İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Usandırmak

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
27-01-2010 02:22
#1
Usandırmak
Kısa ya da uzun, ustaca yahut saflıkla yapılan bir kurdan sonra artık sevgi doğmuştur. Fakat aşk diyarının tebaası içinde çocukluk çağında ölümler çok görülür; bunları yetiştirmek için, devamlı itinaya ihtiyaç vardır. Cazibelerin en kuvvetlisi olan yenilik, aynı zamanda en çabuk zayi olanıdır. Aşkın başlangıcında, her ferdin kendi eşinde keşfedeceği bin şey bulunur. Her fert, gençliğinden birtakım hatıralar, portreler, şarkılar, hikâyeler getirmiştir ki, bunlar, okşamalara da karışarak boş geçen ilk günleri kolaylıkla pek tatlı bir hale koyarlar. Yazık ki, bu hazine çabuk tükenir ve evvelce o kadar yeni gibi görünen hikâyeler şimdi tekdüze ve eskimiş tesiri yapar. Ne kadar çok erkek ve kadın vardır ki, mutat eşleri yanında bulunmadıkları zaman, daha canlı olur ve neşe ile şakırlar; çünkü evvelce fazlası ile söylemiş oldukları şeyleri, şimdi hiç sıkılmadan tekrarlamak imkânını bulmuşlardır. Bir lokantada masaların başına oturmuş çiftleri gözden geçiriniz. Susmalarının müddeti, ekseriyetle, beraber geçirmiş oldukları hayat müddeti ile orantılıdır.

Bu hâl, deha ve anlayıştan mahrum çiftler içindir. Zira aşkta deha, çiftlerin arasında sonsuz bir yenilik yaşatmaktır. Bir köy papazı, bahçesinin dar yollarında her akşam dolaşmaktan nasıl neşelenirse, hakikaten seven bir insan da, sevdiğinin düşünceleri arasında her gün dolaşmaktan tam bir zevk duyar. Bazıları vardır ki, ya aşk hakkında çok yüksek bir fikir beslediklerinden yahut da çekingen ya da alışkanlıklarına çok bağlı oldukları için, doğuştan sadık yaratılmış bulunurlar. Çiftlerden her ikisinin de mücadeleden ve harici âlemden kaçınma duyguları yahut kendi evlerinde, alışılmış varlıklar ve şeyler arasında yaşamak zevki, nihayet bazılarında emniyet arzusu birtakım mutlu aileler kurulmasına sebep olmuştur. Fakat daha fazla kuvvetle seven bir insan, icap ederse kendi kendini yenileştirmeyi öğrenir. << Hoşa gitme tarzları her gün tüketilir; fakat hoşa gitmek lâzımdır ve hoşa gidilir. >> Hatta hoşa gitmek, şuurlu bir cehit bile değildir. Zarafete sahip olan bir insan, daima zariftir ve zarafet, insanı hiç bıktırmaz. Her hareket ve her söz hayranlık verir. İhtiyarlık bile tabiatları değiştirmez. Güzel bir yüz iyi ihtiyarlar; siyah yahut kumral saçların altında sevilmiş olan bir bakışı, bir tebessümü, beyaz saçlar altında da bulmanın zevki vardır.

Usandırmamanın bir sanatı var mıdır? Bu sahada başarının büyük sırrı tabiî olmaktır. Yapmacık tavırlar taşımak zahmetli olduğu gibi, hiç güzel de değildir. Bu sebeple akıllı âşıklar, eşlerini tabiîliğinde muhafaza etmeye çalışırlar. Bir kadın üzerinde işlemek, ona birtakım zevkler ve fikirler aşılamak iddiasında bulunan adamlar vardır. Ne saçma şey! Kadın eğer sevebileceğimiz şeyden çok farklı ise, onu sevmeyiz. Fakat eğer sevip seçtikse, onu serbestçe gelişimine bırakalım. Aşkta da, dostlukta olduğu gibi, yanlarında ne katılık, ne de yalancılık olmadan kendi kendisi olarak kalmak mümkün bulunan fertlere zevkle yakınlaşılabilir.

Akıllı âşıklar, buluşma yerlerinin daima tabiatça güzel olmasına da dikkat ederler. Çok makul bir şey olan balayı seyahatleri bundan ileri gelir. Fakat çok uzaklara gitmek mutlaka icap etmez. Seven bir kadın, sevkıtabiî ile bizzat kendisi dekorunu hazırlamayı bilir. Bir kısmı, tabiatın ve güzel sanatların bütün sihirlerini kendi yardımlarına çağırmak hususunda hayran olunacak bir kabiliyet gösterirler. Sevdiklerinin baş başa yalnız kalmak istediği anı, ya da bilakis bir konsere, bir gezintiye ihtiyacı olduğu zamanı keşfederler. Sevgiyi idare etmek vazifesi, içtimai hayatın icapları ile daima daha fazla yorulan erkekten ziyade kadına düşer.

Erkeğe gelince o, eğer kadının hüsnüniyetini ve incelik verici sevgisini usandırmak istemiyorsa, bir kadının hayatında sevginin tuttuğu yerin ehemmiyetini anlamalıdır. Bir hayat felsefesinin yahut bir düşünce sisteminin zirvelerine çekilerek kadının düşüncelerini küçümseyen adam kadar budala kimse olamaz. Bu düşünceler onunkinden farklı fakat daha somut daha sade ve daha akıllıcadır. Erkek eğer eşi ile ihtilaf halinde ise, onu hiçbir zaman mantık ile değil fakat sevgisi, sükûtu ve sabrı ile ikna edecektir. Kadının kendisine nazaran daha fazlası ile hayatının büyük bir kısmında sinirlerine esir olduğunu unutmamalıdır. Eğer bu müşkül anlarda erkek, hasta bir vücudun iştikâsından başka bir şey olmayan olayları fena bir ruhun yankıları gibi yorumlarsa, kendisi için iyi bir uygunluk meydana getirmesi mümkün olan şeyi geçici bir hal yüzünden yıkmak tehlikesi ile karşılaşır. Kadının ruhundaki hareketleri bir Okyanusun hareketlerine benzetmek basmakalıp olmuş fakat epeyce doğru bir benzetmedir. Akıllı bir koca, hiçbir zaman gücenmez, fırtınanın ortasında kalan gemici gibi, yelkenlerini indirir, bekler, ümit eder ve fırtınalar onun denizi sevmesine mâni olmaz.

Usandırmamak sanatının bazı kaideleri kadın erkek için müşterek sayabilir. Bunlardan birincisi, aşkın samimiyetinde de ilk buluşma günündeki nezaketi muhafaza etmektir. Kibar ruhlu insanlar için nezaket, tabiîlikle uyuşma kabul etmeyen bir şey değildir. Her şeyi zarafetle süslemek mümkündür ve kabalığı açık yürekli olmanın yegâne şekli gibi saymak garip bir şaşkınlık olur. İkinci kaide, kendi kendisiyle de alay etmeye ve ekseri fikir ayrılıklarının çocukça şeyler olduğunu görmeye kabiliyetli mizahçı bir ruha, herhangi hal ve şart içinde olursa olsun, sahip bulunmak ve evlilik hayatının vitrinlerini dolduran şikâyet koleksiyonlarına trajik bir ehemmiyet atfetmemektir. Bir âna mahsus sıkıntıyı eski didişmelerin unutulmamış izleri ile kabartmak abes olur. Üçüncü kaide, kıskançlığı makul hudutlar dâhilinde tutmak, yani her ikisi de gücendireceği için, hem ilgisizlikten, hem de emniyetsizlikten kaçınmaktır. Dördüncü kaide, ayrılığın, bazen yeni bir billurlaşma meydana getirmesi imkânını hatırlamaktır. Aşkta yahut evlilik hayatında bu ayrılıkların tehlikesi olmakla beraber, eğer kısa sürerlerse, mektuplaşmanın da arası kesilmemek şartı ile faydalı bir rolü olur. Alışkanlık yahut tembellik yüzünden sevgi konuşmasını unutmuş olan bir çiftin, bunu mektuplar yazarak tekrar bulduğu vakidir. Nihayet, kaidelerden sonuncusu ve en gizli olanı, hep romantik kalmaktır: << Bir defa onu fethettikten sonra neden hâlâ ona kur yapıyorum? .. Çünkü, benim olmakla beraber, yine benim değil ve hiç benim olmayacak .. >> İşte kadınları – buna lâyık olan kadınları – üzerinde düşündürecek mükemmel bir tem ..

Fakat sevilen varlıktan usanıldığı takdirde, onu << usandırmamak >> sanatının hemen hemen hiçbir mânası kalmaz. Şu halde, acaba bir de usanmamak sanatı var mıdır? Yahut bunun aksine, bütün kadın ve erkekleri vefalılar ve vefasızlar, sebatlılar ve kararsızlar diye ikiye ayırarak, eğer bu sınıflardan birisine mensup bulunuyorsak, öteki sınıfa ait rolü oynamanın abes olacağını mı kabul edelim? Zannımca her şeyde olduğu gibi, bu sahada da tabiatın ortaya koyduğu birtakım malzemeye irade kuvveti ile nizam vermek icap ediyor. Bir erkek ya da bir kadın doğuşta kararsız değildir; onları böyle yapan şey, aşk hayatlarında başlarına gelmiş ilk kazalardır. Evvelâ ateşin mizaçlı oldukları halde, soğuk bir eşe rastlamış bulunabilirler. Bu takdirde, eğer ahlâka ve topluma hürmetkâr insan iseler vefalı fakat mutsuz olacaklardır; eğer ahlâka ehemmiyet vermezlerse, vefasız ve endişeli olacaklardır. Bu hal, kendilerini tamamlayan ikinci yarılarına rastlayıncaya kadar bu şekilde devam edecek; o zaman göreceksiniz ki, bu fert birdenbire tamamıyla değişmiştir. Maceralarla dolu bir ömür sürdükten sonra aradıkları eşi buldukları için, artık hiç ayrılmayacak şekilde, bir mevzua birdenbire bağlanan insanlar vardır.

Cismanî kararsızlık için bu böyle; fakat bir de ruhî kararsızlık var. Don Juan, daima müşkülpesent tabiatlı bir adam değildir. Onun karşılıklı rolünü oynayan kadın da çok defa soğuk ruhludur. Bu takdirde onların başarıları, gururdan ya da hayalde canlandırmaktan ileri gelen zevklerdir. Erkek ya da kadın kendinden şüphe ettiği andan itibaren gururun sükûn bulması icap eder. Byron, sevebileceği ilk genç kızın: << Bu topal gençle nasıl alâkadar olabilirim? >> dediğini işittiği için, bütün ömründe bunun hıncını kadınlardan almak istemiştir. Kadın vardır ki, hiç acımadan, muhitindeki çiftlerin arasını bozar; çünkü çocukluğundan ona çirkin demişlerdi. Kendinden emin olmak ihtiyacıyla, kendi kendine kudretini ispat ettirecek deliller vermektedir. Doymak bilmez bir hayal gücü, çok defa romanesk, yani hakikatten uzak kalmış bir çocukluktan doğar: Chateaubriand, o kadından öteki kadına gidiyordu; çünkü toyluk zamanında hem arzu ile kıvranmış, hem de kendini tatmin edebilecek kadınlardan uzak kalmış ve kadını bütün hayatında boş yere takip ettiği hayal gücü ile yaratılan bir mahlûk (Sylphide) haline koymuştu. Böylelikle daima hayal kırıklığına uğrayarak metresten metrese âvare dolaştı; o ana kadar ki, nihayet yaşının ilerlemesi ile daha hoşgörülü olarak, artık insan haline özümlemiş bie Sylphide bulduğu zannıyla Juliette Recamier’ye bağlandı.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı