İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Gölge Çizgisi

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
14-02-2010 17:10
#1
Gölge Çizgisi
İhtiyarlık ne zaman başlar? Uzun zaman kendimize ihtiyarlık yormayız. Fikir zinde kalır; kuvvetimizi yine eskisi gibi sanırız. Bazı denemeler de yaparız. << Bütün gençliğimde tırmandığım şu sırta, şimdi de yine o hızla çıkar mıyım? .. Evet, tepeye vardığım zaman biraz sık nefes alıyorum ama eskisinden daha fazla bir zaman sarfetmedim. Hem gençliğimde de nefesim biraz kesilmez mi idi? >>

Toyluktan ihtiyarlığa doğru intikaller o kadar yavaş oluyor ki, bizzat değişen insan bunu fark edemiyor. Sonbahar yazın yerine geçerken, sonra kış da sonbaharın mevkiini alırken, bu değişmeler o kadar yavaş yavaş olur ki, günlük gözlemlerle kavrayamayız. Fakat Macbeth’i kuşatan ordu gibi, sonbahar da, belli belirsiz sarı lekeler taşıyan yaprakların arkasına saklanarak ilerlemektedir. Sonra, bir kasım sabahı, sert bir rüzgâr bu altın maskeyi koparınca, onun arkasından kışın cılız iskeleti meydana çıkıyor. Hâlâ bütün tazelikleri ile yaşadıklarını sandığımız yapraklar, çoktan ölmüşlerdi, dallara yalnız ince birer telle takılı duruyorlardı. Fırtına, derdi meydana koydu; fakat derde sebep olan, fırtına değildi.

Hastalıklar da, insan ormanının içinden geçen fırtınalardır. Filân erkek, filân kadın, yaşlarına rağmen bize genç görünürler. Birisi için << Hayret edilecek şey! >>, öteki için << ne tazelik! >> deriz. Yorulmadan çalışmalarına, fikren zindeliklerine, sözlerindeki gençlik ifadesine hayran oluruz. Fakat genç bir adamın ancak bir baş ağrısı ya da bir nezle ile ödeyerek kurtulacağı ihtiyatsız bir hareketin sonunda bunların ya bir damar çatlaması ya da bir zatürreden devrilip gittiklerini görürüz. Birkaç gün içinde bir yüz solar, bir sırt kamburlaşır, bir bakış, bütün parlaklığını kaybeder. Bir an bizi ihtiyarlar arasına katar. Bunun sebebi şuradadır ki, çoktan beri hissetmeden ve bilmeden ihtiyarlıyorduk.

İnsanlar için, bu sonbaharın başladığı gün, hangi tarihe rastlar? Conrad (İngiliz romancısı Joseph Conrad, 1917 de yayımlanmış Gölge Çizgisi adlı romanından) kırkından sonra: << Her insan, yolu üzerinde bir gölge çizgisi görür, titreyerek bu çizginin üstünden geçer ve gençliğin büyülü mıntıkalarının artık geride kaldığını duyar >> diyor. Her ne kadar bugün, bu çizginin daha ziyade elli yaşlarına doğru geçildiğini kabul edersek de, böyle bir geciktirme ile onun mevcudiyetini inkâr etmiş olmayız; bu çizginin üstünden geçenler, ne kadar çevik ve sağlam da olsalar, Conrad’ın tasvir etmiş olduğu hafif titremeyi duyarlar ve kısa bir ümitsizlik krizi geçirirler.

Stendhal: << Elli yaşına giriyorum >> diye pantolon kemerine yazmış, (Başka yazacak yer yok mu idi?) ve o gün, o zamana kadar sevmiş olduğu kadınların bir listesini itina ile hazırlamış. Bunları << aşk billurlaşmasının >> bütün elmasları ile süslemeye herhangi bir insandan daha fazla iktidarlı olmasına rağmen, bütün bu kadınlar pek kıymetli şeyler olmamıştı. Yirmi yaşında iken, kendi müstakbel aşk hayatı için ulvi tesadüfler ummuştu; aşkı iyi anladığı ve hissiyata çok önemle yer verdiği için, buna hakkı da vardı. Fakat sevmeyi temenni edebileceği kadınlar, ona ancak kendi yarattığı romanlarda gelmişlerdi. Gölge çizgisini geçerken, elde edememiş olduğu ve hiç edemeyeceği metresler için ağlıyordu. Yazar << elli yaşına girdim >> diye düşünüyor. O zamana kadar ne yaptı? Ne söyledi? Yazması icap eden kitapları ancak yeni anlıyor. Fakat acaba çalışacak daha kaç senesi kaldı? Daha şimdiden kalbi iyi çalışmıyor. Akşam vakti, gözleri okumadan yoruluyor. Daha on sene? Daha on beş sene? << Sanat uzun, ömür kısadır >> fikrini evvelce doğru, fakat alelâde bulurken, şimdi bu fikir onun nazarında birdenbire mâna ile doluyor. Acaba Proust gibi << kaybolmuş zamanı aramaya >> vakti olacak mı?

İhtiyarlık denen şey, beyaz saçlardan ve yüz buruşukluğundan ziyade, artık geç kalındığı, oyunun oynanmış olduğu, bundan sonra sahnenin başka bir nesle ait olduğu duygusunu hissetmektir. İhtiyarlığın asıl derdi, vücudun kuvvetten düşmesi değil, ruhun lâkayitliğe kapılmasıdır. Gölge çizgisi aşıldığı zaman, ortadan kalkan şey, iş görmek kudreti değil, iş görmek arzusudur. Gençliğin merakını gidermeye çalışmasıyla karışık ateşi, bilmek ve anlamak ihtiyacı, yeni bir muhit keşfedildiği vakit duyulmuş olan o kuvvetli ümit, o kayıtsız, hudutsuz sevme kabiliyeti, güzelliğin doğal olarak zekâya ve iyiliğe bağlı olduğuna dair duyulan o tam güven, muhakemenin katiyetine dair o kuvvetli inanç .. Bütün bunların elli senelik tecrübelerden ve hayal kırıklıklarından sonra hâlâ yerinde kalabilmesi mümkün müdür?

Gölge çizgisinin öte tarafında, ruhlar tekdüze ve ılımlı bir ışık mıntıkasına girerler. Burada artık arzu güneşi ile kamaşmayan gözler eşyayı ve şahısları, oldukları gibi görürler. Güzel kadınlardan birini sevmiş olan, onların manevi kemallerine nasıl inansın? Geçen bütün bir hayat zarfında, hiçbir ani değişikliğin insan tabiatına üstünlük çalamadığını ve ancak en eski âdetlerin ve en eski merasimin insanoğluna sırçadan bir medeniyet sığınağı temin ettiğini gören birisi, ilerleme kavramına nasıl iman etsin? İhtiyar: << Neye yarar? >> diye düşünür; onun için en tehlikeli formül de belki budur. Çünkü: << Mücadele etmek neye yarar? >> dedikten sonra, bir gün: << Evden çıkmak neye yarar? >>, sonra: << Odadan çıkmak neye yarar? >> diyecek ve nihayet, ölümün kapılarını kendine açan şu sözü söyleyecek: << Yaşamak neye yarar? >>

Şimdiden duyuyoruz ki, ihtiyarlamak sanatı, bazı ümitleri muhafaza etmek olacaktır. Fakat bunun mümkün olduğunu ispat etmeden evvel, tabiat içinde ihtiyarlığı tasvir etmemiz lâzım gelir.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı