İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Dekart (Descartes) Metodu

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
25-01-2010 02:27
#1
Dekart (Descartes) Metodu
Dekart metodu, muhakeme yürütülürken, bazı hata amillerini ortadan kaldırmak üzere sarfedilen bir gayrettir.

Descartes: << Fiillerimi aydınlatmak ve bu hayatta emniyetle yürümek gayesiyle, doğruyu yanlıştan ayırdetmek hususunda bir arzum vardı >> der.

Onun << düşünüş sanatı >> nın meşhur kaidelerini hatırlayalım. Bunlardan birincisi: Aşikâr olarak gerçekliği tasdik edilecek şeyler haricinde hiçbir şeyi doğru kabul etmemektedir. Bu kaide, pek açık gibi görünür:

- Doğru olduğuna inanmadığım bir şeyi nasıl olurda gerçek diye kabul edebilirim, dersiniz.

Descartes, size başka bir kaide ile cevap verir: Acele etmekten ve bir şey hakkında evvelden fikri mahsusa sahip olmaktan kaçınmak.

<< Acele etmekten kaçınmalı >> diyor; çünkü insan, güç olan şeyi çabucak anlayamaz. Sayfaları atlayan bir talebe hiçbir zaman hendeseyi öğrenemez. Fakat insanların işi daima aceledir. Bir kısmı böyle acele etmeye mecburdur. Diyelim ki, filan tarihte geçirilmesi lâzım gelen bir imtihan vardır ve o zamana kadar bütün bir ilmi, bütün bir tarih devrini gözden geçirmek icap eder. Ya da uzman filan gün için raporunu vermeyi taahhüt etmiş; hükümetler bu raporu bekliyorlar; eğer çok gecikirse politikacılar kendiliklerinden bir şeye karar verecekler; şu halde hiçbir rapor vermemektense, eksik bir rapor hazırlamak daha iyi olmaz mı? Gazeteci de, yeni ve karanlık bir meseleyi etüt etmek için, daha birkaç saat vakit isterdi; fakat dizgici, yazıyı bekliyor; gazeteyi sabahın saat ikisinde kalkan trene yetiştirmek lâzım; ne yapsın? Davranış, kendi mühletini hadiselere zorla yükletir!

Bazı insanlar da, gururlanma yüzünden acele ederler. Hadiseleri bilmediklerini itiraf etmek onlara güç gelir. Kendisine bir şey sorulan uzman: << Biraz bekleyin >> cevabını vermeyi şerefinden eksilme sayar. Parlamentolarda, salonlarda, sendikalarda, insanların ne kadar katiyetle hüküm ve karar verdiklerine dikkat ediniz! Birisi size Çekoslovakya’dan, Habeşistan’dan, Macaristan’dan bahseder; fakat ne bu ülkeleri görmüştür, ne de onların tarihini ve adetlerini bilir. Bir başkası hava kuvvetlerimizden hafifseme ile bahseder, hâlbuki bu hususta bütün bilgisi, şuradan buradan işittiklerinden ve kontrol edilmemiş şahitlerden gelmektedir. Nihayet bir üçüncüsü, bir kadının şerefine hücum eder ve bu nokta üzerinde, kesin bir ifade ile hepsi de asılsız birtakım hikâyeler anlatır. Eğer şu pek sade bir tek: << bilmiyorum >> kelimesi, ya da Ondördücü Louis’nin pek sevdiği şu iki kelime: << bir düşüneyim >> kullanılmış olsaydı, konuşmalarımızın vasatî kıymeti, ne kadar yükselirdi! Eğer, kendi kendimize, hiçbir zaman hazırlıksız karar vermemeye ve hiçbir acele hükümde bulunmamaya ahdetmiş olsaydık, Dekart metodunun doğruluğu istikametinde büyük bir adım atmış bulunurduk.

Fakat yanılmanın yegâne sebebi acele değildir; bir de evvelden fikri mahsus sahibi olmak var. Benliğimiz, eşyanın şekillerini, düz aynalar gibi, hiç bozulmadan aksettirmiyor. Meselelerin karşısına lekesiz ve şeffaf satıhlar halinde değil fakat aile ve toplumun verdiği fikirlerle yüklü olarak çıkıyoruz. İçinde yaşadığımız toplumun ruhunuz üstünde bıraktığı tesiri ölçmek mi istersiniz? Gazetelerin lehte ve aleyhteki yayınına göre, Clemenceau, Caillaux, Daladier hakkında, başka başka zamanlarda verdiğiniz hükümleri bir defa hatırlayınız! Onlardan bazen nefret ediyorsunuz, bazen de bu şahsiyetlere hayran bulunuyordunuz; her defasında da hüsnüniyetiniz vardı, fakat salim düşünemiyordunuz.

Hadiseler hakkında evvelden fikri mahsusa sahip oluşumuzun bir sebebi de, menfaatlerimizdir. Pascal << eğer hendese, ihtiraslarımıza politika kadar karşı gelseydi, onun hakkında bu kadar iyi düşünmezdik >> demişti. Yeni bir vergi bahis mevzuu olduğu vakit, kendi kesesine ne kadar tesiri olacağını hesaplamadan bunu doğru bulanlar var mıdır? Vardır, fakat pek azdır. Bir doktor düşünün ki, bir kurama dayanarak, kendini zengin ve şerefli yaşatan bir tedavi metodu meydana çıkarmıştır. Şimdi bu kuramın yanlışlığının keşfedildiğini farzedin. Bu hususta ileri sürülen tenkitleri şüphe ile karşılaması için, düşüncesinin ona bin makul fikir ilham edeceğine inanmaz mısınız?

İhtiraslarımızı okşayan her şeyi doğru buluruz: Bunlara zıt gelen şeyler de bizi öfkelendirir. Chateaubriand’ın politika hayatını göz önüne getirin! İhtilâlin yetiştirmesi olan Chateaubriand, sürgünlüğü sırasında, İngiltere’dekine benzeyen meşrutî bir krallığa taraftar olmuştu. Krallık kurulduktan sonra, Onsekizinci Louis Fransa’da böyle bir hükümet tesis etmeye çalıştığı sırada, Chateaubriand ihtiraslarına kapılmasaydı, kralın gayretine, bütün varlığıyla yardım etmesi lâzım gelirdi. Fakat Chateaubriand, bu politikayı tatbik etmek üzere kendinin seçilmediğine gücenmişti. Haksız muamele gördüğü için krala, Decazes’a, daha sonra Villele’e karşı şiddetli garaz bağladı ve sonunda, - üslûbunun güzelliği sayesinde pek mükemmel gibi görünen, fakat hakikatte çok çirkin olan birtakım muhakemeler yürüterek, bizzat kendi fikri ile mücadele etmek vaziyetine düştü. İnsanın, ihtiras sevk ile düşmeyeceği mânasızlık, kapılmayacağı tezatlar yoktur! Sevgi ya da kin hâkim olduğu vakit akıl, yaptığı delilikleri haklı göstermek için bahaneler bulmaya mecburdur. Alain’in sözünü bir defa daha tekrar ederek, bütün delillerin gözümüzde aşikâr surette şerefsiz şeyler olduğunu söyleyelim; çünkü herhangi bir şeyi kuvvetle istediğimiz zaman onun ispat etmek ve doğru bulmak mümkündür.

Bazı insanlar, hayatlarında geçmiş hadiselerin, varlıklarına ilham ettiği serkeşlik hissine bakarak, kendilerini muhitlerinden ve ülkelerinden bağımsız sanırlar. Fakat husumet, bir bağımsızlık garantisi değildir; bilâkis, hadiseler üzerinde bir fikri mahsusa esir olmanın gayet açık bir delilidir. Çocukluğu sırasında manevi baskı altında geçen senelerden ıstırap çekmiş bir yazar, dine ve aileye saldırmakla hür fikirli gibi görünürse de, hakikatte onun isyanı, bir kölenin isyanından başka bir şey değildir. Bir ülkeden göçmeye mecbur olan insan, oradan kendini kovan zorbaya hücum ettiği vakit, bunu bağımsız fikir sahibi olduğuna delil sayar. Fakat acaba bu adamın, kendine fena muamele etmiş olan bir rejim ve bir ülke hakkında fikir beyan etmeye salahiyeti var mıdır? Descartes sağ olsaydı, herhalde bu fikirde olmazdı. Bazı insanlar vardır ki, mensup oldukları toplulukla beraber düşünürler, bir kısmı da bu topluluğun aleyhinde, düşünürler. Bu iki örnekte, hadiseler hakkında önceden bir fikri mahsusa sahip olmanın şekil bakımından farklı, fakat aslında birbirine denk nevileridir.

Usul hakkında nutuk (Discours de la Methode, Descartes’in eseri bu isimle Türkçeye tercüme edilmiştir.) yazarının bize verdiği öğüt, ilk önce akıl ve muhakememizi ihtiraslardan azat etmek, sonra da onu iyi bir şekilde kullanmaktır ki, bu iş için bize birtakım kaideler gösteriyor:

<< Düşüncelerimizi en sade şeylerden, daha karışık olanlara gidecek şekilde sıralamak .. Güç şeyleri, imkân nispetinde, parçalara ayırmak .. Hiçbir şeyin unutulmadığından emin olmak üzere, her hususta vakıaları tam olarak saymak ve umumî mahiyette tekrar tekrar gözden geçirmek. >>

Bu metodun evvelâ bizzat Descartes’a, sonra onun çağdaşlarından olan ve kendisini takip ederek matematik, mekanik, astronomi sahasında ve fizikin bir kısmında çok ileri giden ilim adamlarına pek parlak hizmetler gördüğü muhakkaktır. Bütün bu kaideler bugün de doğruluklarını muhafaza ediyorlar ve << içi hava dolu lastiğin içi dolu lastiği halkalaması şeklinde >> Kant, Descartes’ın hakkından gelemedi. Descartes metodu, matematikte olduğu gibi, fikrin kendi kanunlarını keşfetmek ya da soyutlandıkları ya da çok uzak bulundukları için (meselâ astronomide gördüğümüz gibi) sadeleşmiş olan hadiseleri tetkik etmek hususunda olağanüstü tesirli kalıyor. Fakat bu metot, daha karışık bilimlere tatbik edilmek istendiği vakit, faydasız değil, yetersiz görüldü.

Fizik biliminin büyük bir kısmında kimyada, biyolojide, tıpta, iktisat biliminde, politika sahasında, yani insanlara ait fillerin çoğunda, Descartes metodu lüzumlu bir fren olmakla beraber, güçlüklerin halledilmesine imkân vermiyor. Benliğimizde billurdan ve çelikten bir iç âlem, bir mikrokosmos çiziyor ki bunun çarklarının hayret verici bir maharetle yontulmuş olan dişleri, harikulâde bir doğrulukla birbirine geçmiştir; fakat dışımızdaki koca âlemin bu doğru ve şeffaf saat gibi kurulmamış olduğunu biliyoruz. Rüzgârın yerinden oynattığı yaprakların, fırtınanın sürüklediği bulutların, tarla işlerinin ve şehirlerdeki ihtirasların burada yeri olmuyor.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı