İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Tecrübe Metodu

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
25-01-2010 02:30
#1
Tecrübe Metodu
Bir elma çekirdeği üzerinde ne kadar iyi muhakeme yaparsak yapalım, onun meydana getireceği ağacın şekli, ne de vereceği yemişin tadı hakkında önceden bir fikir edinmemize imkân yoktur. Hiçbir kıyas, hiçbir görüş düşünülemez ki meçhul bir mikrobu canlı bir mahlûka aşıladığımız vakit, bu mikrobun o mahlûk üzerinde sebep oluşturacağı hastalığı anlatmamıza imkân versin. Bu çeşit soruları akıldan değil, fakat tabiattan, eşya âleminden sormak lâzımdır. İki asırdan beri, insanların harici âlem üzerinde olağanüstü bir hâkimiyet kazanmalarını temin eden metot; mantık, görüş, gözlem ve denemeden oluşmuş bir bütündür (halitadır). Her ne kadar, muhakeme bu metodun dışında bırakılmamış ise de muhakemenin ortaya koyduğu neticeler, hiç ara vermeden, vakıalarla karşılaştırılır, eğer vakıalar tarafından teyit ediliyorlarsa, kabul olunurlar; eğer bunlar tarafından yalanlanıyorlarsa, hemen uzaklaştırılırlar.

Tecrübe metodu bazen Bacon’a atfedilir. Belki bu metodun prensiplerini ilk defa açık şekilde ifade eden odur; fakat metot, farkında olunmaksızın, en eski devirlerinden beri kullanılıyordu. Mösyö Jourdain (Moliere’in Bourgeois Gentilhomme’unun kahramanı olan adamın ismi) nasıl bilmeden nesir (düz yazı) yapıyorsa, her vahşi adam da farkına varmadan tecrübe yapıyordu. Hepimiz, günde birkaç defa tecrübe yapıcı vaziyetindeyiz. Bu sabah çalışma odam arıların hücumuna uğramıştı. Bu istilânın sebebini araştırıyorum. Acaba masanın üstündeki karanfillerin kokusu mu? Karanfilleri odadan çıkartıyorum. Arılar da görünmez oluyorlar. Bir de aksini tecrübe edeyim: Karanfilleri bitişik odadan tekrar getiriyorum. Arılar tekrar meydana çıkıyorlar .. Tabiatın bir kısım kanununu keşfetmiş oldum. Artık bu mevsimde masamın üstüne çiçek koymamalarını tembih edeceğim.

Ana unsurlarına çevrildiği takdirde, tecrübe metodu epeyce sadedir. Claude Bernard’a göre << Fikirlerimizi metodik bir surette vakıaların imtihanına tabi tutmaktan >> ibarettir. Görülen şeyler insana, hadiseler arasındaki irtibata dair birtakım varsayımlar ilham eder. Âlim, varsayımlarını soruşturmak üzere, kendiliğinden, daha kati gözlemler hazırlar.

Cuvier diyor ki:

<< Hadiseleri gözlemleyen adam, tabiatı dinler; tecrübe yapan adam ise, onu sorguya çeker ve sırrını söylemeye zorlar. >>

Meselâ, hadiseye sebep olan etkeni değiştirir ve bu değişikliklerin tesirini kaydeder. Eğer sebep ile netice arasında devamlı bir ilişki görürse, o zaman arada bir irtibat bulunduğu fikri teyit etmiş gibi olur. Fakat burada da yanılmak ihtimali yok değildir. << Filan şeyden sonra olduğuna göre, sebep filan şeydir >> demek, çok defa hatalı bir ifade olur. Bir ay tutulmasını müteakip harb çıktı ise, ay tutulmasının harbe sebep olması lâzım gelmez. Oxford’da, her akşam bir hayli viski ve soda içen ve bunları içtikten sonra zihninin karıştığını gören talebenin hikâyesi anlatılır. Viskiyi terkedip, brandi ile soda içmeye başlar ve görür ki, yine sarhoştur. Bu sefer cin ile sodayı tecrübe eder ve sonunda: << Hiç şüphe yok, kabahat sodada! >> hükmünü verir. Onun yerinde akıllı bir tecrübe edici bulunsaydı, bir de aksini denerdi, içkisinden sodayı çıkarıp viski, brandi ve cin kullanır, hatasının farkına varırdı.

Âlim o adamdır ki, görüş ve denemelerinden, hadiselerin aralıksız bağlılıkları hakkında varsayımlar çıkartır. Eğer bu varsayımlar, düşünceyi mümkün bütün tecrübelerle teyit ediliyorsa, onları, geçici olarak, tabiatın kanunları gibi kabul eder. Ne zaman elimden bir şey bıraktımsa, onun yere düştüğünü görüyorum. Bu düşmenin sürati hesaplanabilir ve bu süratin artışı, belirli bir noktada daima sabittir. Şu halde, cisimlerin düşmesi kanunlarının mevcudiyetini kabul ederiz. Bu neviden gözlemlerin heyeti mecmuası demek olan ilim, kâinatın izahı demek değildir; o, Valery’nin dediği gibi, << şimdiye kadar başarılı olmuş birtakım reçetelerin heyeti mecmuası >> ndan ibarettir. Eğer şu anda elimdeki kitabı bıraksam, kitapta yere düşeceği yerde yukarı doğru çıksa, ben şaşırırım, fakat bu yüzden ilim altüst olmaz; yalnız, bu hadiseyi de hesaba katan daha karışık bir kanun aramaya mecbur kalır.

Tecrübî ilim yalnız bir tek ****fizik varsayımlarının vücudunu amaçlar ki, o da, tabiat kanunlarının sebatlı oluşudur. Eğer tabiatın birtakım sabit kanunlara uyduğunu (ya da uyar göründüğünü) kabul etmezsek, hadiseleri gözlemlemenin hiçbir faydası kalmaz. Eğer su, bir gün elli derecede kaynar da biz bu değişiklikleri evvelden tahmin ettirecek bir çare bulamazsak, herhangi bir fizik etüdünün kıymeti olamazdı. Bereket versin ki, bu böyle olmuyor. Hadiseler, dikkat çeker bir sebat gösteriyorlar. Acaba neden? ****fizikçilerin, teoloji erbabının, hatta matematikçilerin bu mesele üzerinde kendilerine göre bazı fikirleri var. Tecrübe yapan âlim ise, bu hususta hiçbir şey bilmez ve esasen neden böyle olduğu onu alâkadar da etmez. Gördüğü bir vakıa vardır: Hadiseleri gözleme tabi tutmak, bu gözlemlerden varsayımlar çıkartmak, varsayımları tecrübe yoluyla soruşturmak, doğru çıkmazlarsa terketmek ve gidişimizi sabit gibi görünen bir takım kanunlara ayarlamaktan ibaret olan ve Bacon’un dediği gibi: << tabiata boyun eğmek suretiyle ona hâkimiyet kazanan >> bu metot, ortaya harikulâde neticeler koymuştur.

Bir kısmı insan kuvveti tarafından kolaylıkla yerine getirilen, bir kısmı da – haklarından gelinmek için muazzam kuvvetlere ihtiyaç gösteren bazı hadiseler arasındaki daimi ilişkileri ortaya koyduğu içindir ki, tecrübe metodu insanı, insandan sonsuz derecede daha kuvvetli yapar. Bir cocugun bir düğmeye basmak suretiyle, bir ekspozisyonun bütün makinelerini harekete getirmesi, ilim sayesinde en küçük bir insanın emrine amade kılınan kudretin simgesini gösterir. İnsana gerçekten şaşkınlık verecek kudret kâinat içinde bir çamur damlası üzerine bırakılmış küçücük mahlûkun, üstünde yaşadığı minimini kürenin öteki kürelere olan uzaklığını tayin etmekle kalmayıp, onun iklimini, nebati örtüsünü, hayvanlarını birkaç sene içinde değiştirebilmesi şaşılacak bir şeydir. Bu mahlûkun, kendisine birkaç saat içinde küresi etrafını dolaşmak imkânını veren makineler yapmış olması, soğuğu, karanlığı ve açlığı yenmesi hayran olunacak bir şeydir!

Fakat tekrarlayalım ki, ilim metodu kâinatı izah etmez ve hiçbir zaman izah edemeyecektir de! .. Bununla beraber, insanların fizik, kimya, hatta biyoloji hadiseleri üzerine olan hâkimiyeti hususunda temin ettiği kudrete bakarak, bazılarının şöyle düşünmeleri mümkündür:

Tabiat âlemine tatbik edildiği zaman bu kadar iyi bir şekilde başarılı olmuş bir düşünme sanatını insan toplumunun hayatına tatbik etmek neden mümkün olmasın? Böyle büyük fabrikaların inşasına sebep olan ve bu fabrikalarda insan kuvveti yerine çelik ve bakır âletler koyan bir metot, yerini makineye bırakan adamların mutluluğunu neden temin edemesin? .. Hayvanlar arasında yeni soylar, çiçekler arasında yeni çiçekler yaratan bir metot ne için insanın üstünde bir mahlûk yaratmasın? ..

Lord Salisbury, çocuklarının politika bahislerinde hareketlendiklerini gördüğü vakit onlara:

- Bu meseleyi kimyaca düşünmeye çalışalım, derdi.

Böyle demekle şunu söylemek istiyordu:

İnsana ait unsurları, bir kimya tecrübesindeki unsurlar gibi muameleye tabi tutalım. Tecrübelerin nasıl bir netice vereceği hakkında, bu neticeyi görmeden hayale dalmayalım. Maddeleri potaya koyalım, ısıtalım; kimyevi davranışı gözlemleyelim; eğer netice bizim düşünce tarzımızın aksine çıkarsa, bu düşünce tarzını terkedelim.

<< İlmi politika >> nın da böyle olması lâzım gelirdi. Fakat acaba, bu mümkün müdür? Acaba ilim, insanlar için düşünme sanatının son sözü olabilir mi?

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı