İPUCU

Genel Kültür Örf adetlerımız vede toplumumuzun vede bızlerın bılmesı gereken konular

Seçenekler

Hayat Aşk ile Başlar Emel ile Biter

cansın - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
Üyelik tarihi:
04/2008
Mesajlar:
9.044
Konular:
6189
Teşekkür (Etti):
648
Teşekkür (Aldı):
994
Ticaret:
(0) %
02-03-2010 15:13
#1
Hayat Aşk ile Başlar Emel ile Biter
Netice itibarı ile iyi ihtiyarlamanın birbirinden farklı iki yolu var. Bunlardan birincisi, hiç ihtiyarlamamak ki: İnsanlar, fiil yardımı ile kendilerini ihtiyarlıktan koruyorlar. Goethe'nin tamamladığı şekilde Faust efsanesinin asıl mânası da budur. İhtiyar Faust'un gençleşmesi boşuna olmuştu. Aşk, zevk ve mevkî hırsı .. Bütün bunlardan ihanet gördü, yalnız sonunda onu çalışma kurtardı. Ölüm halinde ve kör Faust, bir gölü kurutmayı ve evvelce kötü bataklıklar bulunan yerde insanları ve sürülerini yaşatmayı kendine iş ediniyor. << Evet diyor, kendimi bütün varlığımla bu fikre veriyorum. Her gün hürriyeti ve hayatı fethetmeye kudreti olanlar, yalnız onlar hürriyete ve hayata lâyıktırlar .. Hür bir toprak üstünde ve hür bir kavim içinde, hür bir iş görecek miyim? O zaman: << Sen gitme, dur, çok güzelsin! >> derim. Bu kadar yüce bir mutluluğu oluşumundan önce hissederek, şimdiden o tarif edilmez mutluluğun zevkini tadıyorum. >> Bu anda Faust yere düşüp ölür. Her şey sona ermiştir ve iblis kendine satılmış olan bu ruhu cehenneme sürüklemeye hazırlanır. Fakat o anda melekler gökten inerler ve Faust'un fiilden hiç bezginlik duymayan ve yaşattığı ümit ile kurtulan ölmez kısmını semaya nakleder.

İyi ihtiyarlamanın ikinci tarzı, ihtiyarlığı kabul etmektir. İhtiyarlık bir huzur ve feragat yaşı olabilir ve bu feragat dolayısıyla insanı mutlu edebilir. Artık mücadeleler zamanı geçmiş, oyun oynanmış, ölüm sığınağı yaklaşmış, felâketler artık tesirini kaybetmiş bulunur. İhtiyar Sofokles’e hâlâ aşktan zevk duyup duymadığını sormuşlar: << Tanrı beni korusun! Böyle kahreden ve vahşi bir efendinin köleliğinden kurtuldum >> cevabını vermiş. Hayranlık verecek bazı ihtiyarlara rastladım ki, hayallerimizdeki âkillere çok benziyorlar: Yalnız aşkın buhranlarından değil fakat uzun bir geleceğin sorumluluklarından âzat olmuş bulundukları için, gençlere haset etmek şöyle dursun, henüz hayatın fırtınalı denizini aşmak mecburiyetinde olan bu gençlerin haline acıyorlar. Kendileri, bazı zevklerden mahrum kaldıklarına hemen hiç acınma duymuyor, geriye kalan zevklerin tadını tam mânası ile tadıyorlar. Nasihatlerin epeyce boş şeyler olduğunu ve her kesin kendi hayatını yaşaması lâzım geldiğini biliyorlar, serzenişlerini bizden esirgedikleri için, hatıralarını memnunlukla dinliyoruz, işlerin çok güçleştiği zamanlarda yönetmeyi tekrar ele almalarını istiyoruz. Onların yönetmekte gözleri olmadığını bildiğimiz için, bu teklifi kendilerine daha istekle yapıyoruz.

Kötü (üzücü) ihtiyarlamanın da iki şekli var. Bunlardan en kötüsü, bizden uzaklaşıp giden şeye takılmaktır. Birtakım ihtiyar iş adamları görmüşüzdür ki, yaşlılıklarına rağmen, yardım istemezler ve işlerine karıştırılmak arzusunu duyan evlatlarını küskün bir kölelik halinde tutarlar. Öyle babalar tanırız ki, artık tadamayacakları birtakım zevklerin simgesini titrek ellerinde tutmak için, oğullarını ve kızlarını yoksuzluk içinde yaşatırlar, öyle haris ihtiyarlar biliriz ki, ölümle karşı karşıya gelmişken, son saatlerini kıskançlık ve acılık içinde zehirlerler. İhtiyarlamak sanatı, gelecek nesillere bir engel değil, fakat bir destek olmak, bir rakip gibi değil, fakat bir fikir ortağı gibi görünmek sanatıdır.

İşi bırakıp emekliliğe çekilmek üzerinde söylenecek çok şey bulunur. Bu çekilme bazı adamları öldürüyor. Onlar, böyle bir çekilmeye hazırlanmamış olanlardır. Tecessüsü bozulmamış olanlar için, bilâkis hayatın en tatlı bir safhası oluyor. Mutlu bir emeklilik için ne yapmak lâzım? Yükseklere çıkmanın boşluğunu ölçmek ve unutmanın dinlendirişini istemek; anlamak ve öğrenmek arzusunu muhafaza etmek; köyünde, evinde, bahçesinde şahsi ve sınırlanmış bir faaliyete devam etmek .. Bunlar yeter. Geçmiş zamanını işlere verdikten sonra, akıllı adam, artık bu zamanı kendi kendine ve kendi kültürüne tahsis eder. Eğer sırtında büyük yükler taşıdığı sıralarda, şairlerin eserleri ile güzellikle ve tabiatla biraz olsun, temasını muhafaza etmiş ise, şimdi bu iş ona pek kolay gelecektir. Kendi hesabıma temenni edeceğim en güzel ömür sonu, bir gün – şehirden pek uzak olmayan – bir kıra çekilmek ve orada, evvelce çok sevmiş olduğum bazı kitapları, yanlarına notlar ilâve ederek tekrar okumaktır. Montaigne: << Ökse otunun kurumuş meşe ağacı üzerinde çiçek açması gibi, fikir de ihtiyarlıkta çiçeklenmeli >> der.

Ölüler, ölümün bizden ayırmaya kudret bulamadığı dostlardır. Büyük yazarlar, gençliğimizi uyandırdıkları ve ona hayranlık verdikleri gibi, ihtiyarlığımızı da güzelleştiren ölmez arkadaşlardır. Müzik de fevkâlade vefalı bir dosttur. İnsan duygularının olgunluğuna artık inanmayanlar için, her gün yeniden yaratılan hayranlık âlemleri hazırlar. Geçen akşam Opera’da, Beethoven’in Yedinci Senfoni’sinin hakikaten fevkâlade bir çalınmasından sonra etrafımda bulunan insanların yüzlerine bakıyordum. Hepsi de genç, ihtiyar, kendinden geçmiş ve mutluluk içinde, başka bir dünyaya gitmiş gibi idiler. Şüphesiz bunların içinde, tadını kaybetmiş, bezgin ve yorgun ruhlar vardı; fakat onlar da ötekiler gibi, kendilerini hayranlığa kaptırmışlardı. Ses dalgaları ile sürüklenerek, nağmelerin çırpıntıları ile okşanarak, dehânın harareti ile ısıtılıp kurtarılarak, yaşla alâkası olmayan ve kaygı ettirmeyen bir ruh mutluluğuna kendilerini terk etmişlerdi. Böylelikle eski zamanda bazı büyüklerin, en çok sevmiş oldukları müziğin âhengini dinleyerek ölmeyi neden istemiş bulunduklarını anlayabiliyorduk.

Pascal, << O hayat mutludur ki, aşk ile başlar ve emel (gerçekleştirilmesi zamana bağlı istek) ile biter >> der. Bütün emeller tatmin edildikten ya da aşıldıktan sonra sukûn içinde biten ömür, bundan da daha mesuttur. O zaman, elli yaşlarının gölge çizgisinden sonra, on, yirmi sene sonra, insan, bir aydınlık çizgisinden geçer. İhtiyarlığın ilk sarsıntılarından üzüntü duymuştu; kendisinin sandığı bir zamanın yeni fikirlere ve yeni hâkimlere bağlandığını görerek üzülmüştü. Şimdi, artık kendinin olmayan bir devrin canlı ve gönüllü bir seyircisi olarak kalmaktan sakin bir mutluluk duyuyor. Dinlenmiş çehresi, bakışındaki gülümseyen ve berrak aydınlık, ruhunun ne halde olduğunu yeter derecede bir açıklıkla aksettiriyor. Hayır; ihtiyarlık, kapısına: << Buraya girenler, bütün ümitlerinizi terk ediniz >> diye yazılması lâzım gelen bir cehennem değildir. [Dante’nin İlâhi Komedya’sında tasvir ettiği cehennemin kapısına yazılı olan yazı kastediliyor.] İhtiyarın ne sebeplerle ümitsizliğe düşebileceğini tahmin edebilir ve bunlardan hiçbirisinin devasız olmadığını da görebiliriz. << İhtiyarlıkta kuvvet kalmaz >> mı diyorduk? Fakat burada bahis konusu olması lâzım gelen mesele yaş değil, sağlıktır. Hayatta, kuvvetli ihtiyarlar da var; cılız ve gevşek gençler de var. İhtiyarlık zevkten mi mahrum? Hakikatte onunda kendine göre zevkleri var; hem de öyle zevkler ki, kaçıcı şeyler oldukları nispette tatlıdır ve o nispette çok sevilirler. İhtiyarlık faaliyetten mi mahrum? Fakat ekseriyetle ihtiyarlar, genç insanlardan daha iyi çalışır, daha iyi yönetir ve iş başında daha iyi iş görürler. İhtiyarların dostu mu yoktu? Eğer dostluğa lâyıksa, bilâkis herkes onun etrafında toplanacaktır. Nihayet, İhtiyarlar ölümden mi korkarlar? Fakat iyi ihtiyarlar, bu korkudan inanç ve dünya görüşleri yardımı ile âzat olurlar.

Bookmarks


« Önceki Konu | Sonraki Konu »
Seçenekler

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
Sizin eklenti yükleme yetkiniz yok
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı