İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Tecrübenin Eksikleri

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
25-01-2010 02:34
#1
Tecrübenin Eksikleri
Bir zamanlar, tecrübe metoduna büyük ümitler bağlandı. Önceleri çok ses çıkaran arzımızın, akademi âzâları (bilim adamları) tarafından << ilmi bir surette >> idare edileceğini umdu; sonra Bertrand Russell düşündü ki, bir gün icat edilecek bir makine sayesinde, tarihin filan devrinde geçmiş bir dakikanın ya da gelecekte geçecek bir anın doğru olarak tayini mümkün olacaktır. Tecrübe metodunun, dış âlem üzerine, hayret verici hâkimiyeti temin etmekle beraber, yazık ki, ruhî, siyasi ve içtimai sahada pek az netice verdiğini kabule mecburuz. Bunun neden böyle olduğunu anlamak kolaydır.

Tecrübe metodunu tatbik etmek için, birtakım şeylerin, suni olarak, muhitlerinden soyutlanması lâzımdır. Meselâ, suyun hangi şartlar içinde kaynadığını öğrenmek istersek, hararet kaynağından, kaptan ve sıvıdan oluştuğu bir gurubu soyutlayarak belirli bir hava tazyikine maruz bulundurur ve böylelikle, harici tesirlerin büyük bir kısmını ortadan kaldırmış oluruz. Fakat çağdaş bir toplum bahis konusu oluyorsa, onun bir kısmını kapalı bir sistem halinde tecrübeye vurmak imkânı yoktur.

Tecrübe metodunda, denemenin icap ederse tekrarlanması ve lüzumu halinde de aksi denemeler ve kontrol edici denemelerle teyit edilmesi lâzımdır. Bu ise, daha psikoloji sahasında pek güç iken, sosyoloji sahasında tamamıyla imkânsız olur. Hangi aklı başında Devlet adamı vatandaşların bir zümresini – tecrübenin neticesini görmek üzere – ortadan kaldırmayı deneyebilir? Hangi komünist, tecrübesini, bir de aksi deneme ile kontrol etmek için kapitalizmi yeniden tesis etmeye razı olur?

Nihayet, tecrübe metodunda, deneyicinin hüsnüniyet sahibi olması ve hiçbir menfaat duygusu gütmemesi lâzımdır. Hâlbuki en kuvvetli ihtirasları körüklemez gibi görünen ilmi tecrübelerde bile nadir oluşan bu meziyetleri, böyle ihtirasların meydana çıktığı sırada muhafaza edebilmek için, insanlıktan daha yükseğe çıkmak icap ederdi.

İyi niyetin ve tarafsızlığın her hususta nadir olduğunu söylüyoruz. Hakikaten, çok defa, tamamıyla ilmi mahiyette olan denemelerde bile, ihtiraslar, tecrübe metodunun tamamıyla afakî (objektif) olan karakterini bozuyor. Bir insan düşünün ki, bütün ömrünü bir bilime tahsis etmiş, bu sahada birtakım umumi fikirler elde etmiştir ve bu fikirlerin, tecrübe sayesinde kendinde yer tuttuğunu zannetmektedir. Bu fikirlerin bir kısmı doğrudur ve gerek kendisinin, gerekse diğer âlimlerin yaptıkları uzun uzadıya araştırmalarla desteklenerek bilgimizi meydana getiren hazineye katılacaktır. Fakat başka bir kısım fikirler yanlıştır; bazıları eşyanın tabiatından ziyade, kendilerini düşünen adamın tabiatını ifade etmekte, bazıları da birkaç defa, tesadüfle teyit edilmiş olmakla beraber, birçok defalar tekrarlanan başka tecrübelerle işlenmişlerdir.

Bilimin gerçeği aramakta başarılı olması için, aklın hiçbir varsayıma ihtirasla bağlanmaması icap ederdi. Eğer ilk iş bir sistem (bir varsayım) icat etmek ise, ikinci iş, onu beğenmemek ya da hiç olmazsa ona ilgisizlikle bakmaktır. Fakat insan, daima insandır ve kendi bulduğunu zannettiği şeyi, yabancı gözü ile göremez. Pouchet, Pasteur’ün haklı olmasını istemiyordu. N şualarını keşfetmiş olduğunu zanneden fizikçi, aldanmış olmaya razı değildi. Bazı defalar, bir kanun keşfetmek arzusu, bilim adamının, tecrübeleri sonuçlarını farkına varmadan kendi istediği tarafa doğru meylettirmesine meydan vermiştir. Tıp sahasında, her uzman – ekseriya iyi niyetle – her hastayı kendi ihtisasına dâhil sanır. Ruh doktoruna sorarsanız:

- Hemen bütün hastalıklar ruhîdir, der.

Mide doktorunun kendi vitrinine yerleştirmek istediği belirti üzerinde dâhili guddeler uzmanı, bu guddelere ait bir hastalık teşhisi koyar.

Olgu, zamanımızın doktorları, eski ampirik denemeler yerine, objektif ve ilmi metotlar yerine koyma hususunda çok takdire değer gayretler gösterdiler. Fakat ortaya çıkan neticelerin yorumlanması ayrı bir iştir. Bir tedavi tarzı, iyi neticeler verdiği takdirde, bu neticelerin anlaşılmayan bir takım sebeplerden, belki de ruhî sebeplerden ileri geldiğini nereden bilmeli? Tıbbın bütün bir kısmının ne kadar az ilmi karakterde bulunduğuna bir delil olmak üzere, bu sahada modanın ne derece hâkim olduğu ileri sürülebilir. Bir zaman oluyor ki, doktorlar çok ciddi denemelerle, çiy şeyler yemenin zararlı olduğunu; birkaç sene sonra da, evvelkilerden aşağı kalmayacak derecede parlak denemeler sayesinde çiy şeylerin vücuda elzem olduğunu ispat ediyorlar. Birisi filan rejimi kuvvetle methederken öteki bunu şarlatanlık sayıyor. Homeopatların bir takım hastaları iyi ettikleri, bir vakıadır; birçok doktorların homeopati’ye (Bir hastalığı, sağlam bir fert üzerinde onu oluşturan sebeplerin tatbiki ile tedavi etmek usulü) inanmamaları da başka bir vakıadır. Hangisi haklı? İtiraz kabul etmez hiçbir tecrübe, bu nokta üzerinde cevap vermeye elverişli değil.

Tıp belirli bir insan vücudu ile meşgul olur ki, bunu tecrübe sırasında soyutlamak bir dereceye kadar mümkündür. Fakat milyonlarca insan vücudunun reaksiyon ve ihtirasları, - ekonomi ve politika sahasında olduğu gibi – hesaba katıldığı takdirde, birbirine tamamıyla zıt görüşlerin hepsini vakıalarla teyit etmek mümkündür. Tecrübenin Ondokuzuncu asırdaki liberal ekonomiyi mahkûm ettiği ve yine tecrübenin zamanımızda bir Devlet kollektivismini sahaya koyduğu, bir takım delillerle teyit edilerek ileri sürebilir. Fakat yine tecürbenin kollektivismi mahkûm ettiği, çünkü bu sistemin, hâkim olduğu toplumları tam manasıyla mahvolmaktan kurtarmak üzere, az çok klâsik ferdi mülkiyet şekillerini muhafazaya mecbur kalmış bulunduğu da söylenebilir.

Bu tecrübelerden kanunlar çıkarmak mümkün müdür? Elbette hayır! Çünkü tecrübeyi ilmi yapan şey, denemelerin sayı itibarıyla çokluğu ve bunları tekrarlamak imkânıdır. Hâlbuki ekonomi sahasında her tecrübe birçok insan nesillerinin geçmesini icap ettirecek kadar zaman istiyor. Roosevelt tecrübesi, Blum tecrübesi adı verilen şey, hakikatte, kendiliğimizden harekete geçirebilmemiz mümkün olmayacak kadar pahalı, tamamını gözlemlememiz mümkün olmayacak kadar geniş, yaşama şartları hiçbir zaman bizimkinin eşi olmayan yarının nesline bir bilgi katmayacak kadar karışık devrelerin birer kısa safhasından ibarettir.

Ekonomi sahası için doğru olan bu hükümler politika sahası için de öyledir. Bize diyorlardı:

- İngiltere demokrasiyi tecrübe etti ve bu tecrübe başarılı oldu.

Fakat bu tarzda bir muhakemenin hiçbir ilmi vasfı yoktur; çünkü başka kavimler, İngiliz kavmi değildir. Demokrasi bir kelimeden ibarettir ve bunun altında gerçekleri sıralamak icap eder; İngiliz gerçeği ise, ne Fransız, ne İspanyol, ne de İtalyan hakikatleri değildir. İngiliz demokrasisi, İngiltere’ye ait şu siyasi hayat şartlarının varlığını icap ettirir. Hadiseleri bir arada münakaşa etmek ve sonunda, uzlaşmak zevki, mahalli hayatın kuvveti, gayet açık fikirli bir aristokrasinin, kendi yanında görmeye tahammül ettiği bir burjuvazi ile anlaşması, parlamento ile ülke aydınları arasındaki ahenk ve meşrutî bir krallık.

Demokrasi ile Faşizmi karşı karşıya koymak, iki varlığı değil, fakat iki kelimeyi karşı karşıya getirmektir. Tam serbestlik ile mutlak otorite arasında sayılmayacak kadar çok toplum tipleri düşünmek mümkündür ve bu tipler mevcuttur da .. Bir kavmin serbestlik derecesini ölçmede kullanılacak hiçbir vasıta yokken, hürriyetin otoriteye üstün olup olmadığını anlamak üzere tecrübeler yapmaya nasıl kalkışabiliriz? Burada böyle demekle, belirli bir hürriyet şeklinin istenmeye değer bulunmadığını değil, politikanın bir ilim mevzuu olamayacağını söylemek istiyorum. Politikanın doğurduğu gerginlikleri << kimyaca düşünmek >> mi? Belki böyle yapmayı denemeli ama birçok hususlarda bunun imkânsız olduğunu kabul etmek mertlik olur. Bu yüzdendir ki, birçok bilim adamları, kendi mesleklerinden bahsederken ne kadar makul iseler, prensiplere geçtikleri vakit de o kadar yanlış muhakeme yürütüyorlar. Bir elektrik tesisatının tamiri bahis konusu olduğu vakit, bu tesisatı temsil eden küçük âlem, mühendisin düşüncesinde o kadar doğru bir harita meydana getirmiştir ki, uzmanın, teller ve bobinler arasında, hiç şaşırmadan hareket etmesine imkân verir. Fakat bir ülkeyi yeniden kalkındırmak bahis konusu olunca, içtimai hayatı gösteren hiçbir harita, geminin yolunu mutluluk ve ilerleme yönüne doğru emniyetle çevirmek imkânını vermiyor. Mutlak muhakeme usulü gibi, kabiliyetle tatbik edilen tecrübe metodu da bir Bakana, bir müteşebbise, bir ordu kumandanına rehber olamaz.

Fakat bu adamların bir iş yapmaları, bir şeye karar vermeleri lâzım geliyor. Bir şeyi seçmelerinin sebepleri ne olacak? Alain şu çok derin şeyi yazıyor:

<< İcra etmek, istemekten önce gelmelidir. >>

Bunu, bir hareket yaptığımız anda görüyoruz. Suya attığımız köpek yavrusu o ana kadar hiçbir yüzme idmanı yapmamış olmasına rağmen, hemen yüzmeye koyuluyor; yüzmeyi istemeden evvel, yüzüyor. Hepimiz, dünyaya geldiğimiz andan itibaren, hadiselerin okyanusu içine atılmış mahlûklarız ve biz de suya atılmış köpek yavrusu gibi, bu okyanus içinde iyi kötü yüzüyoruz. Bir romana başlayan yazar, yazmak istediği şeyi sarih olarak bilmez. Eğer bunu kelime kelime bilseydi, romanı evvelden yazılmış olacaktı. O zaman kendini suya atıyor. Bir fasıl, daha sonradan gelen faslı dikte ettiriyor. İcra, istekten önce gelmiştir.

Projeler yapmak lüzumlu olabilirse de, projeler yapmak, icra etmek demek değildir. Bütün merkez kıraathanelerinde eksik olmayan konuşmacılar en güzel projeleri ileri sürerler.

- Eğer Başvekil olsaydım şöyle yapardım ..; eğer Mussolini’nin yerinde olsaydım ..; eğer beni hava nazırı yapsalardı şu şekilde hareket ederdim.

Tek fiyatlı satış mağazalarına lâyık olan bu mikrokosmoslar için, renkli kâğıttan modeller kesmek çok kolaydır. Ebedi bir sulh projesi yazmak mı? Bu bir cocugun yapacağı iştir ve Wilson da bunda, esas itibarıyla başarılı olmuştu. Fakat Avrupa’da iki ay ya da iki sene sulhu korumak? Bu insan takatinin üstünde bir şeydir. Goethe der ki:

<< Düşünmek kolaydır; icra etmek güçtür; dünyada en güç olan şey de, düşüncesine göre icra etmektir. >>

İnsan hayatının en ehemmiyetli hadiseleri olan birçok hususlarda, iş ve hareket lâbirenti içinde kendimize bir yol bulmamız icap ettiği halde, bu yolu gösterecek haritanın bütün unsurlarına sahip olmaktan uzağız. Böyle ise, düşünme sanatı nerede kalıyor?
crazy_bayapo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
09/2007
Nereden:
istanbul
Mesajlar:
333
Konular:
69
Teşekkür (Etti):
2
Teşekkür (Aldı):
142
Ticaret:
(0) %
12-02-2010 16:43
#2
ok anladım
--------------------- Bütün iNsanLArı seWebiLirdim sevmeye senden başLamasaydım

DünYaDa Hiç KimSeYe GüVenMe CünKi BeYaZ GüLüN BiLe GöLGeSi SiYahTir
______________________

biLEkLErim KesiK eLLerimDen TuTarMıSın...!
teamhacker_06 Teşekkür etti.
crazy_bayapo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
09/2007
Nereden:
istanbul
Mesajlar:
333
Konular:
69
Teşekkür (Etti):
2
Teşekkür (Aldı):
142
Ticaret:
(0) %
12-02-2010 16:57
#3
ok anladım ss
--------------------- Bütün iNsanLArı seWebiLirdim sevmeye senden başLamasaydım

DünYaDa Hiç KimSeYe GüVenMe CünKi BeYaZ GüLüN BiLe GöLGeSi SiYahTir
______________________

biLEkLErim KesiK eLLerimDen TuTarMıSın...!
teamhacker_06 Teşekkür etti.
crazy_bayapo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye
Üyelik tarihi:
09/2007
Nereden:
istanbul
Mesajlar:
333
Konular:
69
Teşekkür (Etti):
2
Teşekkür (Aldı):
142
Ticaret:
(0) %
12-02-2010 17:06
#4
tşk kardeş
--------------------- Bütün iNsanLArı seWebiLirdim sevmeye senden başLamasaydım

DünYaDa Hiç KimSeYe GüVenMe CünKi BeYaZ GüLüN BiLe GöLGeSi SiYahTir
______________________

biLEkLErim KesiK eLLerimDen TuTarMıSın...!
teamhacker_06 Teşekkür etti.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı