İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Yeni Dünyanın Keşfi

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
23-01-2010 23:14
#1
Yeni Dünyanın Keşfi
Bundan 566 yıl önce 3 Ağustos 1492 günü Karavel adı verilen orta büyüklükte üç gemi, İspanya’nın Palos limanından demir alıyordu. Santa Maria, Pinta ve Nina adını taşıyan bu gemilerden Santa Maria amiral gemisiydi. Bu gemide dümen tutan otuz yaşlarındaki adamın azimli yüzünde bir saadet gülümseyişi vardı. İçi, yelkenleri şişiren rüzgârlar kadar kuvvetli bir sevinçle doluydu. Kristof Kolomb adındaki bu deniz kurdu, ta çocukluğundan beri tasarladığı bir işi gerçekleştirecekti: Altın, ipek ve baharat ülkesi olan Uzak Doğuya en kısa deniz yolunu bulmak için üç gemilik filosu ile pupa yelken engine açılmıştı.

1451 yılında İtalya’nın Cenova şehrinde doğan Kristof Kolomb; genç yaşında denizciliğe atılmış, Akdeniz limanları arasında birçok ticaret seyahatleri yapmıştı.

Seyahat merakı onu coğrafya ile de ilgilendirdiği için, iyi bir haritacıydı da. Büyük seyyahların, coğrafyacıların kitaplarını okumaya bayılırdı. Hele kendi zamanından iki yüzyıl kadar önce Hindistan’a, Çin’e kadar gitmiş olan Makro Polo’nun hatıraları üstünde büyük bir tesir bırakmış; bu altın, ipek ve baharat diyarına gitmek için içinde sönmez bir istek yaratmıştı.

Uzak Doğuya giden kara yolları Osmanlı İmparatorluğunun egemenliğine girdikten, hele İstanbul’un 1453’de Türkler tarafından fethinden sonra bu ülkelere denizden gitmek gerekiyordu.

Kristof Kolomb, Floransalı coğrafyacı Toskanelli’nin yazdıklarından ve haritalarından şu fikri elde etmişti: Atlas Okyanusundan daima batıya giderek Çin’e varmak mümkün olacaktı. Kolomb buna inandığı gün bu büyük işi başarmaya da karar vermişti.

Önce o zamanki Portekiz kralına başvurdu. Ama tasarısını kabul ettiremedi. Sonra İspanya’ya geçerek kral Ferdinand ve kraliçe Elizabeth de Kastil’den yardım istedi. Önce dileği kabul edilmedi. Ama sonra kraliçe Elizabeth, emrine üç gemi vererek kendisini engin deniz amirali ve keşfedeceği topraklara da kral naibi tayin ettirdi.

Santa – Maria, Pinta ve Nina gemileri Eylül ayının ortalarına kadar gökle denizden başka bir şey görünmeyen boş enginlerde yol almışlardı. Palos’tan ayrılalı bir buçuk ay geçtiği halde tek bir kara parçasına rastlamamışlardı. Bu durum, tayfalara korku vermiş, umutlarını kırmıştı. Alttan alta homurdanıyorlardı. Gemilerde sinsi bir ayaklanma havası esiyordu.

16 Eylülde gemiler kalın bir yosun tarlasının içine düştü. Yosunların arasında balıklar cirit atıyordu. Birkaç gün sonra tayfalar denizden, yontulmuş söğüt gövdeleri ve bir tahta çıkardılar. Bu, gemicilere büyük ümit verdi. Demek ki insanların yaşadıkları bir yerlere yaklaşmışlardı.

O gece Pinta’nın gözcüsü uzaklarda kıvılcımlanan, titrek bir ışık görmüştü. Ertesi sabah gemilerin üstünden akın akın geçen kuşların cıvıltıları karanın yakın olduğunu müjdeliyordu. Birkaç gün sonra ilk kara parçasını gördüler. Kristof Kolomb iki pare top atışı ile görünen kıyıları selâmladı.

Kolomb burayı İspanya kralı adına ele geçirerek San Salvador adını verdi. Buradaki yerlilerden, işaretle, daha ötelerde << Küba >> dedikleri büyük bir adanın bulunduğunu öğrendi ve oraya gitmek üzere denize açıldı. Kolomb, buranın << Cipangu >> yani Japonya olduğunu sanıyordu. Bunun için son derece sevinç içindeydi. Hâlbuki Avrupalıların hiç bilmedikleri yeni bir kıtanın eşiğiydi burası.

Kristof Kolomb’un sevinci uzun sürmedi. Birtakım olaylar canını sıkmaya başladı. Yerlilerden dağı taşı altın dolu diye duyduğu bir adayı eline geçirmek hırsına kapılan yol arkadaşı Martin Alonzo Pinzon, Pinta gemisiyle filodan ayrılıp, kaçmıştı. Bu yetmiyormuş gibi, amiral gemisi de Kolomb’un Hispaniola adını verdiği Haiti kıyılarında kayalara oturdu. Yerlilerin kayıklarıyla karaya çıkan Kolomb, bu durumda yoluna devam edemeyeceğini anlamıştı. Bu adada yaptırdığı bir kaleye adamlarından 43 kişiyi bırakarak, elinde kalan << Nina >> gemisiyle İspanya’ya döndü. Kral Ferdinand ile kraliçe Elizabeth, Kolomb’u çok iyi karşıladılar. Şerefine törenler yapıldı.

Kolomb’un, << Karanlık denizlerin ötesinde >> zengin adalar bulduğu haberi her tarafa yayılmıştı. Binlerce insan buralara gitmek için can atıyordu. Kristof Kolomb, 17 gemi ve 1200 tayfa ile 25 Eylül 1493 te ikinci seferine çıktı. 3 Kasımdan itibaren yeni adalara rastlayarak, bunlara sırasıyla << Dominik, Marigalante, Cuadalup >> adları verildi. Bu sonuncu adada bir takım çadır şeklinde kulübeler gördüler. Ama bomboştu bu kulübeler. Yerliler korkularından ormanlara kaçmışlardı. Yemek kaplarının içinde gördükleri insan kolları ve bacalarını bu adaların yerlileri Karaiplerin yamyam olduğunu gösteriyordu.

Bu adanın daha kuzeyinde rastladıkları adaya da Martinik adı verildi. Bundan sonra sırasıyla küçük Antil adaları, Porto – Riko adası keşfedildi. Bu ada Kristof Kolomb ile gemicilerinin rastladıkları adaların en büyüğü ve en güzeliydi ama Kristof Kolomb burada çok durmadı. İlk seferinde 43 arkadaşını bıraktığı Navidad’a varmak için Hispaniola adasına yollandı.

Bir akşam ortalık kararırken adaya varmışlardı. Kolomb, kaledekilere geldiğini bildirmek için iki defa top attırdı ama topların tepelerdeki yankılarından başka hiçbir cevap almadılar. Hiç ışık da görünmüyordu. Kolomb ve arkadaşları ertesi sabah adaya çıkıp kaleye koştukları zaman feci bir manzara ile karşılaştılar.

Burada yıkılmış duvarlar arasında parça parça birkaç İspanyol’un cesediyle, arkadaşlarından birsinin kesik başından başka bir şeye rastlamamışlardı. Ada yerlilerinin anlattığına göre, İspanyollar adaya saldıran düşman bir kabile tarafından öldürülmüşlerdi.

Kristof Kolomb, adadaki körfezin yakınında bir kasaba kurdurdu. Buraya Monte – Kristo adını verdi. Kendisiyle altın madenlerine ulaşmak rüyasıyla yola çıkan maceracılardan birkaç yüz kişiyi buraya yerleştirdi. Kasabaya da kendisini koruyan kraliçeyi hatırlatması için << İzbella >> adını verdi. Yalnız bu sefer de işler iyi gitmedi. İzabella’ya yerleşen Avrupalılar buraların ağır iklimine dayanamadılar. Sıtma bu gözü pek adamları yere sermişti. Altına hücum sevdasından vazgeçip, İspanya’ya dönmek için, sızlanmaya başladılar. Kristof Kolomb, bunları 12 gemiye doldurarak İspanya’ya yolladı.

Kolomb elinde kalan beş gemi ile bu civardaki keşiflerine devam etti. Bu arada Jamaika adasını buldu. Sonra tekrar İzabella’ya döndü. Rastladığı bütün yerlilerden hep Çin ve Japonya hakkında bilgi edinmeye çalışıyordu.

Bu sırada adada işler yine karışmıştı. Yerliler kendilerine karşı çok kötü davranan İspanyollara karşı ayaklanmışlardı. Kristof Kolomb bu isyanları zalimcesine bastırdı. Yerlilerden arta kalanlar köle olarak çalışmaya mankûm edildi.

Bütün bu güçlükler yetmiyormuş gibi, İspanyadaki düşmanları Kral Ferdinand’ı Kolomb’un aleyhine kışkırtıyorlardı. Bunun üzerine hakkında soruşturma açıldı. Kral naipliğinden de azledildiği, gönderilen bir gemideki haberci ile kendisine bildirildi. Kolomb, koloninin başına kardeşini bırakarak, İspanya’ya döndü. Kadiks limanında karaya çıkan bu perişan kıyafetli ve eli boş gemicilerle kıyıya toplanan halk alay ediyordu.

Kristof Kolomb bütün bu güçlüklere aldırış etmeyerek yine de kararından dönmemişti. Yine birkaç gemi hazırlayarak engine açıldı. Bu sefer tayfa olarak âdi suçlulardan, idam mahkûmlarından başka kimseyi bulamamıştı. Bu seferinde de Trinidat adasını buldu. Yeni yeni yerler keşfetmenin sevinci içinde Hispaniola’ya döndü. Ama bu dönüşte hiç ummadığı çok kötü bir durumla karşılaştı.

İspanya’daki düşmanları durmadan Kral Ferdinand’ı fitlediklerinden, Kral soruşturma için Fransisko de Bobadilla adında birini Antiller’e gönderdi. Bobadilla yetkisini kötüye kullanarak Kolomb’u zincire vurdurdu ve bir gemiye atarak İspanya’ya gönderdi.

Kraliçe Elizabet, İspanya’ya bunca zengin topraklar kazandırmış olan Kristof Kolomb’a reva görülen kötülükler karşısında duyduğu üzüntüyü açığa vurarak büyük denizciyi Elhamra sarayında törenle kabul etti.

Uğradığı iftiralar, düşmanlıklar, katlandığı güçlükler ve acılar Kolomb’u yıldırmamıştı. Ne pahasına olursa olsun altın, ipek ülkesi Çin’e gitmeliydi. Oraya çok yaklaştığına da inanıyordu zaten. Yeniden dört karavel’le denize açıldı.

Yolda korkunç bir tayfun bütün filoyu yutacaktı az kalsın. Kolomb kurtuldu; ama peşinden ayrılmayan Bobadilla’nın gemisi Okyanusun derinliklerini boylamıştı. Kolomb elinde kalan gemilerle Honduras’a vardı. Artık adalardan sonra ilk defa kıt’aya ayak basmıştı. 8 yıl süren bu mücadeleden sonra yeni bir kıt’a keşfetmiş oluyordu. Ama hep Makro Polo’nun anlattığı uzak doğu illerinden birine vardığını sanarak ..

Elindeki gemiler daha uzaklara gitmeye elverişli değildi. Honduras’tan içerilerdeki altın madenlerine gitmek için yola çıktığı zaman yerlilerin hücumuna uğradı. Canını ve adamlarının bir kısmını zor kurtardı. Bir gün hep o Çin’e varmak rüyasını gerçekleştirmek ümidiyle İspanya’ya döndü. Ama bu rüyasını gerçekleştiremeden 20 Mayıs 1506 da Valladolid’de öldü.

Kiristof Kolomb, muradına erememiş, özlediği Çin ülkesine varamamıştı ama Avrupa’ya yeni bir kıt’a kazandırmıştı. Bunu anlamak Amerigo Vespuçi adındaki başka bir denizciye nasip olacak ve yeni kıt’aya onun adından alınarak << Amerika >> denilecekti.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı