İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Radyonun Keşfi

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
20-01-2010 03:27
#1
Radyonun Keşfi
Batı uygarlığını geliştiren keşifler arasında; uzak mesafeleri yenip hiçe indirerek kıta’lar arasındaki haberleşmeyi aylardan saniyelere indiren radyo ön plânda yer almıştır. Bir mercimek büyüklüğünde olan modern radyo ampulleri sayesinde, radyoların hacmi de küçülüverdi. Eskiden silisyum isimli elemandan yapılmakta olan transistorlar, çok saf olan silisyuma ihtiyaç hâsıl etmekte idi. Silisyum isimli elemanın kumda bulunduğunu, yeryüzünde de kumdan bol bir şey olmadığını bilirsiniz. Ama iş sadece bununla bitmiyor. Aşağı yukarı yüzde yüz saflığında silisyuma ihtiyaç hâsıl oluyordu. Daha belirli bir şekilde konuşmak için, saflık derecesini gösteren % 99 virgül 9999999999 yani 10 tane dokuz koymak lâzım gelmektedir. Ya da on milyarda bir yabancı madde olmasına müsaade edilmektedir. Bu saflıkta, bir kurşun kalemi uzunluğunda silisyum çubuk düşünelim; bundan 5000 tane transistor, yani radyo lâmbası yapılabilmekteydi.

Transistorlar sayesinde, ceplerimize giren hem hafif hem de taşınması kolay radyolar yapılmıştır. Yine aynı radyo lâmbaları sayesinde sağırlar küçücük bir âlet ile rahatça konuşmaları dinleyebilmektedirler. Hatta daha ileri giderek, gözlük saplarının içine yerleştirilen bu transistorlar ile işitme cihazları daha da ufalmışlardı.

Radyolardan başka, bu radyo lâmbalarının girdiği her âlet aynı derecede ufalmış bulunuyordu. Hesap makineleri, eski kocaman radyo ampullerinin yerini alan bezelye büyüklüğündeki kardeşleri sayesinde ufalıvermişlerdi.

İçinde 10000 radyo ampulü bulunan küçük hesap makinelerini düşünün. Artık bunlara dev hesap makineleri diyebilir miyiz? Ama yaptıkları iş temel olarak yine eskisinin aynıdır.

Öte yandan, uzaya gönderilen uyduların içinde çeşitli işleri yapan elektronik âletler, bu transistorlar sayesinde küçülmüş ve bu cihazlar içine sığarak dünyamıza radyo sinyallerinin gönderilmesini sağlamışlardı. Transistorların daha da ufakları yapıldı. Tam bin tanesi bir posta pulunun üstüne sıralanabiliyordu.

Böylece radyo, artık her yere sığan, her yerde vazgeçilmez bir ihtiyaç haline gelen; gündelik eğlenceler arasında olduğu kadar uzayın fethinde de rol alan harika keşif şimdilerde dahi haliyle kendini aratmakta ve sevdirmektedir.

Şimdi gelelim radyonun ülkemizdeki yolculuğunu anımsamaya:

Türkiye radyo ile 1927 yılında tanışmıştır. Kurtuluş döneminde Ankara ve İstanbullular radyo dinleme fırsatına kavuşmuşlardı. 1938 yılında Ankara Radyosu uzun – dalga, İstanbul Radyosu ise orta – dalga yayına geçmişti ve radyo dinleme alanı Anadolu’ya yayılmaya başlamıştı.

Radyo ve radyo yayıncılığı, Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi ile devreye girmiş, 1937 yılında yönetim PTT’ye aktarılmıştı. İlerleyen yıllarda radyo yönetimleri değişik devlet kurumlarına devredilmiş, 1964 yılında, haber alma ve yayma görevi Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) bünyesinde toplanmıştır.

Radyo yayıncılığı, 1961’de İzmir, 1962’de Adana, Antalya, Gaziantep, 1963’te Kars, 1964’te Van il radyolarının kuruluşu ile yurt geneline yayılarak yeni bir aşama yapmıştı. 1990 yılından bu yana, önce yurt dışında uydu aracılığı ile başlatılan televizyon yayınları yanında radyo yayınları da yaygınlaşmış ve bugün, FM (frekans modülasyonu) tekniğiyle çalışan radyo istasyonlarının sayısı yurt genelinde 700’ü aşmıştır. Böylesine hızlı bir büyüme sonunda ‘’ Frekans kirliliği ‘’ denen bir olay yaşanmakta, istasyonlar arasındaki etkilenme yayın kalitesini bozmaktadır. Ayrıca radyo yayıncılığının kuralları unutulmuş, bölücülüğü kışkırtan, dinsel inançları sömüren, genel ahlâka aykırı ya da bozuk Türkçeyi kullanan radyo istasyonları dinleyicileri olumsuz yönde etkilemeye başlamıştır.

Radyonun doğuşuna telefon ve telgrafın icadı öncülük yapmıştır. 1880’li yıllarda Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında Atlantik Denizi’ne yerleştirilen kablolar aracılığı ile gerçekleştirilen telgraf ve telefon iletişiminin ticaret yaşamına kazandırdığı hız bir devrim olarak değerlendirilmişti.

Ancak bu sistemin alt yapısını oluşturmanın yüksek maliyeti araştırmacıların telsiz – telgraf arayışına yöneltmiş, bilim adamları, Amerikan Morse, Alman Hertz, Fransız Branly, İngiliz Lodge, Rus Popov ve İtalyan Marconi birbirinden habersiz buluşları ile bu alanda önemli adımlara öncülük yapmışlardı. Radyo dalgası olarak bilinen elektrik akımlarının (Radyo adı Latince çizgi anlamına gelen << radius >> sözcüğünden alınmıştır.) atmosferde ışık hızıyla dolaşımının anlaşılmasıyla telsiz iletişim alanında yeni bir ufuk açılmış oluyordu. Radyo yayınlarında kilometrelik dalgalar uzun dalga, hektometrelik dalgalar orta dalga, dekametrelik dalgalar da kısa dalga olarak tanımlanmaktadır.

Marconi 12 Aralık 1901 tarihinde Fransız sahili ile Yeni Dünya arasında ilk telsiz telgraf iletişimini gerçekleştiriyordu. 1914 Birinci Dünya Savaşı’nda kullanılan bu sistem, kazanılan deneyimler sonunda, 1920’li yıllarda, önce Amerika Birleşik Devletleri’nde, sonra Avrupa’da radyonun insanların hizmetine sunulmasını sağlamıştı. Bu dönemde yayın gücü birkaç kilowatla elde ediliyor, galenli (bir cins kömür) alıcılar amatör radyoculuğun yayılışını kolaylaştırıyordu.

Daha sonra akümülatörlerle beslenen triot lâmbalı ve doğrudan elektrik şebekesine bağlı alıcılar ortaya çıktı. Bunlar oldukça ağır olan radyolardı. Radyonun boyut olarak küçülmesi ve ağırlık olarak hafiflemesi 1955 yılından sonra tranzistörün uygulamaya girmesiyle sağlandı.

Amerika’da halka yayılan ilk radyo programı 1921 Temmuz’unda Amerikan Jack Demsey ile Fransız Georges Carpentier arasında yapılan dünya boks şampiyonasında gerçekleşmişti. Üçyüz bin meraklının halka açık yerlerde dinlediği bu maçı Demsey kazanmıştı.

Radyo iletişiminin dinleyici üzerindeki etkisini kanıtlayan bir olay da 1938 yılında yaşanmıştı. 30 Ekim günü Amerikan CBS radyo istasyonu Orson Welles’in yayınladığı ‘’ Dünyalar Savaşı ‘’ adlı programda New Hampshire’ın Marslılar tarafından ele geçirildiğini ve Amerikan ordularının yenilgiye uğradığını yayınlamıştı. Radyo oyununun yayını büyük panik yaratmış, programı dinleyen 32 milyon Amerikalı olayı gerçek olarak algılamıştı. Tabi o dönemde hiçbir iletişim aracının böylesine yaygın bir etki yapması düşünülemezdi.

Böylece, radyo, kamuoyunu etkileme gücünü kanıtlamış oluyordu. Radyo İkinci Dünya Savaşı’nda da, taraflar arasında propaganda amacıyla ve direniş güçlerinin haber alma ve mesaj iletme çalışmalarında yaygın bir biçimde kullanılmıştı. Nazi Almanya’sının Propaganda Bakanı Goebbels radyo yayınlarını kullanmada ve nasyonalizmin tanıtılmasında gösterdiği beceri ile ün kazanmıştı. İkinci Dünya Savaşı’nın en can alıcı radyo yayınları ise İngiliz BBC tarafından gerçekleştirilmişti. İngiliz Başbakanı Churchill’in İngiliz halkına ve Naziler tarafından işgal edilmiş Avrupalılara verdiği radyo mesajları savaşın kazanılmasında önemli rol oynamıştı.

1980 yılından sonra teknolojide sağlanan gelişmelerle radyo yayınları yeni bir boyut kazanmış, ses kayıtlarının nümerik sisteme geçmesi ve yayınların uydular aracılığı ile iletilmesi kalitenin yükselmesini, kullanım alanının çeşitlenmesini sağlamıştır.
sruniam Teşekkür etti.
sruniam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
01/2010
Nereden:
gallifrey
Mesajlar:
971
Konular:
71
Teşekkür (Etti):
49
Teşekkür (Aldı):
93
Ticaret:
(0) %
20-01-2010 14:33
#2
paylasım için sağol güzel olmus
--------------------- Okyanuslar mürekkebim ağaçlarsa kalemim benim.
Bitmek bilmeyen şarkılarla ruhun şad olsun alemim.
Yüzde ellin meleklerin,geride kalanın ifritin.
biolojikal gazlardan hasarlı beynim sen biliiiin.

emeğe saygın varsa o butona basarsın


Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı