İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Okumak Sanatı

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
27-01-2010 20:59
#1
Okumak Sanatı
Okumak bir çalışma mıdır? Valery Larbaud (Zamanımızın tanınmış Fransız yazarı; 1925 te Ce viceimpuni, la lacture adı ile bu mevzuu üzerinde bir kitap yayımlamıştı.) buna << cezalanmayan bir kötülük >>, Descartes ise bilâkis << geçen asırların en namuslu adamları ile yapılan bir söyleşidir >> diyor. Her ikisinin de hakkı var!

Kötü olan okuma, kıraatten bir nevi afyon hizmeti bekleyenlere aittir ki, bunlar, gerçek dünyadan ayrılarak, kendilerini bir hayal âlemine daldırırlar. Bunlar okumaksızın bir dakika vakit geçiremezler, her şeyi okurlar; ellerine bir ansiklopedi geçti mi sulu boyanın tekniğine dair bir maddeyi nasıl hırsla okurlarsa, aynı şekilde buhar makinelerine ait bir maddeyi bitirirler. Bir odada yalnız kaldıkları vakit kendi düşüncelerine bir dakika yer vermeksizin, doğru mecmua ve gazetelerin bulunduğu masaya koşup herhangi bir makaleyi yarısından okumaya dalar giderler. Okumadan ne birtakım fikirler, ne de olaylar değil, bütün âlemi ve kendi ruhlarını kendilerine kapayan sürekli bir kelimeler geçit resmi beklerler. Okudukları şeylerden kendilerine aldıkları öz pek cüzidir; bilgi kaynakları arasında hiçbir kıymet sırası gözetmezler. Bunların yaptıkları okuma tamamıyla pasiftir; metinlerin tesiri altında kalırlar; bunları yorumlamazlar; düşüncelerinde bunlara yer vermezler: Okuduklarını kendilerine temsil etmezler.

Zevk için okuma, buna oranla daha aktiftir. Okuduğu romanlarda güzellik izlenimleri arayan ya da bizzat kendi duygularının uyanışını ve gelişimini bekleyen yahut da hayatın kendine vermediği maceraları isteyen amatör, zevki için okur. Bizzat kendi yaptığı gözlemleri ya da duyduğu duyguları kendisinden daha iyi ifade eden ahlâkçı ve şairlerin eserlerini okuyan da zevki için okur. Nihayet tarihin filan devrini tetkik etmeksizin, asırlar zarfında insanlığın geçirmiş olduğu fırtınaların birbirine benzeyişini görmekten zevk duyan insan da zevki için okuyor demektir.

Nihayet çalışma mahiyetinde okuma o insanın işidir ki, ana çizgilerini belirttiği bir binayı beyninde kurmak ya da ona destek olmak için muhtaç olduğunu belirli ve maddi bilgileri bir kitap içinde arar. Çalışma okuması, elde kalem olduğu halde yapılmalıdır; meğerki okuyucunun hayret edilecek derecede kuvvetli bir hafızası olsun. Eğer aynı mevzua her dönülüşte yeniden okumak mecburiyeti varsa evvelce okumanın faydası kalmaz. Bunun için kendimize bir özet hazırlamalı ya da esaslı sayfaları – icabında kolayca bulmak için – kitabın üzerine işaret etmeliyiz. Kendi misalimi söylememe müsaade ederseniz, diyeceğim ki bir tarih kitabını ya da herhangi bir ciddi eseri okuduğum zaman, bu kitabın baş ya da son sayfasına, burada etüt edilen esaslı mevzuları birkaç kelime ile işaret ediyorum, sonra bu kelimelerden her biri altına da, ihtiyaç olduğu zaman gözden geçirmem lâzım gelen şeylerin yerlerini, bütün kitabı tekrar okumaya hacet kalmadan bulmak üzere, sayfa numaralarını yazıyorum.

Bütün çalışmalar gibi, okumanın da kendine mahsus kuralları vardır. Bunlardan birkaçını gösterelim.

Birincisi, birçok yazarlar yüzeysel olarak tanımaktansa, birkaç yazarı ve birkaç mevzuu iyice tanımanın üstün olduğudur. Bir eserin güzellikleri, ilk okunuşta iyi görünmez. Gençlik çağında, cemiyet içinde dostların arandığı gibi kitaplar âleminde de dolaşmalı, fakat bir defa bu dostlar bulunup, seçilip kabul edilince, onlarla beraber bir kenara çekilmeli. Montaigne ile St. Simon ile yahut Proust ile dost olmak, bir ömrü zengin etmeye yeter.

İkinci kural, büyük metinlere ehemmiyetli bir yer vermektir. Şüphesiz ki, zamanının yazarlarına alâka göstermek, lâzım olduğu kadar da doğaldır; bizim endişelerimizin, bizim ihtiyaçlarımızın eşini taşıyan dostları, bunlar arasında bulunabilmek ihtimali çoktur. Fakat kendimizi küçük kitapların seli altında boğulmaya bırakmayalım. Şaheserlerin sayısı daha şimdiden, o kadar çok ki bunların hepsini birden tanımamıza hiç imkân olmayacak. Asırların yaptığı seçmeye güvenelim. Bir insan aldanabilir, bir nesil aldanabilir; fakat insanlık aldanmaz. Homere, Tacite, Shakespeare, Moliere, kazanmış oldukları mevkilere şüphesiz lâyıktırlar. Onları henüz zamanın imtihanına tabi olmamış bulunanlara tercih edebiliriz.

Üçüncü kural, ruhun gıdasını iyi seçmektir. Her ruhun kendine münasip gelen bir gıdası var. Bizim yazarlarımızın kimler olduğunu tanımaya çalışalım. Bunlar, dostlarımızınkinden çok farklı olacaktır. Edebiyatta da, aşkta olduğu gibi, başkalarının seçtiği mevzular insanı şaşırtır. Kendimizinkilere sadık olalım. Bu hususta en iyi hüküm verecek yine kendimiziz.

Dördüncü kural, okurken etrafımızda, her ne zaman mümkün olursa, güzel bir konseri, yüksek bir merasimi kuşatan saygı ve sükûn havası yaratmaktır. Bir sayfayı gözden geçirmek, telefona cevap vermek için okumayı kesmek, akıl başka yerde iken kitabı tekrar ele almak, sonra ertesi güne kadar bırakmak .. Bu, okumak demek değildir. Hakiki okuyucu, kendine yalnız geçireceği uzun gece saatleri hazırlar; çok sevilen filan yazara bir kış pazarının öğleden sonrasını tahsis eder; kendine Balzac’ın, Stendhal’in bir romanını yahut Memoires d’Outre Tombe’u (Chateaubriand’ın meşhur eseri) bir hamlede tekrar okumak fırsatını verdiği için, tren seyahatlerini hoşnutlukla karşılar. Sevdiği filan cümleyi, filan sahneyi, (meselâ Proust’ta Akdikenler sahnesi, ya da Tolstoi’nin Anna – Karenine’inde Levine’in nişanlanması) tekrar bulmaktan duyduğu zevk; müzik amatörünün Stravinsky’nin Petrouchka’sında büyücü temini beklerken duyduğu zevk kadar kuvvetlidir.

Nihayet beşinci kural, kendini büyük kitaplara lâyık bir hale getirmektir; okuma, İspanya’daki hanlara ve aşka benzer; kendimiz ne getirmişsek, orada ancak onu bulabiliriz. Hissiyatın tasviri, ya bu nevi hisleri duymuş olanları ya da yaşları küçük olduğu için henüz duymamış bulunmakla beraber, onları ümit ve endişe ile bekleyenleri alâkadar edebilir. Daha geçen sene macera hikâyelerinden başka bir şey okumayan delikanlının artık sevgi mutluluğunun ya da eleminin ne demek olduğunu öğrenerek birdenbire Anna Karenine’den ya da Dominique’ten şiddetli bir zevk duymaya başlaması kadar dokunaklı ne vardır. Büyük fiil adamları Kipling’in, büyük devlet adamları Tacite’in ve Retz’in sadık okuyucularıdır. Mareşal Lyautey’in, haksız bir hükümet tarafından Fastan uzaklaştırıldığı günün ertesinde Shakespeare’in Coriolan’ını okumaya koyulduğunu görmek güzel bir manzara olmuştu. Okumak sanatı, büyük bir kısmında, yaşamak sanatı demektir.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı