz mevsiminde Viyana, Baden ve İtalya’da bir yazlık şehrinde buluşuyorlar, birbirlerine bağlılık yemini ederek ayrılıyorlardı. Balzac Paris’teyken Evelina’sına her gün yazıyor, yine her gün ondan cevap alıyordu. Bu mektuplar da daha ziyade aşkları, düşünceleri, günlük hayatlarına dair notlar yer almaktaydı. İşte Balzac’ın yazdıklarına bir örnek:

<< Daima çalışıyorum. Rahip hücresine benzeyen odamdan ayrıldığım yok .. Buna rağmen bu bomboş, mutsuz odayı, her an düşüncelerle dopdolu yaşadığım bu yeri seviyorum. Gizli aşkımız bu düşüncelerin çoğunluğunu teşkil ediyor. Seyahatlerimizde beraberce geçirdiğimiz harikulade anları hayalimde yaşıyor, mektubunuz geciktiği zaman hasta olmanız ihtimaliyle titriyorum. Her gün 18 saat çalışmak bazen sinirlerimi bozuyor. Çok kimse mürekkebin ne güçlüklerle altın suyu olabileceğini bilmezler .. Yerimden kıpırdayamamaktan dolayı o kadar şişmanladım ki bu durumumu bütün basın alaya alıyor. Dün en yakın arkadaşım olan iskemlem ağırlığıma dayanamayarak kırıldı. Hoşça kal sevgilim. Şair için ideali, köpek için sahibi, hayat için güneş neyse siz de benim için o’sunuz. Beni seviniz. Bu aşka öyle ihtiyacım var ki .. >>

Evelina’ya olan sevgisi böylece devam edip giderken kazandığını antika eşya ve değerli tablolara veriyor, borçlarının iki yüz bir franka yükselmesine aldırmadan Paris civarında Saint – Cloud’da bir yazlık evi yaptırmaya kalkıyor. Sipsivri, üç katlı, her katta bir odası bulunan bu ev borçlarına bir elli bin frank daha eklenmiş, üstelik şekli şemaili ve alelacele yapılan duvarlarının zaman zaman çökmesiyle bütün Paris halkını günlerce eğlendirmişti. Alacaklılar ya da tahsildarlardan biri gözükünce değerli eşya ve tablolar bir sandığa konuyor ve derhal komşusu olan Kontes Visconti’nin bahçesine taşınıyordu. Bu garip durum üç yıl devam etti. ‘’ Les Jardies ‘’ adını verdiği ev nihayet haraç mezat satıldı ve alacaklılara on beş bin frank sağlayabildi. Yazar tekrar Paris’e dönmüş, Passy Sokağında fakir bir eve sığınmıştı. Para işlerine hiç aklı ermediği için saçma sapan şeyler satın alıyor, gayet kolay kandırılabiliniyordu. Çalışırken düşünceleriyle o kadar doluydu ki onu hiçbir şey ilgilendirmiyor, yalnız yazdıklarını düşünüyordu. Ünlü romanı ‘’ Eugenie Grandet ‘’ yi yazarken ziyaretine dostu Sandeau gelmiş, ağlayarak kızının ölüm döşeğinde yattığını bildirmişti. Balzac, onu dinledikten sonra şunları söyledi:

<< Sevgili dostum, hepsi çok iyi, çok alâ .. Şimdi artık gerçeğe dönelim; Eugenie kimle evlensin? >>

Böylece dünya edebiyatı şaheserler kazanıyor, çeşitli sınıftan çeşitli insanlar; tefeci Gobseck’ler, Albay Chabert’ler, Goriot Baba’lar, ressam Frenhofer’ler dile geliyor, hayat buluyorlardı. Sanatı hakkında yakın dostu ve kadın meslektaşı George Sand şunları yazıyor:

<< Balzac için roman çağdaşlarının fikir, his, alışkanlık, kanun, düzen, sanat, adet ve mahalli renklerini kapsayan geniş bir deneme alanı olmuştur. Bu sayede çağımızın insanı ilerdeki zamanlarda mükemmel bir şekilde tanınma imkânına kavuşmuştur. Ona yalnız bu noktadan minnettar olsak yeridir. >>

Balzac her hali ve davranışlarıyla ilgi toplayabiliyordu. Fakat bütün yaptıklarında sunilikten eser yoktu. İçinden geldiği, duyduğu, hissettiği gibi yaşıyor, kimseye hesap vermek aklından geçmiyordu. Evi çağdaşı olan sanatçıların merakını çeken bir yerdi. Onları bilhassa şöminesi üzerinde duran Napoleon büstüne astığı bir kâğıttaki not ilgilendiriyordu. Bu notta şunlar yazılıydı:

<< Senin kılıcınla yapamadığını ben kalemimle yapacak, senin yarım bıraktığını ben sonuçlandıracağım>>

Müthiş iştahlıydı. Eserlerini basan Werdet onun bu özelliğini yazarken bir oturuşta yediklerini şöyle sıralar: Yüz kadar istiridye, on iki koyun kotleti, bir ördek, iki piliç ve bütün bunların üzerine bir kilo zerdali .. Yemek arasında bir şişe Bordeux şarabı içer, yemekten sonra ardı kesilmeyen kahveler gelirdi .. Kahveye olan düşkünlüğü öldükten sonra dostları arasında şu sözün yayılmasına sebep olmuştur:

<< Elli bin fincan kahve içinceye kadar yaşadı, sonra öldü .. >>

Evelina’ya aşkı devam ederken Paris’in ünlü kadınlarından bazılarıyla da maceralar geçirmekten geri kalmamıştı. Bunlar arasında en önemlileri bir aralık komşusu olan Kontes Visconti, Madame Marbouty, Düşes de Castries, Madame de Berny ve Madame Zulma Carraud’dur. Fakat rüyalarına giren bir olay 1842 yılında gerçekleşmiş, Baron de Hanski ölmüş, Evelina dul kalmıştı. Buna rağmen evlenmek için sekiz yıl beklemeleri gerekmiş, nihayet 14 Mart 1850 de Ukrayna’da evlenmişlerdir. Yeni evliler zahmetli bir yolculuktan sonra Paris’e dönmüşler, Balzac’ın Fortunee Sokağında döşediği eve girmişlerdir. Fakat daha kapıdan girer girmez üzücü bir olayla karşılaştırlar; emektar uşak François delirmiş, akıl hastanesine gotürülmüştü. Aynı gece yolculuğun etkisiyle olacak Balzac da yatağa düştü, dört doktorun bütün uğraşmasına rağmen kurtulamadı. ‘’ İnsanlık Komedisi ‘’ adıyla bilinen şaheser romanların yazarı 1850 yılının 18 Ağustos günü 51 yaşında olduğu halde geceyarısından önce son nefesini vermiş, adı ölümsüz sanat adamları arasına katılıvermişti.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı